Bu Blogda Ara

16 Mart 2013 Cumartesi

Hazal Selçuk - "Gece"

(25 Şubat 2013 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Aynı şehrin havasını soluyarak büyümüş, benzer eğitimlerden geçerek müziği hayatlarının merkezine yerleştirmiş iki müzisyenin birbirlerinden kilometrelerce uzakta internet sayesinde kesişen yolları, onları kendiliğinden gelişen bir müzik ortaklığına götürmüş. Hazal Selçuk ve Selim Doğru’nun Çağdaş Müzik Merkezi etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Gece “ adlı albümünün hikâyesi kısaca böyle özetlenebilir.

Münir Nurettin Selçuk’un torunu ve Timur Selçuk’un kızı olması hasebiyle yüklü bir müzikal mirası omuzlarında taşıyan Hazal Selçuk’u henüz çocuk denecek yaşta katıldığı 1989 yılı Eurovision Şarkı Yarışmasında tanımıştık ilk kez. O yıl Grup Pan’ın bir üyesi olarak yarışmada “Bana Bana” adlı şarkıyla Türkiye’yi temsil eden Selçuk, sonrasında oyunculuk ve dans eğitimlerini de üzerine koyarak, hem icracı hem de eğitmen olarak kariyerini sürdürdü. İlk albümünü 2009 yılında yayımlayan Hazal Selçuk, popüler piyasanın içinde hiç olmadı ama takip edenlerin ayakta alkışladığı işlerle yoluna sessiz sedasız devam etti.


İlk üniversite eğitimini Türkiye’de aldıktan sonra Hollanda’ya giden ve oraya yerleşen Selim Doğru ise yıllardır hem tiyatro müziği, hem klasik müzik, hem de elektronik müzik alanlarında verdiği eserlerle yurt dışında adını duyurmuş, kabul görmüş bir müzisyen.

İki müzisyen geçtiğimiz yaz aylarında “Üç Nesil İstanbul” başlıklı konserlerle dinleyici karşısına çıkmıştı. “Gece” ise bu müzikal ortaklığın kalıcı meyvesi olarak dinleyenlere ulaşıyor. Albümde 11 şarkı yer alıyor. Bestelerin tamamı Selim Doğru’ya ait, 4’ü İngilizce olan şarkı sözleri ise Hazal Selçuk imzası taşıyor.


Şunu söylemeliyim ki basite, kolaya ve ucuza alıştırılmış ortalama müzik dinleyicisi için zor bir sınav bu albüm. Hem bestelerin müzikal yapıları, hem de metaforlarla yüklü şarkı sözleri kolay algılanabilir cinsten değil. Hazal Selçuk’un şan tekniğiyle, bir parça teatral, sesini yer yer bir enstrüman gibi kullanarak şarkı söylüyor; buna karşın Selim Doğru da lirik, coşkulu ve kabına sığmaz piyano virtüözlüğüyle yer yer solistle yer değiştiriyor. Bu iki sesin birbirine mükemmel bir biçimde eşlik etmesi, bir üçüncü ya da dördüncü, beşinci enstrümana neden ihtiyaç duyulmadığının da açıklaması oluyor zaten. Türkçe müzikte pek de alışık olmadığımız bu dinleme deneyiminin içine zor giriyorsunuz belki ama bir kez girdikten sonra nota nota, kelime kelime tadını almaya başlıyorsunuz her bir şarkının. Çok sade ama bir o kadar da zengin müzikal gücü kadar, kelimelerle kurduğu oyunlarla da dinleyiciyi peşinden sürükleyen şarkılar bunlar.

Dünyanın neresinde çalınırsa çalınsın dinlenebilecek, buna karşın bir Türk müzisyenin elinden çıktığı da her notasında hissedilebilecek besteleri ile Selim Doğru, yıllardır az sayıda müzisyenle milim milim yol alabildiğimiz evrensel kulvarda ilerlerken, Hazal Selçuk da ‘şarkıcı’ kavramına gündelik müziğin çizdiği sınırları ihlal ediyor. Bu neresinden baksanız cesur, sıra dışı ve fakat öyle olsun diye değil, alabildiğine içtenlikle kotarılmış albüme kayıtsız kalmayın.  

ŞUBAT 2013    

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder