Bu Blogda Ara

14 Ocak 2013 Pazartesi

Değer mi?.. Değmez! Kolay mı?.. Değil!


BANU ZORLU – “ANSIZIN”

Banu Zorlu’nun tam olarak kaç albümü var? Geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan yeni mini albümünün basın bültenine bakarsanız bu onun dördüncü albümü. Şarkıcının resmi internet sitesinde ise ‘popüler anlamda’ ilk albümünü 2004’te Dubai’de piyasaya çıkardığı yazıyor.


Oysa hafıza unutsa bile arşiv yalan söylemiyor. Biz onu 1996 yılında yayımlanan “Vay Başımıza Gelen” albümüyle tanıdık. Büyük iddialarla piyasaya sürülen ama yeterince dikkat çekmeyen bu albümden sonra 1999’da “Uğur Böceği” adlı ikinci albümü yayımlandı. O da beklenen ivmeyi yakalamayınca adını Nanu olarak değiştirip, yeni bir şarkıcıymışçasına tekrar çıktı karşımıza. Sonra “Bom Şiki” diye bir şarkıyla Dubai başta olmak üzere birçok Arap ülkesinde her nasılsa çok popüler olduğu haberlerini okuduk. Belki de biz onun kıymetini yeterince bilememiştik. Oysa Banu Zorlu Ajda Pekkan’ın tahtına adaydı. Hem güzel, hem yetenekli, hem de ziyadesiyle eğitimliydi.


2004’te “Aşk” adında bir mini albüm çıkardı. O da pek yerini bulmayınca 2006’da yayımladığı “Gizli Aşk” adlı yeni mini albümünü yine bu Ajda Pekkan hikâyesi üzerinden lanse etmeye çalıştı. Ajda Pekkan’ın “Cool Kadın” albümünden son anda çıkarılan Nazan Öncel bestesi “Gönül Çiçekleri”, Banu Zorlu’ya nasip olmuştu. Olmuştu olmasına ama nedense yine ve hâlâ olmamıştı.


Yukarıdaki paragraflarda geçen albümleri saymayı ve bu yeni albümün Zorlu’nun kaçıncı albümü olduğunu bulmayı size bırakıyorum. Başarısız bile olsa bir insan kariyerindeki kilometre taşlarını gizlemeyi, yok saymayı, unutturmayı neden ister, onun yorumunu da siz yapın. Babasının yönetmen olmasından hareketle rol aldığı (rol yaptığı demiyorum dikkat edin) film ve dizileri ise tamamen es geçiyorum zira bu yazının konusu Banu Zorlu’nun yeni mini albümü “Ansızın”.


Dört şarkılık bu yeni mini albümün tanıtımı için geçtiğimiz günlerde bir kokteyl düzenlendi ve o kokteylde Banu Zorlu hem bir süredir dargın olduğu Faik Beyle (Safiye Soyman’ın Faik’inden bahsediyorum; ne ilgisi var diye sormayın, ben de bilmiyorum) barıştı, hem de Mehtap Ar tarafından bir hediyeyle taltif edildi. Çünkü Banu Zorlu yeni albümünde Aysel Gürel’in sözlerini yazdığı “Değer mi Hiç?”i yeniden söylemişti ve Mehtap Ar onun yorumundan çok etkilenmişti. Mehtap Ar’ın bir işitme problemi var mı onu bilmiyorum ama annesinin el yazısı bir şarkı sözünü çerçeveletip armağan edeceği son şarkıcı Banu Zorlu olmalıydı diye geçirdim içimden. Bunun Sezen’i var, Zerrin’i var, Nilüfer’i var, Nükhet’i var… Hangi birini sayayım?

Ha bir de denilen o ki şarkının bu versiyonu aslında önümüzdeki sene piyasaya çıkacak Aysel Gürel’e saygı albümü için yapılmış da sonra birdenbire Banu Zorlu’nun albümüne girmiş. Söz konusu albümde kimler var şimdi saymam belki uygun olmaz ama inanın bana Banu Zorlu’nun o isimler arasında yer almasının imkân ve ihtimali yok, o kadarını söylemekle yetineyim. Peki nedir Mehtap Ar’ı bu kadar duygulandıran ve albüm tanıtımına annesini malzeme edecek kadar baş koyduran? Sebebi maddi de olabilir manevi de bilemeyiz, zaten konumuz bu da değil.


Albümdeki dört şarkının ikisi önceki Banu Zorlu albümlerinden alınmış ve aynen kullanılmış. Sözü, müziği ve düzenlemesi Özgür Yedievli’ye ait olan ve iki binli yıllar Demet Akalın şarkılarından biri gibi tınlayan “Ayıp Etmişsin”, 2004 çıkışlı “Aşk” albümünde yer alıyordu. Söz ve müziği Banu Zorlu’ya ait olan ve yine Özgür Yedievli tarafından düzenlenen “Gizli Aşk” ise 2006 çıkışlı albüme adını veren şarkıydı. “Vallahi-billahi” kafiyesiyle alabildiğine sıra işi bu şarkıda da belirgin bir Gülben Ergen tınısı duyabilmek mümkün.

Albümün tek yeni şarkısı “Yalancısın”ın söz ve müziği de Banu Zorlu imzası taşıyor. Düzenleme ise Tansel Doğanay tarafından yapılmış. “Yalancısın” ortalamanın çok altında bir pop şarkısı.

Geriye kala kala bir tek “Değer mi Hiç?” kalıyor ki, onu da bu elektronik dans müziği düzenlemesi ve Zorlu’nun renksiz yorumuyla sevip sevmemek tamamen tercih meselesi. 


Peki bu albüm neden yapıldı?.. Kartonetteki künyede müzisyenlerden çok fotoğraf, “styling”, saç, makyaj, kostüm, takı gibi görsel tasarım ekibinin adları vurgulandığına göre Banu Zorlu’nun ne kadar güzel bir kadın olduğunun ispatı için yapıldığını düşünebilirsiniz. Tabii kapak fotoğraflarında neresinden baksanız birebir Christina Aguilera’ya benzetilmiş ve kendi olmaktan çıkmış o kadının Banu Zorlu olduğuna inanmak isterseniz.

TUĞBA ÖZERK – “KOLAY DEĞİL”


Tuğba Özerk de çok sayıda deneme yapmasına rağmen pop müzik piyasasında bir türlü ‘yırtamayan’lardan. Nazan Öncel ve Şehrazat gibi önemli isimlerden şarkı almasına, Sezen Aksu’dan “cover” yapmasına rağmen adını bir türlü birinci lige yazdıramadı, hep bir şeyler eksik kaldı.

Bir süre önce sadece dijital ortamda yayımlanan bir tekliyle bu defa Sezen Aksu’nun “Git” albümünün el değmemiş şarkılarından biri olan “Kolay Değil”i yeniden seslendirdi Tuğba Özerk. Geçtiğimiz günlerde ise yine dijital ortamda şarkının farklı bir versiyonu dinleyicinin beğenisine sunuldu.


“Kolay Değil” bugüne dek Özerk’in yaptığı işler arasında en eli yüzü düzgün olanı gibi duruyordu aslına bakarsanız. Hemen her şarkıda kulağa çarpan, neredeyse Özerk’in alâmeti farikası haline gelen prozodi hataları yoktu bu defa. Daha sade, daha doğru söylemişti şarkıyı. Erhan Bayrak imzalı düzenleme de şarkıyı seksenlerin ruhundan çıkarıp bugüne taşımış gibiydi.

Buna karşın Sezen Aksu ve Onno Tunç ortaklığının şahikalarından olmasa da bu şarkı, o ikilinin elinden/dilinden/kalbinden çıkan her şarkı gibi kendi dokunulmazlık zırhını taşıyordu. Yani yeniden söylenmesi neresinden baksanız riskti. Adamı rezil de edebilirdi vezir de. Neyse ki Tuğba Özerk’i rezil etmedi ama vezir de ettiği/edeceği söylenemezdi.


“Slow samba” diye adlandırılan ve yine Erhan Bayrak tarafından yapılan ve internete ve radyolara servis edilen yeni versiyon ise bir parça zorlama duruyor. Bir kere şarkının çok sözlü yapısı bu ritme oturmuyor. Üstelik Özerk şarkıyı hızlı versiyonun telaşında söylüyor (muhtemelen tekrar söylemediği ve aynı vokal kaydı kullanıldığı için.) Hal böyle olunca caz tınıları da taşıyan bu güzel düzenleme havada kalıyor.

Eğer çok denemiş ve hep yanılmışsanız ve de yanıldığınızın farkındaysanız (değilseniz zaten yapacak bir şey yok), demek ki başka bir şey denemelisiniz. Mesela ben Tuğba Özerk’in yerinde olsam öncelikle başka bir ses aralığından şarkı söylemeyi dener, sonra başka türlü şarkılar bulmanın peşinde koşardım. Bir yandan da imajımı şaşırtıcı bir biçimde değiştirmeyi düşünürdüm. Saçlarımı kısacık kestirirdim mesela ya da her klipte izleyicilerin gözüne soktuğum seksi kadın imajından vazgeçer, daha doğal bir görünümü tercih ederdim. En azından bir klip de daha havuza girmezdim artık.

Bu son paragrafı kelimesi kelimesine (havuz kısmı hariç) Banu Zorlu için de okuyabilirsiniz.

KASIM 2012

11 Ocak 2013 Cuma

Demet Akalın - "Giderli 16"

“GİDERİNE SAĞLIK!”


Çok değil, bundan bir beş yıl kadar önce “gideri var” dendiğinde akla gelen ya tuvalet, ya lavabo, hadi bilemediniz balkon filan olurdu en fazla. Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama aynı tabir zaman içerisinde önce erkek argosunun bel altı niteleme sıfatlarından birine dönüştü, oradan da “uyar/ satar/ iş yapar/tutar”a evrildi. Yani nicedir lisanımızda “gideri var” ya da “giderli” tabirlerini kullanmak ayıp/kaba/çirkin bir mana ifade etmiyor.  Bereket ki öyle. Yoksa büyük şehrin büyük büyük ilan panolarında, müzik maket vitrinlerinde, internette âlemindeki dijital platformlarda çarşaf çarşaf duyurulan bu yeni albümün adını yadırgayabilir, “Yok artık!” diye şaşırabilirdik; söz konusu albümün sahibi, başından beri “harbi kız” diye bildiğimiz, bundandır ki argosundan, jargonundan (“Senin Anan Güzel mi?”yi hatırlayın)sual etmediğimiz  Demet Akalın bile olsa.

Albüm kapağında “giderli” kelimesinin yanında duran 16 rakamı ise Akalın’ın kariyerindeki on altıncı yıla atıfta bulunuyormuş. Yani toplamda neresinden baksanız MIRC ya da MSN gibi eski nesil internet iletişim ağlarının alâmeti farikası “nick”lerden biri gibi duran albüm adının taşıdığı gizli ve derin mana çok etkileyici. Hadi onu da bırakın bir kenara, Demet Akalın şarkılarının hedef kitlesini on ikiden vuracak bu albüm adının ticari “gideri” bile yeter meselenin özüne vakıf olmaya. Kral TV’ye konuk olacağı zaman döndürülen tanıtım videolarına “giderli şarkıların atarlı şarkıcısı” deniliyordu Demet Akalın için. ‘Bak işte albümün adı misyonunu yerine getirmiş’ diye geçirdim içimden. İçimden daha başka neler geçirdiğimi ise tarafgir olmamak adına şimdilik açık etmeyeceğim.


Henüz mankenlere eninde sonunda şarkıcı olma zorunluluğu getirilmediği yıllardı. Daha sadece “olur mu/olmaz mı” tartışmaları yapılıyordu. Kimseyi yapmakta olduğu iş nedeniyle yapmak istediği başka işleri denemekten mahrum etme hakkımız yok. Herkes her şeyi deneyebilir, velev ki başarılı da olabilir diye düşündüğümden, vakti zamanında Ahu Tuğba’nın, Güngör Bayrak’ın, Banu Alkan’ın ve dahi bilumum Yeşilçam yıldızlarının şarkıcılık serüvenlerini eğlenerek takip ettiğimden, hiç de karşı değildim mankenlerin şarkı söylemesine. Kaldı ki “Sebebim” şarkısıyla ilk çıkışını yaptığında “Bu kız hiç de fena söylemiyor yahu,” diyen bir tek ben de değildim. E bir de popüler müzikte güzel kadın kontenjanı sınırsızdır bilirsiniz. Neden olmasındı yani?..

Oldu da nitekim. Demet Akalın allem etti, kallem etti, bu işe baş koydu ve hatırı sayılır bir şarkıcılık kariyeri edinmekle kalmadı, iki binli yılların pop müziğine adını star olarak yazdırmayı da başardı.


Elbette şarkıcılık denen şey öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir şey olsa da, her insanın doğuştan sahip olduğu ses sınırları da belli. Demet Akalın hiçbir zaman bir Ümmü Gülsüm olmadı ama gerek kendisi, gerekse birlikte çalıştığı müzisyenler onun ses sınırlarına uygun, doğru şarkıları seçmeyi hep iyi bildi. Öte yandan aşkları, ayrılmaları, evlenmeleri, boşanmaları, meslektaşlarıyla girdiği polemikler, zaman zaman kaçan dilinin ayarı filan bir taraftan baktığınızda sıkıcı görünse de göze, diğer taraftan söylediği şarkıları inandırıcı kıldı. Öyle ki zaman içerisinde sahiden de “atarlı” şarkılar ondan sorulur hale geldi.

Zannederim cinsiyet eşitsizliğinin bu kadim coğrafyasında aldatılan, kandırılan, hırpalanan ve bu sebeplerden mütevellit bulduğu ilk fırsatta erkeğe bayrak açan, çemkiren, intikamı acı olan kadın modeli, daha uzun çok yıllar şarkılarla slogan atmaya devam edecek. Bu yeri gelecek Füsun Önal gibi şımarık ve neşeli, yeri gelecek Ajda Pekkan gibi snob ve mağrur, yeri gelecek Demet Akalın gibi “atarlı” bir tavırla olacak; ama mutlaka olacak. Varılan bu nokta itibarıyla baktığınızda da, Demet Akalın’ın üzerine epeydir yapışan ve de hiç “çakma” durmayan bu etikete sahip çıkmasının ve ısrarla taşımaya devam etmesinin anlaşılamayacak bir tarafı yok. O da “Giderli 16”yla taşımaya devam diyor zaten.


Tabii iki binlerden iki bin onlara çoktan avdet ettiğimiz bu zaman diliminde aynı söylemi, aynı üslup, aynı lisan ve aynı müzikal içerikle ısıtıp ısıtıp slogan etmenin yaratacağı bıkkınlığı, eskimişlik ve orijinalliğini kaybetmişlik algısını göz ardı etmemek kaydıyla. Ben kendi adıma bu albümde Demet Akalın’dan hep bir ‘tık’ ileri gitmesini, bir yeni kapı açmasını, bir fark yaratmasını bekledim. “Giderli 16” birkaç şarkıda bu beklentiyi yakalasa da, bütüne baktığımızda Akalın’ın önceki işlerine kıyasla çok yeni, çok farklı durmuyor.

Mesela ilk bakışta “Yılan” gibi yavaş bir şarkıyla çıkış yapmak ters köşe gibi görünüyor. Şarkıcılığına her zaman hafif dudak bükerek yaklaştığımız bir şarkıcı, adeta rüştünü ispat çabasında, zor bir şarkının altından vokalsiz ve teknik desteksiz bir şekilde, başarıyla kalktığının altını çizmek istiyor. Kalkıyor da nitekim. Hatta şaşırttığı bile söylenebilir. Şarkının Erhan Bayrak tarafından yapılan piyano ağırlıklı, yer yer tangoya göz kırpan düzenlemesi de buna destek oluyor.


Buna karşın ben kendi adıma Akalın’ın bu şarkıda şarkının bestecisi Ersay Üner’le değil de, mesela Emre Aydın gibi, (Gripin’in solisti) Birol Namoğlu gibi ya da ne bileyim (Zakkum’un solisti) Yusuf Demirkol gibi beklenmedik bir isimle, dinleyeni faka bastıracak, onun müziğinden uzak başka bir kitlenin de dikkatini çekecek bir isimle düet yaparak rüştünü ispat etmesine şahit olmak isterdim.

Albümde “Yılan”ın yanı sıra fark yaratan iki şarkı daha var. Bunlardan birisi benim kadar dinleyen herkesin de doğrudan ilgisini çeken “Türkan”. İçinde bir tutam müzikal tadı, bir tutam “swing”, bir tutam sirtaki, mebzul miktarda oryantal barındıran, teatral şarkı sözleri ve eğlenceli düzenlemesiyle de alışageldiğimiz Demet Akalın şarkılarının önüne çıkan bir iş. Hatta son zamanlarda duyduğum en iyi pop müzik şarkısı. Besteci Gökhan Tepe’yi ve söz yazarı Ayla Çelik’i ve de düzenlemeyi yapan Erhan Bayrak’ı tebrik etmek lazım. Demet Akalın’ın da bu şarkıda şarkıcı olarak yeterince parlak bir performans gösteriyor.               


Benzer şekilde yine Erhan Bayrak tarafından düzenlenen Altan Çetin bestesi “Lades”in de günümüz Türk pop standartlarının üzerine çıkan, daha modern ve genç bir çizgide olduğu ilk dinleyişte fark ediliyor.

Bu üç şarkıyı bir kenara koyarsak, albümün geri kalanı ortalama bir Demet Akalın albümünden daha fazlasını vaat etmiyor. Her ne kadar Akalın bu albümde daha önce çalışmadığı farklı bestecilerden şarkılar almış olsa da, durum böyle.

Öncelikle söylemek lazım ki Demet Akalın’ın her albümünde olduğu gibi bu albümünde de gereğinden fazla arabesk motif taşıyan yavaş şarkı var. Her ne kadar kendisi arabeski çok sevdiğini söylese ve bundan gocunmasa da, Demet Akalın’ın ‘dişi Hakan Altun’ olma çabası çok anlamlı gelmiyor kulağa. Başka bir teknik, başka bir hançere ve ses aralığı isteyen o müzik türünü sevmek ve dinlemek ile söylemeye heves etmeyi ayrı kefelerde tartmalı Demet Akalın. Bu anlamda “Yılık Karşımdan”, “Son Sözüm Aşk”, “Ağlıyorum” ve “Nasip Değilmiş” gibi şarkıların yarattığı eksik etkinin yerine “Bir Oğlumuz Var” ve  “Ah Sevgilim” gibi daha yumuşak ve daha sesine uygun yavaş şarkıların yarattığı doğru etkiyi tercih etmeli.


Her ne kadar yola çıktığı ilk günden bu yana şarkıcılık tekniği açısından bir hayli ilerleme kaydettiyse de, hâlâ yer yer prozodi hataları yapıyor (kim yapmıyor, o da ayrı konu), sesli harflerin içini yeterince dolduramıyor, bazen seslendirdiği kelimelerin anlamı, teknik olarak doğru okuma kaygısının içinde kayboluyor. Ve bu kusurlar kendini en çok arabesk nağmeli yavaş şarkılarda gösteriyor.

Buna karşılık Akalın’ın solist olarak en başarılı olduğu şarkıların alaycı, tavırlı, “atarlı” şarkılar olduğu bir gerçek. Zaten ondan büyük yüzdeyle beklenen de bu. Buradan bakıldığında bir Gökhan Şahin bestesi olan “Giderli Şarkılar”, Murat Güneş imzalı “Aşk Yuvamız”, Ersay Üner şarkısı “Sepet” ve sözü müziği Ceyhun Çelikten’e ait “Kalbindeki İmza”, birer birer standart Demet Akalın “hit”leri arasına girebilecek potansiyelde şarkılar.

Yine bir Ceyhun Çelikten şarkısı olan “Felaket” ve sanki sadece Akalın’ın ezeli rakibesine nispetle albüme konulmuş gibi duran (boşuna birinci sırada değil ya) Sinan Akçıl bestesi “Ne Büyük Aşk”, vasatın üzerine çıkamayan şarkılar.


Toplamda 16 şarkı ve 1 versiyondan oluşan albümde Demet Akalın bir Niran Ünsal bestesi olan “Nasip Değilmiş”de Özcan Deniz’le, “Yıkıl Karşımdan”da ise şarkının bestecisi Gökhan Özen’le düet yapıyor. Bu düet seçimlerinin de yukarıda bahsettiğim gerekçeyle doğru seçimler olmadığı kanaatindeyim. Hele ki Gökhan Özen ve Demet Akalın’ın stüdyoda birlikte verdikleri bir röportaja şahit oldum ki sormayın. Neymiş, Gökhan Özen öyle kolay kolay röportaj vermezmiş de Akalın’a bir güzellik yapmışmış. Ve hatta aynı güzellik çerçevesinde şarkının klibinde oynamaya da ikna olasıymış. Kim kimin şöhretine gebe diye düşündüm ister istemez. “Ne gerek var?” diye sordum bir de.

Albüm kartonetini süsleyen Müjdat Kupsi imzalı fotoğraflar, Özlem Semiz imzalı grafik tasarım, Akalın’ın imajı, saçı ve kostümü bu pop baştan ayağa pop albümü bütünler nitelikle. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hatta bugüne dek yapılan en iyi Demet Akalın kartonet çalışması olduğu dahi söylenebilir.


Bu albümün uzun süre gündem teşkil edeceği, sektörün şu zor zamanlarında iyi bir satış grafiği çizeceği, şarkıların dijital platformlarda çok dinleneceği, çok indirileceği, sosyal medyada çok gündem teşkil edeceği gün gibi ortada (ki öyle de oluyor albüm çıktı çıkalı.) Bu aralar pop müzikte sayılı isim ve sayılı albüm için bu sözleri sarf etmek mümkün. Buradan hareketle Demet Akalın’ın bir kez daha kendi kulvarında depara kalktığı söylenebilir.

Şayet kendini bin kere tekrar etse de, daha fazlasını hiç vaat etmese de severim, dinlerim, coşarım, koparım ben “giderli şarkıların atarlı şarkıcısı”yla derseniz, bu albüm önümüzdeki iki yıl sizi idare eder. Yok eğer fark yaratması, yön tayin etmesi, yeni bir adım atmasıysa bir pop stardan beklentiniz, tadı çabuk kaçan bir çiklet çiğnemek olacak bu albümden tek kârınız. Ne gam! “Giderine sağlık Demet!” der, oradan devam edersiniz.

ARALIK 2012

3 Ocak 2013 Perşembe

Levent Yüksel - "Topyekûn"

SOFRAMIZDA ONA HER ZAMAN YER VAR


(Milliyet Sanat dergisi Aralık 2012 sayısında yayımlanmıştır.)

Takvimler 1993 yılını gösteriyordu. İzel-Çelik-Ercan’ın mayoz bölünmesinden Kızılderili Çelik ve “haydi şimdi bütün eller havaya” İzel-Ercan ikilisi doğmuştu. Kenan Doğulu göbek hizasının üzerine kadar çektiği pantolonuyla, saçlarını savura savura ‘gözü kara deli’ olduğunu tekrar ederken, Hakan Peker kıvrak dansı eşliğinde “amma velakin, cümbür cemaatin” kafiyesini dilimize kazandırma, Haluk Levent elinde gitarı, “Yollarda Bulurum Seni”yle bağır çağır, ‘70’ler Anadolu popunun ruhuna rahmet okutma gayretindeydi.     

İlk albümünü “Ben Deniz” adıyla piyasaya süren Deniz isimli gencecik kızcağız isminin ömrü billah Bendeniz kalacağını henüz bilmiyordu. Ya da “Tedirgin” ruh halini albüm adı yapan Ahmet Kaya, yedi yıl sonra yargısız bir sürgünde, ülkesinden çok uzakta öleceğini… Yaşı küçük sesi kocaman bir “Tanrı Misafiri” çıkagelmiş, yılların Ajda’sı bile Ebru Gündeş adlı bu genç kıza özenip “Sarıl Bana”yla oryantale yeltenmişti. En sevimli ikilimiz Oya-Bora mı yoksa Eser & Engin Noyan mı ona emin değildik. Hakeza “Kıl Oldum Abi” diye tuhaf bir şarkı söyleyen ekose pantolonlu Tarkan mı yoksa “Hadi Yine İyisin”le gerdan kıran Tayfun mu daha yakışıklı ona da bir türlü karar vermemiştik.


İşte bu ahval ve şerait içinde duyuldu ilk kez “sokağıma gel, penceremi aç, yatağıma gel” diye haykıran genç adamın sesi. Denizde kum biter, Sezen Aksu’da vokalist bitmezdi. 1990 yılında Aşkın Nur Yengi’yi, 1992’de Sertab Erener’i lanse eden Minik Serçe’nin son numarası Levent Yüksel’di. Son ve en cesur numarası.


Cesurdu evet; çünkü müzikal ortam ne böyle şarkıları, ne de böyle bir şarkıcıyı bağrına basacak gibiydi o ara. İlk görüşte/duyuşta basmadı da zaten. Levent Yüksel’in ilk albümü “Med Cezir” piyasaya çıktıktan ancak aylar sonra kabul gördü, sevildi ve dinlenilmeye başladı. Hem bu nedenle, hem de Yüksel’in kendi deyimiyle, bir ilk albümden bilmeden bir “best of” çıkarılmış olması nedeniyle dönemdaşları arasından fersah fersah sıyrılır “Med Cezir”. Konservatuarda kontrbas eğitimi alan, usta bir de bas gitarist olan Levent Yüksel’in şarkıcılık kariyerinde yolunu açan bu albüm, aynı zamanda o yola kocaman bir de taş koymuştur. Aşılması, ötesine geçilmesi çok zor bir taş. Nitekim o zaman bu zaman nerede, ne vakit Levent Yüksel bahsi geçse bir yerde, “Med Cezir”den mutlaka kelam edilir (ki ben de ettim görüyorsunuz.) Hatta kendisi de, bir parça da yakınarak bahseder bundan sıklıkla.

“Med Cezir”in üzerinden 19 yıl geçti. Bu süre zarfında Levent Yüksel altı albüm ve iki de tekli yayımladı. Diskografisinde bir de Volkan Öktem ve Ant Şimşek’le birlikte 2005’ten bu yana sürdürdüğü Sıfır Km projesine ait bir albüm var. Ve uzunca bir aradan sonra Yüksel’in yedinci albümü “Topyekûn” geçtiğimiz günlerde Esen Müzik etiketiyle piyasaya çıktı.


Albüme adını veren “Topyekûn” sözü, müziği ve düzenlemesi Erkin Arslan’a ait bir şarkı. Levent Yüksel’in “Zalim”le başlayıp “Bi’ Daha”yla devam eden ve hemen her albümünde en az birkaç şarkıda karşımıza çıkan Doğu Akdeniz-Arap pop müziği takıntısı bu albüme ister istemez tanıdık bir açılış yapıyor. 


Levent Yüksel yıllardır nicelerinin gelip geçtiği Sezen Aksu okulunun en vefalı öğrencisi. Aşkın’dan Sertab’a, Işın Karaca’dan Yıldız Tilbe’ye ama uzun ama kısa bir süre Sezen’in rahle-i tedrisinden geçenler zaman içinde birer ikişer kendi yollarına giderken, o her albümünde Sezen Aksu’dan şarkı almaya devam etti. Nitekim bu albümde de üç Sezen Aksu bestesi var. Albümde ikinci sırada karşımıza çıkan ve sözlerini Sibel Algan’ın yazdığı “Tehdit” de bunlardan biri. Düzenlemesini de kendisinin yaptığı “Tehdit”, her kelimesi, her notasıyla tipik bir Levent Yüksel şarkısı.

Hemen ardından gelen ve sözü müziği Sezen Aksu imzası taşıyan “İtirafçı Olma”yı daha önce Aksu’nun “Yürüyorum Düş Bahçelerinde” albümünde dinlemiştik. Levent Yüksel şarkıyı kendi yaptığı düzenleme ile Latin sularında yüzdürüyor. Söz ve müziği Halil Koçak tarafından yazılan, düzenlemesi Levent Yüksel ve Mustafa Ceceli tarafından yapılan “Beş Duyu” ise Levent Yüksel’in içinden alaturka geçen şarkılarını sevenler için biçilmiş kaftan.


Son dönemde popüler isimlere verdiği şarkılarla besteci olarak da adından söz ettiren gazeteci Onur Baştürk’ün bu albümde de iki şarkısı var. İspanyol ritminde yürüyen “Olsun” bunlardan biri. Akılda kalıcı ve etkili melodiler yakalayan Baştürk sanki bütün şarkılarını Ajda Pekkan için yazıyormuş gibi. Yüksel’in düzenlemesini de yaptığı bu şarkı sesine çok yakışmış belki ama şarkının her an bir yerinden Ajda’nın sesi çıkıverecekmiş gibi geliyor kulağa.

Söz ve müziği İlkan Serdaroğlu imzası taşıyan, düzenlemesi Levent Yüksel tarafından yapılan “Razıysan” yine Levent Yüksel şarkılarının klişelerinden yol alıyor. Hemen ardından gelen ve Aykut Gürel tarafından düzenlenen Sezen Aksu şarkısı “Sardunya” ise albümün en dikkate değer şarkılarından biri. Bizden çok sonra zamanlardan bir zaman, tarih Sezen Aksu’yu bu topraklardan ses veren ozanlardan biri olarak yazacaksa şayet, bu şarkı da bu hükmün ispatlarından olabilir pekala. Öyle derin bir bilgelik, öyle şahane bir hayat bilgisi… Şarkının seyrinde bir ters köşe gibi duran beklenmedik tango dokusu ile şaşırtıcı düzenleme belki ilk dinleyişte algılamayı zorlaştırıyor ama uzun vadede albümün kıymetlilerinden biri bu şarkı olacak, orası kesin.


Söz ve müziği Cenk Eroğlu tarafından yazılan, düzenlemesi Levent Yüksel tarafından yapılan “Olamadım” da albümün iyi şarkılarından biri. “Bu Gece Son” başta olmak üzere, birkaç eski Levent Yüksel şarkısının yakınından geçmesine karşın, sağlam müzikal yapısı ve düzenlemesi şarkıyı ilk dinleyişte ön plan çıkarıyor. Hemen ardından gelen Gülşah Tütüncü şarkısı “Beddua”nın düzenlemesi Erkin Arslan tarafından yapılmış. Albümün en hareketli şarkılarından biri olan “Beddua”, kısa yoldan dile dolanabilecek sözleri ve melodik yapısıyla bir ‘hit’ adayı gibi duruyor. Ve albüm yine hareketli ve yine Ajda Pekkan kokusu taşıyan bir Onur Baştürk bestesi “Gidiyorum”la kapanıyor.


Sezen Aksu ona Barts Simpson (çizgi film Simpson ailesinin küçük çocuğu) der zaman zaman. Haksız da değildir. Bir gün ansızın kapınızı çalıp size misafir olsa, sofraya bir tabak daha koyup ağırlayacağınız, “Niye geldin kardeşim?” diye sormayacağınız adamlardandır Levent Yüksel. Hiç kötülük, art niyet bilmez, hiç sinirlenmez, hep güler, hep iyi düşünür diye inandıklarımızdandır. Müziğine duyduğumuz yakınlığın ne kadarı bundandır bilinmez. Ama doksanlardan bu yana istikrarını koruyup kendisi ve müziği hakkında “O ne yapsa iyi yapar,” diye düşündürecek az sayıda popüler şarkıcı/müzisyenden biri olduğu da bir gerçek. Nitekim yine iyi yapmış. Ama bunu söylerken bir tek ama çok mühim çekinceyi de göz ardı etmemek lazım. Albümü başından sonuna dinleyip bitirdiğinizde Levent Yüksel’in diskografisinde bir gezinti yapmış gibi oluyorsunuz. Yeni bir şarkı çalınmıyor adeta kulaklarınıza. Bunu istikrara saymak kadar, yerinde saymaya yormak da mümkün. Hele de bu kadar uzun bir ara verip, yeni albüm için nice ince eleyip sık dokuduğunu şuradan buradan ve hatta bizzat kendisinden duyduktan sonra.  

KASIM 2012