Bu Blogda Ara

20 Haziran 2013 Perşembe

Sertab Erener - "Sade"

SERTAB BİZE LAZIM


(Milliyet Sanat dergisi Mayıs 2013 sayısında yayımlanmıştır.)

Müzisyen âşıkların meyvesini dinleyenler yermiş. Sony ve Cher’den Sezen Aksu ve Onno Tunç’a, Ike ve Tina Turner’dan Şerif ve Şenay Yüzbaşıoğlu’na, yurt sathında ve yabanda bu hep böyle olagelmiş. Meyve bu; bazen fazla tatlı, bazen kekremsi, bir zaman çok olgun, başka bir zaman ham olabiliyor haliyle. Sertab Erener de (“Aaa!..” şarkısından alıntıyla) ‘aşk ile Demir’e büründüğünden’ bu yana kâh dişe dokunur ve pek leziz, kâh dişin kovuğunu doldurmayan meyveler sundu dinleyenlerine. Bir baktık pejmürde bir “rock”çı oldu, bir baktık Eurovision sahnesinde asabi bir oryantal. Kâh trombolinde neşeyle zıplayan şehirli genç kadındı, kâh ‘30’lu yıllardan çıkıp gelmiş ‘şuh’ bir hanende. Tüm bunlar olup biterken Demir Demirkan bazen perde arkasından yüzünü gösteriyor, bazen sadece gölgesini hissettiriyordu ama biz biliyorduk; o hep vardı ve Sertab’ın  seyrüseferinde 1997 yılından bu yana rolü azımsanmayacak kadardı.


Onlar şimdi alabildiğine dingin. Yoga ve meditasyon yapıyor, gelin görümce, abi, enişte bir araya geliyor, herkesin malumu bir klan içerisinde derin sohbetlerle arınıyor, demleniyor, sadeleşiyorlar. Kişisel gelişim kitaplarındaki gibi bir hayat yaşamayı kim istemez?.. Bir yandan böyle yaşayıp, bir yandan da hırsın, rekabetin, gürültü, patırtı ve telaşenin kol gezdiği pop müzik arenasında volta atabilmek de maharetin katmerlisi olsa gerek. Sertab Erener’in yeni albümü “Sade”, adı kadar içeriğiyle bunun altını çizmek gayretinde zaten. Görüp görmemek size kalmış.
Sertab’ı fazla kişisel ve içe dönük “Aşk Ölmez” albümünün sürüklediği durgun sulardan çekip çıkaran Soner Sarıkabadayı besteleri olmuş; “Bu Böyle” ve “Açık Adres” teklilerinin ardından gelen “Rengârenk” albümüyle de zevahir kurtarılmıştı. Şimdi aynı paralelden devam ediyor Sertab. Bir yandan Ortaçgiller, Pinhaniler ayarı, öte yandan Model ve Ambulans gibi genç işi gruplardan, Ersel Serdarlı ve Sibel Algan gibi yüzü yeni isimlerden alınmış taze kan, üzerine de bir tutam Hint baharatı. Albümün özeti bu.


Detaylara girecek olursak…

Sertab’ın resmi internet sitesinde fotoğraflarını bulabileceğiniz bir galeri yok. Şöyle bir göz atınca, olsa olsa “güzellik” diye adlandırılmış sekmededir fotoğraflar diye düşünüyor, anlam veremeseniz bile gayri ihtiyari sekmeyi tıklıyorsunuz ki karşınıza bir güzellik kliniğinin reklamları çıkıyor. Sertab’ın giderek azalan yüz çizgilerini, günbegün pembeye çalan tenini neye borçlu olduğunu öğreniyorsunuz böylece. Güzellik bu işin olmazsa olmazı elbette. Şarkıları kadar yüzünü de tazelemeli bir pop yıldızı. Zaten evvel ahir ufak tefek, minyon. Yüz de tamamladığında bu genç profili, 26 yaşından gün almış şarkılar sakil durmaz bünyede. Hakikaten de öyle oluyor. Gelin görün ki, hiç gece yarıları kulüp çıkışında sarhoş vaziyette paparazzi kameralarına yakalanmamış, hiç dağıtmamış, ele güne rezil olmamış, ağladığına şahit olunmamış, şehrin sokaklarında sevgilisini tabancayla kovalayacak kadar fırtınalı aşklar yaşamamış, aksine on beş sene aynı adamla meditasyon yapmış bir kadının şarkılarında anlatılan aşkların ciğerinden sökülmediğini biliriz, sezeriz biz ama olsun; her anlatılan illa ki yaşanacak diye bir kural yok.


Buradan hareketle albümde en çok “Acıtır” şarkısına takıldım mesela ben. Bülent Ortaçgil’in sessiz ve derinden kalbinize koca bir dönerci bıçağı batırdığı o canım şarkı, Sertab’ın dilinde bir reklam cıngılı gibi tınlıyor. Sanki “Acıtır” diye bir marka var; artık o nedir, yastık mı yorgan mı, dondurma mı, rezidans inşaatı mı bilinmez, habire tekrarlayıp satın almaya teşvik ediyor bizi Sertab. Alasınız gelmiyor, ne çare. Buna karşın hayatının bu döneminde yaşadığı tam da bu olduğundan olsa gerek albüme adını veren “Sade” çok sahici bir şarkı. Hatta denilebilir ki sözlerini Ersel Serdarlı’nın yazıp, bestesini Sertab Erener’in yaptığı bu şarkı, albümün en can alıcısı ve dahi en iyisi. Bir de söz ve müziği Sibel Algan’a ait “Sus” var ki bir o kadar etkili, vurucu. Albüm çıkmadan servis edilen ilk şarkı olan “İyileşiyorum”, bu aralar popüler müziğin genç işi şarkılarında ne tutuyor, seviliyorsa, hepsinden bir doz derlenip toparlanmış, akıllıca kurgulanmış, albenisi yüksek bir şarkı. Dinlerken Yeşilçam filmlerinde sevdiği adamı kapıdan kovup arından kahkahalar atan genç kadının, kapı kapandıktan sonra dökülen gözyaşlarını görüyor, hıçkırıklarını duyuyorsunuz ki bu klişeden ben diyeyim yüz, siz deyin bin şarkı daha çıkar; biz de hepsini dinler, severiz.


Söz ve müziği Ersel Serdarlı’ya ait “Dönmüyorsun”un sözleri, ‘60’larda Fecri Ebcioğlu’nun yazdığı “Atlı Karınca (Dünya Dönüyor)”un retrospektifi gibi. Bir saygı duruşu, bir atıf desem, şarkının kartonetteki  künyesinde öyle bir ibare de yok ne çare. “Cumartesi Pazar” ise kırk metre uzaktan kulağınıza çalınsa, “İşte bir Soner Sarıkabadayı bestesi daha!” diyeceğiniz türden. Anonim bir beste üzerine Model grubundan Can Temiz’in sözlerini yazdığı “Oyna” ise modern düzenlemesi yüzünden yeni bir “Rakkas” olma fırsatını kaçırıyor. Ben olsam hiç tereddütsüz, şarkının en azından bir de darbukalı, oryantal versiyonunu albüme koyar, işimi sağlama alırdım. Bu şarkının başkaca bir niyeti/amacı olabilir mi, onu bilemedim. Albümde bu görev, yani eğlendirme, oynatma misyonu sanki daha ziyade bir Hint şarkısından uyarlanan “Söz”e yüklenmiş ve ikinci bir “Rengarenk”in kapısı aralanmış ama bu şarkının ne melodisi, ne de Nil Karaibrahimgil imzalı Türkçe sözleri “Rengarenk” kadar parlak ve göz alıcı. Düzenlemesiyle yine Hint popuna gönderme yapan Ersel Serdarlı şarkısı “Öyle de Güzel”, albümdeki hareketli şarkılar içinde en dikkat çekici olanı. Çok uçucu, çok pop ve bu yüzden de çok eğlenceli.


İspanyol piyanist ve besteci Miriam Mendez’in, bir Bach eseri üzerine yaptığı flamenko çeşitlemesine Demir Demirkan ve Sertab Erener de katkıda bulunmuş, Türkçe sözlere ise Sertab’la birlikte Pinhani’den Sinan Kaynakçı da el atmış ve ortaya “Çocuktuk Bir Zamanlar” çıkmış. Demirkan ve Erener ikilisi “Zor Kadın”ı da benzer bir yöntemle kotarmış, iyi de tutturmuşlardı. Bu şarkının da albümün iyi işlerinden biri olduğunu söyleyebilmek mümkün. Hit olmaz belki ama başucuna konulup, bugün de, yarın da, dar günde dinlenilebilir.

Şarkının bir yerinde Sertab’ın şan tekniğine, aldığı opera eğitimine oturaklı bir selam gönderdiği “Karalama Defteri” ise albümün en koyu renkli, en depresif şarkısı. Sözleri Sibel Algan tarafından yazılan bu şarkının bestesini Erener ve Demirkan birlikte yapmış. Albümün geneline göre daha orta yaşın üstünde bir yerlerden ses veriyor Sertab bu kez ve fakat enteresan bir şekilde 1994 çıkışlı ikinci albümü “Lal” deki Sertab’a (dolayısıyla da Sezen Aksu’ya) daha yakın duruyor.


Ne kadar lafın önünden arkasından dolansak, gerçeği ironiye bulasak da, şunu da kabul etmek lazım ki; Sertab bize lazım. Çünkü bunca afili, civcivli, çok süslü ve çok rüküş pop müzik podyumunda ne yaptığını bilerek müzik yapan, içini doldursun veya dolduramasın, sadelik iddiasını merkeze koyan kim olsa göze, kulağa hoş geliyor. Bu kişi Sertab olunca da işin tekniğinin, çalınmasının, söylenmesinin, “sound”unun filan çıtası yüksek bir yerde duruyor. Yani neresinden baksanız iyi emsal teşkil ediyor. Etrafımız giderek çer çöp dolmakta iken, bu temizliği, eli yüzü düzgünlüğü hafife alacak kadar lüksümüz yok.            

NİSAN 2013

1 yorum:

  1. özellikle 'İyileşiyorum' hakkında söylediklerinize katılıyorum. bu şarkıda sanki sözlerini Aysel Gürel'in yazdığı ve Sertab için artık bir klasik olduğunu düşündüğüm 'Yolun Başında'nın havasını estirmek istermişler gibi hissettim. Olmasa da olurmuş.

    YanıtlaSil