Bu Blogda Ara

3 Mart 2012 Cumartesi

Günce Koral - "Hayat Aşktan Geçer"


TAKDİR DEĞİL TEŞEKKÜR


Türk popunun doksanlardan iki binlere geçişinde İzel’in 1999 yılında yayımlanan “Bir Küçük Aşk” adlı albümünün etkisi büyüktür. Doksanların artık içimize fenalıklar getirmiş tekerlemeli şarkı sözleri ve Korg marka klavyelerin sesleriyle bezeli düzenlemelerinin yerini daha hızlı, daha modern şarkıların alacağının ilk müjdecisi, hatta yol göstericisidir o albüm. Hemen ardından Hande Yener gelmiş ve iki binler popu böyle başlamıştır.

Günce’nin 2003 yılında yayımlanan ilk albümü “Bu Aşk Değil” ise bu süreç içerisinde her nedense gözden kaçmış, kıyamet koparmamış bir albüm olarak kalmış, Günce’yi bize tanıtmış, müzik çevrelerinin dikkatini çekmiş ama dinleyici nezdinde beklenen ilgiyi görmemiştir. Bir ilk albüm için beklenmedik derecede yetkin, iyi bir albümdür oysa. Döneminin ötesindedir. Türkiye’de elektronik müziğin ana akım pop müzikle kaynaştığı ilk albümlerden biri olmak gibi de bir payesi vardır her ne kadar Hande Yener bu payenin kendi albümlerine ait olduğunu sansa da.


 Bu ilk albümde ve 2006 yılında yayımlanan ikinci albüm “Volume II”de de Günce Erol Temizel’le çalışmış ve Temizel’in elektronik müzikteki yetkinliği her iki albüme de gözle görülür bir katkı sağlamıştır. Elbette eğitimli bir müzisyen olan Günce’nin güçlü sesini ve şarkıcılık tekniği de göz ardı etmemek lazım.

Bu iki elektro-pop albümden sonra 2006 yazında Günce yetmişlerin meşhur “hit”lerinden “Bal Gibi Olur”u yeniden söyledi ve henüz “single” formatının sektöre yerleşmediği o günlerde bu şarkı sadece klip olarak servis edildi.


2008 yılında ise “Su” adlı albümüyle bu kez Günce Koral adıyla ve farklı bir müzikal anlayışla çıktı karşımıza. Daha piyasa muadili bir pop müziğin peşinde giderek (ve haliyle Sezen Aksu’dan da şarkı alarak) belli ki iddialı oynamaya karar vermişti.

O günün şartlarında o albümün de değerince ilgi gördüğü söylenemezdi. Elbette Günce Koral’ın albüm piyasaya çıktıktan kısa bir süre sonra sıkıntılı bir hamilelik dönemi yaşamaya başlaması da albümü ister istemez sahipsiz bırakacaktı.


Aradan geçen zamanda çocuğunu büyüten, sadece 2010 yılı sonlarında söz ve müziği kendisine ait “Eski Şarkı”yı dijital ortamda “single” olarak yayımlayan Günce, neredeyse dört yıla yaklaşan bir aradan sonra “Hayat Aşktan Geçer” adını verdiği yeni albümüyle müzik piyasasına dönüş yaptı.

Albümde sekiz şarkı ve bir “remix” var. Sadece “Eski Şarkı”yı bir yıl öncesinden hatırlıyoruz; onun dışındaki şarkıların hepsi yeni. Günce, bir önceki albümünde kendini pop müzik içerisinde nerede konumlandırmışsa, aynı yerden devam ediyor. Bu albümde ekip biraz değişmiş olsa da, bir öncekine çok yakın bir müzikal anlayış var. Yani bugünün popunda eli yüzü düzgün bir albüm için ne lazımsa o, ama daha fazlası değil.


Bugüne dek nefis röportajları, gazete yazıları ve iki de kitabıyla yazar olarak tanıdığımız Çağlar Yerlikaya, bir sürpriz yaparak bu albümde iki şarkının söz yazarı olarak çıkıyor karşımıza. Yerlikaya’nın tertemiz Türkçesiyle hayat verdiği şarkı sözleri, albümü daha ilk dinleyişte dikkat çekiyor. Albüme hem adını veren hem de çıkış şarkısı olan “Hayat Aşktan Geçer” bunlardan biri. Günce Koral’ın bestesini yaptığı bu şarkı, albüme iyi bir açılış yapıyor.


Hemen ardından gelen “Masal Bitti”, söz ve müziği Evrim Dökme’ye ait bir şarkı. Akdeniz ritminin bütün sıcaklığıyla yürüdüğü bu şarkıda da en az bir öncekinde olduğu kadar iyi bir şarkıcı var. Bu ,iki şarkıda aranjör olarak Bahadır Tanrıvermiş’in de gayet başarılı olduğunu söylemeliyim. 2006 yılından bu yana yeni nesil Yeni Türkü’nün elemanlarından biri olan Tanrıvermiş, sadece bilgisayar seslerine yüklenmeden, akustik enstrümanların da hakkını gözeterek düzenlemelerini yaptığı şarkılarda dengeli bir “sound” yakalamış.   

Üçüncü şarkı “İlaç” ise tamamen iki binli yıllarda kalmış bir popüler müzik ürünü gibi duruyor ve ilk iki şarkıdan sonra kulağa pek de iyi gelmiyor. Gerek söz-müzik, gerekse düzenleme orta halli bir Demet Akalın şarkısından fazlasını vermiyor dinleyene.


“Herkesin kırık bir karnesi, alkışsız bir sahnesi olmalı,” diyen “Kırık Karne”, mutlak mükemmeliyet peşinde koştuğumuz hayatlarımızı yüzümüze vuran sözleri, felsefesi ve Batılı melodik yapıyla sarmaş dolaş ud “intro”suyla etkileyici bir şarkı. (Gerçi doğrusu “kırık karne” değil, “karnesinde kırık not olmak”tır ama, buradaki bir metafor ne olsa, mazur görelim.) Söz ve müziği Saadettin Dayıoğlu’na ait bu şarkı belki kolay algılanacak, dile düşeceklerden değil ama albümün kayda değer işlerinden biri olarak ön plana çıkıyor.

Albümün beşinci şarkısı, söz ve müziği Evrim Dökme’ye ait olan “Koz”, tamamen “house” ritmi üzerine kurulmuş yapısı ve akılda kalıcı melodik yapısıyla ilk bakışta bir “hit” gibi duruyor. Bana kalsa bir Günce albümünde oyum bu tarzdan ve bu türden yana olmazdı ama belli ki Günce bu yoldan da çıkış aramak niyetinde. Semih Tuncer’in düzenlemesi, türün matematiğine çok uygun. Ne ki şarkı sözleri öyle bir kalemde ezbere alınabilecek gibi değil.


Daha önce “single” olarak servis edilen ve klip de çekilen “Eski Şarkı”, Ferhat Göçer şarkılarından aşina olduğumuz türden bir eski sevda hikâyesini, derli toplu bir kompozisyon içerisinde, elektrik gitarların sertliği ve kemençenin alaturkalığından da istifadeyle kulağa kolay yer eder bir şekilde anlatıyor.


Günce’nin kendi gibi müzisyen olan eşi Nail Evrim Doğ ile birlikte seslendirdiği “Belki Bir Gün Dönersin” albümde sözlerini Çağlar Yerlikaya’nın yazdığı ikinci şarkı. Bestesi ve düzenlemesi Nail Evrim Doğ tarafından yapılmış bu şarkı, düpedüz Batılı bir “balad” ve gerek sözleri, gerekse melodik yapısıyla albümdeki en güzel ama buna karşın en az ticari şarkılardan biri.

“Kırık Karne”nin “remix” versiyonu da Bahadır Tanrıvermiş tarafından yapılmış. Bana sorarsanız şarkının ruhuna orijinal versiyonunun daha çok yakıştığını söylerim ama “remix” de öyle adamı sersemleten, yoran “remix”lerden değil; pekala dinlenebiliyor.


Albümün son şarkısının söz ve müziği Günce Koral’a ait. Günce bu şarkıyı, bundan üç yıl önce dünyaya gelen oğlu için yazmış. Şarkıyı bunu bilerek dinlediğinizde etkilenmemek mümkün değil. Nail Evrim Doğ’un yaptığı düzenleme, şarkıyı albümün bütünü içerisinde daha yüksek bir yere çıkarırken, şahane de bir finale ulaştırıyor dinleyeni.

Albümün hem kapak resimlerini, hem de kartonet tasarımını ise son derece klişe bulduğumu söylemeliyim. Bu stilin doksanlarda, bilemediniz iki binlerde çoktan terk edilmiş olması gerekirdi ki artık iki bin onlu yıllardayız.


Aslında son cümleyi başta söyledim bu defa. Bugünün popunda eli yüzü düzgün bir albüm için ne lazımsa o var bu albümde, ama daha fazlası değil. Yani yeni bir şeyler vaat etmiyor, yeni bir öneri getirmiyor, belki bilinçli bir tercihtir bilemem ama şöyle adamakıllı dile dolanacak bir şarkı saklamıyor içinde. Dolayısıyla Günce’yi şu an bulunduğu konumdan başka bir yere taşıyacak bir albüm değil. Buna karşın iyi bir şarkıcı, temiz bir pop “sound”u ve sıkı bir pop severseniz şayet, çoğunlukla sizi hoşnut edecek şarkılar dinleyeceğinizin garantisini verebilirim. Yani bu albümün “karnesi kırık” değil ama takdir değil, olsun olsun teşekkür alır.

ŞUBAT 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder