Bu Blogda Ara

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Çeşitli Sanatçılar - "Seksenler"

DİKKAT, CANINIZ VATKA ÇEKEBİLİR!


(Milliyet Sanat dergisi Nisan 2013 sayısında yayımlanmıştır.) 

Dünyaya gözünü ‘90’lar ve sonrasında açmışlara sebebini asla izah edemeyeceğimiz şeyler yaptık biz ‘80’lerde. Vatkalı gömlekler, kazaklar, ceketler giydik mesela. Neydi o omuz büyütme sevdası bilmem. ‘Shetland’ kazaklarımızı beli göbek hizamızın üzerine çıkan şalvar model pantolonlarımızın içine soktuk; havamızdan yanımıza varılmadı. Fosforlu ayakkabı bağcıkları taktık; diskoda Modern Talking şarkılarıyla dans ederken mor ışıkta parlayan bağcıklarımızı seyrettik gururla. Günde üç saat yayın yapan siyah beyaz televizyonun başına oturup her akşam Televizyon Okulu’nu seyrettik bir ‘soap opera’ seyredermişçesine heyecanla. 

Yılbaşı gecesi televizyon ekranında görünecek dansözü haftalarca konuşmuşluğumuz vardır, Dallas dizisinin başkarakteri JR’ı kimin vurduğunu da… Eve telefon bağlatmak için üç ila beş yıl beklediğimiz oldu; hiç sabırsızlanmadık. Akşamın darına kadar sokakta oynarken, istop, yakan top, kukalı saklambaç, artık Allah ne verdiyse, karnımız acıktığında üzerine salça sürülmüş ekmek yedik. Sokak satıcılarından horoz şekeri, macun, leblebi tozu aldık, sonra ağzımızı dayayıp musluğa, kana kana su içtik. Lügatimizde ne sağlıklı beslenme vardı, ne de hijyen ama gelin görün ki hep yanaklarından kan fışkıran, toraman çocuklardık. Evlerde torun torba küçücük oturma odalarına tıkılıp, salonları misafirden misafire açtığımızı anlatsak mesela, sormaz mı şimdikiler “Niye?” diye?


Bir süredir bu esrarlı, kerameti kendinden menkul, meşum yılları tevellütten sebep yaşamışlara kâh utandırarak, kâh üzerek, kâh gülümseterek anımsatan bir televizyon dizisi var hayatımızda. ‘80’ler, o yılları yakalayamamış ve bu nedenle de o on yıl boyunca içinde bulunduğumuz ruh halini hiç anlamlandıramamış nesil için de bir tür şifre çözücü görevi görüyor. Sokak kahvesinden pastanesine, karakolundan, plakçısına, ortalama bir mahalle hayatının fonundan ‘80’li yılların biraz safdil, epeyce utangaç ve ne çare birbirinden başka oyalanacak şeyi olmayan insanların kırılgan ilişkiler ağı, standart bir ‘sitcom’un klişelerinden geçirilerek taşınıyor ekrana. Yaygın dönem dramalarının aksine, ağdalandırmadan, envaı çeşit entrikaya, olaya, felakete boğmadan dönemin fotoğrafını çekiyor ‘80’ler. Bundandır ki artık neredeyse her dizide karşımıza çıkan eski şarkılar, en çok ‘80’lerde yerini buluyor; başka türlü bir etki bırakıyor izleyende. Hatta denilebilir ki ‘80’ler dizisinde başrollerden birini o yılların sevilen şarkıları oynuyor.


Geçtiğimiz günlerde Doremint Yapım etiketiyle piyasaya sürülen 80’ler albümünde dizide kullanılan şarkılardan oluşan bir seçki var. Bu albümü enteresan kılan şey ise şarkıları dizi oyuncularının seslendiriyor olması.

Diziyi hiç izlememişler için hatırlatayım; 80’ler bir müzikal değil ve dizi içerisinde oyuncular şarkı söylemiyor. Ancak bu proje gündeme geldiğinde böyle bir espri düşünülmüş ve o vakitler dönemin en popüler seslerinden sevdiğimiz şarkılar orijinal versiyonlarına sadık kalınarak yeniden çalınıp yeniden söylenmiş. Yanı sıra dizide kullanılan birkaç özgün şarkı da var albümde. Bu haliyle bir ‘soundtrack’den ziyade hem diziye, hem de diziye can veren dönem şarkılarına bir saygı albümü sayılabilir ortaya çıkan iş.


Dizideki çekirdek ailenin annesi Özlem Türkad, canlandırdığı neşeli ve güleç yüzlü karaktere çok uygun bir Sezen Aksu şarkısını, “Olmaz Olsun”u söylüyor albümde. Ailenin büyük oğlu Ahmet’in ağır romantik ve mahcup âşık tiplemesine Şoray Uzun’un seslendirdiği Ümit Besen şarkısı “Okul Yolu” cuk oturmuş. 


Ailenin babası Rasim Öztekin, Ahmet Arif’in “Maviye Çalardı Gözlerin” şiirini okuyor albümde. Şiirin fonundaki müzik ise yapımcı Birol Güven’in oğlu Kerem Güven tarafından bestelenmiş ve çalınmış. Genellikle Rumeli türküleri ve alaturka şarkılarda sesini duymaya alışık olduğumuz Suzan Kardeş (dizideki Fato Nine), bir zamanlar Semiha Yankı’nın seslendirdiği “Sıcak Sımsıcaksın”ı sahiden sımsıcak söylüyor. 


Bir Funda şarkısı olan “Çaresizim”de Ayşe Tolga tam da şarkıdaki genç kız ve dahi dizideki Gülden gibi alabildiğine naif ve kırılgan. Aynı şey ailenin kız çocuğu Nazlı’yı oynayan Yasemin Conga’nın seslendirdiği Banu şarkısı “Eski Sevgili” için de söylenebilir. 


Ailenin küçük oğlu Çağatay’ı canlandıran İlker ayrık ise Ümit Besen’den Selami Şahin’e çok sayıda ismin seslendirdiği “Alıştım Sana Bir Tanem”i tam da o dönemin duygusuyla yeniden seslendiriyor. Karadenizli komiser tiplemesinde izlediğimiz Onur Dilber, Cumhur Kebeci’nin şarkısı “Sen Aslıdan da Güzelsin”de, Butik Ali Hakan Bulut, Ersan Erdura’nın “Çocuk Gözler”inde, ama en çok da Bekçi Bekir karakterini canlandıran Ali Konuk “Sunam” türküsünde dinleyenleri şaşırtacak performanslar sergiliyorlar.


Daha önce Avrupa Yakası dizisinde canlandırdığı Gülenay Abi karakterinde de kendi uydurduğu arabesk şarkıları söyleyen Vural Çelik (namı diğer Niyazi) , bu albümde dönemin en popüler arabesk şarkılarından biri olan “Dönemezsin”i söylüyor. O yıllarda öğrenci olan herkesin okulda müzik derslerinde illa ki ezber ettiği “Bom Bili Bili Bom” türküsünü Necmi Yapıcı, Berat Yenilmez ve Ceyhun Fersoy; yani dizideki adlarıyla Kahveci Mesut, Pastacı Sami ve Şahin birlikte söylüyorlar. 


Hem jenerik müziğini seslendiren, hem dizinin özgün müziklerinde imzası olan, hem de Serpil Öğretmen karakterini canlandıran Burcu Güven ise üç şarkı seslendiriyor albümde. “Geçmişin Kanatları”, ve “İstanbul Sabahları” özgün besteler. Bir zamanlar Saadet Sun’un sesinden dinlediğimiz Sezen Aksu bestesi “Yeter ki” ise bu albümde Burcu Güven’in dokunaklı sesiyle yeniden hayat buluyor. Esmeray’ın sesinden kulaklarımıza yer etmiş “Unutama Beni”yi ise dizinin kadrosunda yer almayan Bülent Çidem seslendiriyor.


Albümün en dikkat çekici iki şarkısından biri, bir Ercan Turgut şarkısı olan “Tövbe”. Şarkıyı plakçı Ergun (Serhat Kılıç) seslendiriyor ve hem sesi hem de tekniğiyle profesyonel bir şarkıcıyı aratmıyor. Bir diğer dikkat çekici şarkı ise diziye katıldığından beri hiç konuşmayan, ismiyle maruf Susmuş karakterini canlandıran Aydın Sarman’ın seslendirdiği Âşık Mahsuni Şerif şarkısı “Boşu Boşuna”. Müzik piyasasının yakından tanıdığı besteci ve aranjör Aydın Sarman birkaç bölüm önce dizide de seslendirdiği bu şarkıyla albümün en büyük kozu oluyor. 


Bu arada Aydın Sarman’ın albüme hem aranjör olarak, hem de Burcu Güven’le birlikte prodüktör olarak imza attığını da söylemek lazım. Ve nihayet bütün kadronun Bülent Çidem’le birlikte seslendirdikleri Melike Demirağ şarkısı “Arkadaş” ile albüm hayli etkileyici bir kapanış yapıyor.

Görüldüğü üzere, 19 şarkının yer aldığı, uzunca bir albüm bu. Kadro da bir hayli kalabalık ama bir o kadar da renkli. Diziyi izlemiş veya izlememiş, o yılları yaşamış veya yaşamamış olun, hiç fark etmez; canınız fena halde kelebek toka, vatka, tunik, konç, plak, kaset, leblebi tozu, Dallas, Flamingo Yolu, Beyaz Gölge çekebilir bu albümü dinlerken. Böyle bir yan etkisi var; benden uyarması.   

MART 2013

5 Mayıs 2013 Pazar

Ayça Varlıer - "Elif"

(22 Nisan 2013 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Kabul etmeli ki üzerinde yaşadığımız topraklar şarkı da söyleyebilen tiyatro oyuncuları konusunda hiçbir zaman bereketli olmadı. Yapanlar çok oldu ama ikisini birden iyi yapanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Ayça Varlıer, birbiriyle yakın ilişkide olsa da çok farklı disiplinler gerektiren bu iki işin de üstesinden hakkıyla gelen sayılı isimden biri olarak bir süredir adından söz ettiriyor. Varlıer’in ilk albümü “Elif”, geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle piyasaya sürüldü.   

Amerika’da müzikal sinema üzerine eğitim alan, ardından yüksek lisansını yine yurt dışında oyunculuk üzerine yapan Ayça Varlıer, Türkiye’de adını ilk kez Batı Yakasının Hikâyesi müzikalinde rol alarak duyurmuştu. Peşi sıra efsane Türk müzikali Hisseli Harikalar Kumpanyası’nın 2000’li yıllar versiyonunda Süheyla karakterine yeniden hayat veren Varlıer, sadece oyunculuğu ile değil, şarkıcılığı ile de daha o günlerde dikkat çekmişti. Onu daha önce Emir Ersoy’un iki albümünde birer şarkıyla konuk şarkıcı olarak dinlemiştik, şimdi ise 7 şarkı ve 1 versiyondan oluşan kendi albümüyle karşımızda.


Ayça Varlıer bu kadarla da kalmamış ve albümündeki 5 şarkıya da besteci olarak imza atmış. Söz yazarı olaraksa Figen Şakacı, Müfide İnselel ve Mehmet Teoman isimlerini görüyoruz. Türk popunun “duayen” sıfatını hak eden sayılı söz yazarından birisi olan Mehmet Teoman’ı yıllar sonra bir albümde yeni şarkı sözleriyle görmek bu albümün en güzel sürprizlerinden biri. Yıllardır müzik piyasasında adı hep farklı bir yerde duran Eylem Pelit de Mehmet Teoman’ın şarkı sözlerinden birini besteleyerek albümde bir başka sürprize vesile olmuş. Bir Nükhet Duru klasiği olan “Beni Benimle Bırak”ın Ayça Varlıer versiyonunda ise Yaşar’ın acı kahve tadındaki buruk sesi çalınıyor kulaklarımıza. Yani neresinden baksanız, albümün içeriğinde pop müzik sevenleri mutlu kılacak bir dolu hoş detay var.


Eylem Pelit ve Emir Ersoy tarafından yapılan düzenlemeler, popun gündelik seyrinin, moda stillerinin semtine uğramadan, kulak okşayan, göz dolduran, müzikal tadı ve değeri yüksek bir dinleme deneyimi vaat ediyor. Şarkı sözleri ve besteler de ona keza. Albümde bir kusur gibi görünen tek detay, Ayça Varlıer’in eğitimli bir şarkıcı tekniğiyle şarkı söylemesi. Bir parça daha serbest bir teknik ve notalardan ziyade kelimelerin üzerine basarak yaratılacak duygu yoğunluğu Varlıer’i çok daha etkili bir şarkıcı haline getirecek; buna şüphe yok.

Özellikle “Kimse Bilmez” ve albümün en iyi şarkılarından biri olan “Ağlama Babam”da yer yer Sertab Erener’in “Sertab Gibi” albümünü anımsatan izler var. “Kumdan Kale” ilk dinleyişte dikkat çeken, pop-caz esintili nefis bir şarkı. “Her Şey Geçer”e de özellikle dikkat etmenizi öneririm. İnceden “rock” tınıları taşıyan “Kalmamışsın Hiç Bana” ve “Tek Tabanca” albümün bütününü tamamlayan, eli yüzü düzgün şarkılar. Nükhet Duru’nun yorumuyla klasikleşmiş “Beni Benimle Bırak”ı bir düete dönüştürmenin iyi bir fikir olacağını düşünemezdim, ta ki bu albümde dinleyene kadar. Şarkının bir de albümün sonunda yer alan “retro” versiyonu var ki, sahiden ‘70’lerden çıkıp gelmiş gibi duruyor.


Şarkıları dinlerken içine girdiğiniz dünyanın rengi ve dokusuyla, albüm kartonetinin renk ve tasarımı kusursuz bir uyum sağlıyor. Gökhan Palas imzalı fotoğraflarda güzel bir kadın, güzelliğini gözümüze sokmadan, bu göz alıcı tasarımın bir parçası olarak poz veriyor. Ve bu detay nice albümde göz ardı edilen bir sanatsal bütünlüğü de beraberinde getiriyor. Her bir enstrümanı ayrı ayrı duymamızı ve albümdeki virtüöz dokunuşlarının tadına varmamızı sağlayan usta işe kayıt da “Elif”in en büyük artısı olarak dikkat çekiyor.           
    
NİSAN 2013

Kargo - "Gelecekle Randevum Var"

(15 Nisan 2013 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


1992 yılında kurulan Kargo, beş kişiden oluşan ilk kadrosuyla ‘90’lı yıllar Türkçe “rock” müziğinde hatırı sayılır işlere imza atmış, büyük bir kitleyi peşinden sürüklemeyi başarmıştı. 2000 yılında bir ara veren ve 2003 yılında grubun temel taşlarından Mehmet Şenol Şişli’nin ayrılmasından sonra bir eksikle yoluna devam eden Kargo, 2012 yılında yayımlanan “Kehribar” adlı tekli ile üç kişilik bir grup olarak karşımıza çıktı. Grubun yeni albümü “Gelecekle Randevum Var”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.

Öncelikle şunu söylemek lazım ki, bir grubun bu kadar eksildiğinde aynı ruhu sürdürmesi pek de mümkün olmuyor. Hal böyle olunca da aynı grup isminde ısrar edilmesinin anlamı kalmıyor. Nitekim Kargo için de aynı genelleme geçerli. Özellikle de grubun yüzü ve sesi olan, Kargo ismiyle tamamen özdeşleşen Koray Candemir’in eksikliği, ister istemez bu yeni grubun en büyük handikabına  dönüşüyor. Belki yeni bir isimle yola devam etmek daha akılcı olabilirdi.


Nitekim sadece görsel manada değil, müzikal anlamda da farklı bir Kargo var karşımızda. Bir parça daha popa yaklaşmış, sırtını düetlere ve “cover”a yaslamış, ‘90’larda alternatif yaratırken, şimdilerde ana akıma ayak uydurmuş bir Kargo dinliyoruz bu yeni albümde. Albümün açılışına “Bana Yalan Söylediler”in konulması boşuna değil. Issız Adam filmiyle yıllar sonra yeniden popüler olduktan sonra (ve dahi ondan önce de) defalarca kez yeniden söylenmiş, artık suyu çıkarılmış bu şarkının elektro gitar takviyeli, hoplamalı zıplamalı ritimli, ama asla bir yenilik içermeyen bu ‘yeni’ versiyonundan medet umulmasını anlamak mümkün değil.


Bence albümün en iyi şarkısı, grubun Deniz Özbey Akyüz’le düet yaptığı “Beni Bırakma”. Zaten ilk klip de bu şarkıya çekildi. İmza attığı sayısız reklam müziğinden ve Rebel Moves grubundan tanıdığımız Ömer Ahunbay’ın Kargo’ya eşlik ettiği “Akvaryum”u da favorilerim arasında ikinci sıraya koyabilirim. Zuhal Olcay düeti “Bize Ait”, Bir Kargo şarkısından çok bir Zuhal Olcay şarkısı gibi tınlasa da, dikkate değer şarkılardan bir diğeri.

“Koku”lu, “kader”li, “kalbimde bir sızı”lı “Gelecekle Randevum Var” ve hem gökyüzünün hem de düşlerin ağladığı “Çocuktum”, günümüz Türkçe “rock”ın klişelerinden beslenen, sıra işi şarkılar. “Kehribar”, grubun 2000 yılı öncesi “sound”una daha yakın duruyor. “Yanıma Uzan” ise tam aksine, alışageldiğimiz Kargo müziğine en uzak duran şarkı. Özge Fışkın düeti “Kendine İyi Bak” ise orta karar, etki gücü zayıf bir pop-“rock” şarkısı.


Albümdeki şarkıların büyük çoğunluğu Selim Öztürk tarafından yazılmış. Bir şarkıda grubun yeni solisti Ozan Anlaş’ın, bir şarkıda ise Bağış Demirel ve Murat Kadir Yücel’in imzaları var. Düzenlemeler grup tarafından (bir şarkıda Ferhat Hasanoğlu ile birlikte) yapılmış, kayıtlar ise dört farklı stüdyoda gerçekleştirilmiş. Albüm için özenli ve temiz bir ses kaydı ve miksaj yapılmış. Yeni solist Ozan Anlaş’ın Koray Candemir’den çok farklı bir sesi ve stili olmasına karşın gruba adapte olmakta zorlanmadığı da hissediliyor. Benim gibi Candemir’in içine kapanık sesi ve şarkı söyleme stiline bayılmayanlar için bu değişikliğin iyi geldiği bile söylenebilir. Bilenler bilir, grubun Mirkelam ortaklığıyla yaptığı bir albüm de vardı ama oradaki doku uyuşmazlığı neresinden baksanız fark ediliyordu. Neyse ki bu defa öyle bir durum yok.


Gayet klişe bir Türkçe “rock” albüm kapak fotoğrafı ve tasarımı ile vasat altı kartonet bir yana, düet yapılan isimlerin sadece kitapçıkta yer alması ve albümü alanların ambalajı açmadan bunu görememesi bir eksiklik olarak göze batıyor. Bunu da söylemek lazım. 

NİSAN 2013   

Mine Geçili - "Bir Ömrün Şarkıları"

(8 Nisan 2013 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Mine Geçili’nin tamamı Zeki Müren bestelerinden oluşan “Gece Kirpikli Kadın” adlı ilk albümü 2010 yılında yayımlanmıştı. Geçtiğimiz günlerde Yavuz Burç Plakçılık etiketiyle piyasaya sürülen yeni albümü ise “Bir Ömrün Şarkıları” adını taşıyor.

Son yıllarda alaturka müzikte neredeyse hiçbir popüler genç solistin lanse edilmediği, bu müzik türünde yetişmekte olan yeni isimlerin seslerini TRT programlarından başka bir yerde duyurma şanslarının hemen hemen hiç kalmadığı bu dönemde Mine Geçili ismine iki kez dikkat etmemiz gerekiyor her şeyden önce. Dikkat ettiğimizde ise, neresinden baksanız iyi bir ses, tertemiz bir yorum ve eğitimli, tavırlı, üsluplu bir şarkıcı dinlemenin keyfine varıyoruz. Müzik geçmişinde hem ses, hem de keman eğitimi bulunan, konservatuar mezunu olan ve yıllar boyunca hem Ayışığı adlı grubuyla, hem de solo olarak sahne programları yapan Mine Geçili, bunca deneyimini ustalıkla ortaya döktüğü ikinci albümünde bir yıldız gibi parlıyor.


Albümün müzik yönetmeni Hüseyin Bitmez, aranjörü ise şarkıcı olarak da tanıdığımız müzisyen Reha Falay. Konsept danışmanlığını Atilla Yılmaz yapmış. Hem eski, hem de yeni şarkılardan oluşan repertuarıyla da türün meraklılarını can evinden vuracak bir albüm bu. Yıllardır kulaklarımızın aşina olduğu, ezberimize düşürüp nerede duysak eşlik ettiğimiz “Gönül Penceresi (Aşiyan Yolları)”, “Tadı Yok Sensiz Geçen”, “Seni Benden Alamazlar”, “Gizli Aşk”, “Kayboldum Kaybolan Yıllar İçinde” ve “Şarap Koy Kadehime”,  bilinen şarkılar kontenjanından albüme giren şarkılar. Bunlar arasında trompet ve trombonun katkısıyla ince bir Balkan havası estiren “Gönül Penceresi” ilk dinleyişte favorim oldu. 

Geçili’nin tek bir piyano eşliğinde seslendirdiği “Kayboldum Kaybolan Yıllar İçinde” ile siyah-beyaz Türk filmlerinin burun sızlatan nostaljisini yaşamanız mümkün. “Şarap Koy Kadehime” ise albümün en etkili şarkılarından biri. Özellikle bu şarkıda Mine Geçili’nin solist olarak zirveye çıktığını söylemek abartı olmaz. İçlerinden bir tek “Gizli Aşk”ın düzenlemesini sevmediğimi söylemeliyim. Albümün bütünü içerisinde bu düzenleme çok pop ve olmadık yere ritmik kalıyor.


İlk kez ‘90’lı yıllarda Rengin tarafından seslendirilen, daha sonra Eşref Vakti’nin yeniden seslendirdiği Sezen Aksu bestesi “Yanıyom Ölüyom”, albümün en etkili şarkılarından biri. Zaten çok sevdiğim bu şarkının Mine Geçili yorumu çok içten ve çok can yakıcı olmuş. Sözleri Nerhan, bestesi Hüseyin Bitmez imzası taşıyan “Seher Vakti” de tıpkı “Yanıyom Ölüyom” gibi derin hikâyesi ve kusursuz yorumuyla kalbe dokunuyor. Yazdığı her şarkı sözünden bir hikâye, bir şiir geçiren Nerhan’ın şarkı sözlerine özellikle dikkat!

Albümdeki bir başka yeni şarkı da yine Hüseyin Bitmez tarafından bestelenen ve sözleri Levent Seçkin tarafından yazılan “Bu Yangın Söner Sanma”. Son dönemde duyduğum en güzel yeni alaturka şarkılardan biri bu.


Albüm “Tadı Yok Sensiz Geçen”in enstrümantal versiyonu ile kapanıyor ve siz kendinizi farkında olmadan bu nefis melodiye eşlik ederken buluyorsunuz. Sonra başa dönüyor, albümü bir daha, bir daha dinlemek istiyorsunuz. Müzik dünyasında üretilen her şeyin bir bombardıman halinde kulaklarımıza boca edildiği, seçme şansımızın neredeyse hiç kalmadığı, kafalarımızın karmakarışık, müzikal beğenilerimizin darmaduman olduğu bu günlerde, sakin, temiz, duru bir şeyler dinleyebilmek, çocukluğumuzun radyolarından, siyah beyaz televizyonlarından hayatlarımıza yer etmiş şarkılarda saflığı, masumiyeti, inceliği tekrar hatırlayabilmek paha biçilemez bir haz. Albüme emeği geçen herkesi yürekten tebrik etmeli.      

NİSAN 2013

Arman - "Arman"

(1 Nisan 2013 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Daha önce de çok defa yazdım; popüler müziğin kan deveranı ancak yeni sesler ve yeni yüzlerin desteklenmesi ile sağlanabilir. Kimisi başarılı ve kalıcı olur, kimisi olamaz ve kaybolur gider ya da başka bir deyişle; kötüler elenir, iyiler kalır. Sonucu ne olursa olsun, sektörün ayakta kalması için genç yeteneklerin bulunup çıkarılması her şeyden daha elzemdir.

İşte Arman onlardan biri. Henüz yolun çok başında bir müzisyen. Ve ne şanslı ki profesyonel bir ekip tarafından lanse ediliyor. Arman’ın Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlanan ve kendi adını taşıyan ilk albümünün prodüktörü İskender Paydaş. Menajerliğini ise yıllar boyunca Tarkan, Hadise, Atiye ve Mirkelam gibi isimlere sektörde gözle görülür derecede yol aldırmış olan Run Ltd. yapıyor. Yani ortada yapımcısı, prodüktörü ve de menajerlik firmasıyla neresinden baksanız profesyonel bir proje var. Bu noktada durup bakınca geriye sadece bir tek soru kalıyor: Ekip şahane; peki ya proje?..


Arman’ın albümünde sekiz şarkı ve bir de farklı versiyon var. Şarkıların söz ve müziklerinde ağırlıklı olarak Arman’ın ismini görüyoruz. Yanı sıra İsra Gülümser ve Ali Mert Tansev de bazı şarkılara katkıda bulunmuş. Albüme aranjör olarak imza atan isimler ise İskender Paydaş, Emre Yücelen, Burak Karaca ve Mehmet Yaranona.


Arman İngiltere’de Denizcilik Hukuku ve Denizcilik İşletmesi eğitimi almış ama müzik tutkusu ağır basmış ve bir süre sonra kendini stüdyoda şarkılarını kaydederken bulmuş. Albümü dinlerken en çok bunu hissediyorsunuz zaten. Hem şarkı yazarı hem de solist olarak Arman henüz yeterli olgunlukta değil. Buna karşın hem ses rengi, hem de fiziğiyle emsallerinden bir adım öne çıkacak avantaja sahip. Dikkat çekici ve bir parça da rahatsız edici bir kliple desteklenen çıkış şarkısı “Deli Dünya” bir yanıyla albümün en iyi şarkılarından biri olarak doğru bir seçimmiş gibi gözükse de, bir yanıyla da Arman’a yersiz bir misyon yüklüyor. Bence bir aşk şarkısı; mesela “Yasak Elma” veya “Gitme Dedim” bir ‘ilk vuruş’ için daha etkili olabilirdi. Elbette yine de geç değil.


Pop-“rock” sularında yüzen düzenlemeler de gösteriyor ki albümde standart Türkçe pop çizgisinin üzerine çıkmak hedeflenmiş ancak şarkılar bu iddiayı destekleyecek güçte değil. Bazen bir tek bu neden bile yeni isimlerin ilk albümlerinde sadece kendi yazdıkları şarkıları kullanmalarını erken verilmiş bir karar kılabiliyor. Ancak elbette bu da bir strateji olabilir ve bir anda parlamak yerine uzun vadede isim yapmak hedeflenebilir. Tabii bu seçeneğin içinde bulunduğumuz hızlı tüketim çağında büyükçe bir risk içerdiğini de gözden kaçırmamak kaydıyla.


Dilan Bozyel imzalı kapak fotoğrafları ve Arda Aktaş tarafından yapılan kartonet tasarımı son derece göz alıcı ve şık. Kayıtlar ve düzenlemeler de standardı yüksek işler olarak albümü etkili kılıyor. Buzuki, bağlama, çello, kaval gibi renk sazlarının şarkıları alaturkalaştırmadan, ağdalandırmadan kullanılmış olması da özellikle dikkat çekici. Solist olarak Arman’ın eksiği ise şarkı söylerken yeterince rahat değilmiş hissi uyandırması. Sanki şarkıları söylerken bir yandan da stüdyodaki camın arkasından soran gözlerle size bakıyor ve doğru söyleyip söylemediği konusunda sizden onay bekliyor gibi. Bu yüzden de sahip çıkamıyor bazen kelimelere. Henüz çok fazla deneyimi olmayan bir şarkıcı için kabul edilebilir bir hata payı bu. Özellikle sahnede, seyirci önünde şarkı söyledikçe bu gerginlik kendiliğinden uçup gidecektir zamanla.


Yazının başındaki soruya dönersek… Bu şahane ekibin elinden çıkan projenin bahsi geçen kusurlarına rağmen, sonrası için ‘umut vaat eden’ bir ismi müzik dünyasına kazandırması bakımından başarılı olduğu söylenebilir. En azından Arman’ın ismini bir kenara not almak ve bundan sonra yapacaklarını merakla beklemek adına.      

NİSAN 2013

Gülşen - "Beni Durdursan mı?"

“ESEREKLİ” GÜLŞEN

(1 Nisan 2013 tarihinde www.hayatmuzik.com da yayımlanmıştır.)


Popüler müziğin son on yılında öne çıkan kadın şarkıcılar arasında Gülşen’i birçok sebeple ayrı bir yerde tutarım. Nitekim o da kendini öyle görüyor olsa gerek ki, özellikle son birkaç yıldır bir magazin figürü olmayı reddeden tavrı, kendini geri planı çekip ürettikleriyle göz önünde olması ve işin mutfağında daha fazla zaman geçirmeye başlamasıyla, sınırlarını net bir şekilde belirledi. Tıpkı Sezen Aksu, tıpkı Tarkan ve tıpkı Nazan Öncel gibi Gülşen de nicedir popüler müzik gündemine ‘yukarıdan’ bakıyor.  Bir itirazımız yok elbette ama bu iddiasız tavrın aslında büyükçe bir iddia olduğunun da farkındayız.

Gerek kendi söylediği, gerekse başkalarına verdiği şarkılarında hem sözel, hem de müzikal anlamda sağlam bir dili, üslubu ve tavrı var Gülşen’in. En çok Sezen Aksu ekolünden etkilendiği de tartışılmaz. Özellikle şarkı sözlerinde bu etki yoğun bir biçimde hissediliyor. Aynı kanlı bıçaklı, ağır alaturka aşk cümleleri, aynı esprili ve muzip dil. Yanı sıra, dozu yer yer ifrata kaçan arabesk motifler Gülşen şarkılarının alameti-i farikası gibi.

Gülşen birkaç yıldır Ozan Çolakoğlu’yla çalışıyor ve Çolakoğlu çok modern, çok Avrupai ve “sound”  kalitesi çok yüksek düzenlemeler yapıyor Gülşen şarkılarına. Çelişki de tam bu noktada başlıyor zaten.


Gülşen’in yeni albümü “Beni Durdursan mı?” (soru işaretini ben koydum zira albüm kapağında her nedense yok) geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. Albümde söz ve müziklerini Gülşen’in yazdığı (bazı şarkılarda Ozan Çolakoğlu ile beraber), düzenlemelerini Ozan Çolakoğlu’nun yaptığı 10 şarkı var. İçlerinden sadece “Seyre Dursun Aşk”ı daha önce farklı bir versiyonla Ozan Çolakoğlu’nun “01” adlı albümünde dinlemiştik; diğer 9 şarkı ise ilk kez görücüye çıkıyor.

Bunu daha önce de yazmıştım. Gülşen’in her yeni tekli ya da albümde başka bir imajla karşımıza çıkması, her defasında çok farklı, şaşırtıcı ve etkili bir görsellik stratejisi uygulaması ve bunu hep çok yakıştırması birçok pop yıldızına örnek olabilecek kadar başarılı. Görsellik bu işin önemli bir parçası ve Gülşen bütün o zayıflığı, ufak tefekliğine rağmen bir zamanlar mankenlik de yapan pop yıldızlarına kıyasla çok daha gösterişli, modern ve en önemlisi de tutarlı bir görsel çizgi yakalamayı başarıyor her defasında. Nitekim bu albümde de Emre Ünal imzalı kapak fotoğrafları, saçından kostümüne dek gayet profesyonelce tasarlanmış imaj, Şerifcan Özcan’ın kartonet tasarımı ve kartonetin özenli ve şık baskısı, albümü görsel açıdan dört dörtlük bir şekilde destekliyor.

Gelelim içeriğe…


Albümün açılışında yer alan ve ilk klip çekilen şarkı olan “Yatcaz Kalkcaz Ordayım”, servis edildiği günlerde sosyal medyada olumlu ve olumsuz yorumlarla gündem teşkil etti. Olumlu yorumlar şarkının çok eğlenceli, çok ritmik ve bu anlamda da tam bir “hit” olduğu fikrinde birleşiyordu. Olumsuz yorumlar ise ‘90’lı yıllar usulü bu tekerlemenin bir çocuk şarkısı gibi tınladığı yolunda idi. İşte burada biraz durmak gerekiyor. “Yatcaz kalkcaz” lafı çocukların ya da çocuklara zaman kavramını kolay yoldan izah etmek için büyüklerin kullandığı bir ifade evet ama bu, şarkıyı çocuk şarkısı yapmaya yetmez. Ortada yersiz cümleler, kelimeler, kafiye uğruna uydurulmuş tamlamalarla çatılmış dizeler değil, başından sonuna tutarlı ve mantıklı bir hikâye anlatan şarkı sözleri var. Ve bu şarkı sözlerinde o çocuksu ifadenin kullanılması sadece bir espri, bu muziplik. “Aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem,” gibi bir deli saçması söz tomarı değil yani. “Deli deli kulakları küpeli” gibi bir espri. İkisinin arasındaki farkı ayırt edemezsek, haksızlık etmiş oluruz.


Ozan Çolakoğlu’nun harikalar yarattığı düzenlemesi, kolayca tekrar edilebilen melodisi ve eğlenceli sözleriyle “Yatcaz Kalkcaz Ordayım”, neresinden baksanız bir pop “hit”i. “Intro”su bir parça Tarkan’ın “Hüp”ünü mü anımsatıyor? E olur o kadar; onu yapan da Ozan Çolakoğlu idi zaten.

Albümde aynı yoldan bir diğer şarkı ise “Irgalamaz Beni”. O da çok eğlenceli, çok hareketli ve çabuk dile düşmesi istenen bir pop şarkısı için ne gerekiyorsa hepsini barındıran bir “hit”. Albüme adını veren cümlenin de içinde geçtiği bu şarkı özellikle “B” kısmında Yıldız Tilbe şarkılarını anımsatıyor; özellikle de Gülşen’in söyleyiş biçimiyle.


Bu iki şarkı tepeden tırnağa pop ama albümün kalanı öyle değil. Ozan Çolaoğlu albümündeki müthiş dinamik düzenlemesine rağmen özündeki arabeski saklayamayan ve belki biraz da bu sebeple epeyce ses getiren “Seyre Dursun Aşk”, bu albümdeki akustik düzenlemesiyle özüne daha çok yaklaşmış. Bütün bu “yar”lar, “beni öldür”ler, “helâlin say”lar filan zamanında Sezen marifetiyle pop lügatimize girdiği halde artık onun bile kullanmaktan imtina ettiği klişeler. Ben kendi adıma fena halde sıkıldım bu lisandan. Bir de üstüne üstlük o ritmik düzenlemenin üzerine “olmuyor geceler sabah” diyen kadının feryadı da altı kaval üstü şişhane durumu yaratmıyor değildi. Bu albümde durum biraz daha normal ama genel beğeninin aksine, ben bu şarkıyı o haliyle de, bu haliyle de sevemedim galiba. 

Aynı şekilde albümde “hit” olma potansiyeli en yüksek üçüncü (hatta ikinci) şarkı olan “Kardan Adam” da bizzat Gülşen tarafından da benzeri defalarca denenmiş bir formülü yineliyor: Endülüs arabeski. Bu kulvarda değerlendirilirse, her bakımdan dile dolanması garanti, sözleri slogan bir “hit” adayı, doğru yerden yakalanmış bir şarkı. Ama yeni değil, ama kolaycı, o ayrı.


Benzer şekilde, denenmiş formüllerin sırtına yaslanan başka şarkılar da var albümde. “Yalanlar Çok Güzel” bunların başında sayılabilir. Melodisi, sözleri, Gülşen’in gırtlak nağmeleri ile üstü örtülü filan değil, doğrudan doğruya arabesk kulvarından yürüyen “Kendine Müslüman” da sadece bu nedenle bile “hit” olabilir. “Aşk Cinayet Sever”i de bu iki şarkının yanına koyabiliriz. Bu tarzı sevenler bu üç şarkıyı da baş tacı edecektir, ona hiç şüphem yok. Ama kendi adıma Gülşen’i Ebru Yaşar’ın ya da ne bileyim, Hatice’in çizgisinde şarkılarda dinlemekten hoşlandığımı söyleyemem.

“Saklandım İzlerine” ve “Acısı Bile Bal”, bu defa hareketli kontenjanından ama yine pop-arabesk sularından albüme girmiş şarkılar. Diğerlerine göre daha zayıf, daha orta halli şarkılar bunlar. Albümün son şarkısı “Ne Düşünürsen O Olur” ise benim en sevdiklerimden biri oldu. Kartonette künyesini görmeseydim bu şarkıyı Sezen Aksu’nun yazdığına neredeyse emin olabilirdim. Sözler o derece aynı felsefede, müzik o derece aynı tınılarda ve Gülşen şarkının özellikle “A” bölümünde o derece Sezen vurgularıyla söylüyor. Buna karşın ritmik yapısı, melodisi ve sözlerindeki uhrevi hava bu şarkıyı albümün bütünü içerisinde ayrı bir yere koyuyor. Denilebilir ki albümde derdi şu veya bu şekilde pop olmayan tek şarkı bu.


Bir yanda arabesk-alaturka formu, bir yanda dans ve eğlence… Bu çelişkiyi, Gülşen’in “eserekli durumu”nu kafaya takmaz, her hâl ve şartta aynı derecede hoşnut kalırsanız, bütünde Ozan Çolakoğlu marifetiyle tutturulmuş standardı yüksek altyapı ve teknik kusursuzluğun keyfini çıkaracağınız, “hit” olmaya aday şarkılarını ezber edip, uzun süre oyalanacağınız bir albüm bu. Gülşen kariyerinde de doğru zamanlama ile yapılmış, doğru yerde duran bir albüm olarak anılacaktır muhtemelen. Peki ben niye mırın kırın ettim bunca o halde? Hemen onu da açıklayayım.

Gülşen’in en çok Sezen Aksu’dan etkilendiği gün gibi ortada. Emsal o olduğu için de onun üzerinden konuşalım. Ne kadar dudak bükersek bükelim, arabeski popa Sezen şarkılarının soktuğunu düşünürsek düşünelim, Sezen Aksu’nun uzunca bir dönem müzik piyasasında trendleri belirlerken bir yandan da yaptığı sıra dışı işleri popülerliğinin içine yedirdiğini görmezden gelemeyiz. “Tutuklu” gibi düpedüz “hit” olsun diye yapılmış bir şarkının bulunduğu albümde “Denge” gibi Turgut Uyar dizelerinden bestelenmiş müzikal değeri yüksek bir şarkı da vardır mesela. “Gülümse” gibi popüler bir albümün ardından “Deli Kızın Türküsü” gibi “Işık Doğudan Yükselir” gibi deneysel işlere kalkışmış ve popülerliğinin etkisiyle onları da kabul ettirmeyi başarmıştır. Yani riske girmiş ya da küçük riskleri büyük ve risksiz işlerin arasına serpiştirmiştir.


Ne ki bu cesareti şimdilerde kimsede görmüyoruz. Gülşen de buna dâhil. (Bir ara Hande Yener de görür gibi olduk ama o da yolunu şaşırdı sonra.) Ben Gülşen olsam ve elimin altında da Ozan Çolakoğlu gibi bir müzisyen olsa, bu albüme en azından bir ya da iki “zor” şarkı koyardım. Varsın kolay algılanmasın, varsın dinleyici ilk etapta öbürlerini daha çok sevsin. Aynı şey bugün sadece adı ile bile albüm satışını garantilemiş tüm şarkıcılar/müzisyenler için geçerli. Onlar artık yol açmak, en azından bunu denemek zorundalar. Sadece popülerliği devam ettirmek kaygısı bir süre sonra sizi popüler olmaktan çok uzağa savurabilir çünkü. Farkında olmadan eskir, demode olursunuz. Gülşen bu dönemeçte ve bu anlamda bu albüm “yeni” bir şey önermiyor. Tabii bu tenkit, albümün bugünü kurtaracak ve kendi misyonunu layıkıyla yerine getirecek bir albüm olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

NİSAN 2012

Burcu Güneş - "Gül Kokusu"

“MATBAA KOKUSU KALIR SANA DOKUNANIN ELİNDE”

(18 Mart 2013 tarihinde www.hayatmuzik.com da yayımlanmıştır.)


Burcu Güneş, 1998 çıkışlı ilk albümü “Aşk Yarası”ndan bu yana popüler müzik piyasasında dikkatli adımlar atmış, o zamandan bu zamana piyasanın değişen koşullarına ayak uydururken, istikrarını da korumayı başarmış bir müzisyen. Düşünün ki söz konusu olan popüler müzikse, tek başında istikrar çoğu zaman sıkıcıdır; artıdan çok eksi yazdırır kariyer hanesine. Nitekim Güneş’in ağırlıklı olarak kendi bestelerini söylemeyi tercih ettiği “Ben Ateş Ben Su” (2006) ve “Sihirbaz” (2009) albümleri onu bu tuzağa düşürmek üzereydi. Neyse ki akıllıca bir manevrayla, “Oflaya Oflaya” şarkısını buldu ve durgun giden seyrini tekrar hızlandırdı.

“Oflaya Oflaya” hiç bayıldığım bir şarkı olmadı ama kabul etmek lazım ki yayımlandığı dönemde epeyce ilgi gördü. Temmuz 2012’de dijital tekli olarak yayımlanan “Aşk Gribi” o rüzgârın arkasını getiremedi gerçi ama “Oflaya Oflaya” sayesinde, çıkacak yeni Burcu Güneş albümünü bekleyen kişi sayısında hatırı sayılır bir artış olmuştu zaten.


Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan yeni Burcu Güneş albümü “Gül Kokusu” adını taşıyor. Albümde 11 şarkı ve bir de farklı versiyon var. Bunların arasında “Oflaya Oflaya” ve “Aşk Gribi” zaten tekli olarak yayımlanmış olan şarkılar. ‘80’li yıllarda yaşanan hafif Türk sanat müziği furyasının en beylik şarkılarından biri olan “Bir Sevgi İstiyorum”un Burcu Güneş sesiyle “remix” versiyonu ise 2012 yılında yayımlanan Hüseyin Karadayı albümünde yer alıyordu. Bu albümde şarkının bir de farklı düzenlemesi var. “Yasaklı Kitaplar Gibi”yi de daha önce bestecisi Eflatun’un sesinden, “Geçer”i ise Sezen Aksu’dan dinlemiştik. Yani özetle albümün yarısı daha önce duymadığımız, yeni şarkılardan oluşuyor.


Burcu Güneş her şeyden önce iyi bir sese sahip ve sadece bu nedenle bile kariyerine emsallerinden bir adım önde başladığı söylenebilir. Ancak her iyi sese sahip olanın ısrarla bunun altını çizme merakına onun da düştüğü bir gerçek. Oysa iyi bir sesle her zaman iyi şarkı söylenemeyebiliyor. Ya da şöyle söyleyeyim; iyi şarkı söylemenin tek gerekliliği her zaman iyi bir ses olmayabiliyor. Şarkıda anlatılan duyguyu dinleyene ne kadar geçirebildiğiniz, telaffuz ettiğiniz kelimelerin hakkını ne kadar verebildiğiniz, şarkının öyküsünü ne kadar gerçek kılabildiğiniz çoğu kez sesinizin güzelliğinden çok daha etkili olabiliyor. Bu anlamda, yakın zamana kadar en romantik şarkıdan en neşeli şarkıya hep aynı şiddet ve volümle şarkı söyleyen bir Burcu Güneş vardı. Onun bu yöndeki farkındalığının “Oflaya Oflaya” ile yön değiştirdiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Kendisi de röportajlarında bunu ifade ediyordu zaten ve en çok da bu nedenle bu albüm merak konusu idi benim için.


Nitekim daha ilk şarkıdan itibaren Burcu Güneş’in vokal tekniğindeki farklılığı hissediyorsunuz dinlerken. Ve böylece şarkıları daha kolay algılıyor, albümün içine daha çabuk giriyorsunuz. Çünkü daha az yoruluyorsunuz dinlerken.

Albümden ilk klip şarkısı olarak servis edilen “Gül Kokusu”, sözleri Deniz Erten’e, bestesi ise Deniz Erten ve Reşit Gözdamla’ya ait orta tempolu, romantik bir aşk şarkısı. Şarkıda hitap edilen erkeğin teninin gül kokuyor olmasını dert etmezseniz (ki Hacı yağı kullandığı da düşünebilir pekala), kıyametler koparmaz ama illa ki sevilir bu pop şarkısını sevmemeniz için bir neden yok. Ama ben nedense oraya takıldım ve bu şarkıyı bağrıma basamadım. Şarkının düzenlemesini Taşkın Sabah’ın yaptığını da bir dipnot olarak düşeyim bu arada.


İkinci şarkı “Sen Kaybı” da belli ki albüme yine romantik “hit” kontenjanından girmiş. İspanyol ritminde yürüyen şarkılara zaten zaafımız belli. Bir de kabul etmek lazım ki “Sen Kaybı” lafı güzel bir buluş. Şarkının klibi çekildiğinde “Gül Kokusu”ndan daha fazla dikkat çekmesi kuvvetle muhtemel. Laf aramızda, “aşkların doğuştan cani” olması pek anlamlı gelmiyor kulağa ama ne çare, “doğuştan fani”ye daha uygun bir kafiye bulabilen varsa beri gelsin.


Albümün en çarpıcı şarkılarından biri üçüncü sırada karşımıza çıkıyor. Söz ve müziği Murat Güneş’e ait “Unutma Beni Çiçekleri”, yavaş tempolu, nakaratı inceden alaturkaya göz kırpan, can acıtıcı sözleriyle etkili melodisini bütünleyen nefis bir şarkı. Bana sorsalar hiç düşünmeden ikinci klibin bu şarkıya çekilmesini önerebilirdim. Ve eğer ben Ferhat Göçer olsaydım, bu şarkıyı kaçırdığım için çok üzülürdüm.

“Sen Kaybı ve “Unutma Beni Çiçekleri”nin düzenlemelerini Mustafa Ceceli yapmış. “Unutma Beni Çiçekleri”nde ENBE Orkestrası da “featuring” olarak yer alıyor kartonete bakarsanız. Burada kast edilen “featuring”, şarkının kaydında Behzat Gerçeker’in piyano çalması olsa gerek; şarkının künyesinden benim anladığım o.


Yine bir Eflatun şarkısı olan ve Serkan Ölçer tarafından düzenlenen “Bir Lokma Sevda”da Burcu Güneş Eflatun’la düet yapıyor. Yine İspanyol’dan yürüyor, yine sevgiliye aşkını ilan ediyor Burcu Güneş bu şarkıda da. Bu aralar pek seviyoruz böyle şarkıları. Ferhat Göçer, Ceceli, Fettah Can derken iyiden iyiye alıştık bu imlaya. Bir popüler müzik albümünde popüler bir türün/tarzın kullanılmasına da bir itirazımız yok haliyle. Ben şarkıyı dinlerken bir parça sıkıldım, o ayrı.

Ege/Akdeniz etkileri taşıyan udlu-buzukili, trompetli-trombonlu “Aşk Gribi” ise sözleri İsra Gülümser, bestesi Emre Irmak imzası taşıyan, düzenlemesi ise Sinan Ceceli tarafından yapılan bir şarkı. Her şeyi tastamam, sıcak, üstüne üstlük oryantal ritimli de bir şarkı ama bir şarkı “hit” olmayınca olmuyor ne yapsanız. Bu da onlardan işte.


Sözleri Halit Çelikoğlu, bestesi Necdet Tokatlıoğlu imzası taşıyan “Bir Sevgi İstiyorum” ‘80’lerde yukarıda bahsi geçen furya esnasında popülerlikten epeyce nasibini almış, Samime Sanay’dan Ümit Besen’e, Zeki Müren’den Ferdi Özbeğen’e, onlarca sesten plak olmuş bir şarkı. O dönemde pop müzikten hayır gelmediğinden midir nedir, nice pop şarkıcısı da bu ve benzeri şarkıları plak yapmıştı. Mesela bu şarkıyı Erol Evgin de söylemişti. Nükhet Duru “Bir İlkbahar Sabahı”nı, Ajda Pekkan “Affetmem Asla Seni”yi plağa okumuştu. “Bir Sevgi İstiyorum”un bu düzenlemesi bana doğrudan doğruya Ajda Pekkan’ın Garo Mafyan tarafından düzenlenen “Affetmem Asla Seni” versiyonunu anımsattı. Düzenlemedeki hafif caz dokunuşu, geri plandaki vokaller ve hatta Burcu Güneş’in şarkının sonunda yaptığı emprovizasyonlar filan birebir o şarkıdan çalışılmış gibi. Öyleyse de ne gam, en azından mükemmel bir örnekten ilham alınmış. Ne ki Güneş bu şarkıyı bir parça daha “soft” söyleyip, nakarat kısmında o alaturka nağmeleri hiç yapmasaymış, sonuç çok daha etkili olabilirmiş.

Yedinci şarkı olan “Oflaya Oflaya” hakkında düşündüklerimi daha önce yazmıştım. Şarkı bu albümde de teklideki Mustafa Ceceli versiyonuyla yer aldığı için üzerine söylenecek bir şey yok.
Sekizinci sırada ise bir “cover” çıkıyor karşımıza. 


Sezen Aksu’nun sözlerini yazdığı, Onno Tunç’un bestesini yaptığı “Geçer” ilk kez “Sezen Aksu ‘88” albümünde karşımıza çıkmıştı. 2007 yılında Tan  yeniden söyledi ama o versiyon pek dikkat çekmedi. Burcu Güneş ise şarkıyı Tevfik Kulak’ın düzenlemesiyle seslendiriyor. Şarkının bu yeni düzenlemesi, Onno Tunç’un orijinal düzenlemesinin neredeyse birebir kopyası. Ritminden, yaylıların yürüyüşüne, Güneş’in şarkının sonunda sesini Sezen misali salıvermesine dek her şey aynı. Şarkıda çalan yaylı grubunda Onno Tunç’un kızı Ayda Tunçboyacı’nın çalıyor olması da ilginç bir ayrıntı. Gelin görün ki bu düzenleme ne kadar Tevfik Kulak’a ait; orası tartışılır. Keşke şarkının künyesine “Onno Tunç’un düzenlemesinden esinlenmeyle” gibi bir ibare konulsaymış. Buna karşın şarkı Burcu Güneş’in sesine çok yakışmış ve albümün en etkili şarkılarından biri olmuş, o ayrı.

“Geçer”in hemen ardından gelen “Hasret Kaldım”, yine bir Eflatun bestesi. Tek bir melodi cümlesi üzerinden yürüyen şarkı, Serkan Ölçer’in şahane düzenlemesiyle alabildiğine büyüyor ve bu anlamda adeta “Geçer”in yarattığı duygusal ve de müzikal etkiyi devam ettiriyor.


Hazır tempo düşmüşken, bir yavaş şarkı daha dinliyoruz. Eflatun’un 2012 yılında yayımlanan “Çıkmaz Sokak” adlı mini albümünde onun sesinden dinlediğimiz “Yasaklı Kitaplar Gibi”yi seslendiriyor Burcu Güneş bu defa. Ne ki Eflatun’un söyleyişinden etkilendiğinden midir nedir, bolca prozodi hatası yapıyor Güneş bu şarkıda (göööö-re-ne dek, duuuu-ya-na dek gibi.) Bu sebeple de albümde tekrar dinlemeye can atmadığım iki şarkıdan biri oluyor “Yasaklı Kitaplar Gibi”.

Söz ve müziği Serhat Tekin’e ait “Zarar”, albümün bütünü içerisinde bir parça farklı duran bir dans şarkısı. Serhat Tekin, son dönemde Akşam gazetesinde yaptığı röportajlarla popüler müzik gündeminin nabzını günü gününe yakalayan bir gazeteci. Bildiğim kadarıyla ilk kez bir albümde onun ismini şarkı yazarı olarak görüyoruz. Düzenlemesi David Şaboy ve Ozan Yılmaz tarafından yapılan “Zarar” akılda kalıcı tekrarları ve yüksek temposuyla albümün ritmini hızlandırıyor.  

Albümün son şarkısı, “Bir Sevgi İstiyorum”un Hüseyin Karadayı tarafından yapılan ve onun “Diskomatik” albümünde kullanılan “remix” versiyonu. Şarkının bu halini dinlerken insanın aklına ister istemez “Her şarkı “remix” yapılmalı mı?” sorusu geliyor kim bilir kaçıncı kez. Tekrar dinlemeye can atmadığım ikinci şarkının hangisi olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?  


Zeynel Abidin Ağgül tarafından çekilen kapak fotoğrafları ve Özgür Arcan imzalı kartonet tasarımı albümü bütünleyen, şık görsel unsurlar olarak dikkat çekiyor. Albümün ismine göndermeyle CD’nin gül kokulu olduğu da duyuruldu ama açıkçası ben daha çok kartonet kitapçığının matbaa kokusunu duydum. Ha bir de naçizane fikrim Burcu Güneş’e siyah saçın daha çok yakıştığı yönünde. Hem kendi yaşında gösteriyor, hem de daha az mesafeli görünüyor bu haliyle.

Belli ki hem para, hem de emek harcanmış, üzerinde epeyce çalışılmış bir albüm bu. Burcu Güneş kariyerinin olgunluk dönemi olarak da görülebilir/dinlenilebilir. Kendi adıma beklentilerimi karşıladığını söyleyebilirim. Dinleyici ne düşünecek ve albümü ne kadar sahiplenecek; onu da zaman içerisinde göreceğiz.

MART 2013