Bu Blogda Ara

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Nerhan - "Bi' Özet Bu"

“SAATLİ MAARİFE YAZILANLAR”


Müziğin internet üzerinden servis edilebilir ve paylaşılabilir bir ürün haline gelmesi, müzisyenlere ağır sözleşmelerin taahhüdü altına girmeden ve bir firmanın etiketini taşımadan da ürettiklerini dağıtabilme imkânı sağladı. Uzun süre direnmiş, korkmuş olsak da, bu kontrol edilebilmesi hayli güç ve dolayısıyla hakikaten korkutucu mecranın da uzun vadede zarardan çok yarar getirebileceği gerçeğine galiba yavaş yavaş uyanmaya başladık.

Türkiye’de sayıları parmakla gösterilebilecek kadar az büyük çaplı müzik firmasının henüz bu mecrayı verimli bir şekilde kullanabildiklerini söyleyebilmek güç. Zaten genel olarak müzik piyasası Unkapanı oryantalliğinden hala kurtulabilmiş değil. Ne ki zaman içerisinde şartlar gereği kendiliğinden şekillenen gelişmeler de olmuyor değil. İşte son yıllarda gittikçe yaygınlaşmaya başlayan “butik” albümler bu sürecin bir sonucu.

Nerhan’ın “Bi’ Özet Bu” adının taşıyan ilk albümü de bir “butik” albüm ve katalogunun büyük bir kısmını bu tür albümlere ayıran Ossi Müzik tarafından yayınlandı. Sponsorsuz, medya desteksiz, kocaman kocaman isimli bestekârlara sırtını dayamamış, kendi yağıyla kavrulduktan sonra Ossi Müzik tarafından servis edilmiş bir albüm bu.

Nerhan’la bir dönem aynı radyoda program yapmışlığımız vardı. Sonra yolumuz bambaşka bir şekilde kesişti ve bir dönemin çok önemli bir kadın şarkıcısının yıllar sonra yapacağı dönüş albümü için aradığımız şarkı Nerhan’dan çıktı. Şarkıyı zaten o şarkıcımıza olan hayranlığıyla yazmıştı ve birkaç güzel tesadüf sonucu, bu özel şarkı dönüp dolaşıp sahibini bulmuştu.


O süreçte Nerhan’ın birkaç şarkısını daha dinleme şansım olmuştu. Kulağı çabuk yakalayan sıcak melodileri ve hikayeli, şiirli şarkı sözleriyle ilk dinleyişte vuran şarkılar yazmıştı Nerhan. Ama daha fazlası, şarkılarını bize dinletirken gözlerinden taşan coşku, bir çocuk masumiyetindeki heves ve heyecanı ve neredeyse çıplak kulakla duyulabilen mutlu kalp çarpıntısıydı.

Ne var ki yıllar sonra yeniden müziğe dönecek olmanın tedirgin telaşında bir türlü karar veremeyen o  şarkıcımız, hepimizin ona çok yakışacağına inandığı şarkıyı söylemekten vazgeçti daha sonra. Benim onun için yazdığım şarkı Sibel Can’a giderken, Nerhan’ın şarkısı gün ışığına çıkmak için bir süre daha bekleyecekti.

Derken Nerhan Hepşen imzasıyla “Üç Vakit Ayna” adını taşıyan bir şiir kitabı yayınladı. Kitabın hediyesi olarak verilen CD’de ise Nerhan’ın annesi için yazdığı ve seslendirdiği bir şarkı vardı.
O zaman bu zaman, hayat gailesi içerisinde pek fazla görüşememiş olsak da, Nerhan’ın birkaç şarkısını stüdyoda kaydettiği gelmişti kulağıma.

Şarkıcı tayfası başkasının üzerinde gördüğü kostümün değil aynısını giymek, yakınından bile geçmezken, söyleyeceği şarkılar söz konusu olunca, başka şarkıcıda tutanın kendisinde de tutacağından hareketle, hemen aynı bestecinin kapısını çalıyor. Bu adeta bir töre. Nerhan ve ben gibi hayranı olduğu şarkıcıların üzerine biçilmiş kaftan şarkılar yazmaya heves edenlerin işi çok zor. Bu kıyıcı piyasada, bu entrikalı rekabet şartlarında kimse o kadar ince değil. Nerhan’ın o şarkıyla yaşadığı hayal kırıklığını çok kere deneyimlemiş biri olarak söylüyorum bunu. En iyisi gülüp geçmek. Tıpkı Nerhan’ın yaptığı gibi.

“Madem öyle, ben söylerim kendi şarkılarımı,” demiş Nerhan olanca samimiyetiyle ve bir iki şarkı diye başlayan proje, bir bakmışlar ki albüme dönüşmüş. Bu albümde Nerhan’ın yılların biriktirdiği şarkılarının yanı sıra, albümün kayıtları sırasında ortaya çıkmış sıfır kilometre şarkılar da var.


Yazının başından beri bahsettiğim şarkı “Çalkala”, albümün hemen açılışında yer alıyor. Siz bakmayın adına ve fıkır fıkır ritmine; öyle “eller havaya” coşkusu yaratan, güllük gülistanlık bir şarkı değil “Çalkala”. Aksine, “depremlerin, savaşların, katliamların ortasında bir an durup düşünmeye, insan olduğumuzu hatırlamaya” davet ediyor Nerhan bu şarkıda bizi. Nitekim ona bu şarkıyı yazdıran da bir deprem ve sonrasındaki can acıtıcı (fiziksel/ruhsal) artçılar olmuş.

Diğer şarkılara geçmeden önce şunu söylemeliyim; Nerhan “kadife sesli” tabir edilen şarkıcılardan değil. Aslına bakarsanız şarkıcı da değil. İstanbul Üniversitesi matematik bölümünden mezun olduktan sonra insan kaynakları üzerine yüksek lisans yapmış, yirmi yıla yakın bir süredir de bilgi teknolojileri, bankacılık ve danışmanlık sektörlerinde çalışıyor. Müziğe ve şiire olan tutkusu onu şarkı ve şiir yazmaya, çok okumaya, çok dinlemeye ve okuyup dinlediklerinin arşivini tutmaya yöneltmiş ister istemez. Sonra bu birikimini “Kenarda Köşede” adını verdiği radyo programına taşımış. Yani radyoculuğu da, şarkı yazarlığı da, şairliği de, şarkıcılığı da profesyonel kaygılar taşımıyor başından beri. Ortada bir iddia yok; aşk var, gönül verme, emek verme, yürek koyma var sadece. Onu ve şarkılarını dinlerken bu gerçeği göz ardı etmek çok yanlış olur.


Albüm “Çalkala” ile gayet enerjik bir şekilde açılırken, ikinci sırada bu defa bir Balkan havası çıkıyor karşımıza. Ta ellili yıllardan, Üsküp’ten çıkıp gelen bu hikaye, Nerhan’ın annesiyle babasının hikayesi. Mülayim Bey gelin almaya kız evine gidip de, Neriman Hanım’la düğün alayının faytonunda yan yana oturana dek birbirilerinin yüzünü hiç görmemişler. Ne ki “Kadifeden Perdeler” kaderi engelleyememiş.

Hem eğlenceli, hem naif bir şarkı olan “Kadifeden Perdeler”, yetmişli yıllar Melih Kibar-Çiğdem Talu şarkılarının tadını bıraktı damağımda. Erol Evgin’in sesini duyar gibi oldum bir ara. Bu sizi yanıltmasın yine de, şarkı asla eski değil; sadece eskinin tadında.

Sırada “Keşfet Kendini” var. Nerhan’a bu şarkının ilhamını veren iki şey olmuş. Biri o günlerde tatil için gittiği Akdeniz kıyısının iklimi, diğeriyse tatile birlikte çıktığı arkadaşının tatil boyunca bıkmaksızın Ajda şarkıları dinlemesi. Nitekim şarkıda da hem Akdeniz, hem Ajda rüzgarları esiyor buram buram. “Yaza damgasını vuracak” şarkılardan değil belki ama, huzurlu sıcak bir yaz öğleden sonrasını unutulmaz kılacak, deniz kokulu, zeytin kokulu, tuzlu, güneşli bir şarkı “Keşfet Kendini”.


Dördüncü sırada yer alan “Saatli Maarif”i dinlettiği herkes Nerhan’a “Bu şarkıyı kime yazdın, kim acıttı canını böyle?” diye sormuş. Onun buna yanıtı ise her defasında aynı olmuş; “Kendime!” Albümün ilk klip şarkısı olarak seçilen “Saatli Maarif”, özellikle etkileyici sözleriyle öne çıkan şarkılarından biri.

Sıradaki şarkı “Geçtiniz Yıllar“ adını taşıyor. Nerhan bu şarkıyı Jale için yazmış, ancak o dönemde Jale yeni bir çalışma yapmayınca, kaydedilememiş. Erol Evgin’in Melih Kibar-Çiğdem Talu döneminden “İçimdeki Fırtına”ya şöyle bir dokunup geçiyor melodi bir yerinde. Kendi deyimiyle “okumayı yazmayı 45’liklerden öğrenmiş” bir adamın şarkılarından bu kokuyu alıyor olmak boşuna değil. Aşağı yukarı aynı kuşağın, aynı zamanların, aynı tek kanallı siyah beyaz televizyon günlerinin, “kırmızı çanta pikap”ların çocuklarıyız ne de olsa.

Altıncı sırada yer alan “Yine Bana Kaldın”, albümde bugünün popuna en yakın duran şarkı. Nerhan’ın vokalinde yer yer hissedilen Tarkan etkisinin en çok bu şarkıda belirginleştiği söylenebilir zira şarkı tam Tarkanlık. “Küresel ısınmanın şarkısı bu,” diyor Nerhan “Yine Bana Kaldın”dan bahsederken. İlk dinleyişte kulakta eğlenceli bir etki bırakan sözlerin aslında çok ciddi bir kaygısı var ve bu, biraz dikkatle dinlenince okunabiliyor.


Sırada benim albümde en sevdiğim şarkılardan biri olan “Yorma Beni İstanbul” var. Bu şarkıda Nerhan alaturka müziği çok seven babasından ilham almış. Şarkının ortaya çıkmasına ise, albümde Nerhan’ın vokal koçluğunu yapan Mine Geçili vesile olmuş. Mine Geçili, geçtiğimiz yıl yayınlanan “Zeki Müren Şarkıları” albümüyle dikkatleri üzerine çekmişti. Onun sesini seven bir dinleyici olarak Nerhan’la düet seslendirdikleri bu şarkının bendeki etkisi biraz daha fazla oldu. Şarkının sözleri ise tek başına şiir gibi okunabilecek türden.

Sekizinci sırada yer alan “Bi’ Tek Sen Anlardın”ın hikayesini Nerhan’ın kendi cümleleriyle buraya almak istiyorum: “Tanıştığım çok değerli bir insanın hikayesi bu. Ben "Üç Vakit Ayna" kitabımı kendisine hediye etmek isterken, kitapla birlikte verilen CD’deki anneme yazdığım  şarkıdan bahsettim. Kitabı geri çevirdi. Annesinden nefret ediyordu çünkü. Bazen kendi yaşamımızla o kadar haşır neşiriz ki, unutuyoruz başkalarını, bilemiyoruz öteki olmayı. İşte koltuk örtüleri bozulmasın, kirlenmesin diye tabure üstünde oturtulan çocukların ve reçel kavanozunu çocuklarının önünde açıp yedikten sonra paylaşmadan tekrar rafa kaldıran annenin, aslında tüm istismar edilen ve şiddet gören çocukların öyküsüdür bu şarkı.” 

Bu hikayeyi öğrendikten sonra şarkıda geçen “Bir tabure üstünde, reçelsiz çocuk ömrüm” cümlesinin nasıl bir tokat etkisi yaptığını söylememe bilmem gerek var mı?

Albümdeki şarkıların tamamında sözler ve müzikler Nerhan’a ait. Düzenlemelerde ise büyük çoğunlukla Reha Falay imzası var. Doksanlı yıllarda iki albüm yaparak şarkıcı kimliğiyle dinleyici karşısına çıkan Reha’yı “”Aşk Çiçeğim” adlı şarkısından hatırlayan çoktur. Reha bir süredir albüm yapmıyor ama aktif müzik yaşantısı devam ediyor. Nerhan’ın şarkılarının bu denli kulak okşuyor oluşunda Reha Falay’ın payı büyük.

Reha Falay dışında iki şarkıya Osman Taşdaş, bir şarkıya Tansel Doğanay aranjör olarak olarak imza atmış. Dokuzuncu sırada yer alan “Çalkala”nın “remix” versiyonu ise Kıvanch K.’nın elinden çıkmış. 


Ve albümün kapanışında “Bi’ Özet Bu” diyor Nerhan. Sadece dört cümleye sığdırdığı özet, aslında bir albüme sığmayacak kadar çok hikayenin, hayatın, zamanın, günün başlangıcı oluyor. Hemen başa dönmek istiyorsunuz tekrar. Anlatacak hikayesi olan şarkıları sevenlerdenseniz, bir değil, birkaç kez başa dönme ihtimaliniz bir hayli yüksek.

Albümde bütün bunların ötesinde iki şahane şey daha var. Bunlardan biri Yiğit Günel imzası taşıyan görselliği son derece yüksek, tam bir albüm kartoneti ışıltısındaki fotoğraflar (kapaktaki Nerhan portesini o derece sevdiğimi söyleyemem yalnız) ve çok şık grafik tasarım. Bir diğeri ise Nerhan’ın kartonette yer alan ve “Çok şanslıyım” diye başlayan yazısı.  

Başta da söylemiştim; bir “butik” albüm bu. Bir şarkıcının değil, şarkıları aşkla seven bir adamın albümü. Gündelik popun, ana akım “hit” döngüsünün dışında, hani sinema sektöründe vardır ya öyle bir laf, “bağımsız” şarkılar barındıran bir albüm. Ya da moda dünyasının terimleriyle; her gün dinlediklerimiz, duyduklarımız “prêt à porter” (hazır giyim) ise şayet, “Bi’Özet bu” kelimenin tam anlamıyla “haute couture” (özel dikim). Bu yüzden de başka bir kulakla dinlemek, başka bir gözle bakmak, ayrı tutmak lazım bu ve benzeri işleri.

Nerhan’ın bu özeti genişleterek devam ettirmesini diliyor ve bekliyorum. Her şeyden çok kendine dürüst şarkılar yazacak, böyle küçük ama aslında çok büyük laflar edecek kaç kişi var ki şunun şurasında?

MAYIS 2011 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder