Bu Blogda Ara

11 Aralık 2010 Cumartesi

Altın Mikrofon

NURTOPU GİBİ BİR “BOX-SET” İMİZ OLDU !

Altın Mikrofon yarışmaları hakkında hep bir şeyler duyardım. Hatta duymaktan öte, popüler müzik tarihinde neye elimi atsam altından Altın Mikrofon çıkardı. Ya bir şarkıcının geçmişinde, ya da popüler müziğin gelişim hikayesinde bir yerlerde mutlaka bir Altın Mikrofon vardı. Doğrusu altmışlı yılların ikinci yarısına tekamül eden o dönem hakkında bildiklerimi neresinden toplasam bir hikayeye dönüştüremiyordum. Bir kere bildiğimiz yarışmalara hiç benzemeyen, çok farklı, çok karmaşık bir yapısı vardı. Katılımcıların sayısından daha fazla sayıda üyeden müteşekkil jüri, dört, beş, altı ilde ayrı ayrı turneler, halk oylamaları, vs... Bahis konusu yarışmalarda finale kalan tüm parçaların plaklarını basmıştı zamanında Hürriyet gazetesi, bunu da biliyordum ama bugün itibariyle tamamını bir araya getirmek handiyse imkansızdı çünkü kimileri zebilullah bulunabilirken, kimilerini ne kadar arasanız da bulamıyordunuz. Hakan Eren’ in bu konudaki çalışmasını duyunca zaten o plakları aramaktan vazgeçtim ve beklemeye başladım. Tahminimden çok daha uzun sürdü bu bekleme süreci. Bin türlü engel aşıldı, kırk dereden su getirildi ve nihayet Altın Mikrofon yarışmalarının bütün şarkılarını kapsayan ve üç disk bir kitaptan oluşan “box-set” yayınlandı ve böylece nihayet bizim de nurtopu gibi bir “box-set” imiz oldu.

Yerli ürünler bazında pek de alışık olmadığımız bir format şu “box-set” denilen şey. Birden fazla diski bir arada barındıran bu formatta dizaynın şıklığı ve albenisi çok önemli zira genelde hep arşiv değeri bulunan, uzun yıllar sonra bile vitrinlerden ve raflardan inmeyecek prodüksiyonlar için bu formatı tercih ediyor prodüktörler. Söz konusu nitelikte ürünleri hakikaten özenli ve eli yüzü düzgün ambalajlarla sunarak bu konuda bir standart başlatan Kalan Müzik ve Ada Müzik’in hakkını teslim etmek lazım. Her iki firmanın da binbir güçlükle hayata getirdiği arşiv serilerinin ambalajları hep göz alıcı oldu. Hatta onların açtığı yoldan kimi güncel popüler müzik albümleri yayınlayan firmalar da gitti ve Zara, Kubat, Hülya Avşar, Sezen Aksu gibi kimi güncel albümler de farklı ve özenli ambalajlarla piyasaya sürüldüler son dönemde. Bu açıdan bakarsak Altın Mikrofon “box-set”i , üç disk ve bir kitabı bir arada tutan dış karton kutunun ince olması dışında neredeyse kusursuz. Grafik, resimler ve disklerle birlikte sunulan kitabın tüm tasarımı son derece güzel. Özellikle kitapta, disklerde yer alan tüm şarkıların plak kapak resimleri ve yazılarını görmek beni çok sevindirdi. Yayınlanan bu “box-set” e rağmen, hala Altın Mikrofon plaklarını toplamaya çalışanları da eminim çok sevindirmiştir.


Şarkıların sıralamasında yıllara bağlı kalınmış ve bir tek şarkı bile göz ardı edilmeksizin eksiksiz bir diskografi çıkarılmış. Bu açıdan da rahatlıkla diyebiliriz ki bu çalışma, arşiv anlamında bugüne kadar yapılmış en eksiksiz, en dört dörtlük prodüksiyon. Malumunuz bugüne dek yapılmış tüm arşiv serilerinde hep seçme eserler yer aldı (Bknz: Ada Müzik Eski 45’likler serisi.) Buna karşın, kimi külliyatlarda ise tüm eserler yer almasına karşılık, şarkıların orijinal baskılarına dair hiçbir ipucu yoktu (Bknz: Yavuz Plak Cem Karaca ve Barış Manço serileri.) Bu prodüksiyonda en çok sevdiğim bu konuda gösterilmiş özendi – ki biliyorum  bu titizlikte, projenin mimarı Hakan Eren’ in payı çok büyük- . Albümde bir tek hataya rastladım. 1967 ve 68 yıllarının yarışma şarkılarının olduğu diskte 22nci ve son şarkı olarak yer alan “Tamzara”, kartonette 04:55 dk. olarak gösterilmesine rağmen diskçalara taktığınızda 01:58 dk.lık bir şarkıyla karşılaşıyorsunuz. Bilmem bu çok önemli bir ayrıntı mı ama söylemeden edemedim.

“Box-set” in dış kutusu üzerine kocaman vurulmuş bir damga var ve üzerinde “Müzikte Değişim Yılları Ansiklopedisi” yazıyor. Buna bir anlam vermekte zorluk çektim zira bahis konusu kitap, az önce de söylediğim gibi Naim Dilmener’ in Altın Mikrofon üzerine yazdığı bir yazı, plak kapakları ve kapak bilgilerinden oluşuyor. Ve bu haliyle bir ansiklopedi asla değil, zaten eninde sonunda bir albüm kitapçığı olduğu düşünülürse ansiklopedi olmak zorunda da değil. Naim Dilmener’ in kitaptaki yazısı tipik Naim Dilmener yazıları tadında ve diskleri dinlerken neyle karşılaşacağınız ve dinlediğiniz şarkılardan nasıl tatlar alacağınız konusunda hayli hınzır ve  eğlenceli ipuçları içeriyor. Böylesi kocaman bir tarihi bu kadar zengin ve bir o kadar da ekonomik anlatmayı Naim Dilmener’ den başka kaç kişi becerebilirdi bilmiyorum.

Şarkıları dinlerken kimi kez güldüm, kimi kez heyecanlandım, kimi kez de şaşırdım. Ama galiba en çok da nereden nereye geldiğimizi bir kez daha görüp hicap duydum. Yarışmanın konsepti gereği (yazıdan ben öyle anladım ya da), yarışma şarkıları hep düzenleme formatında. Yani kimi anonim, kimi bestekarı bilinen ama geleneksel Türk motifleri taşıyan kimi şarkılar, dönemin ritim ve armoni anlayışıyla, yarışmacı orkestralar tarafından icra edilmiş. Hani bugün de çok revaçta olan şu bildik yöntem. Bugün iki sıradan gitar akoruna üç ritim ekleyen, üstüne bir de elektro gitar ve bas attığı zaman, “türküleri çağdaş bir sentezle yorumladık” diyor ya, bu iş vakti zamanında nasıl yapılırmış bir görseler, bir dinleseler keşke. Kimisi hakikaten şaşırtıcı, kimisi fazlasıyla iyi niyetli, kimisi komik, kimisi abartılı ama hepsi deneysel, ufku geniş, önü açık çabalar. Her şeyden çok üretilirken duyulmuş heyecanı hissediyorsunuz, kimi zaman detone olan solistin sesinde, kimi zaman çığlık çığlığa vokallerde, surtone bir trompette ya da yanlış ölçüde girmiş bir bas gitarda. Açıkçası hiçbir zaman çok büyük muhabbetle bağlanmadığım Anadolu Pop’un (“rock” da diyen var ama bana “pop” demek daha doğru geliyor), nasıl bir yerden yola çıktığını, ne dönemeçlerden geçip nasıl bir yere vardığını görmek, en azından bunun ayırdına varmak için bu şarkıları dinlemeye benim ihtiyacım vardı. Belki de hepimizin vardı, daha önce dinleyenlerin de, dinlemeyenlerin de.

Tabi Anadolu pop dediysem, yarışmaların bütünü bu mecrada değil. Kendi janrında “takılanlar” da olmamış değil. İlham Gencer aranjman ekolünden devam etmiş mesela, Yıldırım Gürses alaturkadan “Hoş Sada”lamış, “Hoş Sada” muhabbetinden çok zaman evvel. Mavi Işıklar operet geleneğinden feyiz almış, Dede Efendi’ yi modernize edenler, “physicodelic” takılanlar” bile var. Dedim ya, tüm şarkılar bir bir dinlemelere seza !

Her ne kadar kartonette yazmasa da plakların büyük çoğunluğu Hakan Eren arşivinden. Şarkıların master kayıtları ne yazık ki muhafaza edilmemiş olduğundan, kayıtlar plaklardan yapılmış . Neredeyse 40 yıllık bu kayıtların kimileri son derece başarılı “edit” edilmiş, bazı kayıtlardaki plak çıtırtıları ise tamamıyla yok edilememiş. Dip sesleri yok etmek için yapılan her işlemin orijinal kaydı biraz daha metalik ve suni hale getirdiği düşünülürse, belki böylesi daha iyi. Zaten bu konuda eski plak severler de ikiye bölünmüş durumda. Kimileri çıtırtıların muhafaza edilmesi gerektiğini düşünüyor. Ben düşünmeyenlerdenim. Plaktan dinlerken nostaljik tatlar veren çıtırtıları disklerde duymak bana pek romantik gelmiyor açıkçası. Yine de Altın Mikrofon projesinin teknik anlamda da başarılı olduğunu söylemek mümkün. Yapı Kredi ve İş Bankasının çeşitli adlar altında piyasaya sürdüğü taş plak kayıtlarını bilenler vardır. Hemen hepsinde dijital temizleme işlemi o derece abartılmış ki, kimi kayıtlarda seslerin bir megafondan çıktığı hissine kapılıyorsunuz. Her ne kadar taş plak kaydı “vinly” plak kaydından çok daha zor olsa da, bir miktar çıtırtıyı duymayı ben kendi adıma göze alabilirdim o metalik sesleri duymaktansa.

Velhasıl-ı kelam, her evde, her arşivde bir tane Altın Mikrofon “box-set”i bulunmalı. Hem daha yeni yeni kabul görmeye başlayan, popüler kültürün de ülke kültürünün bir parçası olduğuna dair gerçeğin altını çizmek ve bu gerçeğe sahip çıkmak adına, hem de satışları, albümü basan firmanın beklentilerini karşılasın diye. Uzun zamandır hazır olan bu setin prodüktörlüğünü ve basımını üstlenecek bir firma bulunana dek ne denli çetrefil engellerin aşıldığını birinci ağızdan ben biliyorum. Bu set ne kadar satarsa, bundan sonra yapılacak projelerin önü o kadar çok açılacak çünkü.

Son yazdığım cümleden ben bile etkilendim inanınız, gidip bir tane daha mı alsam ne ?

EYLÜL 2002

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder