Bu Blogda Ara

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Mehtap Meral - "Aşk"



Eğer yılın ikinci yarısında daha enteresan bir iş çıkmazsa karşımıza, 2011 yılının sürpriz albümünü Mehtap Meral’in yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Albümün adı “Aşk”.

Popüler tangonun ülkedeki son temsilcisi Esin Engin oldu. Bundandır ki Seyyan Hanımlara, Celal İncelere, İbrahim Özgürlere yetişememiş bizim kuşak için tango demek biraz da Esin Engin demektir hala. Esin Engin’in 1978 yılında kaydettiği ve yıllardır müzik marketlerde alıcı bulan “Tangolar” adlı albümünün o günlerde memlekette girmediği ev kalmamıştır neredeyse.

Sonrasında ise tango, Türkiye’de kitlesel bir müzik türü olmaktan çıkıp, sadece meraklılarına hitap eden, biraz nostaljik, biraz seçkinci, biraz ayrıksı bir çizgide gelişme gösterdi. Tango dans meraklıları daha ziyade orijinal Arjantin tangolarının peşinde koşarken, dört bir yanda çeşitli tango kulüpleri açıldı, tango dans toplulukları, orkestraları kuruldu, “milonga”lar ve özel geceler yapılmaya başlandı.  Tangolar çalındı, söylendi, dans edildi ama bu merak hiçbir zaman sokağa inecek kadar yayılmadı.


Türkçe tangolar ise büsbütün nostaljiydi. Zaman zaman güncel pop müziğinin içinde renk olsun, desen olsun diye tango ritminde yapılmış şarkılar dolaştı ya da birileri bazı eski tangoları “cover” yapmayı denedi ama bunlar göz ardı edilebilecek kadar az sayıda kaldı hep.

Erdener Koyutürk’ün, ağırlığı tango eserlerinden oluşan bütün bir Eko Plak arşivini, dolayısıyla da epeyce çok sayıda tango kaydını bir seri halinde, CD formatında piyasaya sürmesi, bu seriye yeni kaydedilmiş tango eserlerini de dahil etmesi, yetmişlerden bu yana popüler tango adına yapılmış en dikkat çekici işti şüphesiz. Yine aynı dönemde adı anılacak çalışmalardan biri de Tango Turco topluluğunun Türkçe tangoları alaturka sazlarla seslendirdiği albüm oldu.


Ve yıllar sonra ilk kez tamamı tango türünde bestelenmiş yepyeni şarkılardan oluşan bir albüm yayımlandı. İşte Mehtap Meral’in “Aşk” adlı albümünü “sürpriz” olarak nitelendirmem bu yüzden.

Öncelikle sadece tango türünde “konsept” bir albüm olması, üstelik bu konseptin bildik tangoların yeniden seslendirilmesiyle değil, yeni şarkılarla kotarılması tek başına çok cesur bir tavır. Üstelik de bu cesareti Mehtap Meral gibi ilk albümünü yayımlayan birinin göstermesi de ayrıca alkışı hak ediyor.


Mehtap Meral’in müzik yolculuğu Ruhi Su Dostlar Korosu’nda koristlik yaparak başlamış. Bu çok ciddi ilk tecrübeyi perçinleyen eğitimi ise Marmara Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümünde almış. Okulda aldığı keman eğitimini şan dersleriyle takviye ederken, bir yandan da sahne çalışmalarına başlayıp, topluluk önünde solo olarak şarkı söylemeyi pratik etmiş. Bu dört başı mamur, eğitimli ve deneyimli müzisyen, bir yandan da şarkılar yazar, bir kenara koyar imiş. Sonra süreç onu albüm yapmanın kapısına kadar getirdiğinde, çok sevdiği tango türünü hedef belirleyip, Baki Duyarlar ile birlikte albümünü bu eksende oluşturmaya başlamış.

Mehtap Meral’in duru, arı, pırıl pırıl, tertemiz bir sesi ve şarkı söyleme stili var. Şan eğitimi her zaman her şarkıcıyı taçlandırmayabiliyor; örnekleri çok. Ama belli ki Mehtap Meral aldığı eğitimi doğru hayata geçirebilenlerden. Ağzından çıkan her kelime, her nota, en doğru, en parlak şekilde dokunuyor dinleyenin kulaklarına. Kim bilir belki de Ayla Dikmen’den bu yana bu kadar temiz diksiyonla söyleyen bir kadın şarkıcımız daha olmamıştır, belki de olmuştur da ben hatırlamıyorumdur.


Albümde on şarkı var. İki şarkı “cover.” Bunlardan biri Sezen Aksu’nun 1982 çıkışlı “Ağlamak Güzeldir” albümünde ilk kez dinlediğimiz “Ben Her Bahar Aşık Olurum”un yeni düzenlemesi. Sözleri Aysel Gürel, bestesi Selmi Andak imzalı bu şahane pop-tango şarkısını orijinal versiyonuna kıyasla daha hüzünlü, daha buruk ve daha sıcak söylemiş Mehtap Meral. Daha tango olmuş şarkı bu haliyle. Ya da gerek şarkıcının yorumu, gerekse düzenleme, şarkının içindeki tangoyu tereddütsüz ortaya çıkarmış diyeyim.

Albümdeki diğer “cover” ise bir Astor Piazzola tangosu olan “Oblivion”un Türkçe adaptasyonu. Sözleri Mehtap Meral yazmış. Bu tango, Gülay’ın yakın bir zamanda yayımlanan yeni albümü “Aşkhane”de de farklı Türkçe sözlerle yer alıyordu. Şarkının ardı ardına kullanıldığı her iki albümün de adında “Aşk” olması boşa değil. Ağır dramatik, aşk dozu epeyce yüksek bir tango “Oblivion” (ya da albümdeki Türkçe versiyonuyla “Git”).


Dünyaca ünlü İranlı kadın şair Füruğ Ferruhzad’ın Makbule Aras tarafından yapılmış Türkçe tercümesinden Mehtap Meral’in bestelediği “Kayıp”ı da bir kenara koyarsak, geriye kalan yedi şarkının tamamında sözler ve müzikler Mehtap Meral imzası taşıyor.

Albümün açılışında yer alan “Adın Kalmış”, hem melodikliği, hem de hareketli yapısıyla bütün şarkıları dinleyip bitirdikten sonra en çok aklınızda kalan şarkı oluyor. Bu tango, bir yanıyla da eski Türk tangolarının tadını veriyor dinleyene. Sanki bir Celal İnce, bir Zehra Eren, bir Şecaattin Tanyerli söylese, o günlere ait olmadığı hiç hissedilmezmiş gibi.

İkinci şarkı olan “Yalnız Yıllar”, Mehtap Meral’in albümde keman çaldığı tek şarkı. En etkileyici şarkılardan biri olan “Ölüm Var”, tek bir piyano eşliğinde bir defada, canlı kaydedilmiş. Özellikle dişi sözleriyle dikkat çeken “Son Tango” ise sıralamada gerilerde durmasına rağmen, albüm tanıtımında öne çıkarılması gerektiğini düşündüğüm şarkılar arasında.


Sondan bir önceki sırada yer alan “Sıkıntı”, diğerlerine göre nispeten daha iddiasız dururken, albümü kapatan “Küçük Bir Şey”, yer yer teatral havasıyla bir müzikal şarkısı gibi tınlıyor.

Albümde Mehtap Meral’in sesi ve şarkı söyleme stili kadar, bir şairin elinden çıktığı hissedilen şarkı sözleri ön plana çıkıyor. Mehtap Meral yayımlanmış bir şiir kitabı da bulunan, gerçek bir şair zira.

Böylesi bir projeyi alabildiğine abartmak, allayıp pullamak mümkünken, bundan belli ki özenle kaçınmış Baki Duyarlar’ın düzenlemelerindeki sadeliğe koşut zarafet de albümün çizgisini yükselten bir başka unsur. “Aşk”ın sadece tango meraklılarına değil, kaliteli popüler müzik dinlemeyi seven herkese iyi gelecek bir albüm olmasında düzenlemelerin ve kusursuz icraların payı büyük. Başından sonuna su gibi akıp giderken şarkılar, kulağınızı rahatsız edecek hiçbir çapakla, pürüzle karşılaşmıyor, bittikçe başa dönmekten sıkılmıyorsunuz.


Tutkunun ve aşkın yasak dansı tangonun rengi de kırmızıdır haliyle. Ragıp İncesağır’a ait kapak tasarımında da alabildiğine kırmızı hâkim. Mehtap Meral’in Zeynel Abidin Ağgül imzalı fotoğraflar ise konsepte çok uygun; sıcak, kışkırtıcı ve buram buram tango kokuyor.

Kartonette yer alan teşekkür yazısında, tangonun memleketi olan Arjantin’de genelevlerde ve Buenos Aires’in arka sokaklarında çalınıp söylenmesi, tango dansının “ahlaksız” olması nedeniyle yıllar boyunca yasaklı kalmasına gönderme yaparak, şöyle tarif etmiş Mehtap Meral şarkılarını: “Bir kız çocuğunun sevinci, bir genç kızın heyecanı, bir kadının isyanı usulca yerini aldı şarkılarda. Sarsıcı karşılaşmalara, başlarda “edepsiz” görünen bir dansı yapmaya başlayan “edepsiz” ve “saygın” bütün kadınlara, aşka, iki insan arasındaki mesafeyi gerilimle yıkan tangoya sesimle yaklaşmak istedim.”

Görünen o ki, istediğini başarmış Mehtap Meral. Arşivlenecek, uzun yıllar dinlenecek, klasikleşecek bir albüm bu. Tango soslu değil, gerçek tangolardan oluşan bir albüm. Mutlaka dinleyin. 

TEMMUZ 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder