Bu Blogda Ara

20 Aralık 2012 Perşembe

Funda - "Moda"

(10 Aralık 2012 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Türkiye’de doğan, Belçika’da büyüyen, orada bugüne dek üç de tekli yayımlayarak adını duyuran Funda’nın Türkiye pazarına yönelik ilk solo albümü “Moda”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya çıktı.

Avrupa ülkelerine çalışmak üzere giden ve zamanla oraya yerleşen Türk vatandaşlarının orada doğup büyüyen ve müzik alanında kariyer edinen üçüncü kuşağından gençlerle biz ‘90’lı yıllarda tanışmaya başladık. Bugün Rafet El Roman’dan “Ah Canım” Ahmet’e, Atiye’den Eylem’e Türk popüler müziğinde bir şekilde ismini duyurmuş çok sayıda şarkıcımız var. Funda da bu zincirin son halkası ve tıpkı zincirin diğer halkaları o da gibi yurt dışında yaşamanın ve müziğe orada adım atmanın artıları kadar eksileri de cebinde taşıyarak Türk müzik piyasasına giriş yapıyor.


Beş şarkıdan oluşan albümde, üç “remix” ve bir de İngilizce sözlü versiyon var. Albümün prodüktörü  de olan İskender Paydaş, yanı sıra iki şarkının bestesini, dört şarkının aranjörlüğünü yapmakla kalmamış, bir de “Boşver” adlı şarkıda Funda’ya vokalde eşlik etmiş. Yıllardır müzik piyasasının içinde olan İskender Paydaş’ı ilk kez bu albümde şarkı söylerken duyuyoruz. Albümde “Boşver”in Belçika’da tekli olarak piyasaya sürülen “Stand Up” adlı İngilizce versiyonu da var.

Yurt dışında müziğe adım atmış olmanın en büyük avantajı hiç kuşkusuz, Türk popüler müziğinin dünyadaki tüm müzikal gelişmelerden azade, kendi kısır döngüsünde dönenip duran kurallarını dert etmiyor olmak, farklı bir soluk taşımak. Funda’nın müziğinde de bu çok net bir biçimde hissediliyor. Albüm Türkiye’de kaydedilmiş olmasına karşın teknik bakımdan Batıdaki emsallerini aratmayacak bir standart yakalanmış. Aynı şey bazı şarkılarda müzikal açıdan da söylenebilir.


Buna karşılık Funda ve öncesinde tanış olduğumuz benzer isimlerin ortak sorunu olan dil faktörü bu albümün önünde de koca bir dezavantaj olarak duruyor. Bu sadece bir diksiyon problemi değil; kaldı ki biz milletçe şiveyi de kırık Türkçe’yi de sever, bağrımıza basarız. Buradaki problem Türkçeyi doğru telaffuz edememekten ziyade Türkçede duyguyu geçirememe meselesi. Funda’nın doğru telaffuz için epeyce çaba gösterdiği hissedilse de, şarkılar dinleyene geçmiyor, kelimeler havada asılı kalıyor. Tıpkı Hadise’de, Atiye’de ve yıllarca yabancı dilde söyledikten sonra Türkçe söylemeye başlayan şarkıcılarda olduğu gibi. Oysa Funda’nın asıl şarkıcılık performansı ve kendine has ses niteliği İngilizce şarkı söylediğinde açık bir şekilde ortaya çıkıyor.


Bu anlamda Funda’nın “Stand Up”tan sonra albümde en çok “Güneşim” adlı şarkıda etkili olduğu söylenebilir. Yıllar önce Emel Müftüoğlu’nun seslendirdiği Harun Kolçak bestesi “Deli Et Beni”nin çarpıcı bir “cover” olduğunu söyleyebilmekmek zor. Sanki yukarıda bahsi geçen Türk popüler müzik piyasasının kuralları gereği albüme konulmuş gibi. “Moda” özellikle vurucu nakaratıyla ciddi bir “hit” adayı. Albümün sonunda yer alan üç “remix”in üçü de çok dinamik ve çok modern geliyor kulağa. “Nerdesin” ise iyi bir şarkı olmasına karşın, Funda’nın teknik açıdan çok iyi ancak duygusu eksik yorumu nedeniyle yeterince etki yaratmıyor.

Adı “Moda” olan bir albümden daha iddialı, daha ilgi çekici bir kartonet tasarımı, bir görsellik bekliyorsunuz ama Funda’nın imajı, kostümleri ve albümün kapak tasarımı oldukça sıradan görünüyor. Aynı şey “Boşver” şarkısına yabancı bir yönetmen tarafından çekilen video klip için de söylenebilir.

Tüm bunlar bir yana, iyi bir pop albümü dinlemek isteyenlerin Funda’nın “Moda”sını sevecekleri  şüphesiz.

ARALIK 2012

Ceyl'an Ertem - "Ütopyalar Güzeldir"

(3 Aralık 2012 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de popüler müziğin her devir ve her dönemde müzik piyasa üzerindeki baskın bir rolü var. Müzik televizyonları, radyolar, gazete ve dergilerin müziğe açtığı sayfalar çok büyük yüzdeyle popüler müziğe endeksli. Ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de popüler müziğin yarattığı bu suni baskı, müzikte alternatif türlerin doğması ve gelişmesinde itici güç oluyor. ‘70’lerin pop çılgınlığı, ‘80’lerde Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü ve Bulutsuzluk Özlemi başta olmak üzere birçok alternatif denemenin yolunu açmıştı. ‘90’larda tekrar patlayan pop müziği furyasından 2000’lerde artan ivmesiyle “rock” müziği kazançlı çıktı. 2010’lu yıllarda ise “rock” müziğin yanı sıra alternatif birçok türün neredeyse ana akımı yerinden edecek kadar yükseldiğine birlikte şahit oluyoruz.   

Ceyl’an Ertem alternatif müziği yakından takip edenlerin iyi tanıdığı bir isim. 2000’lerde Anima grubunun solisti olarak adını duyuran ve 2010 tarihli ilk solo albümü “Soluk”la ciddi bir çıkış yapan Ceyl’an Ertem’in ikinci albümü “Ütopyalar Güzeldir” geçtiğimiz günlerde Ada Müzik etiketiyle yayımlandı.


Şu veya bu türe atıfta bulunulamayacak, şu veya bu tarzın klişelerine hapsedilemeyecek, kendine has bir müziği var Ceyl’an Ertem’in. Daha albümün ilk şarkısından itibaren hissediyorsunuz bunu. Şarkı yazarı olarak şiire yakın duran Ertem, her biri bir şiir örgüsündeki şarkı sözlerini hafızaya kolay yer eden melodik yapıların, tekrarlı döngülerin içinden geçirmeden müzikliyor. Metaforlarla yüklü şarkı sözlerine, Ertem’in ilk bakışta çok karmaşık duran ama aslında bir o kadar da yalın ve yalansız tınlayan müziğine nüfuz etmek için iyice kulak kabartmak, dinlerken kafa yormak, çaba sarf etmek gerekiyor. Sonrası kendiliğinden geliyor zaten. Ertem’in yaşından beklenmeyecek ölçüde bilge, sözü derin, sözü söyleme biçimi incelikli bir şarkı işçiliği bekliyor sizi.


Albümde yakalanan yüksek müzikaliyeti sadece Ertem’e mâl etmek hata olur. Zira düzenleme ve icra bazı şarkılar için bir elbisedir; onu çıkarıp bir başka elbise de giydirebilirsiniz ve sakil durmaz. Oysa bazı şarkılarda düzenleme ve icra şarkının bizzat kendisi olur çıkar; ayrı düşünemezsiniz. Albümün prodüktörü ve aranjörü ve de şarkılarda duyduğumuz hemen hemen tüm telli sazların icracısı Cenk Erdoğan bu albüme böylesi silinmesi zor bir imza atmış. Erdoğan, Ceyl’an Ertem’in alabildiğine inişli çıkışlı, ele avuca sığmaz vokal tekniğinin ve tuzaklı şarkılarının (yani her iki açıdan da teknik anlamda çok zorlayıcı) düğümlerini ustaca çözmekle kalmıyor, her bir şarkıda ‘bu şarkı başka türlü düzenlenemez ve çalınamaz’ hissini de uyandırmayı başarıyor. Albümde çalan diğer tüm müzisyenlerin ve “mix” aşamasında Alp Turaç’ın da alkışlanacak işler yaptıklarını söylemek lazım.


11 şarkı arasında Ertem’in dinleyene sıkı tokatlar attığı “Ertesi Gece”yi, “Kaçıncı Yarın”ı ve bir Mabel Matiz bestesi olan “Cennetin Irmakları”nı özellikle işaret etmek isterim. Tabii Ferhan Şensoy’dan bildiğimiz “Ütoptyalar Güzeldir”i de es geçmemek lazım. Bir tebrik de Burcu Ürgül tarafından yapılan illüstrasyonlar ve son derece şık kartonet tasarımı için yine Ceyl’a Ertem’e.
Başta da söylediğim gibi müzikte zoru sevenlerin, sindire sindire müzik dinleyenlerin tartışmasız baş tacı edeceği, kulağı kolaya alışkınların ise biraz zaman ve çabayla sevip kıymetini bileceği bir albüm bu.       

ARALIK 2012

RockA - "Ölürüm Sana"

(26 Kasım 2012 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


2005’te Ankara’da temelleri atılan RockA, her “rock” grubunun kaderi olduğu üzere, o günden bugüne hem müzikal tarz, hem de kadro değişiklikleri yaşayarak, barlarda canlı performans deneyimi kazanarak, yarışmalarda şans arayarak ve bir dolu “demo” kayıt hazırlayarak bugüne dek gelmiş. Sert “rock” müziğinin elektronik müzik ve “funk”la harmanlandığı “nu-metal”den yola çıkarak “rapcore” soslu şarkılar üreten grup, Türk “rock” âleminde birinci öncelikle tercih edilmeyen, bu meyanda bugüne dek bir tek Manga’nın varlık gösterebildiği zor bir tarzın peşinde koşuyor.

Tabii bu tespiti ancak grubun daha önce yaptığı ve resmi internet sitesine koyduğu “demo” kayıtları dinleyerek yapmak mümkün. Yoksa RockA’nın geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürülen ve iki şarkıdan oluşan ilk teklisi grubun müziği hakkında doğru fikir vermekten uzak.


2010 yılı Miller Music Factory yarışmasında gruba “cover” kategorisinde ikincilik kazandıran Tarkan şarkısı “Ölürüm Sana”, grubun 2012 yılındaki çıkışına da dayanak noktası olmuş. Nitekim Tarkan’ın bu “cover”ı çok beğenmiş olması, şarkıyı gruba hediye etmesi, “mixing” aşamasında stüdyoda bulunması ve nihayet çekilen klipte boy göstermesi, tekli piyasaya sürülmeden haftalar önce başlayan tanıtım kampanyasının odağına yerleştirildi ve adeta ‘Tarkan’ın lanse ettiği grup’ gibi bir algı oluşturuldu. Buradan elde edilen kazanç, bu tarzın ve türün yanından bile geçmeyecek bir kitlenin ilgisini çekmek ise şayet, kayıp da bu tarzı ve türü bağrına basacak kitleye yanlış sinyal vermek oldu sanırım. Kaldı ki içinde Tarkan olsun veya olmasın, ilk ağızda “cover” bir şarkıyla çıkış yapan Türk “rock” grubu diye özetlenmek neresinden baksanız yeni bir şey gibi gelmiyor kulağa.

Buna karşılık, şarkının nakaratından geçen alaturka nağmelere ve “hain-zalim-yarim” gibi kafiye klişeleriyle ortalama Türk pop sularında çırpınan şarkı sözlerine rağmen, geniş bir ses aralığında dolaşan armonik yapısının üzerine Ozan Çolakoğlu tarafından yapılmış orijinal düzenlemesinin de bir parça “rock” yürüyüşünde olduğu hatırlanırsa, “cover” yapmak için doğru tercih olduğu söylenebilir. Nitekim grup da orijinal düzenlemeye neredeyse birebir sadık kalarak, bu yeni düzenlemede elektro gitarların sesini yükseltmek, davulu daha sert çalmak ve bir de “rap” bölümü eklemekle yetinmiş; fazlasına gerek kalmamış. Tarkan’ın o çok bildik androjen yorumunun yerinde ise (vurguları yer yer Tarkan’ı anımsatmakla birlikte) daha agresif ve daha maskülen tınlayan bir solist yorumu var.


Teklideki diğer şarkı olan “Anlatması Zor”un söz ve müziği grubun solisti Halil Özüpek’e ait. Grubun peşinde koştuğu türün ve tarzın tüm gerekliliklerini yerine getiren, iyi bir şarkı olmasına karşın, çok çarpıcı olduğunu söylemek mümkün değil. Daha ziyade bir ‘B yüzü şarkısı’ olsun diye konulmuş gibi.

Sektöre yeni adım atan birçok grup ve şarkıcının her nedense ihmal ettiği bir husus var ki o da kendilerinin ya da kendileri adına çalışan “PR”cıların interneti yeterince etkin kullanamamaları. RockA’nın bu konudaki çalışması ise altı çizilmesi gereken türden. Grup hem oldukça kapsamlı bir resmi internet sitesi oluşturmuş, hem de her türlü sosyal medya ve iletişim platformunda hesap açmış. Hatta sadece grup adına değil, grup elemanları adına da ayrı ayrı hesaplar açılmış. Olması gereken tam da bu aslında. Müzik alanında “PR” faaliyetleri yürütenler kadar yeni şarkıcı ve gruplar da RockA’nın bu çalışmasını örnek almalı.

RockA’nın müziğini tanımak için yakında yayımlanacak albümü beklemek daha doğru olacak. Bu tekli sadece grubun adını ezbere almak için işe yarayabilir ki, yaradı demek de yanlış olmaz.    

KASIM 2012

Ece Seçkin - "Bu Ne Yaa!"

(19 Kasım 2012 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Hepimiz farkındayız ki iki bin onlu yıllar Türkiye’de pop müzik açısından verimli geçmiyor. Bu gerçeği doğrulayacak çok sayıda gerekçe var elimizde. Bunların hepsini tek tek saymak belki ayrı bir yazı konusu olabilir ama galiba en belirgin gerekçe artık yeni bir yüze, yeni bir sese adını duyurma şansının neredeyse hiç verilmemesi. Oysa tüm dünyada geçmişten gelenler hâlâ dinlenilir ve alkışlanırken bir taraftan da yenilere de kapılar sürekli açık tutulur ki kan deveranı devam etsin (adı üstünde) popüler müzik durmaksızın kendini güncellesin.

Bu şartlar altında adını daha önce hiç duymadığımız, henüz 20 yaşındaki Ece Seçkin’i müzik piyasasına lanse etme cesaretini gösterdiği için Doğulu Productions’ı ve Socia Entertainment’ı kutlamak gerekiyor. Bir ekip ruhuyla ortaya çıkarılan Ece Seçkin’in ilk albümü “Bu Ne Yaa!” pop müzik piyasasına adeta taze kan gibi çıkageldi.


Altı yaşında konservatuvarın kapısından giren Ece Seçkin, aldığı piyano eğitimini şan, bale ve dans dersleriyle perçinlemiş, lise yıllarında da kendi kurduğu grupta şarkı söylemiş. Halen Hukuk Fakültesinde eğitim gören Seçkin’in müziğe profesyonel olarak adım atması ise Ozan Doğulu ile tanışması sayesinde olmuş. Daha önce müzik dünyasına Bengü ve Sıla’yı kazandıran Doğulu Productions  (bir anlamda Doğulu ailesi), menajer Ufuk Ergin’in de desteğiyle Ece Seçkin’i söyleyeceği şarkılardan, giyeceği kostümlere dek bir proje olarak bugünlere hazırlamışlar. Bugün müzik piyasasında eksikliği en çok hissedilen şeylerden biri de bu değil mi zaten? Proje, tasarım, önceden belirlenmiş bir kariyer planı ve bu doğrultuda sürdürülen bir ekip çalışması ne yazık ki çok kıdemli, çok deneyimli starlarımızın bile göz ardı ettiği gereklilikler.


Altı şarkılık bu albümde şarkıların söz ve müziklerinde Deniz Erten, Ozan Doğulu, Arzu Alsan ve Hakan Bahadır’ın yanı sıra yazdığı şarkı sözlerini ilk kez bir albümde değerlendiren Ece Doğulu’nun imzalarını görüyoruz. Bir şarkı (“Yana Yana”) yıllar önce Fatih Erkoç’un sesinden dinlediğimiz bir Özkan Turgay bestesinin yeni düzenlemesi. Bir şarkı ise (“Mahşer”) Arapça bir şarkının Türkçe uyarlaması. Albümde beş şarkıyı Ozan Doğulu, bir şarkıyı ise (“Olmadı Olmaz”) bugüne dek adını hep albümlerin teknik künyelerinde, miksaj ve kayıtta gördüğümüz Arzu Alsan düzenlemiş.

Albüm ana akım Türkçe popun gerekliliklerini dünyada şu sıralar çok popüler olan elektronik dans müziği sosuyla dinleyiciye sunuyor. Az sayıda şarkı kullanıp, her bir şarkıyla etki yaratmak da bir başka strateji. Nitekim albümde başta çıkış şarkısı “Bu Ne Ya” olmak üzere, “Yana Yana”, “Büyüyünce” ve “Mahşer” birer ‘hit’ adayı gibi duruyor. Ece Seçkin de genç yaşta kendisine verilen bu şansı yeterince değerlendiriyor. İlk dinleyişte kulağa yeterince tok gelmeyen, çocuksu bir tınısı var Seçkin’in. Bunun hedef kitlesi açısından bir avantaj olduğu da söylenebilir. Düzgün bir teknikle şarkı söylüyor ve ses aralığının dar olmadığını da yer yer (mesela “Mahşer” de) gösteriyor. Bu büyük bir artı. Henüz çok genç ve zamanla kendi karakteristiğini bulacağı da şüphesiz.


Ece Seçkin’in ve onu destekleyen ekibin çıktıkları yolda kazanacakları başarı, sadece onun değil, başka yeni isimlerin de önünü açması açısından dikkate alınmalı. 

KASIM 2012