Bu Blogda Ara

26 Eylül 2012 Çarşamba

Murat Dalkılıç - "Bir Güzellik Yapsana"


ORTAYA KARIŞIK DALKILIÇ


Murat Dalkılıç dört şarkı ve üç “remix”ten oluşan, “Kasaba” adı verilmiş ilk “maxi-single”yla karşımıza çıktığında takvimler 2008 yılını gösteriyordu. Parlak bir Soner Sarıkabadayı şarkısı olan “Kasaba”yla parlak bir çıkış yapan Dalkılıç, bu çıkışı 2009 yılında dijital “single” olarak yayımlanan iki şarkıyla sürdürdü. Nisan ayında Sıla imzalı “Pardon”, Ağustos ayında ise yine bir Soner Sarıkabadayı bestesi olan “La Fontaine” servis edildi. 2010 yılında ise içinde bu iki şarkının da bulunduğu ilk albüm “Merhaba” yayımlandı. Ve 2012 yılının Mayıs ayında Murat Dalkılıç “Bir Güzellik Yap” adı verilmiş ikinci albümüyle tekrar karşımıza çıktı.

İlk üç yıllık süreçte Dalkılıç’ın popüler müzik piyasasında kendini gösterdiği profil, üzerine bir tutam Murat Boz baharatı serpilmiş bir Kenan Doğulu-Yalın ortalamasıydı. Hani Kenan Doğulu ve Yalın’ın canım “Ünzile” şarkısını birlikte perişan ettikleri bir düet vardır. Hâlâ hangi cümleyi Kenan, hangisini Yalın söyler ayırt edilemez o düette. Hah işte onların arasında bir cümle de Murat söylemiş olsaydı, emin olun anlamazdık. Ya da Murat’ın “Kıyamadım İkimize” ve “Çatlat” şarkılarını alıp Kenan’ın albümüne koysalar farkına bile varmayabilirdik.


Yola yeni çıkmışlar için tutmuş formüllere yaslanmak elbette anlaşılabilir, hatta belki de hak verilebilir bir tercihtir elbette. Bir de tam tersi vardır oysa. Kimselere benzemeden/benzetilmeden, farklı, yeni, kendine özgü olarak dikkat çekmek. Bu daha zordur ve daha riskli. Ülke popüler müziğinde kaç kez Mirkelam benzeri çıkışlar yaşandı düşünsenize. Bundandır ki hep bir pay bırakmak, bir süre beklemek, şans vermek gerekir deneye yanıla yolunu arayanlara. Ben kendi adıma Dalkılıç’ı böyle bir yere koymuştum ve bekliyordum.

“Bir Güzellik Yapsana” bu anlamda farklı bir Murat Dalkılıç çıkardı karşımıza. Şaşkınlığa uğratmadı belki ama Dalkılıç cephesindeki olumlu gelişmeyi de açık seçik bir biçimde hissettirdi.


On şarkı ve bir versiyondan oluşan ve Kaya Müzik etiketiyle yayımlanan albüm bir Ersay Üner bestesiyle açılıyor. Bazı bestecilerin adı bazı şarkıcılarla özdeşleşir ve o ikisinin bir arada olmadığı durumlar da nedense pek parlak sonuç vermezmiş gibi gelir her defasında. Ne ki bu defa aynı şey olmamış. Çünkü “Teslim Oldum”, Demet Akalın albümlerinden aşina olduğumuz Ersay Üner şarkılarına hiç mi hiç benzemiyor. Üzerine bir de aranjör İskender Paydaş şarkıyı öyle bir düzenlemiş ki, hani bir tık daha ileri gidilse basbayağı “senfonik rock” bir şarkı çıkabilirmiş ortaya.


Popüler müzikte son dönemin en gözde ikilisi Gülşen ve Ozan Çolakoğlu, Murat Dalkılıç albümüne adını veren şarkıya da imza atmışlar. Bu şarkı ileride 2012 yazının en popüler şarkılarından biri olarak hatırlanacak şüphesiz. Esprili, kışkırtıcı ve çok ritmik, çok melodik “Bir Güzellik Yapsana”, Murat Dalkılıç’a çok yakışmakla kalmamış, onun bugüne kadar ki müzikal seyrini de başka bir yöne çekmiş. Gülşen’in popüleri tam kalbinden yakalayabilen şarkı yazarlığı ve Ozan Çolakoğlu’nun Türkiye ortalamasının üzerine çoktan çıkmış aranjörlük yeteneği bu tek şarkıyla bile albüme çok şey katmış ki albümde Çolakoğlu imzalı başka düzenlemeler de var. “Yalancısın” da bunlardan biri. “Rock’n roll” ritminde seyreden bu şarkının söz ve müziği albümde vokal koçluğu da yapan Murat Çekem’e ait. Tamamen bugünün lisanından beslenen “genç işi” bir şarkı “Yalancısın”. Bir o kadar da eğlenceli. Teknik olarak söylenmesi epeyce zor bu şarkıda önceki albümlerine kıyasla çok daha farklı bir Murat Dalkılıç dinliyoruz.


“Lüzumsuz Savaş” söz ve müziği Murat Dalkılıç’a ait bir şarkı. Yine İskender Paydaş imzasıyla davulun ve elektro gitarların ön plana çıktığı orta tempolu bu pop şarkısı, albümün dikkat çekecek işleri arasında sayılabilir. Dalkılıç’a vokalisti Zeynep Bastık’ın eşlik ettiği bu şarkının nakarat kısmı bir parça doksanlardan bir şarkıyı, Reha’nın “Aşk Çiçeğim”ini anımsatıyor; onu da söylemeden geçemeyeceğim.

“Lüzumsuz Savaş”ın ardından yine Ozan Çolakoğlu düzenlemesiyle oryantal bir şarkı geliyor. Sözleri Bertan Arslan ve Ahmet Kurtiş’e, bestesi Bertan Arslan’a ait “Bir Hayli”, “Gül Döktüm Yollarına”dan bu yana her pop albümünün olmazsa olmazı bir kalıptan biçilmiş olmasına karşın, düzenlemesiyle bir basamak yukarı çıkıyor. Yaylıların şarkıyı açışının ve “intro”daki ud solonun bunda payı büyük. Yine de şarkıyı dinlerken “Bu bir Özgün şarkısı mı acaba?” diye şüpheye düşmeniz çok mümkün. O havalardan çalıyor çünkü.


İlk kez Bengü’nün “Çetele” adlı şarkısında adını gördüğümüz İzmirli şarkı yazarı Oytun Karanacak’ın bu albümde iki bestesi birden var. Ozan Çolakoğlu’nun düzenlediği “Yudum Yudum” bunlardan biri. Ortalama pop şarkılarının bildik nakarat yürüyüşlerinden farklı melodik yapısı şarkının en dikkat çekici tarafı. “Yudum Yudum” batılı bir armoniyle ilerleyip “yar elinden aşk” cümlesinde alaturkaya şöyle bir dokunup geçiyor ki bu dozu birçok pop şarkıcısı ve aranjör ölçek olarak kullansa ne şahane olur diye düşündüm ister istemez.

Sırada bir İskender Paydaş bestesi olan “Yalan Dünya” var. Şarkı, dizi meraklılarına çok tanıdık gelecek zira son dönemin epeyce popüler ve bu nedenle de uzadıkça uzayan televizyon dizilerinden “Lale Devri”nin jenerik müziği aslında. İsra Gülümser çok zor bir şey yapmış ve bu çok bilinen enstrümantal parçaya söz yazmış. Pişmiş aşa su katmak bir nevi. Ya da bir kitabı filme çekmek gibi. Neyse ki diziden tamamen bağımsız, bambaşka bir şey çıkmış ortaya ve hiç de fena olmamış. Orijinal jenerik müziğine vokal yapan Pelin Yılmaz, bu şarkıda da aynı vokali bu defa Dalkılıç için yapıyor. “Yalan Dünya”nın albümün cepte “hit”lerinden biri olduğu ortada. Belki de sırf bu yüzden bu şarkıya klip çekilmemeli.


Yine bir Oytun Karanacak bestesi olan “Neyleyim İstanbul’u” Emir Batkan tarafından düzenlenmiş. Karanacak’ın besteci olarak adını çok daha fazla duyurması çok muhtemel gözüküyor. Bu albümdeki iki şarkısı da bunun habercisi gibi. “Neyleyim İstanbul’u” da tıpkı “Yudum Yudum” gibi farklı düzenlemelere, varyasyonlara açık bir beste. Düzenlemede kullanılan ud ve klarnet, özellikle şarkının açılışında bir Yeni Türkü dizi müziği (Süper Baba, Baba Evi vb.) atmosferi yaratıyor ve bunun da etkisiyle “Neyleyim İstanbul’u” kulağı çok kolay yakalıyor. Bununla birlikte bu şarkıyı bir de “rock” kıyılarında gezen bir düzenlemeyle dinlemek enteresan olabilirmiş. Keşke olsaymış.

Murat Dalkılıç bir önceki albümünde “Çatlat” adlı şarkısını seslendirdiği Emre Kaya’dan bu defa “Kader”i almış. Şarkıya güvenmiş de olsa gerek ki ikinci klip “Kader”e çekildi. Evet akılda kalıcı, yüksek tempolu ve kolay ezber edilecek, eşlik edilecek bu şarkı ticari açıdan doğru bir seçim olabilir ama albümün genel seyri içerisinde daha “hafif” duruyor. Ozan Çolakoğlu’nun oyunu kuralına göre oynayan düzenlemesine rağmen böyle bu. Dalkılıç’a (ve hatta kimseye) bu tür şarkıların kazandıracağı yeni bir şey yok artık. Olsa olsa yerinde saydırır.


Söz ve müziği Caner Yemez’e, düzenlemesi Emir Batkan’a ait “Canına Yandığım”, yine çok tanıdık pop klişeleri üzerine kurulu, ortalama bir şarkı. Şarkı sözlerindeki “bağrıma taş basarım,” bir ömür ağlasam sönmez yangını,” gibi dizimleri ise klişe diye tanımlamak bile az geliyor artık. Şarkının “intro”sunun Sezen Aksu’nun “Yalnızlık Senfonisi”nin “intro”suyla ikiz kardeş olduğu da fark edilmeyecek gibi değil.

Albüm “Yudum Yudum”un Ora ve Ventus versiyonuyla kapanıyor. Çok iddialı, çok şatafatlı bir “remix” değil bu. Hatta tam tersine mütevazı, orta halli. “Yudum Yudum” kulüplerde çalınsın diye yapılmış olsa gerek. Amacına da hizmet ediyor gibi.

“Bir Güzellik Yapsana”nın en büyük “güzelliği” ise albüm fiyatına satın aldığınız CD kutusunun içinden bir de DVD çıkması. Albümün prova ve kayıt aşamalarından bir saate yakın görüntünün derlendiği bir film var DVD’de. Bir albüme ne kadar çok insanın elinin değdiğini, ne kadar emek sarf edildiğini içeriden görmek, uykusuz gecelere, oradan oraya koşturmacalara ve bir yandan da müzik üretiyor olmanın o koşulsuz şartsız hazzına, neşesine, enerji patlamalarına şahit olmak sıradan dinleyici için çok farklı bir deneyim. Bunu birebir yaşatabildiği için filmi hazırlayanlara teşekkür etmek lazım. Bu aynı zamanda bir belgesel bir taraftan da. Keşke her albümün böyle belgeselleri olsa, olabilse.


Albüm gayet eğlenceli, şık ve pop bir kartonet tasarımı ile birlikte sunuluyor. Klip ve albüm görselinin uyumu da tam olması gerektiği gibi, doğru bir iş olmuş.

Başından sonuna bir “ortaya karışık” duygusu yaratsa da Murat Dalkılıç’ın bu albümle kariyerinde yeni bir dönemece girdiği pekala söylenebilir. Kenan Doğulu-Yalın çizgisinden uzaklaştığı, Gökhan Tepe-Gökhan Özen çizgisinin ise yakınından bile geçmediği (“Kader” biraz geçiyor gibi) ölçüde bundan sonra yapacaklarıyla adını tek başına yazdıracağı yeni bir sayfa açabilir. Umarım öyle olur.

AĞUSTOS 2012

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kenan Doğulu - "Aşka Türlü Şeyler"



KENAN’LA “NEŞENİZİ GİYEBİLİRSİNİZ!”


Biliyorum seveni çok. Ve biliyorum ki seveni çok olanı yazmak da zordur. İyi yazarsan problem yok. Ama ya aksiyse?.. “Sen müzikten ne anlarsın?”la başlayıp, “onun adını kullanarak gündeme gelmek istiyorsun,”a dek uzanan ve genellikle hakaret kelimeleri de içeren cümleler havada uçuşur. O şarkıcıyı kesinlikle kıskanıyorsundur ve illa ki “beğenmiyorsan sen daha iyisini yap da görelim!”dir eninde sonunda varacağınız yer.

Hayır, inanın Kenan Doğulu’yu zerre kıskanmıyorum. Müziğiyle tanıştığım günden beri takip ederim. Her albümünü almışlığım, dinlemişliğim de vardır. Bu ülkede albümleri iyi satış rakamları yakalayan, yediği, içtiği, gezdiği, tozduğu başköşelere haber olan ve en önemlisi konser alanlarını tek başına doldurmayı başaran az sayıdaki popüler yıldızdan biridir. İşte tam da bu sebeplerle beklenti çıtam daha yüksektir belki de.


Daha önce bir başka yazımda da bahsettiğim gibi, başından beri beni Kenan Doğulu müziğinden en çok uzaklaştıran şey gramer hatalarıyla dolu, anlamsız söz dizimleri barındıran şarkıları olmuştur. Ve genel geçer pop müzik kriterleri göz önüne alındığında, Doğulu kardeşlerin Kenan Doğulu albümlerinde zaman zaman daha önce denenmemiş işler, alışılagelmedik denemeler, popülerin fasit dairesi içerisinde farklı tatlar almamızı sağlayacak düzenlemeler yaptıkları gerçeğinin üzerini ne yazık ki hep bu özürlü sözler örtmüştür. En azından benim nezdimde budur durum. Bir şarkıcının ses tınısı sevmek veya sevmemekle ilgili durum ise tamamen şarkıcının kendisinden bağımsız olup dinleyicinin sorunudur ve bu sebeple de kimse kimseyi eleştiremez zaten.

Kenan Doğulu’nun müzikal anlamda ulaştığı en üst noktanın 2006 çıkışlı “Festival” albümü olduğunu düşünüyorum ben. “Çakkıdı”yı da gelmiş geçmiş bütün Kenan Doğulu şarkıları içinde ayrı bir yere koyuyorum. Mesele “Çakkıdı”nın aslında bir Sezen Aksu şarkısı olması meselesi değil. Şarkıda hayattaki tek derdi “karı-kız” olmayan bir adamın, doğru düzgün bir Türkçeyle, epeyce ağır bir toplumsal eleştiri ve yüklüce miktar kara mizah taşıyan şarkı sözleriyle dile gelmesidir. En büyük sığınağı olan sevimliliğine de zeval gelmemiştir üstelik. Yine çok, hem de pek çok sevimlidir. Kim bilir, belki de farkında olmadan “Pekala böyle de Kenan Doğulu olunabilir”in kapısını açmış, yani yıllar sonra çıtayı nihayet yükseltebilmiştir.

Sonrası mı? Gelsin yine “Beyaz Yalan”lar, “Aşkkolik”ler, “Doktor”lar ve benzerleri…


Kenan Doğulu’nun yeni albümü “Aşka Türlü Şeyler” geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Sakinleşmiş, durulmuş, “Hadi gelin hitin gözünü çıkaralım”dan bu defalık vazgeçmiş bir Kenan Doğulu var bu albümde. Daha doğrusu albümün yeni şarkılarında. Zira albümde 16 şarkı var ama dördü, daha önce yayımlanmış şarkılar. Bunların ikisi zaten ucundan kıyısından “hit” oldu. Kalan 12 şarkı ise daha az iddialı, yavaş veya orta tempolu işler. Her ne kadar kapak resimleri aksini söylese de, “Bu defa biraz ağır takılalım bakalım ne olacak?” sorusunun cevabını arayan bir Kenan Doğulu var bu albümde. Bu yarı yarıya bir risk ve belli ki Kenan bu riski almak istemiş.

“Yarı yarıya” dedim, çünkü albüm Kenan Doğulu’dan hiç duymadığımız bir şey sunmuyor aslında bize. “Kurşun Adres Sormaz”, “Pamuk”, “Tutamıyorum Zamanı” gibi şarkılarını çok sevmişlerin bu albümü de sevmemeleri için bir neden yok. Buna karşın mekândaki “dj”e “Şşşşşaparım bilirsin” de kopalım,” demek için kuyruğa girenler, “Güzeller İçinden”le halay çekmelere doyamayanlar, “Salak salak salak” nakaratında kendini bulmakla kendinden geçmek arasında gidip gidip gelenleri bu albüm pek tatmin etmeyecek gibi.


Albüme adını veren “Aşka Türlü Şeyler” ve albümden önce dijital “single” olarak yayımlanan “Bal Gibi”, bildiğimiz yavaş tempolu, “Bir İleri İki Geri“ ve “Şeytan Tüyü” ise bildiğimiz orta tempolu Kenan Doğulu şarkıları. Şahane bir ud soloyla başlayan, kemanların ve kanunun da devreye girmesiyle alaturka etkisini yüksek dozda sürdüren “Kardan Kadın”, nakarata kadar çok masum ve romantik gidiyor; sonra bir anda Kenan kardan kadın gibi soğuk duran kadına “Bir tenhada yakalarsam inan durmam,” diyerek asıl niyetini belli ediyor. Bir de bunun birkaç adım daha ötesi var; albümde “Zevk alalım kaçınılmazsa,” dediği bir şarkı da var! Ondan hemen önce gelen “Rica” da bir kelime, bir nota dahi yeni bir şey söylemiyor. Dahası bu şarkı dinleyeni fena halde Deniz Seki şarkılarının iklimine getirip götürüyor. Ben kendi adıma Seki’nin “Aşk öyle kutsal bir şey ki, öyle hassas bir şey ki,” deyişini duyar gibi oldum desem yalan olmaz.

Caz sularında dolaşan eski stil “Tencere Kapak”, sözleriyle klişeler denizinde boğulan şarkılardan biri. “Mest olmuşum,” “dudağından içmişim,” “can yoldaşım, kaderim,” “ciğerimin köşesi” ilk ağızda sayabildiklerim. Balkan havalı “Bisiklet” eğlenceli bir şarkı ama hepsi o kadar. Diğerleri arasında nispeten daha farklı duran ve bir parça “rock’n roll” tınlayan “Hayırdır İnşallah” ise yine “kara göz keman kaş”lı sözleriyle sıradanlaşıyor.


“Çakkıdı”nın uzaktan izini süren “İstanbul” (ki albümde aşktan meşkten dem vurmayan tek şarkı sözü zannediyorsunuz ama onun içinden de “Davetkâr diri tepeler”le “cüretkâr, şehvetli geceler” geçiyor; yani Kenan’ın “libido tavan” durumu orada da etkisini gösteriyor) sonrasında dört bildik şarkı arka arkaya çıkıyor karşımıza. Daha önce “single” olarak yayımlanan “Şans Meleğim”, İskender Paydaş albümünden “Doktor”, Ozan Doğulu albümlerinden “Bunlar da Geçer” ve “Kalp Kalbe Karşı”.

Albüm yine yeni bir şarkı olan “Güle Güle” ile sessiz sakin kapanırken “hadi başa saralım da tekrar dinleyelim,” diyeceğiniz bir şarkı kalmıyor geride.

Kenan Doğulu, Murat Boz ve Demet Akalın ilk aklıma gelenler…  Bu listeye daha birçok isim eklenebilir. Çok daha büyük, parlak ve etkili yıldızlar olabilecekken, güvenli bir limana demir atıp, orada kalmayı tercih edenler, riske girmeyen, kendini ve müziğini geliştirmeye çaba göstermek yerine, bir zaman tutturdukları formüllerle idare etmeyi tercih edenler listesi. Mesela Murat Boz’un bu rahatlıkla sadece müziğini değil fiziğini de nasıl salıverdiğine birlikte şahit olmadık mı geçtiğimiz günlerde? Ya Demet Akalın’ın hâlâ İbrahim Kutluay meselesi ile gündeme geldiğine?..


Yani “Ben nasılsa şöyle bir yan durur bakarım, bütün ergen kızlar düşer bayılır,”la, “Ben nasılsa yine terk eder ya da terk edilirim, şarkılarım dillere marş olur”la ya da “Nasılsa sahnem iyi, iki sevimlilik yaparım, oradan yırtarım”la gidilecek yol, doğru yol değil. Elbette Kenan Doğulu birlikte örnek verdiğim iki isimle kıyaslanmayacak derecede müzikal birikimi, altyapısı ve kıdemi olan bir isim, aynı kefeye koyuyor değilim kimseyi. Ama ne çare, böyle bir ortak paydaları var. Bu anlamda yer yer çok eleştirdiğim Hande Yener’in bile çok daha doğru yolda olduğunu söyleyebilmek mümkün. Çünkü riske giriyor, bazen yanılsa da yine de en azından deniyor.

Kenan’ın şarkı sözleri meselesini fazla abarttığımı düşünenlere bu albümden sadece bir tek şarkıyı örnek göstereceğim; aksi halde bu yazı bitmez. Şarkının adı “Bisiklet”. Dördüncü cümlede aynen şu tabir var: “Keyfimizi geçelim.” Keyif alınır, keyif bulunur, hatta keyfe bakılır ama keyif geçilmez! Başka bir cümle: “Efkârları soframıza meze yapıp içeriz.” Efkâr kelimesi fikir kelimesinin çoğuludur zaten ve çoğul kullanılmaz! Ve bir hata daha: “Neşemizi giyelim.” Doğrusu “Neşemizi bulalım” iken, neden bu kullanılmış sizce? Cümlelerin gelişine bakarsanız, besbelli kafiye olsun diye.


Yirmi yaşındayken de benzer hataları yapan bir şarkı yazarı, kırk yaşında da yapmaya devam ediyorsa ben ona yerinde saydığını, kendini geliştirmediğini söylerim, kimse kusura bakmasın. Üstelik o zamanlar Google yoktu, şimdi var; yani bu kabahatlerin özrü de yok artık.

Geriye kala kala günün modası rengarenk “skinny” pantolonları ve kirli sakalıyla sevimli, sempatik, bir parça da libidosu yüksek âşık bir çocuk adam ve onun iyi düzenlenmiş, iyi çalınmış ama oradan öteye geçememiş şarkıları kalıyor. Memnunsanız sorun yok, “Aşka Türlü Şeyler” tam size göre; Kenan’la daha böyle yıllarca “neşenizi giyebilirsiniz”. Değilseniz de benim gibi dinlemezsiniz olur biter.

AĞUSTOS 2012