Bu Blogda Ara

7 Aralık 2013 Cumartesi

Hülya Avşar - "Aşk Büyükse"

BELKİ DE HEPİMİZ HÜLYA AVŞAR'IZ


(Milliyet Sanat dergisi Kasım 2013 sayısında yayımlanmıştır.)

Sene 1982. Orta halli bir ailenin şöhret olmaya hevesli genç ve güzel kızı, bir kast ajansına yazılıp, birkaç reklam çekiminde fotomodellik yaptıktan sonra, ‘arkadaşlarının ısrarıyla’ o dönemde Ilıcak ailesinin sahibi olduğu Bulvar Gazetesi’nin güzellik yarışmasına katılır. Masal bu ya, yarışma gecesinin sonunda başına takılan ‘Türkiye güzeli’ tacı, daha önce evlenip boşanmış olduğu ortaya çıkınca, daha iki gün geçmeden geri alınıverir. 


Gelin görün ki asıl hikâye tam da bu noktada başlar. ‘Taçsız Kraliçe’ Hülya Avşar, kendini bir anda Yeşilçam setlerinde bulur. Bir film, iki film derken, kısa bir süre içerisinde ‘80’li yılların Yeşilçam’ında filmleri en çok gişe yapan aktris olur. En çok onun kartpostalları satılmaktadır artık, gazetelerde en çok onun haberleri çıkmakta, dergilere en çok o kapak olmaktadır. Haliyle gazinocular da bu yeni şöhrete ilgisiz kalmazlar. İlk kez 1983 yılında İzmir Fuarı’nda sahneye çıkar. O günlerin popüler komedyenleri Uğur Böcekleri’nin bir parodisinde iki laf söyleyip boy göstermekten ibarettir sahnede yaptığı. Yine de İzmirliler kayıtsız kalmaz bu peri masalının kahramanına. Zaten o cesaretle zaman kaybetmeden şarkıcılığa soyunmaktan da geri kalmayacaktır güzeller güzeli Avşar kızı.


Yeşilçam tipi melodramlarla başlayan, arabesk şarkıcılı filmlerle devam eden oyunculuk macerası, Süreyya Duru, İrfan Tözüm, Nisan Akman gibi ‘sanat kaygılı’ filmler çeken yönetmenlerin ellerinde şekillenir. Hem gişesi vardır, hem de kimsenin inkâr edemediği bir oyunculuk yeteneği. Bu bakımdan Yeşilçam geleneğinin kendisinden önceki kuşaklarından çok da farklı değildir önlenemeyen yükselişi. Bir yarışmayla keşfedilen doğal yetenektir (tıpkı Belgin Doruk, Tarık Akan, Necla Nazır, Selda Alkor ve daha niceleri gibi.) Hatta sahneye çıkıp şarkı söylemesi bile o geleneğin kuralları içerisinde şaşırtıcı gelmez kimseye. Ama o bununla yetinmez. 


Daha çok şöhret, en fazla şöhret, peşi sıra daha çok para, en çok para bürür gözünü, genç yaşların da verdiği ihtirasla. Gözde ‘playboy’larla, meşhur iş adamlarıyla kısa süreli aşk hikâyeleri ve sansasyonel haberleri oyunculuğunun da, şarkıcılığının da önüne geçer bir dönem. ‘90’lı yıllarda hayatımıza giren Televole kültürüne Sibel Can’la birlikte en çok o malzeme verir. Yeşilçam’ın ruhuna Fatiha okuduğumuz o günlerde, kötü televizyon dizilerinde adeta zoraki oynuyormuş hissi verirken, yaşadığı yasak aşkla, poposunu sallayarak şarkı söylediği kliple gündem sarsar. Nebahat Çehre’sinden Hülya Koçyiğit’ine, Filiz Akın’ından Ahu Tuğba’sına her Yeşilçam aktristinin denediği ve bir süre sonra vazgeçtiği şarkıcılık işini alabildiğine iddialı sürdürmeye devam eder. Sonra tenis oynamaya başlar, Türkiye’nin en güzel kadını olduğunu sık sık yineler, rakiplerine zehir zemberek göndermeler yapar, derken dergi çıkarır, tiyatro sahnesinde tek kişilik oyuna çıkar, o da yetmez televizyonda önce şov, sonra ‘talk’ şov programları yapar, yetenek yarışmalarında otorite (jüri üyesi) olur.


Bir nesil haddini bilmemeyi, durması gereken yerde durmamayı, susması gereken yerde susmamayı, şöhrete doymazlığı, bilgiye aymazlığı ve yeteneği şöhrete feda etmeyi ondan öğrenmiş olabilir. Kendi kulvarında bir rol modeli olduğunu, peşi sıra, sade vatandaşından az/çok meşhuruna nicelerinin geldiğini inkâr edemeyiz. Nitekim kaç zamandır hepimiz en az onun kadar görünür, tanınır, bilinir, hakkında konuşulur olmak istemiyor muyuz? Facebooklar, Twitterlar, Instagramlar hep bunun için değil mi? Kim bilir belki de artık hepimiz Hülya Avşar’ız.


Hülya Avşar epeydir şarkıcı olarak yeterince ses getiren bir albüme imza atmamıştı. Denilebilir ki 2000 yılında yayınlanan “Sevdim” den bu yana şöyle dişe dokunur bir Hülya Avşar şarkısı çarpmadı kulağımıza. Oysa “Aradın mı?”lar, “Bu Gece Uzun Olacak”lar, “Yar Senin derdin Ne?”ler, “Yürü Ya Kulum”lar filan hiç de fena değildi vakti zamanında. Sesinin sınırları içerisinde seçilmiş doğru şarkılarla, özellikle de müzik yönetmeni Taşkın Sabah’ın teknik katkısıyla, eli yüzü albümler yapabilmiş bir şarkıcı Hülya Avşar vardı o dönemde. Sonra ne olduysa oldu ve Avşar yarışta fena halde geride kaldı.


Hülya Avşar’ın yeni albümü “Aşk Büyükse”, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle yayınlandı. Albümde dokuz şarkı ve bir de ‘remix’ var. Şarkılardan sadece bir tanesi tanıdık. O da daha önce Ezginin Günlüğü’nden dinlediğimiz “Bana Bir Koca Lazım”. Şayet bu cümlenin aslında bir deyim olduğunu göz ardı eder ve mecazi manasını değil de kelime anlamını ciddiye alırsanız, gayet sansasyonel ve kışkırtıcı bir kadın hikâyesi olarak Hülya Avşar’a yakıştırmakta hiç de zorlanmıyorsunuz şarkıyı dinlerken. Belki bir Gönül Yazar sendromu (manasını açıklamama gerek var mı?) için henüz yaşı genç ama yine de bu şarkı Avşar için doğru seçim olmuş. Albümde aynı şarkının Altay Ekren imzalı bir de ‘remix’ versiyonu var ki ‘dubstep’le koca aramak için ideal.


Albümdeki diğer şarkıların söz ve müziklerinde Cansu Kurtçu, Fettah Can, Tan Taşçı, Seçkin Sunguç, Gökhan Tepe, Şebnem Sungur, Ezgi Özbay ve Müfit Bayraşa imzaları var. Düzenlemeler ise Tarık Ceren tarafından yapılmış. Bu şarkılar arasında en çok “A Benim Akılsızım” ve “Bari Geçerken Uğra” öne çıkıyor. Bu iki şarkı da hem Avşar’ın sesine, hem de yıllardır alışageldiğimiz tarzına yakışan şarkılar olmuş. Albümün açılışında yer alan “Yüreğimin Elleri” de bu ikisinin ardından gelebilir. Gerisi vasat sularda yüzen, ortalama pop şarkıları. 


Avşar ve türevlerinin albüm yapma formülü popüler bestecilerden şarkılar toplamak üzerine kurulu. Yıllardır böyle bu. Zaten albümlerin tanıtımı da genellikle bunun üzerinden yapılıyor: “Şundan üç şarkı, bundan bir şarkı aldım, hepsinden çok memnun kaldım,” gibi. Çünkü genellikle popüler besteciler yüksek meblağlarla şarkı satıyorlar ve Avşar ve türevleri bu konuda kesenin ağzını kolay açıyor. Ama ne çare, her şarkı her seste doğru tınlamıyor; nitekim bu albümde de her şarkıyı severek dinleyebilmek zor.


Bir de yazmadan geçemeyeceğim ki bir şarkının bir cümlesine fena halde takıldım. “Hisli kalp vuku bulur,” diyor “Aşk İçin Doğulur” adlı şarkısında Hülya Avşar. Hadi şarkıyı yazan Tan Taşçı, bilmiyordu diyelim; tevellüdü müsait olan Hülya Avşar da mı bilmiyordu bu sözün doğrusunun “hissi kablel vuku” olduğunu? Hadi o da bilmiyordu; kimse sormadı mı “hisli kalp vuku bulur” ne demek diye?


Zeynel Abidin Ağgül tarafından çekilmiş kapak fotoğraflarında yüzündeki güneş lekelerini temizletme ihtiyacı duymamış, doğal ve az makyajlı, orta yaşın güzelliğinde bir Hülya Avşar portresi var (kabul edelim, hâlâ güzel.) Şarkılık kariyerinin büyük kısmını assolist rüküşlüğünde geçirmek zorunda kalmış, sonrasında ise nedense pespaye denebilecek kadar özensizleşmiş biri için gayet sade ama şık bir imaj bu. Yine de zarfa değil mazrufa bakacak olursak şayet, bu albümün Avşar’ı eski şaşaalı şarkıcılık günlerine döndürmesi biraz zor görünüyor. 

EKİM 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder