Bu Blogda Ara

14 Aralık 2010 Salı

Uluslararası Ödüllü Selmi Andak Şarkıları

SELMİ ANDAK’A İKİNCİ SAYGI

Herkes bir tane bile yapamazken Selmi Andak ikinci kez bestelerini bir araya getirdiği bir seçkiyle, kelimenin tam değilse bile benzer anlamıyla bir “saygı” albümüyle daha huzurlarımızda (Cümlede bahsi geçen “herkes”e, Fecri Ebcioğlu’ndan Fikret Şeneş’e, Özdemir Erdoğan’dan Timur Selçuk’a kadar dahledebileceğiniz isim sayısını varın siz hesap edin.) Saygı albümünün mutfağında saygı gösterilen zat-ı muhterem ne kadar dolaşmalıdır, elbet tartışılabilir. Bülent Ortaçgil gibi “Çocuklar heves edip bi şey yapmışlar, karışmak olmaz,” da diyebilirsiniz, Ülkü Aker gibi “saygı”nızı cebinizden devşirebilir ve devşirdiğinizle kalıp ucuzluk raflarına talim etmekten kurtulamaz, ya da Barış Manço gibi ebediyete intikalinize dek bekler ve kemiklerinizi sızlatacak bir projenin husule getirilmesine en azından şahit olmayabilirsiniz, o sizin bileceğiniz iş. Uğur Akdora lugatinden bir deyimle “cavala cos” müzik piyasasının içinde en başından bugüne dek epeyce emek harcamış, mücadele etmiş ama kıymeti de her nedense pek bilinmemiş müzik adamlarımızdan Selmi Andak, çok belli ki kimsenin bir acele önayak olmayacağı bir işi, henüz hayatta iken ortaya çıkarmak, en azından bu keyfin tadına varmak istemiş.

2000 yılında yayınlanan “Bir Sevgi Yeter” isimli “Selmi Andak’a Saygı” albümü, ne Selmi Andak’a yakışmış ne de o şarkıları vakti zamanında çok sevmişleri memnun etmişti. Oysa Selmi Andak’ı tanıyanlar biliyordu ki onun heyecanı ve hevesi her dem genç, her dem yeniydi. Üstelik o, bir dolu uluslararası festivalde ödüller kazanmış bir bestecimizdi. Vedat Sakman’ın yakınlarda kurduğu mütevazı firma, şöyle hallicesinden bir sponsorun ve dahi T.C.Kültür Bakanlığı’nın da desteğini alırsa, o çoğunu kimsenin bilmediği, bilse bile hatırına getirmediği ödüllü şarkıları pekala bir albüm haline getirebilirdi. Üstelik sadece Selmi Andak’ın hatırı için, şarkıcısından sunucusuna, tiyatro oyuncusundan yazarına bir dolu da insan kolaylıkla çorbaya tuz serperdi. Geriye bir tek Selahattin Beyazıt’a  katkılarından dolayı teşekkür etmek kalırdı ki, o teşekkür de albüm kapağında edilir, olur biterdi. Nitekim oldu, bitti ve biz merakla beklediğimiz “Uluslararası Ödüllü Selmi Andak Şarkıları” albümüne nihayet kavuştuk.


Eskiden sevdiğim şarkılar konusunda öyle böyle muhafazakar değilim bilirsiniz. Biri çıkıp o canım şarkılardan birini yeniden söylemeye, orasını burasını değiştirmeye kalktığı zaman çok kolay ikna olmuyor, sonuna kadar direniyor, ama ne çare ender de olsa kimi zaman yeni yapılanı beğenmekten de geri kalmıyorum. Ancak ikilenen Selmi Andak albümlerinde bir türlü içime sindiremediğim şey şarkıların ilk söyleyenlerinin yerine olmayacak isimlerin “vekalet” etmesi. “Vekalet” ne demek bilirsiniz, daha fazla söyletmeyin beni. Söz konusu ilk söyleyenlerin hemen hepsi hayatta, bunu bilmekteyiz. E, öyleyse nedir bu durum ? Buyurun beraber dinleyelim :

Ve Ben Yalnız : Sevinç Tevs’in yerini doldurmak mümkün değil elbette, bir o kadar yeri doldurulamaz Gönül Turgut (Allah uzun ömür versin), üstüne para verseniz ne şarkı söylüyor, ne sahneye çıkıyor, amenna kendi tercihidir, Ersan Erdura nerelerde bilinmez, e peki madem Işın Karaca fena bir seçim değil, her ne kadar bu şarkıya fazla “soprano” kaçsa da.

Bir Kelebek Gibi : Zümrüt’ü ara ki bulasın. Asu Maralman ninni söylese dinlenir. Fakat bilmeyen vardır diye söylüyorum, Fikret Şeneş’in muhteşem sözleriyle aynı bestenin “Böyle Bir Raslantı” isimli bir Sibel Egemen versiyonu var ki bu kuşlu, kelebekli versiyondan kat be kat güzel doğrusu. 

Gurbet Yorganı : İşte orijinal yorumcusuyla albüme girmiş ender şarkılardan biri. Esin Afşar yirmi yıl sonra da söylese bu şarkıyı, bilin ki yine böyle söyler, şüphe duymayasınız diye söylüyorum.

Dinle : Selmi Andak şarkılarına hep çok yakıştırdığım bir ses Asya. Ersan Erdura hala kayıp, Çetin Alp hala sabıkalı (Opera Operaaaaa). Asya da şarkının hakkını vermiş. Amma ve lakin bu şarkının da Ülkü Aker sözleri, Ajda Pekkan yorumuyla “Yıllar” adını taşıyan bir başka versiyonu daha var ki (Hani Ajda’nın Kekeva’yla harbi neticesi “Sevdim Seni” albümünün ikinci baskısına silah zoruyla giren o üç şarkıdan biri) çok daha etkileyici, çok daha dinlemelere seza. (Selmi Andak şarkıları hep böyle iki üç sözlü mü, evet aynen öyle, nedendir bilemiyorum yaaani ?!)

Güneş Bir Kere Doğdu : Nil Burak’ın sesinden Palermo Müzik Festivali birincisi olmuş bu canım şarkı, bu albümde Gülcan Altan isimli, isimsiz bir şarkıcıya nasip olmuş. Fena da olmamış hani. Gülcan Altan’ın daha uzun bir süre isimsiz kalmayacağı ayan beyan ortada. Nil Burak’ın mini eteğiyle sahnenin bir o yanına bir bu yanına yürüyerek güneşi doğurttuğu günleri bu kafayla daha çok ararız biz. (Kuşlar bu noktada devreye girdi ve bana bu şarkının kaydı için Nil Burak’ın aranıp bulunamadığını söyledi. İlginç!)

O Şarkıyı Henüz Yazmadım : Türk popunun gelmiş geçmiş en güzel şarkılarından biri diyeceğim ama Naim Dilmener “Üç Kalp ne güne duruyor ?” diye bana çıkışacak. Nil Burak söyledi, Atilla Atasoy söyledi, Çetin Alp söyledi, Burak Uçkun söyledi kesmedi. Serpil Barlas’ın ustalığını konuşturduğu en yeni ve en fevkalade versiyon da Flash TV’ den gayri medyamızda neşredilmeksizin arşivlere gömüldü. E, illa ki Neco söylesin mi dediniz, buyurun size henüz yazılmamış şarkının 2003 versiyonu (Kuşlar yine geldi ve dedi ki; şarkının ilk versiyonunu aranje eden Uğur Dikmen, aranjesinin birebir alınması halinde kıyameti koparacağına dair tehditkar bir tavır sergileyince, bu farklı versiyon biraz da mecburiyetten husule gelmiş.)

Hayat Pencerenin Dışında : Dışında mışında değil, boşuna yormayın kendinizi. O sizin bildiğiniz pencere ve hayat olayı Eurovision 1987 Türkiye finallerinde soket çoraplı, kot etekli ve vatkalı ceketli Seden (Kutlubay soyadlı) Gürel tarafından icra edilirken vardı. Üstüne bir de evli barklı “Süperstar”ımız söz konusu yarışmada jüri üyesi olarak görev yaparken, şarkı sırf yarışmayı kazamasın da kendisine kalsın diye “sıfır” puan vermiş, sonra da “Süper Star 4” albümünde aynı sözleri yineleyip aynı adlı şarkıyı terennüm etmiş ve biz de böylece hayatın pencerenin dışında olduğuna iyiden iyiye inanmıştık. Ama bu albümde iki İtalyan şarkıcı, vakti zamanında Pamukkale Uluslararası Şarkı Yarışmasında ödül aldıklarından olsa gerek, şarkıyı hallaç pamuğuna çevirmişler en İtalyan’ından. Şarkı ciddi ciddi bir İtalyan şarkısı olmuş bu haliyle, hiç de fena değil aslında, al Sanremo’ya götür. Tevekkeli değil, dinlerken Ricci E Poveri geldi durdu aklıma, hayırlara vesile olsun (Cosa sei, cosa sei, cosa seiiiiii…)

I’ll Never Say Goodbye Again : Bu şarkıya bir kulp takamadım. Bulgar şarkıcının kötü ve Türk şarkı sözü yazarının ondan da kötü İngilizcesi dışında şurup tadında bir şarkı, fevkalade.

Sen misin ? : İnsanın yiğidi öldürse de hakkını veresi geliyor. Memlekette çıkmış bulunan her saygı sevgi albümüne adını yazdıran Sezen Aksu, her şeye rağmen şarkı söylüyor. İyi de yapıyor. Çünkü şarkı söylemek lazım, hem de çığlık çığlığa, biliyorsunuz. Şarkının Neco versiyonu bir yana, ödüllü Nur Yoldaş versiyonu da şüphesiz eşsizdir ama Hakan Eren’in programında defalarca çalınmasına rağmen hiç dinleyemedim, ne desem boş.

Gone Forever : Bunun sunuşunu da, sözlerini de, söyleyenini de bünyem kaldırmadı, yanlış olmasın, besteye lafım yok. Ama ben “zap”lıycam müsaadenizle. (Hadi bir önceki şarkıyı Sezen seçti diye Nur Yoldaş söyleyemedi, e bari bunu söyleseydi, aynı yarışmada Nur Yoldaş bu şarkıyla da yarışmışken üstelik. Nasip meselesi işte, nasipten fazlası olmuyor.)

Yaşamak : Şarkıyı seslendiren Füsun Coşkun, şarkıyı Discovery Beste Yarışmasında öyle bir seslendirmiş ki, “performance” ödülü almış almasına amma, albüm kartonetinde bu husus ifade edilmemiş. Şarkı güzel, şarkıcımızın “performance”si de göz dolduruyor, daha ne olsun?

Yine dallanıp budaklana budaklana buralara kadar geldik. Oysa daha albüme “sunumlarıyla ses verenler” den bahsedecektim (Bu arada bu “sunum” kelimesinin tam Türkçe karşılığı nedir bilen var mı Allahaşkına ?) O “sunum”ları şenlendiren enfes melodiyle her defasında kendimden geçişimden, “sunum”ların şarkılarla iç içe geçirilmesinden ve “track”lere ayrılmamasından dolayı bir radyo programcısı olarak duyduğum sıkıntıyla hicranlara gark oluşumdan, Metin Uca’nın sesini ilk duyduğumda “Kim bu kadın yahu, Ayşe Özgün mü ?” diye sorarak komik duruma düşüşümden, Vedat Sakman’ın, Füsun Coşkun’un albümünden sonra bu albümde de aranjör sıfatıyla beni hayal kırıklığına uğratışından, disk kapağını içine sokulduğu karton muhafazadan çıkarabilmek için yarım saat kan ter içinde mücadele verişimden ve o gün bu gün kapağı muhafazaya geri takmaya cesaret edemeyişimden söz edecek ve lafı iyice ballandıracaktım. Ama bana ayrılan sürenin bu sefer de sonuna geldim sevgili okuyucular. Kaldı ki Selmi Andak’ın üçüncü bir hamleyle bu kez de TRT ortaklığıyla bir “Eurovision Şarkıları” albümünü piyasaya sürdüğünü henüz öğrenmiş bulunuyorum (Şok! Şok! Şok!) O albümün eleştiri yazısında görüşünceye dek, esen kalın, en güzel günler, en güzel geceler sizlerin olsun !

EKİM 2003

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder