Bu Blogda Ara

12 Aralık 2010 Pazar

Yeni Türkü - "Koleksiyon"

ESKİ “YENİ” TÜRKÜLER

Yeni Türkü uzunca bir aradan sonra yirmi yılı aşkın serüveninin en güzel eserleriyle tekrar huzurlarımızda! Bu projeyi duyunca epeyce heyecanlanmıştım. Belki de bir ilk gerçekleşecek, farklı bir kategoride değerlendirilmesi gereken “Altın Mikrofon” serisini bir yana bırakırsak, ilk kez bir şarkıcı ya da topluluk için gerçek manada bir “box-set” piyasaya sürülecekti. Altın Mikrofon setinin böylesi yeni girişimlerin yolunu açmasını ümit etmiştim ve işte olmuştu (bundan sonra yazılarımda kendim için de bir şeyler isteyecektim, ne yazsam gerçek oluyordu bir bir.) Fena halde yanıldığımı anlamam içinse çok fazla zaman geçmesine gerek kalmadı.

Evet, bembeyaz bir ambalaj içerisinde bize üç adet Yeni Türkü diski sunuluyordu sunulmasına ama, bu bir seçki değil, sadece üç (ya da dört) albümün yeniden basımını bir araya getiren bir setti. Eğer Yeni Türkü’nün sıkı takipçilerinden değilseniz, pekala bunun bir seçki olduğunu zannedebilirdiniz. Neden mi? Çünkü zaten bir seçki olan ve hakikaten Yeni Türkü diskografisinin en nadide parçası sayılabilecek “Her Dem” albümü vardı bu setin içinde. Ayrı ayrı albümler olarak piyasaya sürülmüş, ancak zamanında disk olarak basıldığında bir araya getirilmiş iki önemli albüm, “Dünyanın Kapıları” ve “Günebakan” da yine tek diskte karşımıza çıkıyordu. Buna bir de nedendir bilinmez “Vira Vira” albümü dahil edilmiş ve Fono Müzik’in Sezen Aksu’ya, Yaşar Plak’ın “Kayahan” a yaptıklarına benzer bir toplama elde edilmişti.


Sözü geçen albümler tıpkıbasımlarıyla yer alıyordu sette. Yani ortada “Koleksiyon” filan değil, bir toplama vardı sadece. İyi güzel ama bari başından başlasaydık diye düşünmeden edemiyorduk haliyle. Hali hazırda piyasada rahatlıkla bulunabilen bu albümlerden biri yerine zamanında sadece plak formatında basılmış ilk albümleri “Buğdayın Türküsü” nü görmek istemez miydik bu sette ? Sonra “Akdeniz Akdeniz”le devam edip, “Günebakan” ve “Dünyanın Kapıları”na öyle gelseydik, oradan da “Yeşilmişik”le devam etseydik sıra atlamadan? İşte asıl o zaman “Koleksiyon” olmaz mıydı bu setin adı? Hadi şu veya bu şekilde, beki de telif problemleri yüzünden anca bu albümler denkleştirilebildi; “Dünyanın Kapıları”nın plak baskısında yer aldığı halde diske her nedense girmeyen “Bengi” adlı enstrümantal şarkı, en azından “Koleksiyon” adının yüzü suyu hürmetine diske dahil edilemez miydi? Setin kaset versiyonunda bahis konusu şarkı var ama diskte yok! Üstelik tıpkıbasım albümler bir araya getirildiği ve “Her Dem” zaten bir seçki olduğu için, kimi şarkılar sette iki kez karşınıza çıkıyor anlamsız bir şekilde. Bu küçük ama aslında büyük ayrıntı bile yapılan işe gösterilen özen konusunda iyi niyetli düşünmekten alıkoyuyor insanı.

Ancak, bütün bu arşivci kaygılarını göz ardı edersek, ilk şarkıdan son şarkıya dek tüm albümler bir şurup lezzetinde akıp gidiyor. Bütün bir pop müzik tarihi içinde çok başka bir yerde duran ve popüler müzikte yepyeni deneylerin, söylenmemiş sözlerin yolunu açan efsanevi bir grubun, her biri birbirinden güzel şarkılarıyla nicedir gürültü kirliliğinden muzdarip kulaklarımız bayram ediyor. Murathan Mungan’dan Lale Müldür’e, Ahmet Telli’den Can Yücel’e, şiirin dokusundan beslenip büyümüş Yeni Türkü müziğinin kimi zaman popülist, kimi zaman elitist uçlarda dolaşmasına rağmen, zaman içerisinde nasıl da bir kimlik ve kişilik edindiğine ve özellikle doksanlarda yirmili yaşlarını tüketmiş benim kuşağımdakilerin hayatlarına nasıl da sindiğine dair sarsıcı bir hikayeye tanıklık ediyorsunuz. Her şarkıda başka bir anınız kalmış çünkü. Başından bu yana müzik çevrelerinde “stüdyoda bile detone olan şarkıcı” sıfatıyla defe konulan Derya Köroğlu’nun hakikaten yer yer detone olan sesinin, bu büyülü müziğin nasıl ayrılmaz bir parçası olduğu da şarkıları yeniden dinledikçe daha çok ortaya çıkıyor.
“Yeni” türküler söyleme iddiasıyla ortaya çıkan topluluğun türküleri yirmi yılı devirse bile eskimemiş. Belki yerine yenileri de konulamamış bir zaman sonra. Her bir arada bir şey üreten topluluk kadar sürmüş onların serüveni de. Ama geride kalanların hepsi zaten birer klasik olmuş çoktan. Ve her şeye rağmen bu toplamada hatırı sayılır miktarda Yeni Türkü klasiği bir arada.

Ben Yeni Türkü’nün tekrar bir araya gelmesini savunanlardan değilim. Hatta son Yeni Türkü’de eskilerden bir tek Derya Köroğlu’nun kalmasına karşın grubun adının değişmemesini de anlamsız buluyorum. Başından beri işin daha elektronik caz tarafında duran Selim Atakan’ın ve yine başından beri işin daha alaturka tarafında duran Cengiz Onural’ın, grubu dağılmaya dek götüren ama bir yandan da unutulmaz klasiklerin doğmasına neden olan müzikal çekişmelerinin yokluğu bu denli hissediliyor iken, ortaya çıkan o müziğe  Yeni Türkü imzasının atılmış olması bana pek inandırıcı gelmiyor. Nitekim son albüm “Yeni”, grubun tüm serüvenin en az ses getiren albümü oldu. Görünen o ki bencileyin Yeni Türkü sever bir dolu insan için de “Yeni” Yeni Türkü pek makbul değildi. Ondandı biraz da hevesle bu seti beklememiz. Öyle ki bu albümlerin her biri elimde tek tek disk formatında bulunmasına rağmen, dayanamadım, yine de satın aldım seti. Gece gündüz Yeni Türkü dinliyorum bu ara. Size de tavsiye derim. Beylik tabiriyle “şiir tadında” şarkılar kalmadı artık. Ne varsa eski “yeni” türkülerde var. Dinleyin. Bana hak vereceksiniz. 

MART 2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder