Bu Blogda Ara

16 Mart 2013 Cumartesi

Meliş Danişmend - "Biraz Gülmek İstiyordum"

BİR 'KADIN  OZAN' GÜLÜMSEMESİ

(Milliyet Sanat dergisi Şubat 2013 sayısında yayımlanmıştır.)


Bakmayın siz ozan kelimesinin Türkçe’de ilk akla getirdiği Karacaoğlanlara, Âşık Veysellere, Pir Sultan Abdallara… Ya da İngilizce sözlüklerde “poet singer” tabirinin karşısında ‘folk şarkıları söyleyen şarkıcı’ yazmasına… Ozan sözcüğü nicedir tüm dünyada kendi şarkılarını yazıp söyleyenlere yakıştırılan bir sıfat oldu. Yeni nesil ozanlar artık halk şarkıları söylemiyor, halkların yüzyıllardan bu yana süregelen yaşanmışlıklarına, anonimleşmiş acılarına, sıkıntılarına ya da sevinçlerine, coşkularına dair hikâyeler anlatmıyorlar. Onların tek derdi kendileri. Kendi dünyalarında, kendi hayatlarında olan bitenden ibaret tüm hikâyeleri. İletişim ve sosyalleşme çağının iletişimsizlik ve yalnızlıktan mustarip ruhlarından dökülen, kişisel ve aslında bu derece kişisel olduğu için evrensel hikâyeleri bunlar.

Son yıllarda Türkçe müzik literatüründe de sıklıkla kullanılmaya başlanan ozan nitelemesini isminin başına çok yakıştırdığımız birçok yeni nesil şarkıcı ve şarkı yazarı var. Melis Danişmend işte bu kategoride adını sayabileceğimiz bir kadın ozan.


Yazıyla çok geç tanışmış, sözü dilden dile, ağıza aktararak yaşatmış ve söz söyleme yetisini ataya, erkeğe hak görmüş bir toplumda ozanın cinsiyetine vurgu yapılması boşuna değil. Asırlar boyu elinin hamuruyla erkek işine karışmaması dikte edilmiş ve tam da bu yüzden söyleyecek çok söz biriktirmiş kadının toplumda dün ve bugün konumlandırıldığı yer onu yeni nesil ozan geleneğinde ister istemez erkekten bir kaç fersah öne çıkarıyor. Sözgelimi kimse Teoman’ın ozanlığını tanımlarken erkekliğine vurgu yapmıyor. Ama bu ülkede şarkı yazan bir kadın olmak ister istemez altı çizilesi bir payeye dönüşüyor. 


Müzik yolculuğuna 2002 yılında Spitney Beers topluluğunun solisti olarak başlayan, daha sonra adını üçnoktabir olarak değiştiren grubun 2007 yılında yayımlanan “Sabaha Karşı” adlı albümünde de solist olarak yer alan Melis Danişmend, grubun dağılmasından sonra yoluna tek başına devam etmeye karar veriyor ve 2010 yılında “Daha Az Renk” adlı ilk solo albümüyle dinleyici karşısına çıkıyor. Albümün adının da işaret ettiği gibi, alabildiğine az renkli, çok sade, hatta ‘minimalist’ bir albüm bu. Caz deseniz değil, pop deseniz o da değil, ‘rock’ hiç değil. Müzik marketlerde hangi rafa koysalar, dijital platformalarda hangi tür etiketiyle sınıflandırsalar olmuyor. Kayıtlarında davul bile kullanılmayan, ritme sırt çeviren, melodiden ziyade söze yaslanan, yani dinleyiciye yeni bir şey vaat ederken ondan alışkanlıklarından kurtulmasını da isteyen bir albüm bu. Neyse ki kendi dinleyicisini bulmakta zorlanmıyor. 2010 yılının son aylarında piyasaya çıkan albüm, 2011 yılında da ‘en iyiler’ listelerinde kendine yer buluyor. Tabii ki sessiz sedasız ve tabii ki ana akımın içerisinde esamisi okunmadan.


Melis Danişmend’in yeni albümü “Biraz Gülmek İstiyordum” geçtiğimiz günlerde We Play etiketiyle yayımlandı. Söz ve müzikleri kendisine ait dokuz şarkıdan oluşan bu albümde Danişmend ‘kadın ozan’ nitelemesini neden ve nasıl hak ettiğini bir kez daha gösteriyor.

İlk albümünde “ayaklarını kıçına vura vura Büyükada’ya kaçmak, inzivaya çekilmek, içinde biriktirdiği öfkeyle karşısındakinin ağzını cart diye yırtmak, ona tekme atmak, küfretmek isteyen, ‘kettle’da sular kaynatıp boğazından içeri akıtan, ‘çok eğleniyorum, çok seviyorum, çok masumum’ taklidi yapan” öfkeli kadın şimdi “biraz gülmek istiyor”. Daha ilk şarkıda açıklıyor bu isteğinin nedenini: “Benim kadar hüznü seven yok, insanlar oynamak istiyorlar sabaha kadar,” diyor. “Düzel düzel,” diye telkin ediyor kendini. Ama albüm süresince ne o hüznünden vazgeçiyor, ne de kırılmışlığını, küslüğünü gizleyebiliyor. Buradan dokunuyor şarkılarını dinleyenin kalbine de zaten. Herkes kadar yaralı, herkes kadar mutsuz, erik yerken birdenbire ağlamaya başlayacak ve bunu anlatabilecek kadar sıradan, hatta bu yüzden bir taraftan da komik. Yaldızlı cümlelere, zeki göndermelere, parlak kafiyelere minnet etmiyor. Kelimelerle soyunuyor, içini gösteriyor ve bundan utanmıyor.


Belli ki anlatmak için yazılmış şarkılar bunlar. Kolay ezber edilecek melodi dizinleri, dile pelesenk olacak nakaratlar, bir dinleyişte hafızaya yer edecek basit armonilerden yolu geçmiyor hiçbirinin. Biri hariç diğer tüm şarkıların ‘hücum kayıt’ tekniğiyle, yani bir defada, tüm enstrümanlar ve solistle birlikte kaydedilmiş olması da Danişmend’in şarkı anlatıcılığının tadını daha yoğun hissettiriyor. Sanki o an, oracıkta, mikrofonun karşısına geçip anlatmaya başlamış da, enstrümanlar da ona yakaladıkları yerden eşlik etmişler gibi. Hesapsız gibi, hatta doğaçlama gibi.

Albüme ironik sözleriyle şahane bir açılış yapan “Hüzün Dram Keder”in ve çok naif, çok içten “Erik”in öncelikle dikkat çekecek şarkılar olduğu söylenebilir. Birçok şarkının yakınından ya da bizzat içinden geçtiği ‘karşılıksız aşk’ temasını, adından da belli olduğu üzere, en çok hissettiren “Karşılıksız”la beraber “Masa” ve “Ufak Tefek Notlar” da kendi dinleyici kitlesine slogan doğurabilecek nitelikte şarkılar. Alabildiğine dokunaklı kapanış şarkısı “Işıklar Sönerken”i de ayrı bir yerde tutmak lazım.   


Bu albümde Melis Danişmend’in hem bir şarkı yazarı, hem de şarkıcı olarak ilk albüme kıyasla daha kendinden emin durduğunu söylemek yanlış olmaz. Albümdeki düzenlemelere Tansu Kaner, Faruk Kavi, Emre Ataker, Ozan Öner, Burak Gürpınar, Deniz Ilgar, Serkan Çeliköz ve Gülşah Erol’dan oluşan kalabalık kadronun yanı sıra Melis Danişmend de katkıda bulunmuş, bir şarkıda da piyano çalmış. Önceki albümden farklı olarak bu albümde davulun yanı sıra çello, trombon, tef ve keman gibi farklı enstrümanlardan da istifade edilmiş. Yakalanan müzikal bileşimin ve ses kayıt kalitesinin yüksek standardı da gösteriyor ki, dijital teknolojiye teslim olmadan da müzik yapmak hâlâ mümkün ve hâlâ güzel. Son yıllarda giderek artan akustik ve analog kayıt merakının kalıcı hale gelmesinde bu ve benzeri albümlerin dinleyiciye tattırdığı benzersiz dinleme hazzı etkili olacak hiç kuşkusuz. Bu çabayı ne kadar alkışlasak az.


Vasatın algısı gerçeğin yalınlığına itibar etmez; süs sever, boya sever, renk sever. Bundandır popun sahte ihtişamı, havai fişekleri, her an her yerde üzerimize boca ettiği rengârenk konfetileri. Çünkü sadeliğin görkemini görmek de göstermek de kolay değil, kazançlı hiç değildir. Bu albümün bütününde en çok hissedilen şeyin, yani sadeliğin görkeminin daha kapaktan başladığını da söylemek lâzım. Evren Arasıl tarafından çekilen kapak fotoğrafları ve Office Project imzalı kartonet tasarımı albümün dili, imlâsı ve grameriyle birebir örtüşüyor. Ne dinleyeceğinizi, neyle karşılaşacağınızı kapağa bakarak öngörmek neredeyse mümkün.

OCAK 2013 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder