Bu Blogda Ara

12 Aralık 2017 Salı

Nur Yoldaş - "Masal"

ADI GİBİ BİR ŞARKI


(27 Kasım 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Sanki aradan 30 küsur yıl geçmemiş gibi. Tek kanallı siyah beyaz televizyonun yerini YouTube, çıtır çıtır plakların yerini dijital müzik almış ne gam. Nur Yoldaş’ın sesinin yankılandığı her an ‘80’lerin ilk yarısı. Masumiyet yılları. Ortaokul çağlarındaki küçük bir çocuk müziğin o güne dek bildiği, duyduğu, sevdiği şarkılardan ibaret olmadığını fark ediyor önce. Sonra önünde açılan o büyülü kapıdan içeri giriyor. Enstrüman sesiyle, insan sesiyle, notalarla, kelimelerle neler yapılabileceğini anlıyor, keşfe koyuluyor. Nur Yoldaş’ın sesini, Ergüder Yoldaş’ın notalarını başucuna koyuyor ve öyle büyüyor.


O zaman bu zaman Türk müziğini, makamları evrensel armoniyle bu kadar tutkulu öpüştüremedi hiç kimse. Şiirin içindeki müziği kimse bu kadar namusuyla çıkaramadı açığa. Tek tük denemeler oldu; iki şarkı, üç şarkı, teknik anlamda başarılı olanlar da oldu ama o vakit bu vakit Ergüder Ve Nur Yoldaş birlikte yarattığı o iki albümün üzerine bir albüm daha konulamadı.

Mübalağa etmiyorum. Etsem ne çare. Görünen köy kılavuz istemiyor.

Ergüder Yoldaş’ın müziğe ve de herkese, her şeye küsüp gitmesinden sonra Nur Yoldaş ve onun kusursuz şarkıcılığı, sesi de düştü gündemimizden. Keşke düşmeseydi ama onun için de hiç kolay değildi o iki albümün üzerine yeni bir şeyler koyabilmek.


Nur Yoldaş’ın yeni teklisi “Masal”, geçtiğimiz günlerde Arpej Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Ergüder ve Nur Yoldaş çiftinin oğulları Tunç Devrim Yoldaş’a ait. Tunç Devrim Yoldaş, babasından devraldığı bayrağı yine annesiyle birlikte taşımaya devam ediyor. Bu yola çıkışın üçüncü durağı bu şarkı. Daha önce, 2014 yılında “Bir Gamlı Hazan” ve “Sahiden” isimli şarkılar yayımlanmıştı.

“Masal”ın servis edildiği haberini görür görmez açıp dinlemeye koyuldum. İşte bu yazının ilk paragrafı da o vakit düştü aklıma.


Kuşkusuz Tunç Devrim Yoldaş babasının güçlü ekolünün izinden olabilecek en doğru biçimde yürürken, kendi bilgi, birikim ve müzisyenlik deneyimini de katıyor bu harmanın içine. Nur Yoldaş ise yine benzersiz sesi ve şarkıcılık tekniğiyle kelimenin tam anlamıyla büyülüyor. “Masal” hakikaten masal gibi bir şarkı. Ve bu üçüncü şarkı da gösteriyor ki Yoldaş imzası üçüncü bir albümü doğurmaya doğru gidiyor (Nur Yoldaş’ın ‘90’larda yaptığı ve dönemin “sound”una yenik düşmüş “Sakine” adlı albümü konu dışı tutuyorum.)


Tek bir yerde takılı kalıyorum. Ergüder Yoldaş “Sultan-ı Yegah”ı yaptığında yapıldığı dönemin çok ilerisinde, çok ötesinde, yepyeni, bambaşka bir şeydi karşımıza çıkardığı. Bir yanıyla da güncelin içinde yer bulabilecek kadar moderndi ve nitekim liste başlarına çıktı kısa sürede. Oysa “Masal” ve ondan öncesinde yayımlanmış iki şarkı o dönemin izlerini sürerken bugünü yakalamak konusunda ister istemez zorlanıyor. Bu belki bilinçli bir tercih ama artık bir yerinden bugüne, hatta yarına da dokunmalı bir sonraki iş. En azından bugünün ortaokul çağındaki çocuklarına müzikte yeni keşifler yapabilmeleri için cesaret vermesi adına (tıpkı Ergüder Yoldaş’ın bana yaptığı gibi.) Tunç Devrim Yoldaş’ın bu donanım ve yeterlilikte bir müzisyen olduğuna dair şüphe duymadığım için bunu da rahat rahat yazabiliyorum.    

KASIM 2017

Funda Arar - "Aşk Olsun"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bu kendini tekrar etme, zaman içerisinde edindiği konfor alanının dışına çıkamama meselesini çok fazla dillendiriyorum ama ben yazmaktan sıkıldım, yapanlar yapmaktan sıkılmadı ne çare. Funda Arar da son albümünde farklı bestecilerle de çalışmış olmasına rağmen yine aynı yerden ses veriyordu. Dedim ya; konfor alanı. Her hal ve şartta alıcısı var. Ki Funda Arar ne yapsa belli bir satış garantisini verebiliyor. Bu da kolay vazgeçilebilecek bir şey değil.


Albüm henüz soğumadan araya bir tekli aldı Funda Arar. Bunu daha önce de yapmıştı. Bu yöntemin doğruluğu çoğu zaman tartışılır ama bu defa işe yarayacak gibi zira Arar’ın yeni şarkısı albümün genel seyrinin dışında ve ötesinde.


Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan “Aşk Olsun” adlı şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Eflatun’a ait. Tüm Eflatun şarkıları gibi bu şarkının da iskeleti sağlam, sorunsuz. Bir de gayet modern ve güncel ama ortalama Türkçe pop klişelerinden azade bir düzenleme ile işlenmiş ki dinlerken şöyle bir rahat nefes alıyorsunuz. Gitar duyuyorsunuz, basgitar duyuyorsunuz, ne bileyim, keman var ama alaturka makamdan çalmıyor filan derken “pop gibi”, ferahfeza bir pop şarkı dinliyorsunuz. 

KASIM 2017

Mahmut Çınar - "Güz Geçer"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Kulüplerin, “beach”lerin, radyolar, müzik televizyonları ve tıklanma kaygılarının dayattığı “sanayi tipi” şarkılar popüler müziği bir bataklığa çeviredursun, bu döngüyü reddeden dinleyiciler ve müzisyenler, topyekun “alternatif” diye adlandırdığımız şemsiyenin altında nefes alıyor nicedir. Akım kendi yıldızlarını yaratıyor ve ne dinleyicisi ne de üreteni milyarlarca tıklanmayı, günde bilmem kaç kere radyo döngüsüne girmeyi filan dert ediyor.


Alternatif akımın kaçınılmaz yükselişinde alternatif televizyon yayıncılığı yapan YouTube platformlarının etkisi büyük. Garaj Stüdyo da bu platformlardan biri. Pasaj Müzik’in bir oluşumu Garaj Stüdyo ve uzun süredir sektöre taze kan pompalıyor.


Mahmut Çınar’ın ilk resmi klibi “Satır Satır”, Kasım 2016’da Garaj Stüdyo’da yayınlanmıştı. Söz ve müziği kendisine ait olan ama Bülent Ortaçgil kokusu bir hayli hissedilen bu şarkıyı Gözde Öney’le beraber seslendiriyordu Mahmut Çınar. Sonrasında yine Gözde Öney’le bir düet, “Eski Bahar Şarkısı (Sen Oku)” yayımlandı. Çınar’ın bu defa solo olarak dinleyici karşısına çıktığı “Güz Geçer” ise Eylül 2017’de servis edildi.


Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi olduğu dışında bir bilgiye ulaşamadım hakkında. Yani işin “PR” kısmı henüz işletilmemiş görünüyor. Buna karşın sadece bu üç şarkıyla kendine bir kitle edindiği aşikar. Her şeyden önce iyi bir şarkı yazarı Mahmut Çınar. Alternatif müzik üretmenin şartıymış gibi (hele ki bir de elinde gitar varsa) yaya dağıta şarkı söylemek yolunu seçenlerden de değil. Doğru düzgün şarkı söylüyor, şarkılarının bir derdi var ve o derdi inandırıcı bir biçimde dillendiriyor. Ve dinleyende daha fazla şarkısını duyma, dinleme hissi uyandırıyor.

Henüz dinlemediyseniz mutlaka dinleme listenize ve takibe alın. Kârlı bir keşif olacaktır. 

KASIM 2017

Kibariye - "İstanbul Saklasın Bizi"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Kibariye’yi özlemiş miyiz? Özlemişiz. O da uzun yıllardır şarkı söyleyen ama kendi şarkılarını yazmayan diğerleri gibi bir yerde tıkandı, ne söyleyeceğini bilemedi. Bu arada sesi yorulmuştu, abartılı şarkı söyleme biçimine kendini fazlaca kaptırmıştı derken şöyle ağız tadıyla dinlenebilecek bir albüm yapmayalı çok oldu. En son Yaşar Gaga albümünde “Sevdam Ağlıyor” ve “Onursuz Olmasın Aşk”ı söylemişti ki (bence) “keşke söylemeseydi” dedirten yorumlardı onlar.

Kibariye, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisinde bu kez “İstanbul Saklasın Bizi” adlı şarkıyı seslendiriyor. “Aşk ve Ceza” adlı dizide kullanılan ve 2010 yılında yayımlanan aynı adlı dizi müzikleri albümünde yer alan “İstanbul Saklasın Bizi”, söz ve müziği Aysuda Ülkü Zeren’e ait bir şarkı. Şarkının o versiyonunu Kıraç seslendirmişti. Şimdi ise Kibariye, Erhan Bayrak düzenlemesi ile yeniden seslendiriyor.


Erhan Bayrak düzenlemesi dedim ama siz bu bilgiyi buradan başka bir yerde göremeyeceksiniz zira şarkı servis edilirken basın bülteni de dâhil olmak üzere hiçbir yerde Erhan Bayrak’ın adı geçmiyor. Geçenlerde yazdım Twitter’a. Bundan bir beş on yıl sonra bu yılların müziğini araştıran biri hangi şarkıyı kim yazmış, kim düzenlemiş asla bilemeyecek. Müzik dijitalleşmeye başladığından bu yana albüm / şarkı künye bilgileri, gereksiz bir şeymiş gibi algılanmaya başladı ve beni en çok şaşırtan da şarkı üretenlerin buna razı geliyor olması.


Kıraç’ın sesini verdiği şarkıları uzun uzadıya dinleyemeyen bir dinleyici olarak bu şarkıyı zamanında es geçmiş olduğuma üzüldüm desem yalan olmaz. Derin, oylumlu, incelikli bir şarkı çünkü. Kibariye’ye de çok yakışmış. Kendisi de sevmiş olacak ki tıpkı eski günlerdeki gibi söylemiş; çok abartmadan ve zorlamadan. Erhan Bayrak da nasılsa Kibariye söyleyecek diye kolaya kaçmamış, şarkıcıya sırtını yaslamamış, özenle işlemiş şarkıyı. Bir de Kiboş’u şarkının bulduğu her boşluğunda “lalalilala” yapma alışkanlığından vazgeçirebilse çok iyi olacakmış.

Kibariye’yi bu şarkıda dinleyince popun yakın dönem modası uyarınca “techno” ritim üzerine tiz perdelerden çığlık çığlığa arabesk nağmeli şarkılar söyleyen genç kadın şarkıcılara selam edesim geldi. Suyunun suyunun suyunu çorba diye içenlere de. Müsaadenizle çocuklar!

KASIM 2017