Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

14 Ağustos 2016 Pazar

Kenan Doğulu - "İhtimaller"

KENAN DOĞULU'NUN CAZ YAPMA "İHTİMAL"İ


(Milliyet Sanat dergisi Temmuz 2016 sayısında yayımlanmıştır.)

Evvel zaman, kalbur saman içindeydi… Bir yanımız kahır kıyamet arabesk filmlerin video kasetleriyle yaprak döker, bir yanımız şakkıdı şukkudu taverna kasetleriyle bahar bahçe iken, takvimler ‘80’leri 90’lara bağlayıvermişti bile. Ortalama bir oturma odası büyüklüğündeki ışıklı, bol düğmeli kompüterlerin hayatlarımıza karışıvermesi, binalardaki kapıların yakınına geldiğimizde kendiliğinden açılıvermesi, hatta PTT’ye başvurup yıllarca sıra bekleyerek evlerimize bağlatabildiğimiz, sonra da başköşelerde üzerine dantel örterek muhafaza ettiğimiz telefonların nereye gitsek yanımızda götürebileceğimiz, nerede istersek konuşabileceğimiz akıl almaz cihazlara dönüşüvermesi, yani bilim-kurgu televizyon dizisi Uzay 1999’un gerçek oluvermesi an meselesiydi. O sıra döküldü terütaze popçularımız şeker şurup şarkılarıyla ortalığa. Renkli kostümleri, bir o yana bir bu yana savurduğu fönlü saçları ve kendine has dans stiliyle şirin mi şirin Kenan Doğulu’yu da o sıralar tanıdık.


1993 yılında ilk albümü “Yaparım Bilirsin” yayınlandığında Kenan Doğulu henüz sadece 19 yaşındaymış. O albümde “Jazz Yapma” (evet, caz değil; “jazz”) diye bir şarkısı da varmış (mış diyorum çünkü diğer şarkıların arasında biraz sönük kalmış olmalı ki bugün ancak görünce hatırladım.) Aradan 23 yıl geçmiş. Kenan Doğulu artık 42 yaşında ve “Jazz yapma, kafa karıştırma” diyen 19 yaşındaki Kenan’a kafa tutuyor. Kenan Doğulu şimdi caz yapıyor. 20 küsur yıl içerisinde pop formunda hafızalarımıza yer etmiş, sevilmiş, dile düşmüş Kenan Doğulu şarkılarının caz formunda düzenlemelerinin ve bir de sıfır kilometre şarkının yer aldığı “İhtimaller” adı verilmiş albüm, geçtiğimiz günlerde DGL Müzik ve DMC ortaklığı ile yayınlandı.


Kenan Doğulu mahallenin kızlarına “Hepsi senin mi?” diye laf atan bıçkın delikanlılardan değildi. “Benimle oynama söyledim sana,” diyerek kızları peşinden koşturan bebek yüzlü yakışıklı da değildi. Olsa olsa o kızların yanında gezdirdiği, arkadaş bildiği, sırrını paylaştığı, annelerin de bu tehlikesizliği nedeniyle pek bir sevip kabul günleri üzeri peçeteyle örtülü tabaklarda poğaça, börek gönderdiği, gördüğü yerde “Ah canım, çok şeker,” diye yanaklarını sıktığı yeni yetme olabilirdi. Oldu da nitekim. Konserlerinde “Ben ailenizin sanatçı Kenan Doğulu,” demesi boşuna değildi. Kaldı ki anne babaların ilk gençlik yıllarındaki mahalle arası aile çay bahçeleri, tahta sandalyeli yazlık sinemalarda filizlenmiş uzaktan bakışmalı mahcup aşklarına fon müziğini Kenan’ın babası Yurdaer Doğulu çalmıştı yıllar yılı elinde gitarıyla.


Genç Kenan’ı emsallerinden ayrı kılacak olan sadece bu fiziksel farklılık değildi şüphesiz. Babadan sirayet etmiş müzikal birikimin üzerine konulmuş eğitim, erken yaşta kazanılmış vizyon ve öngörü ve dahası, en az onun kadar donanımlı, yetenekli bir ağabeyin ortaklığı da cabasıydı. Görünen köy kılavuz istemedi nitekim. Öyle ki zaman zaman “Ben sana hayran, sen cama tırman” düzeyinde seyreden şarkı sözlerine rağmen yan yana getirilmesi her zaman çok kolay olamayan iki kelimeyi, “popüler” ve “nitelikli”yi aynı pakete sığdırarak adını ‘90’lardan 2000’lere, oradan da 2010’lara hasarsız ve ziyansız bir şekilde taşımayı bildi.


Hani artık bahis konusu işi biraz da hafife almak maksadıyla kullanır olduğumuz “olgunluk dönemi eseri” tabiri tam karşılığını bulabilir böylesi bir albümle. Yukarıdaki imaj analizlerinden yola çıkarsak yakın zamanda Tarkan’ın yaptığı türden alaturka formda bir albüm beklenebilirdi 40’lı yaşlarına gelmiş bir Kenan Doğulu’dan. Kim derdi ki mahalle kızlarının ve komşu teyzelerin favori gürbüz çocuğu, yıllar yılı popun ana akımına boca ettiği şarkılarını 2010’ların ikinci yarısında beklenmedik bir kararla rezidansların, plazaların, büyük bankaların adını taşıyan küçük sanat merkezlerinin “creme de la creme” nüfusunca iştahla tüketilecek bir formda yeniden düzenleyecek, çalacak ve söyleyecek. Bunu yaparken yanına Ozan Musluoğlu, Ferit Odman, Mehmet İkiz, Ercüment Orkut, Can Çankaya, Bulut Gülen, Şenova Ülker ve Engin Recepoğulları gibi caz müzisyenlerini alacak ve “caza öykünen” değil, “harbiden caz” bir albüm yapacak. Ben demezdim şahsen, ihtimal vermezdim. Hem de yakın zamana kadar “ben hâlâ yirmili yaşlarımdayım” iddiasını görünümünden ve müziğinden hiç eksik etmemiş bir Kenan Doğulu tanıyor iken.


Albüm bir “en iyileriyle” albümü olmadığı için şarkı seçimi popülerlik kriteri ile değil, şarkıların caz formuna uygunluğu kriterine göre yapılmış belli ki. Bu yüzden albümde “olmazsa olmaz” diyeceğiniz kimi şarkılar yokken, “olmasa da olur” dediğiniz kimi şarkılar var. İlk üç albümden ikişer şarkı, 1993 yılından “Aşk Oyunu” ve “Yazmışsa Bozmak Olmaz”, 1995 yılından “Sımsıkı” ve “Can Bebeğim”, 1996 yılından ise “Gelinim” ve “Koca Çınar” erken dönem Kenan Doğulu şarkılarının örnekleri olarak olgunlaşmış versiyonlarıyla bu albümde yer alıyor. 1999 yılından “Kıyamam”, 2001 yılından “Ex Aşkım”, 2006 yılından “Baş Harfi Ben”, 2009 yılından “Aşkkolik” ve nihayet bugüne ait, yeni bir şarkı “İhtimal” ile toplamda 11 şarkılık bir seçki dinliyoruz.



Dünyada yaygın olarak pop şarkılarının caz versiyonları yapılır. Çoğu kez kendileri söylememiş olsalar bile Michael Jackson’dan Madonna’ya dek, üstelik pek de ihtimal verilmeyecek şarkılarına caz yorumları getirilmiş sayısız pop şarkıcısı vardır. Bizde ise başarılı olabilmiş bir ya da iki örnek dışında, az denenmiş ve pek de ilgi görmemiş bir müzikal biçemdir bu. Her ne kadar caz, kökeni itibarıyla bir çeşit halk müziği olsa da, hem enstrümanist hem de solist anlamında yüksek virtüözite, dinleyiciden ise ortalamanın üzerinde bir kulak dolgunluğu isteyen bu tür, Türkiye’de hiçbir zaman halka inememiş, genelin ilgi alanına girememiş, aksine çok iyi caz müzisyenleri kimi zaman karınlarını doyurabilmek için istemeye istemeye popüler müziğe yanaşmak zorunda kalmıştır. 


Bugün dahi, yurt dışında da tanınan nice caz müzisyenimiz olmasına rağmen böyledir bu. Yani Türkiye’de caz yapmak her zaman riskti; bugün de risk. “Caz yapmak” fiilinin öncelikle boşa konuşmak, gürültü yapmak, aykırı sesler çıkarmak olarak algılandığı başka ülke varsa da ben bilmiyorum; oradan pay biçin. Sadece bu nedenle bile Kenan Doğulu’nun bu cesareti göstermesi alkışlanabilir bir şey. Kaldı ki albümün enstümanist anlamında bir virtüözite eksikliği de yok. Elbette Kenan Doğulu bir caz şarkıcısı gibi şarkı söylemiyor. O kadarını beklemek hata olurdu. Yine kendi gibi ya da belki bir parça daha bir pop şarkıcısının şımarıklığından, yersiz ve şuursuz neşesinden, kırılıp dökülmelerinden arınmış gibi ama hepsi bu. Ötesi, kariyerini bir yere kadar düşürmeden taşımış bir şarkıcının keyfekeder bir denemesi, hak ettiği bir lüksün tadını çıkarması ve şaşırtmak pahasına biz vasat pop dinleyicisine önermesi olarak dikkate alınabilir.  

HAZİRAN 2016

Hande Yener - "Hepsi Hit - Vol.1"

HİT ÇIKMAZSA PARA YOK!


(30 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Mevzu o kadar saçma bir yerde ki şu an, birisi çıkıp bir sonraki albümünün adını “Hit Çıkmazsa Para Yok” koyarsa şaşırmayacağım. Öyle bir Salı pazarı jargonuna doğru yol alıyor rekabetin getirdiği iddia. Hande Yener’in yeni albümünün adı “Hepsi Hit”. Alıp eve geldiğimizde “hepsi hit” çıkmazsa kime şikâyet edeceğimizse belli değil.


Ne yalan söyleyeyim; şimdiki zamanların promosyon taktikleri beni heyecanlandırmıyor; aksine soğutuyor çıkacak albümden. Önce sosyal medyada “bomba”, “olay” filan gibi içi çoktan boşaltılmış kelimeler eşliğinde şarkı adlarını bir bir faş etmeler, sonra ufak ufak şarkı sözlerini paylaşmalar, oradan “teaser”lar, albüm kapağı eşliğinde 15 saniyelik Instagram videoları, sonra tek bir şarkının, ardından da albümün önce ve sadece iTunes’da ön siparişe çıkması ve nihayet satışa sunulması. Gösterip de vermemek, ucundan koklatmak ya da ne derseniz deyin. Çok naz âşık usandırır diye de bir laf var. Hah işte ben usanıyorum bu yersiz uzatmalardan. Şöyle ya da böyle, albümünüz iyiyse zaten bir kere de şak diye çıkarsanız da dinleyici görür, duyar, alır. Yakın zamana kadar sosyal medya mı vardı Allah aşkınıza? Aksine, albümü çıktığını hiç bilmeden birdenbire rafta görmenin verdiği bir başka heyecan vardı ki, alır almaz dinlemek için eve nasıl gittiğimi bilmezdim.


Hande Yener bu promosyon taktiğini fazlaca benimseyenlerden. Bu albüm aylardır sosyal medyada adıyla sanıyla anons ediliyor bizzat Yener’in kendisi tarafından. Merak etmedik mi? Ettik ama bir o kadar da beklenti büyüttük. İşin en tehlikeli tarafı da o zaten.

Mesela albümden ilk servis edilen şarkı “Mor”, bende ilk hayal kırıklığı oldu. Evet, eğlenceli, şıkır mıkır bir şarkı. Kısa yoldan bu yazın çok çalınanlarından biri olmaya da aday. Ama bunca iddianın yükünü kaldıracak bir şarkı değil. Her şeyden önce “sana kırmızı çok yakışıyor” un laciverdi (pardon moru.) Kabul, Hande Yener’in “Kırmızı” ve benzeri şarkılarını mumla aradığımızı kaç kere yazdık ettik, söyledik ama bunca yıl sonra o şarkının bir benzerini yap demedik sanırım.


Kaldı ki “Mor”, “Kırmızı”nın kusurlu bir kopyası. Şöyle ki… Hande Yener’in bu albümde de şarkı aldığı Altan Çetin ve Ersay Üner’in yıllardır popüler şarkı yaratmaktaki becerilerinin en önemli sırrı, şarkı sözlerinin müzikle uyumu, dile kolay söylenişleri, kalabalıklarca bir ağızdan söylenmeye müsait fonetik yapılarıdır. “Kırmızı” bunun doruk noktasındaki örneklerinden biridir. O kadar uzağa gitmeye de gerek yok; bu albümdeki “Deli Bile”ye, “Emrine Amade”ye bakmak bile yeter. Bir de “Mor”a bakalım sonra. “Yakıştı ama sana mor renk çok” cümlesi mesela. İlk kelimenin sonundaki harf ile ikinci kelimenin başındaki harfin, “ı” ve “a”nın çakışması, “mor renk” teki üst üste iki “r” harfinin sertliği filan cümleyi neredeyse eşlik edilemez bir hale getiriyor. Şarkının nakarat kısımlarının kaydedilirken tek bir seferde söylenmediği de çok belli zaten. Her cümle bir sonrakinin yolunu tıkıyor zira, şarkıcıyı zorluyor. “Hit” olması için yazılıp çizilmiş bir şarkıda bu aslında küçük kural hataları ister istemez göze kocaman görünüyor. “Hit” yazmak o kadar kolay değil çünkü. O işler o kadar kolay olmuyor.


Şarkının sözlerinin ne anlattığı da ayrı muamma. Birilerine “giydirmek” için yazıldığı kesin. Artık eski sevgili midir yoksa en dişli rakip mi onu bilemiyoruz. Peki, şarkı boyunca birine (tutun ki karşındakine) hitaben söylenen sözler neden ikinci dörtlükte bir üçüncü kişiye yönelip gıybete (“aman çabalasın dursun, onun da işi zor valla” şeklinde) dönüyor? Bu şarkıda kaç kişi var? Anlayan beri gelsin.

Ha bir de böylesi hafif bir şarkıya bu kadar karanlık, demir parmaklıklı, klostrofobik bir klip çekmekteki amaç neydi, onu da klibin yönetmeni Gülşen Aybaba’ya sormak lazım sanırım.


“Mor”, söz müzik ve düzenlemesi Mert Ekren’e ait bir şarkı. Albümdeki bir diğer Mert Ekren şarkısı olan “Vah Vah” ise tesadüf bu ya, bu defa Hande Yener’in Sinan Akçıllı döneminde kalmış “Atma”nın epeyce yakınlarından geçiyor. Özellikle de şarkının giriş kısmı (metronomu biraz düşürdüğünüzde.)

Dahası da var. Yine söz ve müziği Mert Ekren’e ait “Kavuşabilir miyiz?” ise bir başka eski Hande Yener şarkısı “Acı Veriyor”u andırsın diye yazılmış düpedüz.


Sözün özü albümdeki üç Mert Ekren bestesinin üçü de eski birer Hande Yener şarkısının yavan birer replikası. Buna takılmazsanız seversiniz bu şarkıları da belki. En azından Hande Yener’in artık kelimeleri yaya yaya, geniş geniş şarkı söyleme alışkanlığından artık tamamen vazgeçtiğini duymak hatırına. (Bu arada Hande Yener’in “Acı Veriyor”daki gürül gürül sesi ile “Kavuşabilir miyiz?”deki stüdyoda üzerinde epeyce oynanmış, deforme ses kıyaslanamaz bile, o da ayrı mesele.)


Albümde iki de Ersay Üner şarkısı var. Gürsel Çelik düzenlemesiyle “Emrine Âmâde”, albümün büyük balıklarından biri olabilir. Çünkü söz ve müziği bir dinleyişte akla takılıyor, düzenleme ise çok güçlü, çok dinamik. Kafaya kafaya vurmadan, işi kuru gürültüye boğmadan da güçlü ve dinamik düzenleme yapmanın mümkün olduğunu da bir kez daha görüyoruz böylece. Ayrıca “Bangır Bangır” ile başlayan popta kaşık havası modasının izleri de var şarkının özellikle nakarat melodisinde ki modaysa moda, sırf buradan bile yürüyebilir bu şarkı.

Yalnız enteresan bir biçimde bu şarkıda da bir özne karışıklığı söz konusu. Sözlerin akışında nakarata kadar Hande bir üçüncü kişiye o pek ayılıp bayıldığı adamdan bahsederken nakaratta hızını alamayıp direkt o adama seslenmeye başlıyor (belki de bunu medeni cesaretine yormak lazım, bilemedim.)   


Albümdeki diğer Ersay Üner şarkısı olan “Bu Kafayla”nın düzenlemesi de Ersay’ın elinden çıkmış. Hadi itiraf edeyim, ben dans şarkılarında “loop”larla,” sample”larla elde edilmiş elektronik sesleri de seviyorum yerine göre (bunun müzik sözlüğünde bir karşılığı var mı bilmiyorum ama “muzır bir biçimde kullanıldığı zaman” diye açabilirim “yerine göre” şerhini.) Bu şarkının düzenlemesini sevdim bu yüzden. Amaca hizmet ediyor, tatil yerlerinde çalınmayı, dans ettirmeyi filan garantiliyor. Şarkının kendisi ise (söz ve müziğinin Ersay Üner’e ait olduğunu bilmediğimizi var saysak bile) tipik bir Demet Akalın şarkısı; özellikle de nakarat kısmı. Biliyorum bu, Hande Yener’e kavgada bile söylenmez ama iki kere iki de dört işte, yapacak bir şey yok.


Hande Yener’i “star”lık mertebesine eriştirmiş Yener-Altan çetin ortaklığının en son ürünleri, üç yeni şarkı albümde ardı ardına sıralanıyor. “Deli Bile”, yukarıda bahsi geçen, dile kolay gelecek, kalabalıklarda birlikte söylenebilecek bir şarkının nasıl olması gerektiğine dair iyi bir örnek. Biraz tekerleme gibi mi, evet. Ama amacımız belli, “mood”umuz da bu ise doğru formül böyle bir şey. Altan Çetin ve Catwork (Baran Akın ve Burak Keskin yani) ortak düzenlemesiyle “Deli Bile”, albümdeki bir diğer büyük balık gibi görünüyor.


Albümdeki diğer iki Altan Çetin şarkısının düzenlemelerini Gürsel Çelik yapmış. “Seviyorsun”, Yener’den epeydir duymaya alışık olmadığımız türden, oryantal esintili bir şarkı. İlginçtir ki, ilk üç albümündeki Hande Yener’i en çok bu şarkıda yeniden duymak mümkün. Yakın zamanda Sibel Can’ından Berkay’ına çok kişinin seslendirdiği, adeta tekrar moda olan eski arabesk şarkıları yeniden düzenletmek için Gürsel Çelik’in kapısını çalsaymış birileri keşke. Yaylıları, nefeslileri ve ritim kompozisyonuyla bu şarkının düzenlemesi ‘80’ler arabeskinin nefis bir uyarlaması olmuş çünkü (Nathasca Atlaslara filan kadar gitmeye hiç gerek yok.)

“Seviyorsun”un hemen ardından gelen “Bilmiyor” ise tam aksine, batılı formda bir yavaş şarkı. Yine çok iyi bir düzenlemeyle, Hande Yener’in kulak dolduran vokaliyle albümün iyi şarkılarından biri “Bilmiyor”.


Söz ve müziği Murat Dalkılıç’a, düzenlemesi Serkan Ölçer’e ait “Görev”, her şeyden önce farklı hikâyesi, şarkı sözleriyle dikkat çekiyor. Bu da batılı formda bir yavaş şarkı, iyi bir şarkı ama “hit” olur mu derseniz, pek ihtimal vermiyorum. Daha içe kapanık, özel, geniş kitlelere mal olmayacak bir şarkı çünkü.

Albümün kapanışında yer alan “Biri Kaybediyor”, enteresan ve sürpriz bir deneme olmuş. Okay Temiz’in ‘70’lerde Yeşilçam filmlerinde, reklamlarda, televizyon yayını arıza nedeniyle kesilip ekrana necefli maşrapa görüntüsü getirildiğinde filan dinlemelere doyamadığımız “Denizaltı Rüzgârları” adlı enstrümantal eserinden alınan “sample”ın kullanıldığı bir şarkı “Biri Kaybediyor”. Bu “sample” kullanma işinin dünyada modası geldi geçti ama bizde pek rağbet görmedi. Şarkıda tanıdık bir melodi duyan herkesin “sample” mıdır, değil midir, izin alınmış mıdır alınmamış mıdır bakmadan “çalıntı” diye ortalığı velveleye vermesindendir muhtemelen. İşte bu şarkı, o çok tanıdık, adeta beynimize kazınmış melodinin üzerine Berksan tarafından inşa edilmiş, düzenlemesini ise Çağın Kulaçoğlu yapmış.


Daha önce yazdığım bir Hande Yener yazısına tepki olarak Çağın Kulaçoğlu sosyal medyada benim “müzikten anlamadığımı” ima eden bir şeyler yazmıştı. Bir yavrunun annesini koruma içgüdüsüne yormuş, görmezden gelmiştim. Şimdi yeri geldi diye yazıyorum. Ünlü bir annenin oğlu olarak başladığı “dj”lik macerasını yine annesinin albümlerinde düzenleme yaparak devam ettiren Çağın’ın imzasını ileride bilgisayarın değil, gerçek enstrümanların çalındığı, çalan her enstrümanın partisyonlarını bizzat kendisinin yazdığı bir düzenlemenin altında görmek beni ziyadesiyle mutlu edecektir, emin olsun. Ülkemizin yeni yeni Onno Tunçlara, Attila Özdemiroğlulara, Garo Mafyanlara filan ihtiyacı had safhada malumunuz.


“Mix”ini Ümit Kuzer’in yaptığı (bunu niye belirttiysem) “Biri Kaybediyor”, bence çok iyi bir şarkı, hatta belki de sürpriz bir “hit”. Yalnız şarkının “Nasıl koyduk adını” diye başlaması talihsiz olmuş biraz. Zira kaç kere dinlediysem, her defasında “Nasıl koydu kadını” diye anladım ben. Ötesi uçuk, eğlenceli, çarpıcı.


Gelelim şu imaj meselesine… Çünkü vokal tekniği ile beraber imajını da yerle yeksan etmiş bir Hande Yener gördük geçtiğimiz yıllarda. Sonra tam toparlandı dedik ki bu albümün kapak fotoğrafı düştü sosyal medyaya. George Clooney buna benzer bir fotoğraf vermiş bir vakitler, yazıldı, çizildi. 


Bana ise direkt Kusama’yı çağrıştırdı doğal olarak. Sanırım Hande Yener’de giyim kuşam konusunda bir Bülent Ersoy damarı var ve çarpıcı olacağım derken ifrata kaçıyor, abartının dipsiz kuyularına düşüyor. Sonra gelsin “drag queen” estetiği, gitsin “freak show” kafası. Şova, gösterişe hiç karşı değilim, popun zemini bundan mamul zaten. Kast ettiğim başka bir şey. Şimdi birileri de kalkıp modadan da anlamadığımı söylerse nerelere kaçarım onu bilemiyorum.


Albümün konsept tasarımı Hakan Akkaya’ya, fotoğrafları Cem Talu’ya, kartonet tasarımı ise Ahmet Terzioğlu’na aitmiş bu arada, onu da belirteyim.

Sözü özü (ortalama bir pop dinleyicisi olduğumu varsayarsak) ben bu albümü (en azından) bu aralar dinlerim. Zaten dinlemesem de yaz boyu gittiğim yerlerde maruz kalırım, eğlenirim, hatta yeri gelir coşarım. Daha fazlasını beklemem çünkü beklediğimle kalırım. Hande Yener de bu durumdan memnunsa, ortada sorun yok demektir. “Hepsi hit”miş değilmiş, kimin umurunda?

HAZİRAN 2016

Fettah Can - "Sen En Çok Aşksın"

FETTAH CAN STİLİ


(28 Haziran 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Adını 2000’lerin ilk yıllarında şarkı yazarı olarak hafızaya aldık. Fettah Can, o dönem Alper Narman ile birlikte sayısız “hit” şarkıya imza attı, Emel’den Sezen Aksu’ya, Levent Yüksel’den Sibel Can’a, sektörün lokomotif isimlerinin albümlerinde yer alan şarkılarıyla tanınırlığını perçinledi. Gülben Ergen’e verdiği “Yalnızlık” adlı şarkıda ilk kez onun sesini de duyduk ve aslında müziğe başladığı ilk yıllarda da şarkı söyleyen Fettah Can, 2010 yılından itibaren solo çalışmalarıyla şarkıcı olarak da karşımıza çıkmaya başladı.


Geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlanan “Sen En Çok Aşksın”, Fettah Can’ın dördüncü albümü. İlk albümünden bu yana, yeni şarkılarının yanı sıra daha önce başkalarına verdiği şarkılara da yer veriyordu Fettah Can. Bu son albüm ise daha önce tekli formatında yayımlanmış iki şarkı haricinde tamamen yeni şarkılardan oluşuyor.


2013 yılında yayımlanan “Yalanlar Cumhuriyeti” adlı albümden sonra, 2015 yılını “Delirme” ve “Yalan Bu Dünya” teklileri ile geçirmişti Fettah Can. CD baskısı yapılmayan o iki şarkı, bu albümde yer bulmuş. Geriye kalan sekiz yeni şarkı ise yıllardır dinlemeye alışık olduğumuz Fettah Can stilinin yanı sıra daha farklı denemeler de içeriyor.


“Hayata Merhaba De” bu farklı denemelerden biri. Hem senfonik, hem de alaturka öğelerin ustaca bir araya getirildiği bu Fettah Can bestesi ve düzenlemesi, Cansu Kurtçu’nun etkileyici sözleri ile albümün en iyi şarkılarından biri. Akdenizli bir şarkı olan “Sağanak Gibi” de ilk dinleyişte dikkat çekenlerden. Keşke Fettah Can bu şarkıyı böylesi ağdalı bir biçimde değil de, daha sakin, hatta belki fısıldar gibi söyleseymiş. Çok ters köşe bir şey çıkabilirmiş ortaya.


Bildik Fettah Cah stilinde yürüyen (evet böyle bir stilin varlığından söz edebiliriz artık; sıkça da izinden gidiliyor üstelik) “Sen En Çok Aşksın”, albümün çıkış şarkısı ve elbette en ticari şarkı. İlan-ı aşk eden şarkılar (düğün şarkısı formunda ya da değil) her zaman en sevdiklerimiz arasında zira. “Olan Bize Oldu” da alaturka nağmeleriyle dinleyeni yakalayabilecek bir başka ticari gücü yüksek şarkı. “Bahardan Kalma”nın A kısmı ile “Olan Bize Oldu”nun nakarat melodisinin (oktav farkıyla) aynı kalemden çıktıkları biraz fazla belli.


Söz ve müziği Onur Koç’a ait “Dipsiz Kuyu”, türün çok tipik bir örneği. Başka bir açıdan “Ben Söyledim Sen Anla” da öyle. Mısır’dan İspanya’ya uzanan, bizim de kıyısından köşesinden dâhil olduğumuz coğrafyanın yıllar yılı dinlemekten ve sevmekten bıkmadığımız müziğinden ilham almış, aynı coğrafyanın biri biraz daha doğusundan, diğeri ise batısından yürümüş iki şarkı. Albümün kapanışında yer alan “Kalbime Güvendim” ise ferah, hafif ve iddiasız bir şarkı.


Fettah Can’ın şarkıcı olarak ilk kez karşımıza çıktığı zamandan bu yana şarkıcılık tekniği açısından çok daha iyi bir noktaya geldiğini bu albümle bir kez daha anlamak mümkün; onu da söylemek lazım.

Lara Sayılgan’ın çektiği fotoğraflar ve WBR İstanbul’un grafik tasarımıyla albüm kartoneti çok da iyi ve özenli bir baskıyla dinleyiciye sunuluyor. Hatta son zamanlarda gördüğüm en özenli kartonet baskısı da diyebilirim.

HAZİRAN 2016 

Pul - "Bu Hikâye Senin"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Denizli çıkışlı bir “rock” grubu olan Pul, ilk albümü “Sana Şarkılar Yazdım”ı 2013 yılında piyasaya sürmüştü. Albümün çıkışından bir süre sonra ise grubun kadrosu, kurucusu Yasin Aydın dışında tamamen değişti. Pul, uzunca bir aradan sonra yayımladığı yeni teklisinde Yasin Aydın’ın yanı sıra Özkan Yılmaz ve Kemal Eren’in de olduğu yeni kadrosuyla karşımıza çıkıyor. “Bu Hikâye Senin” adlı şarkının yer aldığı tekli, geçtiğimiz günlerde Artıproject etiketiyle vitrine çıktı.


Grubun ilk albümünün en belirgin eksiği, Pul adını hafızalara yerleştirecek kadar güçlü bir şarkının var olmaması idi. Bu yeni şarkı, bu eksiği geç de olsa giderebilir. Çünkü bir parça Emre Aydın şarkılarını anımsatmakla beraber, “Bu Hikâye Senin”, sözü, müziği ve temiz “sound”u ile hem eli yüzü düzgün, hem de ticari şansı da olabilecek bir “rock” şarkısı. Bu kulvarda nicedir yeni gruplar, yeni şarkıcılardan yana aman aman ses getiren bir iş düşmedi önümüze. Pul’a dikkat kesilmek için bu bile bir gerekçe olabilir.


HAZİRAN 2016