Bu Blogda Ara

7 Mart 2012 Çarşamba

Burak Ekinil - "Balık"


KAÇAN “BALIK” BÜYÜK OLUR


Albümleri internetten indirmek, mekanik olarak satın almanın önüne geçti geçeli albüm kartoneti denilen şey daha az önemsenir oldu. Oysa bir albümün kimlik bilgisidir kartonet denilen şey. Albümün nüfus kağıdıdır, vitrinidir, imajıdır, hatta çoğu zaman albenisidir. Kartonetsiz bir albüm, kapaksız bir kitap ya da filmsiz bir afiş kadar eksik kalıyor bende. Ondandır albümleri dijital klasörlerde değil, elle tutulur, gözle görülür kopyalarıyla saklamaktan vazgeçemiyorum.

Oysa dijital ortamda hazırlanan kartonetleri dijital müzik satışı yapılan internet sitelerine yüklemek o kadar zor olmamalı. Ondan da geçtim, en azından şarkıcıların tanıtım faaliyetlerini yürütenler, albüm kartonetlerini (sadece kapak değil elbette; tamamını) dijital ortama yükleyebilirler. Bunu şarkıcı veya grupların resmi Facebook sayfaları ya da internet siteleri yoluyla da yapabilirler. Bu konuda en başta albüm üreten şarkıcılar, müzisyenler ısrar etmeli. Çünkü ürettikleri işin bir parçası, hedef kitlenin (tüketicinin) eline geçmiyor. Bunun albümde bir şarkının eksik olmasından hiçbir farkı yok.


Uzun zamandır düşünegeldiğim bu konuda yazma fikrimi tetikleyen, iki gün önce satın aldığım bir albüm oldu. Burak Ekinil’in ilk albümü “Balık”, bırakın şarkılarını bir yana, tam bir kartonet şaheseri. Kartonet değil, adeta bir sanat eseri. Haliyle bu albümü sadece internet indirip dinleyenlerin kartonetten mahrum kalacak olmaları bana haksızlık gibi geliyor. Hem bu tasarımın ve albümün sahiplerine, hem de dinleyicilere yapılan koca bir haksızlık.

Burak Ekinil’in albüm kartonet fotoğraflarını Can Erdinç çekmiş, tasarımı ise Ayşegül Kantarcı yapmış. Kolaj tekniğinin ve çizimlerin birlikte kullanıldığı tasarımın bütünü; kapağı açtığınızda karşınıza çıkan balık illüstrasyonu, balık gözünün CD’nin ortasındaki deliğe denk gelmesi, daha önce benzeri hiç yapılmamış ölçülerdeki kitapçık ve kitapçığın kapağındaki 45’lik resmi, her bir sayfada şarkıların içeriklerine uygun olarak tasarlanmış kolajlar, hepsi çok göz alıcı ve etkileyici.


Burak Ekinil bencileyin kartonet meraklılarının az çok aşina olduğu bir isim. Hepsi’nin son albümünün açılış şarkısı “Yeter”, Ceynur’un ilk albümünde yer alan “Sonsuza Kadar” ve “Kısık Ateşte 15 Dakika” filminin Pamela tarafından seslendirilen ve Pamela’nın “Cehennet”  adlı albümüne de giren aynı adlı tema şarkısı bugüne dek Ekinil’in söz yazarı ve besteci olarak adını gördüğümüz işler. Ama belki daha da önemlisi, yıllardır memleketin en çok dile düşmüş reklam müzikleriyle tanınan Jingle House bünyesinde 2004 yılından beri Burak Ekinil’in de çalışıyor olması. Yani bestecisini bilmesek de aşina olduğumuz bir çok reklam müziğine de hem prodüktör, hem vokalist, hem söz yazarı, hem de besteci olarak imza atmış.

Bu günlerde gösterime girecek yeni Tolga Çevik filmi (yönetmen Ozan Açıktan) “Sen Kimsin?”in müziklerini de Burak Ekinil hazırlamış. 5 yaşında piyano çalmaya, dokuz yaşında konservatuar eğitimine başlayan Ekinil bugün 32 yaşında. Yani müziğe epeyce mesai harcamış, bu yolda bir hayli de dirsek çürütmüş bir müzisyen. Zaten albüm daha açılışından itibaren bunu ziyadesiyle hissettiriyor.


“Kum ve Cam” adı verilmiş enstrümantal beste, albüme muhteşem bir açılış yapıyor. Düpedüz bir senfoni bu. Çok çarpıcı, çok etkileyici, insanın tüylerini diken diken eden türden. Aynı zamanda bir o kadar da böylesi bir albümden beklenmeyecek, ters köşe bir iş. Nitekim hemen ardından gelen “Hulusi Kentmen”le birdenbire barok dönemden bugüne ışınlanıyoruz.

Yeşilçam filmlerinde canlandırdığı rollerle şefkatin, babacanlığın, tatlı-sertliğin anlamı haline gelmiş Hulusi Kentmen’in ismini bir şarkıda bu şekilde kullanmak şüphesiz bir reklam müziği yazarının buluş yeteneğine işaret ediyor her şeyden önce. Ne ki bir o kadar da samimi, içten, kulağı hemen yakalayan bir şarkı. Giderek yükselip, beklenmedik bir şekilde “ska”ya dönen yürüyüşü şarkının akılda kalıcılığında en büyük etken. “Baba de baba de bana” tekrarlarının kısa sürede dillere düşmesi şaşırtıcı olmayacak.


Yine reklam müziği deneyiminin şekillendirdiği “Obur” ve “Çikolatanın Faydaları” da benzer şekilde eğlenceli, esprili şarkılar. Özellikle “Obur”un “Ah o yediğim abur cuburlar, muhtelif yerlerimde birikip deniz misali dalgalanırlar,” cümlesi diyet ve zayıflama histerisinin alıp yürüdüğü bu zamanda, bir türlü karşı koyamadığımız iştah ve peşi sıra gelen obezite meselesiyle öyle bir kafa buluyor ki, tadından yenmiyor.

“Kadife”, “Beş On Dakika”,  “Kv” ve “Sonsuza Kadar” albümün romantik aşk şarkıları. Biri bile ağlamayan, kahretmeyen, acısı insanın içini şişirmeyen şarkılar bunlar. Nicedir ya kemanlı, defli, darbukalı arabesk feryat figanlarda ya da sert mi sert, gürültülü mü gürültülü, bağırış çağırış “rock” eserlerde aradığımız aşkın bu kadar sakin, bu kadar yalın içinden geçtiği şarkılar duymayı özlemişiz.


Söz ve müziği Bora Tunalı’ya ait “24 Saat” ve bir Gence Gören bestesi olan “Dede” de albümdeki diğer şarkıların peşinden yürüyen, aynı müzikal kaygı ve özenin izlerini taşıyan şarkılar.

Kapanış şarkısı “Kordoba”nın sözlerinden hiçbir şey anlamayacaksınız zira tamamen uydurulmuş bir dilde yazılmış. Burak Ekinil kartonette bu şarkıyı “küçükken İngilizce şarkıları uydurup uydurup söyleyenlere” ithaf etmiş. Daha ziyade kaba bir Balkan dilini anımsatan bu uyduruk dildeki şarkının ritmi ve melodik yapısı da Balkan etkileri taşıyor.

Burak Ekinil’in müziğiyle yeni tanışacaklara şöyle özetleyebilirim belki… Mazhar-Fuat-Özkan’ın ilk dönemlerini, Mirkelam’ı, Teoman’ı ve hatta Nil Karaibrahimgil şarkılarını seviyorsanız, bu albümde benzer izler bulmanız mümkün. Müzisyenler genellikle böylesi benzetmeler ve kıyaslamalardan pek hoşnut olmazlar. Haklıdırlar da. Nitekim Burak Ekinil’in müziğinin tüm bu kan bağlarının ötesinde benzersiz, tamamen kendine ait bir tavrı ve tarzı da var. Belki en çok vurgulanması gereken de, hem ana akımı takip edenlerin, hem de alternatifçilerin ilgi alanına girecek nitelikte bir albüm olması. Üstelik de bunu, her iki türün klişelerine yüz vermeden başarmış olması da önemli bir artı puan.


Albümün başarısında arka plandaki müzisyen kadronun payı da az buz değil elbette. Burak Ekinil’le birlikte hem prodüktör, hem de aranjör olarak kartonette ismini gördüğümüz Sarp Özdemiroğlu, az bulunur bir müzisyen olduğunu bir kez daha gösteriyor. Şarkılardaki aranjörlük başarısına ortak olan bir diğer isim de Barış Yıldırım. Ve tüm düzenlemeler çok da işinin ehli müzisyenlerin enstrümanlarıyla hayat bulmuş ki bu da dinleme keyfini artıran önemli bir değer. Albümün “sound”unun ve miksajının bu kadar sağlam ve bu kadar temiz olmasını ise Sarp Özdemiroğlu ve Çağlar Türkmen’in parmakları/kulakları sağlamış ki işin bu kısmı ayrıca alkışı hak ediyor.

Her ayrıntısı, her bir şarkısıyla son dönemin en başarılı ilk albümü bu. Dinlemekte gecikmeyin. Aksi takdirde atasözünde de denildiği gibi, kaçan balık büyük olabilir, benden söylemesi.   

ŞUBAT 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder