Bu Blogda Ara

19 Eylül 2018 Çarşamba

Yasemin Mori - "Estralla"


HAVAİ FİŞEKLER


(19 Mart 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

2008’de yayımlanan ilk albümü “Hayvanlar”la tanımıştık Yasemin Mori’yi. Dönemin müzikal çizgisi içerisinde fişek gibiydi, bambaşkaydı, yepyeniydi ve alternatifin bugünkü kadar kıymete binmediği o günlerde beklenmedik bir biçimde ilgi görmeyi de başarmıştı.

İkinci albümü “Deli Bando” daha karanlık, daha içe kapanık, üçüncü albümü “Finnari Kakaraska” ise daha yorucuydu.


Yasemin Mori’nin dört yıl aradan sonra yayımladığı yeni albümü “Estrella”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı. Mori bu kez ilk albümündeki parlak ve göz alıcı çizgisine geri dönmüş gibi görünüyor.

Aslında şarkı yazma biçimi başından beri hep aynı. Sözün müziğe çoğu kez çelme taktığı, müziğin sözün peşinden koştuğu engebeli alanda serbest çağrışımların, metaforların, göndermelerin havada uçuştuğu sözler, sürekli virajlı bir yoldan ilerleyen, ani değişim, dönüşümleri, deli trafikleriyle dinleyici yer yer sersem eden melodik yapılar… Bu anlamda da işlenmesi, aranje edilmesi zor şarkılar. Altından doğru bir biçimde kalkıldığında tadından yenmez ama aksi durumda dinleyeni fena halde zorlar hatta tuş eder.


Bu işin bir tarafı. Öte tarafında da ilk albümünden sonra Mori’nin şarkı söyleme biçimine hâkim olan burnu tıkanıklık hali var ki beni şahsen bir dinleyici olarak en çok zorlayan o olmuştu son iki albümde. Nefessiz kalıyordum dinlerken.


İşte bu yeni albümde bu iki handikabı da bir şekilde aşmış bir Yasemin Mori var. Bazıları bunu ana akıma göz kırpmakla açıklamış ama bu izah çok eksik ve haksız kalır. Ana akımda Mori kafasında şarkı yazacak kaç babayiğit çıktı ki bugüne dek ki Mori’yi oraya konumlandıralım? Konu albümün tüm düzenlemelerini yapan ve hep pop işlerinden bildiğimiz Gürsel Çelik’se şayet, bence Çelik bu albümde pop klişelerine mecbur kalmamanın özgürlüğünü yaşamış şöyle doya. Öyle ki Mori ve aranjörlüğün yanı sıra bazı bestelere de Mori’yle birlikte imza atan Gürsel Çelik birlikte havai fişekler patlatıyorlar bu albümde.

Yasemin Mori’nin şarkı söyleme tekniğinde de gözle görülür (ya da kulakla duyulur) bir farklılık var ki yukarıda bahsettiğim o sorun ortadan kalkmış gibi. 


Son dönemin gözde “rap” yıldızlarından Eypio’nun da eşlik ettiği “Estirelim mi?”, hemen ardından gelen “Çıngıraklı Dilber” ve özellikle de “Konyak” albümdeki favorilerim oldu ilk dinleyişte. “Konyak”ta da Cem Yılmaz eşlik etmiş Yasemin Mori’ye ama bana kalırsa şarkı zaten yeterince karizmatik; Cem Yılmaz olmasa da fark etmezmiş. “Tuzlu Su” da bu saydıklarımdan aşağı kalmıyor bu arada.


Her şeyden önce albümün bir bütünlüğü, kendine ait bir dünyası var. O dünyaya girersiniz, giremezsiniz, içinde kalmak istersiniz, istemezsiniz o ayrı mesele. Ama özgün ve kişilikli, çok renkli ve çok sesli. Bu da bu zamanda hiç az şey değil.

İçeriği kadar güzel ve bütünlüklü bir kapak ve kartonet tasarımı ile satışa sunulan “Estrella” ile Yasemin Mori 2018 yılından ses veriyor. Sevenler ya da henüz hiç dinlemeyip keşfetmek isteyenler için bundan iyisi can sağlığı.


ŞUBAT 2018

Ari Barokas - "Lafıma Gücenme"


ARİ ŞARKILARINI SÖYLÜYOR


(12 Mart 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Duman dağılmadı, söylentilerin aksine dağılmaya niyetli de görünmüyor ama grup üyeleri gruptan bağımsız da müzik yapabilme haklarını kullanıyor bir bir. 2015’de piyasaya çıkan Kaan Tangöze solo albümü epey ses getirmişti. O zamandan bu zamana yeni bir Duman albümü düşmedi raflara ama geçtiğimiz günlerde bu defa grubun bas gitaristi Ari Barokas solo albümüyle çıktı karşımıza.


Bir grup hele ki popüler de bir grupsa ister istemez kendi tavrı ve tarzı içinde dolanıp durmaya başlıyor bir yerden sonra. İstese de beklentilerin çok dışına çıkamıyor. Oysa solo albümler grup elemanlarına bu özgürlük alanını yaratıyor. Daha kolay risk alınabiliyor belki de. Nitekim tıpkı Kaan Tangöze gibi Ari Barokas da Duman müziğinin dışında bir yerlerde seyrediyor bu ilk solo albümünde.

Bu fark beste ve şarkı sözlerinden ziyade müzikal biçim ve icrada gösteriyor kendini. Bu albümdeki (“Yaşıyorum Sil Baştan” gibi) kimi şarkılar herhangi bir Duman albümünde de yer alabilirdi belki ama bu şekilde yer almazdı, orası kesin.


Garaj etiketiyle yayımlanan albüm “Lafıma Gücenme” adını taşıyor. 10 şarkıdan oluşan albümde tüm söz ve müzikler Ari Barokas tarafından yazılmış. Kayıtlar canlı olarak yapılmış ve Barokas’a stüdyoda Utku İnan, Ekin Bilgin ve (Duman’ın davulcusu) Mehmet Demirdelen’le birlikte vokalde Gülin Kılıçay ile Dilara Sakpınar eşlik etmiş.


Gayet zeki ve yetkin bir kalemin elinden çıktığını her söz ve müzik cümlesinde hissettiğiniz, çok sağlam teknik kurguları olan ve dahası belirgin bir müzikal tavrın ve bir dünya görüşünün etrafında biçimlenmiş şarkılarla dolu bir albüm bu. Belki ’60 sonları, ’70 başları, belki bazı bazı daha da önceleri… Melodik, sade, bir bakıma naif ama bir o kadar da dinleyene dünyayı değiştirebileceğine inandıracak kadar güçlü şarkılar vardı hani o zamanlar… Barokas’ın müziği tam da oralardan bir yerlerden ses veriyor. Belki müzikal biçem olarak bugüne ait değil ama bir yandan da bugünlerin elektronik gürültüsü, dijital sıkıştırılmışlığı, “indie” şemsiyesi altındaki melodi fukaralığı ve benzerleri içerisinde dinlemeye hasret kaldığımız türden. 


Şarkı sözleri ise gerçeklikle bağlarını koparmamış, yaşadığı ülkede ne olup bittiğinin farkında ve idrakinde olan herkes için, albümden alıntıyla, “salak” olmayan herkes için tam da bugünlere dair şeyler söylüyor. Kimi zaman gayet açık ve net (“Salaksın”, “Gavurlar” ve “Nafile”de olduğu gibi), kimi zamansa dili, duyarlılığı ve anlattığı hikâyeler ile…


Belki yeni bir Duman albümü özleyenler, bu albümü onun yerine koyamayacaklar ama bu albümü bir Duman albümü ile kıyaslamak da, Kaan Tangöze’nin solo albümüyle kıyaslamak da anlamsız. Onun yerine yıllardır aynı grubun müziğini üreten iki müzisyenin farklı kimyalarına şahit olmanın heyecan vericiliğine teslim olmak lazım. Daha önce sesini duymadığımız Barokas’ı bu albümde şarkı söylerken dinlemek ve “Yahu şarkıcı olarak da hiç fena değilmiş” demek bile tek başına bir macera olabilir tadını çıkarmak isteyenler için.   
İki solo albümün çok benzer iki albüm kartonet dokusunda buluşmaları ise bilinçli bir tercih de olabilir, bir tasarımcı cilvesi ya da bir tesadüf de, orasını bilemem.

Daha Mart ayındayız ama yılın en iyi albümlerinden birini şimdiden elimize aldığımız rahatlıkla söylenebilir.


MART 2018

Koliva - "Nafile

GENÇ KUŞAKTAN KARADENİZ MÜZİĞİ


(5 Mart 2018 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Son 25 yıldır, Karadeniz müziğinin önce sessiz sedasız, sonra gözle görülür bir biçimde yükselişine ve müzik sektöründe hatırı sayılır bir pazar payı sahibi oluşuna şahit olduk. Bu türün ciddi bir alıcısı, takipçisi var ve haliyle kendi starlarını da çoktan yaratmış durumda. Enteresan bir biçimde, Karadeniz müziği denilince akla gelen müzikal kalıpların kısıtlı ve hatta yer yer tekdüze olması, türün içerisinden sayısız çeşitlemelerin türetilmesine mâni olmadı yıllardır. Öyle ki bu türün izleğinde klişelere tapan pop müzikten çok daha yaratıcı işlerin ortaya çıkarıldığı bir gerçek. Bundandır ki Karadeniz müziği yapan müzisyenlerin büyük kısmı alternatif kulvarda kabul görüyor.


İlhan Gülten, Caner Parlağı, Mehmet Erkan, Metin Eren Başural, Yasin Yiğit ve Mehmet Barış Başural’dan kurulu Koliva (ben grubun resmi Facebook hesabının yalancısıyım; yoksa albüm kapağında beş kişiler), türün kalabalığı içerisinde nispeten genç kuşaktan bir grup. 2014’de ilk albümü “Yüksek Dağlara Doğru” ile adını duyuran Koliva’nın ikinci albümü “Nafile”, 2017’nin son günlerinde Kalan Müzik etiketiyle raflarda yerini aldı.


Albümün kapanışında “Sen Gozumda Yaş İdun”, daha önce Kazım Koyuncu tarafından da seslendirilmiş “Moxtu Kocelawedu” ve “Melyatişa Cevulur” türkülerinden oluşan bir “Tulum Potburi” var. Daha önce tekli olarak yayımlanmış “Hayde” (bildiğimiz “Hayde Gidelum Hayde” türküsü değil) ise albümün diğer anonim türküsü. Artık neredeyse anonimleşmiş Erkan Ocaklı türküsü “Ula Ula Niyazi” yine grubun solisti İlhan Gülten’in yazdığı bir kıta ilave ile anonim bir başka türkü “Düğün” ve anonim sözlerin Onur Atmaca tarafından bestelenmesiyle oluşturulmuş “Zannetma Evlenmişim” türün otantik tarafından el alan parçalar.

Bir Faruk Yılmaz bestesi olan ve daha önce Kardeş Türküler tarafından da seslendirilen “Güldaniyem” ise albümün sürprizi çünkü aslında Trakya türküleri formunda ve ritminde yazılmış olan bu türkü bu albümde Karadeniz formuna evrilmiş. 


Bunlar dışında kalan 8 şarkı, genç kuşak Karadeniz müzisyenleri tarafından yazılmış yeni şarkılar. Grup üyelerinin yazdığı şarkılar da var, Furkan Ayaz, Erol Şahin, Ümit Karabiber, Eren Can Maşalacı gibi grup dışından isimler de.


Yani aslında albümün repertuarı, benzer türde albümlerin çizgisinde bir seyir izliyor. Biraz anonim, biraz derleme, biraz da türkü formunda beste… Ancak seçilen şarkılar kadar düzenlemeler ve icralar da grubun kendi kimliğinin ayırt edilebilir olmasına katkı sağlıyor. Karadeniz müziği yapıyorum diye sırtını tamamen kemençeye ya da tuluma dayamıyor mesela Koliva. Solistin şivesi abartılı ve zorlama değil. Ritim kompozisyonları ve enstrüman kullanımı bu tür müziğe çok yakın olmayan kulakları dahi yakalayabilecek sadelikte. Hatta “Nafile” ve “Mahşer” gibi kimi şarkılarda yer yer pop tınladığı bile söylenebilir.

Bütünüyle eli yüzü düzgün, tertemiz, derli toplu bir albüm bu. Koliva müziğini sevenlerin sevmeye devam etmesi, Koliva’yı tanımayanların ise keşfetmesi için güzel bir vesile olacak, grubun kariyerinde bir adım daha ileri gitmesini sağlayacak bir albüm. 

MART 2018  

Pamela - "Yara"


BU ALBÜM İŞLER Mİ?


(27 Şubat 2018 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Pamela’nın arabesk-taverna döneminden şarkılarla bir albüm yapacağını ilk duyduğumda heyecan duymadım dersem yalan olur. Haberi duyduğum günlerde Ümit Besen – Pamela düetinin almış yürümüş olması bir yana, Pamela’nın “Fırtınalar” örneğinde olduğu gibi sesini verdiği her “cover” şarkıyı değiştirebilme, dönüştürebilme becerisine bir albüm boyunca şahit olmak çok şahane geliyordu kulağa. 

İşte o albüm, 2018 yılının ilk albümlerinden biri olarak geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. “Yara” adı verilmiş albümde dokuz “cover” ve bir de “remix” versiyon var.


Albümün adı ve adına gönderme yapan yara izli kapak fotoğrafı şahane. Zira bu şarkıların ortak paydası (yara açmış, yarayı sızlatmış, yaraya tuz basmış ya da merhem olmuş olmaları) bir tek kelimeyle ancak bu kadar güzel vurgulanabilirdi.

Aynı şeyi albüm fikri bazında da söyleyebilmek mümkün. Herkes “cover” yapıyor yıllardır. Arabesk şarkılar da defalarca “cover” malzemesi oldular bu süreçte ama arabeskin hem bu kadar dışında kalıp hem de bu kadar içine girebilmek pek herkesin harcı değilken Pamela’nın bu konuda benzersiz bir iş çıkarması da kuvvetle muhtemel… di.


Anlayacağınız benim beklentim yüksekti. Ve beklediğimi bulamadım dersem son söylemem gerekeni baştan mı söylemiş olurum bilmiyorum ama bu yazının özeti de bu.

Bu noktada hiç sözümü esirgemeyeceğim. Albüm repertuarı tam tabiriyle yerlerde sürünüyor. Özensizlik mi, bilgisizlik mi, baştan savmacılık mı? Yok canım, mümkün değil. Sonuçta albümde imzası olanların hiçbiri dünkü çocuk değil. O halde cinfikirlilik olmalı. Risksiz, zahmetsiz, tehlikesiz, kısa yoldan, kolay yoldan bu işi nasıl yaparız derdi olmalı.


“Bu şarkı çok seviliyor. Al albüme!”

“Bunu geçenlerde biri söyledi, çok tuttu. Al albüme!”

Tamamen bu mantıkla seçilmiş şarkılar. Yani oturup kimse o dönemin şarkılarını dinlememiş, araştırma çabasına girmemiş sanki bu albüm için. Yakın dönemin “cover” şarkılarını ve albümlerini dinlemiş, onlardan bir seçim yapmışlar gibi. Albümdeki şarkıların büyük çoğunluğu defalarca yeniden söylenmiş, yakın dönemde tekrar parlamış ve bu vakitler gittiğiniz herhangi bir müzikli mekânda ya da konserde illa ki çalınacak, söylenecek (zaten söylenen) şarkılar. Yani bu albüm sayesinde keşfedeceğiniz bir şarkı yok. Hepsini Pamela’dan önce keşfeden birileri zaten oldu.

Oysa “Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi?” Ümit Besen diskografisinin zamanında hemen hiç dikkat çekmemiş, kıyıda köşede kalmış bir şarkısıydı ve yılar sonra “hit” oldu. Ama bu albüm “Kaç Kadeh Kırıldı”, “Sarhoş”, “Ağla Halime”, “Taht Kurmuşsun Kalbime” gibi çok bildik, kimisi artık usandırmış şarkıların etrafında dönüp duruyor.


Bildiğim kadarıyla Müslüm Gürses’ten sonra (2006’dan bu yana) kimsenin sesi değmemiş “Sen Olmayınca” ve Ümit Besen’in bilinmeyen bir şarkısı “Senden Önce de Ağladım” dışında kalan şarkılar arasında bir tek sürpriz yok. Bu ikisi de zaten “hit” olabilecek güçte değil.

“Sözüm Ona Sevdin” (kartonette yazıldığı gibi “sevdim” değil; “sevdin”) ise albümün konseptiyle en alakasız şarkı olarak zaten başka bir taraftan ses veriyor.

Bu açıdan baktığınızda en azından bana heyecan verecek hiçbir şey yok bu albümde. “Vay be, bunu da nereden bulmuşlar, bu nasıl akıllarına gelmiş, helal olsun!” diyeceğim hiçbir şey yok.


Başından sonuna eşlik edilsin diye yapılmış bir sahne repertuarı olabilirdi bu. İşe de yarardı ki muhtemelen Pamela’nın önümüzdeki süreçte sahne programlarında çok işine yarayacak bu şarkılar ve belki de hiç yapmadığı kadar çok program yapacak. Zaten o maksatla yola çıkıldığı da çok belli. Onu bir kenara koyarsak, “Fırtınalar”daki gibi dinleyici şaşırtalım, “Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi?”deki gibi yapılmamışı yapalım kaygısı ne yazık ki bu albüme uğramamış.

Bu repertuar meselesini bir kenara koysak bile elimizde kalan da doyurucu olmaktan uzak. Sözgelimi albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Kal Benim İçin” düzenleme ve yorum olacak çok parlak, çok vurucu ve etkileyici, evet. Duyduğum en iyi “Kal Benim İçin” “cover”ı diyebilirim rahatlıkla. Ama aynı şeyi “Kaç Kadeh Kırıldı” için, “Sarhoş” için, hele hele “Ağla Halime” için söyleyebilmek çok zor çünkü daha iyileri yapıldı.


Bütünde albüme aranjör olarak imza atan Hüseyin Cebişçi, Cihangir Aslan, Evren Arkman ve Efe Demiryoğuran’ın ellerinden gelenin en iyisini yaptığını da söylemek lazım. Pamela da her zamanki gibi kendine has ses rengi ve şarkı söyleme biçimiyle her şeye rağmen dinleyeni etki altına almakta hiç zorlanmıyor. Yani bu ekip ne yapsa çizgi üstü olurdu. Bu da kaçan fırsatı büyüten bir gerçek.


Günümüz dinleyicisi, özellikle de genç dinleyici kesimi, tıpkı Pamela ve ekibi gibi bu benim takıldığım meselelerin hiçbirine takılmayacaktır kuvvetle muhtemel. Sektörde herkesin kabullendiği bir gerçek var ki özellikle konsere gelen dinleyici bilmediği bir şarkı duyduğunda sahneyle iletişimini anında kesiyor. Bildik şarkılar her zaman daha fazla iş yapıyor; sahnede de, albümde de. Yargısız bakmak gerekirse bu albümün işler tarafı da bu aslında. Bakalım işleyecek mi sahiden? Onu da zaman gösterecek.

ŞUBAT 2018