Bu Blogda Ara

4 Ocak 2011 Salı

Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 3


MASAL DEVAM EDİYOR

Türkçe müzik piyasasının en köklü, en eski firmalarından biri olan Odeon Müzik, arşivinde bekleyen binlerce şarkıyı yeniden elden geçirerek CD formatında piyasaya süreceğinin ilk müjdesini bundan birkaç yıl önce vermiş, o günlerde yayınlanan Juanito, Tanju Okan, Nesrin Sipahi, Mustafa Sağyaşar ve Yaşar Özel albümleri herkesin başını döndürmüştü. Bu albümler, Unkapanı günlerinden kalma birkaç firmanın yıllardır ve bugün de durmaksızın yeniden basıp durdukları eski albümlerden çok farklıydı. Albümlerin hepsi söz konusu şarkıcıların en önemli şarkıları arasından yapılan seçkilerle oluşturulmuş, orijinal kayıtlar bugünün teknolojisiyle elden geçirilerek CD üzerine aktarılmış, her biri için özel kapak tasarımları ve kitapçıklar hazırlanmıştı. Yani söz konusu olan, yurt dışında örnekleri sıkça görülen türden, derli toplu, arşiv nitelikli, koleksiyon albümleriydi. Nitekim gerek her bir projeye gösterilen özen, gerekse oluşturulan seçkilerin can alıcılığı, bu albümlerin uzun vadede büyük satış rakamları yakalamasına sebep oldu.

Ülkede taş plak döneminden bu yana plak basmakta olan Odeon Müzik, böylece Türkçe müziğin arşivlerde kalmış şarkılarının bugünlere ulaştırılabilmesine öncülük eden firmalardan da biri olacaktı. Kalan Müzik ve Ada Müzik bu konuda zaten uzunca bir süredir çaba sarf etmekte idi ancak Odeon’un bir avantajı vardı ki şarkıların gerek yayın hakları, gerekse “master” kayıtları halihazırda elindeydi. Zamanında plak yayınlamış firmaların büyük çoğunluğunun çoktan kapandığı, hissedarlarının ya da sahiplerinin artık hayatta olmadığı düşünülürse, bu gerçekten büyük bir avantajdı. Ancak yine de her bir şarkı için alınması gerekli izinler, tamamlanması gereken kanuni prosedürler vardı ki işin sadece bu safhası bile bu işe hiç kalkışmamayı haklı kılacak kadar ciddi zorluklar içeriyordu. Ne var ki Odeon Müzik tüm bu zorlukları göze aldı ve yine Odeon arşivinden seçilmiş şarkılarla oluşturulan ilk karma pop albümü “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”, 2003 yılında piyasaya sürüldü.

“Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”, popun geçmişiyle ilgili ilgisiz herkesin aklını başından aldı, yaşlısından gencine her kesimden alıcı buldu ve beklenenin çok üzerinde ses getirdi. Hemen ardından gelen Zeki Müren’in “Güneşin Oğlu” albümünün tıpkı basımını takiben bu defa “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 2” sürüldü piyasaya. O da en az ilk albüm kadar beğeni topladı. Büyük emekler sarf edilerek oluşturulmuş her iki seçki de hak ettiği ilgiyi görmüş, Türk popunun unutulmaya yüz tutmuş o şaşaalı günleri geri gelmişti. Gönül Turgut, Ayferi, Gökhan Abur, Lale Belkıs ve daha niceleri. Bugünün gençlerinin haklarında hemen hiçbir şey bilmedikleri bir çok isim, bu albümler sayesinde tekrar gündeme geldi ve herkes bir dönem kıyametler koparmış bu usta isimlerin zamanında yaptıkları karşısında şapka çıkardı.

Bütün bunlardan aldığı hızla yoluna devam eden Odeon Müzik’in gerçekleştirdiği bir başka ilk de Nilüfer’in ilk üç albümünün tıpkı basımları oldu. Nilüfer’in bütün ilk dönem “hit”lerini içinde barındıran bu üç albümün her biri hem arşiv meraklılarını, hem eski şarkıların peşinde hevesle koşan yeni nesil dinleyicileri, hem de Nilüfer hayranlarını bayram ettirecek türdendi. Ancak Odeon işi bir adım daha ileri götürerek Nilüfer’in arşivlerde kalmış ve daha önce yayınlanmamış şarkılarını da içeren “Sürprizler” albümünü de fazla zaman geçirmeden piyasaya sürdü. Aynı günlerde yıllardır gündeme geldiği halde gerekli izinler alınamadığı için bir türlü tamamlanamayan Füsun Önal seçkisi de yine Odeon Müzik etiketiyle piyasadaydı.

Aradan üç vakit (üç ay mı desem, üç gün mü) geçti ve masalın devam ettiği haberi yayıldı kulaktan kulağa. Gökten üçüncü elma düşüyordu nihayet; “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 3” piyasaya çıkıyordu.

Ülkemizde ve hatta kimi kez dünyada da genelde başarılı olmuş işler çoğunlukla edinilen kazancı katlayabilmek adına sürdürülür ve ne yazık ki çok kere bu ticari iştah, takip eden işlerin daha çalakalem, daha baştan savma yapılmasına neden olur. Ne olursa olsun kazanç kapısı açılmıştır nasılsa. Ne ki bu serinin üçüncü albümü de en az ilk iki albüm kadar ödenecek bedeli hak eden, satın alacakların bir kuruşunu bile boşa çıkarmayan türden. Yani masal hakikaten devam ediyor, hem de tadı hiç kaçmadan, heyecanı eksilmeden.


Albüm olağanüstü bir şiirin olağanüstü şarkısını sesiyle unutulmaz kılmış Hümeyra’yla başlıyor. Yakın bir tarihte Nilüfer’in “Sürprizler” albümüne adını veren sürprizlerden biri olarak dinleyici karşısına Nilüfer yorumuyla çıkan bu şarkıyı bu defa sahibinin sesinden dinliyoruz. Daha önce Ada Müzik’ten yayınlanan “Eski 45’likler” serisinin Hümeyra albümünde de dinlediğimiz bu şarkı kelimenin tam anlamıyla bir Hümeyra klasiği.

Tabi daha albümün ilk şarkısını dinlemeye başladığımda o günlerin şarkılarını o günlerin anılarından asla ayrı tutamamış duygusal yanım depreş depreş depreşirken, arşivci hafiyeliğim de iş başındaydı takdir edersiniz. İçime bir kurt düştü, üşenmedim, kalktım baktım. Yanılmamıştım. Ada Müzik’ten yayınlanan albümde şarkının süresi (03:11) di. Oysa bu albümde tam (03:24) dakika sürüyordu aynı şarkı. İkisini ardı ardına dinleyip, bir de plak versiyonunu dikkatle dinleyince fark ettim ki Odeon’un bu albümde kullandığı kayıt, plaktaki kayıt değil. Özellikle şarkının sonunda, Hümeyra’nın “Hımmmmmm, lalalalala,” şeklinde müziğe eşlik ettiği bölümde bu fark açıkça belli oluyor. Bence bir mahsuru yok, hatta böylesi daha makbul ama geçen albümdeki “Haydi Canım Sende” vakasından sonra bu albümde daha hassas davrandıklarını bildiğim Odeon çalışanları yine faka basmış, naçizane söyleyeyim istedim (Zeynep beni affet ).

İkinci sırada yine daha önce Odeon tarafından CD üzerinde yayınlanmış bir şarkı var; Tanju Okan’dan “Koy Koy Koy”. Tanju Okan’dan başka hiç kimsenin bu kadar sıcak ve inandırıcı kılamayacağı bu şarkının onlarca şarkısı arasından seçilip bu albüme girmesi çok doğru bir tercih. Ancak her ikisi de daha önce yayınlanmış bu iki şarkının albümün en büyük sürprizleri olmadığı düşünülürse, sıralamadaki yerleri albümün ilk iki şarkısı mı olmalıydı, ona emin değilim.

Nitekim bu albümü tek başına bile sattırabilecek en önemli sürpriz üçüncü sırada çıkıyor karşımıza; “Bu Ne Dünya” ve Yeliz. 45’lik olarak Yankı Plak etiketiyle yayınlanan bu şarkı, Odeon arşivinin bir şarkısı olmamasına rağmen alınan izinle bu albüme girebilmiş ve doğrusu çok da iyi olmuş. Böylece pop müzik tarihinin yetmişli yıllarından çok önemli bir “hit” daha artık CD üzerinde. Sıradan bir Enrico Masias şarkısının Oktay Yurdatapan’ın sözleri ve Atilla Özdemiroğlu’nun düzenlemesiyle Yeliz’in gencecik ama gürül gürül sesinden nasıl olağanüstü bir “hit”e dönüşebildiğinin inanılmaz öyküsü bu şarkı. Hala o günlerdeki coşkusundan bir şey kaybetmemiş, hala dinleyenin kanını kaynatıyor.

Dördüncü sırada bir Nilüfer şarkısı var. Nilüfer’e şöhretin kapılarını aralayan birkaç şarkıdan biri; “Göreceksin Kendini”.

1973 yılı Eurovision Şarkı Yarışmasında Lüksemburg adına yarışan Anne-Marie David’in “Tu Te Reconnaitras” adlı şarkısı Türkiye’de de çok sevilmiş ve Nino Varon marifetiyle Türkçeye kazandırılmıştı. O günlerde Nilüfer’in bu plağının Türkiye’de orijinalinden daha fazla satması, yarışmayı kazandı kazanalı bir ayağı Türkiye’de olan Anne-Marie David’i hiç memnun etmeyecek ve bu rahatsızlık, Nilüfer’in 1975 yılı Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye finallerinden çekilmesine dek uzayacak bir husumet öyküsünün de başlangıcı olacaktı. Herhalde en komiği de Anne-Marie David’in o günlerde Türk gazetecilere, “Ben Nilüfer’in anneannesi olurum,” şeklinde verdiği beyanattı. Türkiye’nin starı olmaya her nedense azmetmiş David’in bu yolda kendisine Nilüfer’i rakibe görmesi de ayrıca enteresan. Velhasıl-ı kelam, şarkının bu versiyonu hakikaten orijinali hiç de aratmayacak bir ihtişamla bu albümde bir kez daha karşımıza çıkıyor, biz de bayıla bayıla dinliyoruz hiç sıkılmadan.

Sırada Attila Atasoy var. Türk popunun kendine has erkek seslerinden biri olan Attila Atasoy, yıllar boyu kendi çizgisinde şarkılar söylemeye ve üretmeye devam edebilen birkaç isimden biri. O vakitler pop müzikte ne bıçkın mahalle delikanlılarımız ne de asri zaman köçeklerimiz vardı. Erkek şarkıcı dendi mi akla haza beyefendi tipler gelir, en çılgını, olsun olsun Elvis gibi giyinir ve dans eder ama daha ötesine gitmezdi. Attila Atasoy işte tam da o beyefendilerden biriydi. Kimselere benzemeyen sesiyle hafızalarımıza kazınan Atasoy’un kariyerinde önemli bir yer tutan “Bir Gün Beni Ararsan” bu albümün göz alıcı renklerinden biri. Bu şarkının da Nino Varon’un Odeon grubundan ayrılmasından sonra kurduğu Nova Plak’a ait bir şarkı olduğunu hatırlatalım.

Sırada bir Ayten Alpman klasiği var; “Ben Böyleyim”. Yine Ada Müzik tarafından daha önce yayınlanan bu şarkı, yıllar içerisinde önce Zerrin Özer, ardından Yonca Lodi ve daha sonra Candan Erçetin tarafından yeniden seslendirildi ama Alpman yorumu elbette bambaşka. Son günlerin televizyon dizileri furyası içerisinde kısa zamanda ön plana çıkan “Aliye” dizisinin içerisinde dizinin senaristlerinden Mehmet Bilal Dede’nin önerisiyle birkaç kez duyulan “Ben Varım” adlı şarkı, bir süredir herkesin dilinde. Ada Müzik uzun bir aradan sonra ortaya çıkan bu talep nedeniyle “Eski 45’likler” Ayten Alpman albümünün bir baskısını daha yaptı ama o da kısa sürede tükendi. Bu albümde yer alan “Ben Böyleyim” de en az “Ben Varım” kadar göz kamaştırıcı.

Sırada albümün en hoş sürprizlerinden biri var; “Nesrin Sipahi ve “Hasret”. Ben hala dört gözle Odeon’dan bir Nesrin Sipahi “Arajmanlar” albümü beklemekteyim. Ama onun vakti gelinceye kadar bu eşi menendi az bulunur sesin her albüme ancak bir tane düşen şarkılarıyla yetinmek zorundayız ne çare. Gerçi Nesrin Sipahi aranjmanlarının bir bölümü Diskotür Plak arşivinde ama Odeon’un elinde en azından bir albümlük malzeme olduğunu da biliyoruz. Mehmet Teoman’ın olağanüstü sözleri ve Tanju Okan’ın sesiyle bir klasiğe dönüşmüş “Hasret”, bu albümde Nesrin Sipahi’nin usta yorumuyla bambaşka bir hale bürünerek çıkıyor karşımıza.

Dario Moreno’nun sesinden “İstanbul’un Kızları”, albümün en eski şarkısı olarak ta 1966’dan çıkıp geliyor günümüze. Tipik bir Fecri Ebcioğlu aranjmanı olan bu şarkıda Dario Moreno, kırık Türkçesiyle altmışların çapkın ama masum delikanlı duyarlılıklarına geri döndürürken bizi, hemen ardından Füsun Önal’la yetmişlerin saf, temiz ve elbette yine masum genç kız duyarlılıklarına geçiş yapıyoruz. Şarkının adı her ne kadar o günlerde öyle kolaylıkla telaffuz edilemeyen ve hatta neredeyse ayıp sayılan “Flört” kelimesi olsa da, peşinde koşan gence “yok ciddiyse niyetin, bir altın yüzün yolla,” diyen genç kız, evliliğe gitmeyen flörtü bittabi ki kabul edilemez buluyor. Gerçi halen tamamen unuttuğumuz bir bakış açısı değil bu ama şarkının otuz yıldan fazla bir zaman önce yazıldığı da bir gerçek. Bu şarkı yakın bir tarihte yine Odeon’un yayınladığı Füsun Önal seçkisinde de yer alıyordu, onu da hatırlatalım.

Sırada Nejat Yavaşoğulları var. Özellikle Bulutsuzluk Özlemi hayranlarının ilgisini çekecek bu solo çalışma, Yavaşoğullları’nın 1975 yılında EMI hesabına yaptığı iki 45’likten birisinde yer alıyordu (bir diğeri Nejat-Reha ikilisi imzalı “Caniko / Öyle Bir Aşk Hikayesi” ydi –ki “Caniko”, 1975 Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye elemelerinde yarışmıştı-.) Bu şarkının da albüme sürpriz şarkılar kontenjanından girdiğini söyleyebilmek mümkün.

Nitekim benzer bir sürpriz de hemen peşi sıra çıkıyor karşımıza; Nazar ve “Sevince”. Bu şarkı 1978 yılında Türkiye’yi temsil etmek üzere seçilmişti seçilmesine ama o Türkiye elemesi sonrasında kopan kıyamet, aslında bugünlerde yaşananlardan çok da farklı değildi. Çok tartışılmış, çok konuşulmuş ama sonuçta Grup Nazar, Paris’e gidip final gecesi elinden geleni yapmıştı. Sadece seçilme sürecinde değil, Nazar’ın diğer elemanları ve Nilüfer arasında başından beri sürüp giden huzursuzluklar nedeniyle o günlerde gazete manşetlerinden hiç inmeyen şarkı, aslında gerek dansları, gerekse vokal anlayışıyla o dönemlerin Eurovision ruhuna çok da uygun olmasına rağmen, 2 puanla onsekizinci olmaktan öteye gidememişti. Türkiye’de Eurovision Şarkı Yarışmalarının çok renkli, çok eğlenceli tarihinde özel bir yeri olan bu şarkıyı yıllar sonra yeniden dinlemek de heyecan verici.

Sırada Lale Belkıs var. Nispeten kısa sürmüş şarkıcılık kariyerinin en güzel şarkılarından biriyle Lale Belkıs, yine çoğunlukla yaptığı gibi sözlerini kendi yazdığı bir şarkıyla çıkıyor karşımıza; “Ya Merhaba Ya Elveda”. Türk popunun bu on parmağında on marifet şarkıcısının kişilikli stili ve dönemin popüler müzik anlayışının bir adım önünde giden müzikal tavrı, bu şarkıda da hemen fark ediliyor. 

Önceki iki albümde de birer şarkısıyla yer alan Ömür Göksel bu albümde bir dönem popüler alaturka müziğin “hit”lerinden biri olmuş bir şarkıyla çıkıp geliyor yıllar öncesinden. Aynı duru ve sakin yorum, aynı kadife ses, dinleyeni çok kolay kahredebilecek bir şarkıyı olanca sade ve abartısız bir şekilde dillendirirken kulaklarımızı okşuyor.

Derken bu kez Gönül Turgut’la yolumuz yine altmışlara düşüyor. Hemen tüm altmışlı yıllar kayıtlarında olduğu gibi, stüdyoda orkestra eşliğinde canlı kaydedildiği için dinleyene doyumsuz tatlar veren bu şarkı, dönemin çok moda romantik aranjmanlarından biri. Türk popunun gelmiş geçmiş en önemli kadın sesleri arasında sayılabilecek Gönül Turgut’un bu seçkiler sayesinde yeni nesil tarafından da bilinir hale gelmesi, “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” serisinin Türk pop müzik tarihine yaptığı ve yapacağı sayısız hizmetten sadece biri.

Albüm bu noktada bambaşka bir sürprizi daha çıkarıyor karşımıza. Geçtiğimiz yıl İstanbul’da yaşanan o korkunç saldırıların hayli ağır çıkan bilançosu içerisinde ne yazık ki adı gazete ve televizyon haberlerine yansıyan bir isim de Kerem Yılmazer’di. Yıllar boyunca tiyatro sahnesinde, sinema perdesinde oyuncu olarak izlediğimiz kadar, bir dönem şarkılarıyla da kulaklarımıza yer eden Kerem Yılmazer, Levent’teki HSBC binasına yapılan saldırı esnasında içinde bulunduğu taksinin oradan geçiyor olması nedeniyle talihsiz bir şekilde hayatını kaybetmişti. Kerem Yılmazer’i kariyeri boyunca imza attığı sayısı çok da fazla olmayan plaklarından birinde yer alan bir şarkıyla, “Ah Sen Sen Sen Sen”le dinlerken hüzünlenmekten kendimizi alamıyoruz.

Türk popunun en eğlenceli şarkılarını söylemiş, bir dönem pop müzik dinleyen herkesi hop oturtup hop kaldırmış Cici Kızlar topluluğunun ömrü yazıktır ki çok uzun olmamıştı. Topluluk dağılıp diğer iki üyesi müzikten tamamen koparken, Bilgen Bengü yıllar boyunca tek başına Cici Kızlar ruhunu sürdürmeye devam etti. Popun hiç büyümeyen “kıvırcık” cici kızı Bilgen Bengü’nün solo kariyerinin de başlangıcı olan “Söyle Kimdi O” adlı şarkı, yine o dönemde Nino Varon’un prodüktörlüğünde ve Nova Plak etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Bengü’nün yıllar boyu hiç unutulmayan bu şarkısı da nihayet orijinal kaydıyla bu albüm sayesinde CD üzerinde dinleyenlere ulaşıyor.

Bilgen Bengü’nün hemen ardından yine Türk popunun kendine has seslerinden Rana Alagöz çıkıyor karşımıza. “Dibi Dibi Da”, hem Rana Alagöz kariyerinin en çok kulaklara yer etmiş birkaç şarkısından biri, hem de yetmişli yıllar aranjman geleneğinin en başarılı örneklerinden biri olarak albümün bütünü içerisinde öne çıkıyor.

Ve Odeon yine yapacağını yapıyor, arşivlerindeki yayınlanmamış şarkılardan birini daha bu albümle gün ışığına çıkarıyor; Ay-Feri’nin sesinden “Dünya Ne Yalan”. Ay- Feri, popun altmışlı yılları dendi mi akla gelen birkaç kadın şarkıcıdan biri. Şarkı söyleme aşkını, müziğe olan tutkusunu hiç yitirmemiş, yıllar boyu müziğin içerisinde aktif olarak yer almasa da, bir dönem estirdiği fırtınalar hiç unutulmamış Ay-Feri’nin 1969 yılında kaydedilmiş bu şarkısı her nedense o günlerde plak olmamış ve arşive kaldırılmış. Bu sürpriz bile tek başına bu albümü çok kıymetli hale getiriyor. Böylece üçüncü bir Ay-Feri şarkısı daha CD üzerine aktarılırken, Türk popunda bir benzeri daha duyulmamış bu çok özel sesin tutkunları gün geçtikçe artacağa benziyor.

Albümün sürprizleri bununla da bitmiyor. Sona doğru yaklaşıyoruz ama, geriye kalan iki şarkının her ikisi de çok heyecan verici. Önce Alpay ve “Sensizliğimin Şarkısı”. Belli bir kesimin dışında genellikle klasik batı müziğine pek de yüz vermeyen Türk dinleyicisi için Rodrigo’nun gitar konçertosunun yeri ayrıdır. Gerek yürek yakıcı melankolik melodisi, gerekse o melodinin uzun yıllar kullanıldığı Halk Bankası reklamları nedeniyle konçerto, Türkiye’de yediden yetmişe herkesin bildiği ender klasik eserlerden biri olmuştur. Türk popunda her dönem yaptığı her işle yeni bir yol açmış, yeni bir akım yaratmış ve hep öncü olmuş, yıllardır hiç yorulmadan, geri adım atmadan, pes etmeden yoluna devam etmiş Alpay’ın, yapıldığı dönem itibariyle neresinden baksanız oldukça ilerici sayılabilecek bu şarkısı, söz konusu konçertonun sözlü versiyonu. “Sensizliğimin Şarkısı”, bu konuda dünyada yapılmış sayılı örneklerden de biri aynı zamanda. Bu çok deneysel ve hatta biraz marjinal çalışmanın çok beğenilip popüler olması ve dillere düşmesi de kolay kolay elde edilebilecek bir başarı değil doğrusu. Yaşı otuzun üzerindeki herkes bu şarkıyı hemen hatırlayacak ve dinlerken gözlerinin dolmasına mani olamayacak.

Ve albümün nihayetinde tangoların ölümsüz sesi Şecaattin Tanyerli var. Türk tangosunun bu göz kamaştırıcı yıldızı, unutulmaz bir Fehmi Ege tangosuyla, “Ayrılık”la albümü kapatırken, altmışlı yılların danslı çay partileri canlanıyor gözümüzde. Dans bilmeyenin piste çıkmaya cesaret edemediği, erkeklerin kızları dansa kaldırırken ceketlerinin önünü iliklediği o günlerden çıkıp geliyor Şecaattin Tanyerli’nin sesi; “Ayrılık belki ölümden beter, çektiğim bu acı bana yeter.” Daha ortada Türk popu yokken Türk tangosu vardı. Kantolar, operet şarkıları ve caz-band’lerle birlikte popüler müziğin çıkış noktalarından biri sayılabilecek tangoların dünyadaki örneklerinden biraz farklı olsa da, Türkçe müzik içerisindeki yerini yadsımak mümkün değil. Popüler müzik tarihinde gelip geçmiş her eğilim ve her akımdan örnekler ihtiva eden serinin bu albümünün bir tangoyla kapanıyor olması da çok akıllıca.

Dileriz bu albüm de tıpkı diğer iki albüm gibi, benzeri çalışmaların önünü açar, daha çok şarkı ve şarkıcı bu sayede geçmişten bugüne en az eksikle ve hasarla aktarılır. Popüler olanın uçucu ve geçici olduğu yanılgısından da bir an önce kurtuluruz belki böylece. Geçmişte kalanın sadece “nostalji” demek olmadığının da farkına varırız. Başta Dani Grunberg, Nino Varon, Zeynep Göktürk, Hale Aktaş ve Feridun Ertaşkan olmak üzere, seriye başından emek çok destek ve emek vermiş Naim Dilmener, Hakan Eren, Agop Çekmen ve perde arkasındaki nice çalışanı, Odeon’un projelerinin büyük kısmının hayata geçebilmesindeki payıyla, büyük firma olmanın sadece ticari işler yapmak olmadığını, büyük firmaların uzun vadeli karlarının prestijleri olacağını bir kez daha ispat eden Sony & BMG Müzik yetkililerini bir kez daha tebrik etmek gerekiyor. Hepsinin adı popüler kültür tarihine altın harflerle yazılacak.

...Ve bir bir “şok” haberle bu yazımızı da nihayete erdiriyoruz sevgili okuyucular. Sıkı durun ! Eski şarkıların yeniden yayınlanmasını dört gözle bekleyen ve her yayınlanan albümde bayram edenleri hayal bile edemeyecekleri yeni sürprizler bekliyor. Da da da daaaaaannnnnnnnn ! Pek yakında !

MART 2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder