Bu Blogda Ara

19 Şubat 2012 Pazar

Aydan Kaya - "Adım Adım"

AYDAN’IN “AYAK SESLERİ”


2003 - 2004 televizyon sezonunda tanış olduğumuz ilk Pop Star yarışması bizi aylar boyunca ekran başına çivilemiş, ülke genelinde kıyametler koparmıştı. “Kopardı da ne oldu?” diye sorsanız haklısın elbette. Diyebilirim ki hiçbir şey olmadı.

Yarışma boyunca jürinin dilinden düşürmediği “star ışığı”nı ben çok Firdevs’de, sonra da Aydan’da görmüş idim ama ne çare önce Aydan elenmiş, Firdevs ise son ikiye kaldığı halde bu tip yarışmaların yüzde doksanında olduğu ve olacağı üzere, birinciliği “genç ve yakışıklı erkek yarışmacı” Abidin’e kaptırmıştı.


Yarışmadan nice sonra Abidin, Firdevs, Eser ve Bayhan’ın albümleri piyasaya sürüldü ama hiç birinin esamisi okunmadı. Bir kere üzerinden çok zaman geçmiş, nankör televizyon seyircisi, izlemelere ve oylamalara doyamadığı yeni yıldızlarını çoktan gündeminden düşürmüştü. Bu dört albümün dördü de hem vahim zamanlama hatası, hem de yanlış şarkı seçimleri nedeniyle adeta ölü doğacak, ve o günlerde Ercan Saatçi’nin başında olduğu DMC için koca birer hüsrana dönüşecekti.

Sonrasında aynı serinin diğer yarışmacılarından Evren, Serkül ve Barış da albüm yaptı. İçlerinde sadece Bayhan, Firdevs ve Barış ikinci albüm yapma şansını yakaladı. Barış nispeten daha fazla adından söz ettirdi, diğerleri ise unutuldu gitti.


Yarışma esnasında yeri geldiğinde jüri üyelerine verdiği cevaplarla eli maşalı bir portre çizen, elendikten çok kısa bir süre sonra Şamdan dergisine verdiği pozlarla şöhret olmaya azmettiğini adeta ilan eden Aydan, şarkıcı olarak değil ama, dizi oyuncusu olarak tekrar televizyon ekranında göründüğünde yıl 2006 olmuştu. “Rüyalarda Buluşuruz” adlı bu dizinin hemen ardından 2007 yılında bu defa “Elveda Derken” dizisiyle kamera karşısına geçti. Dizinin aynı adlı jenerik şarkısını da seslendiriyordu ve bu şarkı özellikle dizinin meraklıları tarafından o günlerde baş tacı edildi. 


Aydan’ın ilk albümü “Aşk Çıkmazı” yayımlandığında takvimler 2008 yılını gösteriyordu. Bu ilk albüm daha ziyade pop-arabesk sularında geziyordu. Ben kendi adıma bu albümde Aydan’dan beklediğimi bulamamış ve “Demek ki bu kadarmış,” diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Çünkü o albümle girdiği kulvar, ister istemez isminin önünde zikredilen, yarışmadan kalma “pop star” unvanını gerçekten hak edebileceği, taşıyabileceği bir kulvar değildi.

O günlerde çıkan haberlere bakılırsa, Arap dünyasında fırtınalar estiren Türk dizileri furyasına “Elveda Derken”  de katılmış ve bu sayede Aydan Kaya hem oyuncu olarak, hem de dizinin jenerik şarkısı sayesinde şarkıcı olarak epeyce çok sayıda Arap hayran edinmişti. Nitekim albümüne adını veren “Aşk Çıkmazı” adlı şarkının Lübnan’ın “pop-star”ı Elissa’nın bir şarkısının Türkçe adaptasyonu olması boşuna değildi. (Bugün bile internette Aydan Kaya’yı ve bu şarkıyı arattırdığınızda, karşınıza sayısız Arapça içerikli video çıkması bundan.)


Yaklaşık dört yıllık bir aradan sonra, Aydan Kaya’nın yeni albümü “Adım Adım”, Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı.

Kabul etmeliyiz ki yarışmada dikkatleri üzerine çektikten sonra gerçek bir “pop-star”  olmak üzere kolları sıvayan Aydan işte bu Aydan. Sekiz yıl önce yapması ya da onu o günlerde yönetenler tarafından yapılması gereken şey tam da buydu aslında. Çok iddialı bir albüm, çok iddialı bir tanıtım çalışması ve bu defa doğru stratejiyle atılan adımlar.


Bir kere daha albümü elinize aldığınızda, kartonetin görselinden ve kapak fotoğraflarından ister istemez etkileniyorsunuz. Özen gösterildiği, emek ve para harcandığı mazruftan önce zarftan belli oluyor. Kaldı ki albümün içeriği de öyle.

Albümde on şarkı var. En büyük sürpriz Aydan Kaya’nın bir Chris De Burgh şarkısı olan “Footsteps”i Burgh’le düet yaparak söylemesi. Özellikle “The Lady In Red”le “Sailing Away”le, “Missing You” ile hayatlarımızın seksenli yıllarına damgasını vuran İrlandalı “pop-star” Chris De Burgh’ü seneler sonra bir Türk şarkıcıyla düet yaparken dinlemek, bugünün gençliğine değil belki ama seksenlerde bu ülkede gençliğini yaşamış olanlara çok şey ifade ediyor/edecek kuşkusuz. 


Geriye kalan dokuz şarkının biri “Aşk Çıkmazı”nın yeni düzenlemesi. Biri de Chris De Burgh şarkısının solo Türkçe versiyonu. Aydan Kaya her fırsatta hayranlığını ifade ettiği Sezen Aksu’dan da bir şarkı bulunsun diye olsa gerek Aksu’nun sözlerini yazdığı (orijinali yine bir Arap şarkısı olan)“Zalim”i söylemiş ve bu şarkı da albüme “cover” (olmazsa olmaz) kontenjanından girmiş. Aynı kontenjanın diğer şarkısı ise doksanlarda İzel’in sesinden kulaklarımıza yer eden Ercan Saatçi bestesi “Avuçlarım Kanıyor”. 

Albümde beş de yeni şarkı var; Soner Sarıkabadayı imzalı “Çıra”, Şeydağ Hazır ve Fettah Can ortak çalışması “Armağan Olsun”, Ceyda Pirali’nin söz ve müziğini yazdığı “Hüzünle Buluşma”, Deniz Erten ve Özgür Buldum’un birlikte yazdığı “Prototip” ve Türkçe sözleri Ayla Çelik tarafından yazılmış bir Yunan şarkısı, “Öyle Çok Sevdim ki”.


Bütüne baktığınızda ortada epeyce kozmopolit bir albüm var aslında. Akdeniz’den Arap alemine uzanan, doksanlar Türk popundan, seksenler yabancı popuna yelken açan bir ortaya karışık durumu. Buna karşın bu duruma “Türkçe pop ne istiyorsa o” gibi bir kılıf uydurmak da çok mümkün ve çok mantıklı. “Aman elektronik de koyalım, olmadı “rock” da koyalım,” gibi değil yani. Dürüst ve net bir şekilde pop bir albüm bu. Bunu her koldan deniyor olması da Aydan Kaya’nın bundan sonra gideceği yolu belirlemesi açısından anlaşılabilir bir şey.

Aydan’ın performansı açısından baktığınızda ise albümü ikiye bölebilirsiniz. İlk dört şarkıda başka, diğer şarkılarda başka bir Aydan var gibi. Çıkış şarkısı olarak seçilen, klip çekilen ve radyolara servis edilen “Çıra”, tipik bir Sarıkabadayı bestesinin bütün özelliklerini taşıyan ve ne çare hiçbir yenilik taşımayan bir şarkı. Bir dönem buna benzer çok sayıda bestesini ardı ardına her isteyen şarkıcıya veren Sarıkabadayı’nın şarkıları ne yazık ki artık o ilk günlerdeki süksesini ve heyecan vericiliğini kaybetti. Bu şarkı da neresinden baksanız önceki şarkılarının tekrarı (en çok da “La Fontaine”) gibi duruyor ki, keşke çıkış şarkısı olmasaymış.


İkinci ve üçüncü sırada “Öyle Çok Sevdim ki” ve “Armağan Olsun” geliyor ve bu her iki şarkı da sağlam birer pop şarkısı olarak dinleyiciyi hemen kavrıyor. Her ikisi de akılda kalıcı ve etkili melodilere, dile kolay yerleşecek sözlere sahip.

Dördüncü şarkı “Zalim” ise albümün bütünü içerisinde yama gibi duruyor. Ne albümün bütününde bir etkiye sahip, ne de Aydan’a yakışmış. Zaten epeyce kalabalık sözlü bu şarkının bir de ritmi hızlandırılınca, Aydan’ın sesi de bilgisayar marifetiyle bu hıza uydurulunca, tatsız bir durum çıkmış ortaya. Dinleyeni yoruyor, nefessiz bırakıyor.


Bu ilk dört şarkının ortak yanı ise Aydan’ın yorumundaki çekingen, tedirgin ve bu bundandır ki gereğinden fazla dikkatli ve özenli üslup. Sanki şarkıları tam sindirmemiş gibi, ya da belki şarkılar sesine en uygun şarkılar değilmiş gibi. Bunun sebebini çok düşündüm. Hatta bu yazıyı sadece bu nedenle geciktirdim ama bir gerekçe bulamadım. Yalnız belirgin bir şekilde bu ilk dört şarkıda farklı bir Aydan var.

Oysa “Footsteps”te gayet kendinden emin, gayet kelimelerine, sesine hâkim bir şarkıcı dinliyoruz. Bir kadın ve bir erkek şarkıcı düet yapıyor ve tonları da uyuşmuyorsa, mutlaka birinin tonundan taviz vermesi gerekir malum; burada da taviz haliyle Aydan’dan gelmiş ve tonundan daha pes bir yerden okumuş şarkının kendine ait bölümlerini.  Bundan mıdır bilinmez, Sezen Aksu’nun “Düş Bahçeleri” albümü (yani 1996) ve sonrasına tekabül eden şarkıcılık tekniğinden epeyce etkilenmiş bir Aydan Kaya dinliyoruz bu şarkıda ama bu bile o derece rahatsızlık vermiyor. “Foosteps” Olcay Anar’ın muhteşem düzenlemesinin de etkisiyle düzenlemesiyle albüme çok ama çok şey katıyor.

“Footsteps”in arkasından gelen “Avuçlarım Kanıyor”, albümde Aydan Kaya’nın şarkıcı olarak kendini en çok ve en doğru şekilde gösterebildiği şarkı olmuş. Aynı şekilde şarkı olarak albümün geneli içerisinde çok parlak durmasa da “Hüzünle Buluşma”da da şarkıcı olarak iyi bir performans gösteriyor Aydan. “Aşk Çıkmazı”nın yeni yorumunu da aynı başlık altına koyabiliriz. 


Albümde tek sevmediğim şarkı “Prototip” oldu. Bugüne dek hep iyi işlerde imzasını gördüğümüz Deniz Erten’in “prototip” kelimesi üzerine bir şarkı sözü kurgulamasını ve doksanlarda kalmış bir cin fikirliliğin peşinde koşmasını yadırgadım her şeyden önce. Kaldı ki ne bu tarz bir kelime cambazlığı bu albümün ruhunda var, ne de Aydan bu yolda yürüyecek bir pop yıldızı olma çabasında. Müzikal anlamda da çok ayrıksı duran bu şarkı albüme neden konmuş, anlamak mümkün değil. (Bir de şarkının A bölümünün melodik yapısı Aylin Livaneli’nin “Bana Müsaade”siyle epeyce benzeşiyor, söylemezsem dilim şişer.)

Bugünlerde sıkı bir “PR” çalışması içerisinde oradan oraya koşturan Aydan’ı, bizzat kendisinin yazmadığı çok belli (bu yüzden de can sıkıcı) Twitter hesabından haberini aldığım bir televizyon programında, canlı yayında izledim geçen gün. Bütün heyecanıyla albümünü anlatırken hızını alamayıp “Ben çok iyi bir şarkıcı, çok iyi bir yorumcuyum,” dedi. Evet, biz onun bu tavrına tav olmuştuk yarışmada; iddianın dozu arttıkça, starlığın yolu kısalır da üstelik, şayet iddianız fos çıkmaz, sizi utandırmaz ise. Ama…

Henüz Aydan ne çok iyi bir şarkıcı, ne de çok iyi bir yorumcu. Fakat olmaması için de hiçbir sebep yok. Bu albümle popun birinci liginin kapısını zorluyor, halen birinci ligde oynayanlara da ayak seslerini “Adım Adım” duyuruyor. Şarkıcılığını biraz daha büyütür, bir sonraki albümü daha da güçlü şarkılarla kotarabilirse, işte o gün gerçek “pop-star” Aydan’ı alkışlıyor olacağız.      

ŞUBAT 2012

7 Şubat 2012 Salı

Göksel - "Bende Bi' Aşk Var"

ACITAN ŞARKILAR


Hayat bu. Yola birlikte çıktığınız ya da yolun bir yerlerinde karşılaşıp en iyi işlerinizi birlikte yaptığınız ortağınız/ortaklarınızdan şu veya bu sebepten ayrılmanız icap eder günün birinde. Yaptığınız iş müzikse şayet, böylesi ayrılıklar çok ciddi kırılma noktaları, dönemeçler, kavşaklar olarak yazılır kariyerinize. Bu keskin virajı alabilen kadar alamayan da çok olmuştur hem dünya hem de memleket müzik tarihinde.

Göksel yıllar boyunca hem hayatına hem de müziğine ortak kıldığı Alper Erinç’le ayrılığının virajını uzun sürede, ağır ağır ilerleyerek aldı ve 2012’nin ilk günlerinde artık düze çıktığını ilan eden yepyeni albümüyle geri döndü.


1997 yılında yayımlanan ilk albümü “Yollar”da prodüktör olarak Sarp Özdemiroğlu ile birlikte çalışan Göksel’in, 2001 ve 2007 yılları arasında piyasaya çıkan dört stüdyo albümünde prodüktörlüğü ve aranjörlüğü Alper Erinç yaptı. Her biri Göksel’i bir adım daha ileriye götüren bu dört albümün de başarılı olması şüphe götürmez ki Alper Erinç ve Göksel ortaklığının bir başarısıydı.

2009 yılında Göksel hem Alper Erinç’le, hem de söz konusu dört albümü yayımlayan Sony Müzik’le yollarını ayırdı. O yılın Eylül ayında Sony Müzik, elindeki dört Göksel albümünden seçilmiş 12 şarkının ve şarkılara ait kliplerin yer aldığı “The Best Of Göksel”  adını taşıyan bir CD&DVD yayımladı. Aynı günlerde Avrupa Müzik etiketli yeni Göksel albümü de raflara çıkmıştı. Evet, “Mektubumu Buldun mu?” adını taşıyan bu albüm yeni, ama içindeki şarkılar eskiydi.


“Mektubumu Buldun mu?” ve ondan bir yıl sonra yayımlanan “Hayat Rüya Gibi”, altmış, yetmiş ve seksenler popüler müziğinden akılda kalmış şarkıların yeni düzenlemelerinden oluşuyordu ve bu albümler “cover” furyasının kabak tadı vermeye başlayacağı günlere denk gelmiş olmasına rağmen hem sevildi, ilgi gördü, hem de işin yazar çizerleri tarafından beğeniyle karşılandı.

Buradaki temel mesele kuşkusuz Göksel’in “Günün Birinde” ile başladığı “cover” denemelerinin hep başarılı olması idi. Çünkü Göksel müziğinin köklerinde de o eski şarkıların naif, hisli, romantik, saf ve temiz ruh hali vardı. Çünkü Göksel hem fizik hem de ses olarak, o devirlerin, o şarkıların kadınlarına benziyor, o şarkıları gayet inandırıcı bir biçimde taşıyabiliyordu.


Aranjör olarak Sarp Özdemiroğlu, Serhat Ersöz, Selim Öztürk, Burak Karataş ve Meret Ekren’in imza attığı bu albümlerde, düzenlemeler şarkıların orijinal düzenlemelerin birebir kopyası olduğu için aslında belirgin bir aranjör/prodüktör katkısından da söz edilemezdi. Dolayısıyla henüz Alper Erinç’in eksikliğinin farkına varmamızı gerektirecek bir durum yoktu ortada.

Göksel’in kendi söz ve bestelerinin de yer almadığı bu iki albümle geçen iki yıl, onun kendini nadasa bıraktığı, yeni sözler, yeni şarkılar aradığı, hem o zorlu dönemeci aşıp, hem de bundan sonra ilerleyeceği yeni yolu çizmeye koyulduğu günlerdi. En azından bugün verdiği röportajlardan, televizyon ve radyo sohbetlerinde anlattıklarından bunu anlıyoruz.


Ve Göksel’in yeni albümü “Bende Bi’ Aşk Var”, 2012 yılının ilk sürprizi olarak Ocak ayının ikinci yarısında raflara çıktı.

Uzun zaman var ki içinde “remix”tir, “version”dur, “cover”dır bir şey, bir ilave katkı, şişirme olmayan, silme yeni şarkı dolu, normal uzunlukta bir albüm dinleyelim. Az bulunuyor artık böylesi. Bu albümde on yeni şarkı var. Dokuzunun söz ve müziği Göksel’e ait. Onuncu şarkıyı Mabel Matiz yazmış. Düzenlemelerinse tamamı Ozan Çolakoğlu imzası taşıyor.


Öncelikle söylemek lazım ki, Göksel’in kendini adeta yeniden lanse edeceği/ettiği bu yeni albümde Ozan Çolakoğlu gibi bir ismi prodüktör ve aranjör olarak seçmesi son derece yerinde bir karar olmuş. Zira Çolakoğlu hem piyasanın nabzını tutabilen, oyunu kuralına göre oynayan, hem de ticari kaygı gözetirken yaptığı işin değerinden eksiltmeyen bir müzisyen. Pop kriterleri içerisinde ölçüp biçtiğinizde, doksanlardan bu yana yetişen nesil arasında yaptığı işlerle açık ara önde gittiğini söyleyebilmek çok mümkün. Hiçbir şey için değilse bile, Tarkan ve bir dönem Nil Karaibrahimgil albümlerine attığı imzalar bile yeter bunu söylemeye. 

Hal böyleyken beklenildiği üzere, Göksel’in sıfır kilometre şarkıları Ozan Çolakoğlu’nun elinde çok doğru işlenmiş ve pırıl pırıl parlamış.


Elbette albümün başarısını sadece prodüktörlük/aranjörlük başarısına bağlamak değil sözümün özü. Ortada çok da iyi bir şarkı yazarı, hani o çok klişe tabiriyle bir “kadın ozan” var. Önceden de iyi yazardı Göksel ama bu albümde belli ki yaşadıklarının ve yaşının da verdiği olgunluk, bilgelikle daha da iyi yazmış. Kaleminden, dudağından dökülen her cümlenin bugün yaşadığımız hayatta bir karşılığı, bir anlamı var. Bir tek söz havada kalmıyor, kafiye olsun diye, şiirli dursun diye yerleştirilmiş izlenimi vermiyor. “Bıçağın kestiği yeri, yara izlerini seven, mazide gezen, hasret özleyen, çoktan bitmiş aşkı mezardan çıkarıp öpmek isteyen”ler bir albüm dolusu “acıtan” şarkıda buluyor kendini. Göksel bugünün dilbilgisi, imlasıyla insanlık kadar eski hayatı, aşkı, zamanı (kim bilir belki de sadece kendini) sorguluyor.

Albümün açılışında yer alan ve videosuyla birlikte ilk servis edilen şarkı olan “Acıyor”, şimdiden yeni bir “Depresyondayım” oldu bile. Zaten “Ölürsem yalnızlıktan ve senin kötü kalbinden” cümlesiyle başlayan bir şarkının bugünün kısa süreli, köksüz, bazen sanal, bazen reelken sanal, hedefsiz, amaçsız, kârdan zarar, zarardan kâr ilişkilerinin mağdurlarına milli marş olmaması mümkün mü?.. Yani dakika bir bile değilken gol bir oluyor ki, bu bile albümün alıp yürümesine yeter. Kaldı ki gerisi de çok sağlam.


İlk albümünün ilk şarkısı “Uzun Uzun Yollar”dan bu yana müziğinde yer yer hissedilen halk müziği etkileri, kah bağlama, kah halay ritmiyle ufak ufak dokunup geçiyor bu albümde de. “Uzaktan”, “Unuttun mu Sahi?” ve “Sarhoş”, bu etkinin duyulduğu şarkılar.

Özellikle “Sarhoş” akılda kalıcılığı ile albümde bir adım öne çıkması muhtemel şarkılardan. Şarkı sözlerinin Teoman şarkılarına akraba bir tarafı da var üstelik. Hani Teoman müziği bırakmazdan evvel bunca albüme sesini verene kadar bu şarkıda Göksel’e eşlik etseymiş (düet eyleseymiş) daha mı kıymetli/özel olurmuş diye içimden geçirmedim değil.  


İlk dinleyişte “Rüzgâr” ve “Yalnız Kuş” ön plana çıkan diğer şarkılar oldu. Özellikle “Yalnız Kuş”un “Acıyor”dan sonraki slogan, milli marş olması kuvvetle muhtemel; hatta internette şöyle bir dolanır, arattırırsanız, “oldu” bile diyebilirsiniz.

“Gidemiyorum”, Nazan Öncel’in “Göç”-“Demir Leblebi” albümleri çizgisindeki şarkılarını anımsatan sıkı bir depresyon şarkısı. “Aşk Bitti” ise albümün “ağır ayrılık” şarkılarından biri olarak kalbe ilk dinleyişte çizik atıyor.


Söz ve müziği Mabel Matiz’e ait “Yarım Kalan Şarkı”da tüm Mabel şarkılarının ferahlığı, fesleğen kokusu var. O da bir ayrılık şarkısı var ama bir gün geri dönüleceğine inanılanın umudu o kadar sıcak ki, dinlerken hüzün duymuyorsunuz.   Bu şarkıda Fahri Ünlüce’nin şahane kemanı da Göksel’le birlikte söylüyor şarkıyı, onunla adeta düet yapıyor.

Albümün bütününde şarkı sözlerindeki yalın ve temiz Türkçe, gürültü patırtı çıkarmayan, takla atmayan melodilerin, müzikal örgülerin içinde alabildiğine naif tınlıyor. Göksel alışageldiğimiz kendine has stiliyle şarkılarını bir şarkıcı gibi değil, bir anlatıcı gibi söylemeye devam ediyor. Onun cümle aralarındaki derin nefes seslerini, ufak tefek de olsa yer yer kulağa çarpan artikülasyon hatalarını görmezden gelmeye yetiyor bu samimiyet.


Albümlerinde hep görsel bir konsept yaratma yoluna giden ve bunda da çok başarılı olan Göksel’in bu albümdeki imaj çalışması bugüne dek yaptıklarının en iyisi olmuş. Saç modeli, makyajı, fotoğrafları ve klibiyle bir bütün halinde nefis bir görsel çalışma yapılmış. Başka birinde belki de yapay durabilecek bu imaj, Göksel’in fiziğinde tam tamına karşılığını bulmuş. Kartonetteki tüm fotoğraflar ama özellikle kapak fotoğrafı için Cem Talu’yu ve bu fotoğrafın kapağa konulmasına kim karar verdiyse onu tekrar tekrar tebrik etmek isterim. Albümün içeriğine bu denli denk düşen az sayıda kapak fotoğrafı gördük bu güne dek.      

Göksel daha yılın başında, yılın en iyi albümlerinden birine imza attı. Yıl boyunca dinleyeceğimiz, şarkılarını dilimizden düşürmeyeceğimiz bir albüm bu. Alkışlar, çok zorlu bir virajı başarıyla geçen ve daha uzun yıllar çok daha iyi işlere imza atacağına bizi ikna eden Göksel için.

OCAK 2012