Bu Blogda Ara

17 Şubat 2014 Pazartesi

İrfan Özata - "Hayat Okulu"


(27 Ocak 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

2012 yılının yaz başında iki şarkılık teklisiyle dinleyici karşısına çıktı İrfan Özata. Özellikle popun erkek şarkıcılar kategorisinde yeni isimlerin bir türlü kurtulamadığı aynılaşma ve haliyle de kimliksizleşme illeti içerisinde (aynı şarkı söyleme biçimleri, benzer şekilde formüle edilmiş şarkılar ve hatta benzer dış görünüşler) dikkat çekici bir farklılığı vardı Özata’nın. Dikkat çekti de nitekim. Tekliye adını veren “Yanlış Fotoğraf”la yılın en parlak çıkış yapan isimlerinden biri oldu.



Aslına bakarsanız sektör için çok da yeni bir isim değildi İrfan Özata. Üniversitede müzik öğretmenliği eğitimi alan, saksafon ve flüt çalan Özata yıllardır birçok şarkıcıya hem sahnede hem de albümlerde çalmış, vokal yapmıştı. Ancak bu kez hem şarkıcı, hem de şarkı yazarı olarak çıkıyordu karşımıza. Teklideki iki şarkının sözleri Gökhan Şahin’e, besteleri İrfan Özata’ya aitti.


İrfan Özata’nın ilk albümü “Hayat Okulu”, geçtiğimiz günlerde Funorg Yapım etiketiyle yayımlandı. Albümde on bir şarkı var. İkisi, daha önce teklide yer alan şarkılar, dokuz şarkıyı ise ilk kez dinliyoruz.

Her şeyden önce ağırlıklı olarak genç bir ekibin elinden çıkmış bir albüm bu. Mesela düzenlemelerde Serkan Ölçer, Altuğ Öncü,  Enver Günen, Caner Anar, Metehan Köseoğlu ve Erman Mete gibi daha önce adlarını albümlerde çok sık görmediğimiz müzisyenlerin imzaları var. Nispeten daha kıdemli sayabileceğimiz Bahadır Tanrıvermiş, Ulaş Önal ve Ozan Bayraşa’nın yanı sıra bir şarkının düzenlemesini de İsmail Tunçbilek yapmış. Bir şarkı ise İrfan Özata tarafından aranje edilmiş. Bu saydığım isimlerin bazıları albüme enstrümanist ya da besteci olarak da katkı sağlamışlar. Yine albümde iki bestesi olan Umut Ahmet Beceren de daha önce duymadığımız bir isim. Çalan ve vokal yapan başka genç isimler de var. Yani neresinden baksanız hep aynı isimlerin etrafından dönen popüler müzik piyasasında pek sık rastlamadığımız türden bir müzisyen dayanışması, bir taze kan var bu albümde. Sadece bu ayrıntı bile bu albümü önemsemek için yeterli sebep aslında.


Albümde altı şarkı sözünü Gökhan Şahin yazmış. Daha önce başta “Evli Mutlu Çocuklu” olmak üzere popüler olmuş birçok şarkıya söz yazarı olarak imza atan Şahin, farklı ve incelikli, yer yer esprili bir kalem. Doğrusu teklideki iki şarkının da getirdiği beklentiyle işin özellikle esprili ve eğlenceli tarafının daha baskın olacağını düşünüyordum ben. Aksine, daha romantik ve ağır bir albüm bu… Oysa İrfan Özata’nın pozitif enerjisi yüksek bir sesi ve şarkı söyleme biçimi var. Ve son dönem pop piyasasında yeterince ağır romantik solist dinledik/dinliyoruz. Ben olsam “Zalim Kader” edebiyatına ya da “ben sana hasret en sana vurgun, ağlarken bu yerlerde” gibi cümlelere hiç girmezdim mesela. Buna karşın ilk klip şarkısı olarak seçilen “Tuhaf Geliyor” ve albüme adını veren “Hayat Okulu” başta olmak üzere “Yalnızlıktan Üşüyorum” gibi, “Ağlatan Gülmez” gibi türün sevenlerini memnun edecek bir dolu şarkı var albümde. 


En önemlisi de farklı aranjörlerin ellerinden çıkmış düzenlemelerin bütünde çok temiz, akustik ve bir parça ‘90’lar Sezen Aksu – Levent Yüksel çizgisini anımsatan bir müzikal tadı tutturması. Şarkı sözlerinde de çıtayı bir parça yükseltirse, Özata’nın o çizginin bugünlerdeki temsilcisi olması işten bile değil.

Oktay Bingöl’ün çektiği fotoğraflar ve 1MM Tasarım ofisi tarafından yapılmış grafik tasarımla siyah beyaz bir kartonet ve renkli bir kitapçıkla piyasaya sunulan albüm, 2013’de yayımlanmış en dikkat çekici ilk albümlerden biri olarak 2014’de de ilgi görmeyi hak ediyor.

OCAK 2014 

Kıvılcım Ural - "Rüya Raporları"


(20 Ocak 2014 tarihinde Milliyet sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Kıvılcım Ural, bir dönemin efsane grubu Mavi Işıklar’da gitaristlik yapmış Fikret Ural’ın kızı. Bu nedenle müzikle iç içeliği çocukluktan başlamış. Ama o başka şeyler de denemiş. Edebiyatla, fotoğraf sanatıyla, dramatik yazarlıkla haşır neşir olmuş, dizilerde, reklam filmlerinde, kliplerde boy göstermiş. Tüm bu süreçte bir yandan da şarkılar yazmayı sürdürüyormuş. Kıvılcım Ural’ın on iki şarkısını bir araya getiren ilk albümü “Rüya Raporları”, geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlandı.


Her şeyden önce “cesur” bir albüm bu... Evet, tırnak içinde cesur… Bir süredir kendi şarkılarını yazıp, kendi hikâyelerini anlatan, bunu yaparken ana akım popun kurallarına hiç mi hiç yüz vermeyen ve şarkıcılığından ziyade müzisyenliği ile dikkat çeken yeni bir kuşağın müzik dünyasına sunduklarını duyuyor, dinliyoruz. Bundan hoşnutuz da üstelik. Ama Kıvılcım Ural çıtayı bir parça daha yükseltmiş ve müziğini alabildiğine çıplak haliyle kaydetmiş (şarkıların birinin içinden geçen “cesur olana çıplaklık” lafı boşuna değil.) Öyle ki albümde ritim bile yok. Sadece gitar, piyano ve tef var. Dünyada örnekleri çok olsa da, şıkır şıkır, fıkır fıkır müziğin baştan bir-sıfır galip geldiği bu topraklarda böyle bir işe kalkışmak az kişinin gösterebileceği bir cesaret; bunu kabul etmek lazım.


Öte yandan bu durum haliyle albümün algılanmasını da zorlaştıracaktır. Çünkü ilk dinleyişte bir bütünün parçaları gibi duran şarkıları birbirinden ayırt etmek, aralarındaki melodik farkı sindirebilmek biraz zor. Bunda Kıvılcım Ural’ın vokal tekniğinin de payı var. Genellikle aynı ses aralığının içerisinde, aynı vurgular, aynı duygu ve aynı tamperamanla şarkı söylüyor Ural. Neyse ki bütün kırık döküklüğüne, bir parça kaygısız, boş vermiş tavrına rağmen en karamsar şarkıda bile içinden umut çıkarabileceğiniz bir enerjisi var sesinin. Bana biraz ‘80’lerin Tracy Chapman’ı, Tanita Tikaram’ı, hatta Suzanne Vega’sı gibi tınladı yer yer. Ki bu saydıklarım da kendi şarkılarını yazan, beylik tabiriyle “kadın ozan” diye nitelendirilen nevi şahsına münhasır müzisyenlerdi.


Albümün düzenlemelerini Kıvılcım Ural ve Kreş grubundan tanıdığımız Serkan Ferat birlikte yapmış. Ferat iki şarkının bestesine de katkıda bulunmuş, ayrıca kayıtlarda gitarları da çalmış. Albümün bütününde hissedilen keyfe keder müzikal tavırda Ural ve Ferat ortaklığının etkisi olduğu âşikar. Zira tarz farkına rağmen Kıvılcım Ural şarkılarını Kreş şarkılarının yanına koysanız dokularının tuttuğunu görmeniz/duymanız çok mümkün. Ya da en azından Kreş müziğini seven bir dinleyici olarak ben öyle hissettim.


Albümde en çok “Kapat Gözlerini”ye takıldım ben. “Adım Adım” ve “Yağmurlar Altında”nın yolu cazdan geçen melodik oyunlarını, “Selami”nin espirisini, “Aşk”ın aşkı tarif ediş biçimini de sevmedim desem yalan olur.

Albümün alkışı hak eden bir başka ayrıntısı da kartonetinin zengin görselliği. Boğaç Dalkıran ve Çiğdem Boru tarafından çekilen fotoğraflar ve Nilşah Ağaoğlu’nun nefis kartonet tasarımı, albümü daha dinlemeye başlamadan Kıvılcım Ural’ın şarkılarında gizli oyuncaklı dünyasının kapılarını açıyor size. Bir yandan neşeli ve eğlenceli bir pop albümü yanılgısı da yaratıyor olabilir ama bu albümde o eğlenceyi bulup çıkarmak dinleyene kalıyor.

OCAK 2014   

Pınar Dönmez - "Hayata Evet"


(13 Ocak 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Müzik yolculuğuna Türkiye’de, konservatuarda klasik gitar eğitimi alarak başlayan Pınar Dönmez, çocuk yaşlardan beri ideali olan şarkıcılık eğitimini almak için lise sonrasında Hollanda’ya gitmiş. Bir yandan caz şarkıcılığı eğitimi alırken, bir yandan da müziğin her türüne açmış kapılarını. Hollanda’daki konservatuardan mezun olurken arkadaşlarıyla verdiği konserde ise kendi bestelerini de seslendirmiş. Burada özetlediğim biyografisinin tamamına şöyle bir göz attığınızda, müziğe adanmış bir ömrün tüm izlerini görebiliyorsunuz zaten. Bu ülkede müzik icra etmek isteyenleri bekleyen türlü zorlukları, engelleri, kısıtlamaları aşabilmiş, buna karşın yurt dışında aldığı eğitimin ona kazandırdıklarını yine bu ülkenin müziğine geri döndürebilmiş, üstelik bunu da çok genç yaşında yapabilmiş, parmakla gösterilecek müzisyenlerden biri Pınar Dönmez. Dönmez’in ilk albümü “Hayata Evet”, geçtiğimiz aylarda Arpej Yapım etiketiyle yayımlandı.


Albümde on beş şarkı var. Bunların dördü Dönmez’in kendi şarkıları. Diğerleri ise çeşitli yörelerden bildik türkülerin caz düzenlemeleri/yorumları. “Bildik” kelimesinin altını özellikle çizmek lazım. Son dönemde yayımlanan kaç albüm hakkında bunu yazdım bilmiyorum ama bu tarz çalışmalarda hep aynı türkülerle yola çıkılması işin bütün esprisini başından gölgeliyor. Bu albümde de aynı sorun var. “Beyaz Giyme Toz Olur”dan “Gesi Bağları”na, “Çökertme”den “Kızılcıklar Oldu mu?”ya, artık şekilden şekle sokulmaktan bir hal olmuş türkülerden ne kadar uğraşılsa farklı, özgün bir yorum/icra çıkarmak çok zor. Evet Pınar Dönmez’in Hollandalı caz müzisyenleriyle birlikte bu türkülerden çıkardığı müzikal tavır belki Hollanda ve benzeri Avrupa ülkelerinde “world music” klasmanında ilgi çekebilir ama Türkiye’de pazarlanacak bir albüm için bu derece donanımlı bir müzisyenin belki de daha yaratıcı fikirler peşinde koşması gerekiyor.


Bu çekinceyi bir kenara koyarsak, düzenlemeler ve enstrüman icraları etnik caz ve pop caz standartları içerisinde alabildiğine iyi. Dönmez’in şarkıcılık performansı ise eğitimli bir şarkıcının parlaklığı ve kusursuzluğunda tınlıyor. Bir örnek vereyim: “Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır,” diyen kadın o kadar sakin ve duru ki, ne derdinin karşı dağları yıkacağına, ne yüreğine hançer sokulduğuna inanmanız mümkün değil. Oysa cazın özündeki acı bizim türkülerin içinden geçen acıyla yoldaştır. Bu kadar steril değildir caz; olmamalıdır da. Şunu da kabul etmek lazım ki Türkçe caz söylemek iki ucu keskin bıçak... Bir yanda Türkçe’nin sertliği ve keskinliğinin kelimeleri kolay eğip bükmeye izin vermemesi; yani caz solistinin doğaçlamalarına ha deyince gelmemesi, bir yanda müzik cümlelerinin hakkını verirken prozodinin ucunu kaçırmak gibi bir handikap… Nitekim Türkçe caz söylediği halde bu dengeyi kurabilmiş çok az caz solistimiz var halihazırda. Rahmetli Nükhet Ruacan bunlardan biriydi mesela ki Pınar Dönmez de bir dönem Ruacan’dan ders almış.


Zeynep Tonguç tarafından yapılan ve bir parça “retro” hissi veren albüm kartoneti, bu tarz albümlerde alışageldiğimiz “cool” ve artistik tasarımlardan değil; aksine renkli ve yüksek enerjili. Sibel Dönmez imzalı fotoğraflar da öyle. Bu durum ilk bakışta bir kafa karışıklığı da yaratmıyor değil.

Özenli, incelikli ve temiz bir işçilikle kotarılmış bu albüm, Pınar Dönmez’in bundan sonra hem yurt dışında hem de yurt içinde kazanacağı müzikal başarıların bir habercisi olabilir. Özellikle caz sevenlerdenseniz, edinmekte fayda var.

OCAK 2014 

Yaşar - "Cadde"


(6 Ocak 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

İlk albümünü 1996 yılında piyasaya süren Yaşar’ın, dokuzuncu albümü “Cadde”, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle yayımlandı. Çalıştığı plak şirketlerinden, müzik piyasasındaki duruşuna, kılık kıyafetinden şarkılarına, en başından bugüne dek net bir tavrı, tarzı, adı geçtiğinde hemen herkese doğrudan onu çağrıştıran nevi şahsına münhasır bir kimliği var Yaşar’ın. Bu kadar istikrar çoğu zaman sıkıcı olabilir oysa; hele ki konu pop müzikse. Yaşar’ın farkı tam da burada kendini gösteriyor zaten.


Bir kere Yaşar’ın şarkı sözlerinde bir şair saklı. Hem de Atila İlhanlardan, Edip Canseverlerden ilham almış, yetkin bir şair. Besteciliği ise gitar gibi birkaç akorla şarkı yazmaya çok müsait bir enstrümanın ve dahi kendi şarkıcılık performansının, ses aralığının sınırlarını zorluyor. Armonik açıdan zor ama buna karşın hafızalara yer etmesi kolay şarkılar yazmak herkesin harcı değil. Bu şarkı sözü yazarlığı ve bestecilik vasıfları bir araya geldiğinde zaten sırtınız kolay yere gelmez. Bir de bunun üzerine bu toprakların çok sevdiği Akdenizli ve acı baharatlı ses rengini de ilave ederseniz, Yaşar’ın başarısının sırrına ermeniz mümkün.


Elbette popüler müzikte dönem dönem bazı müzik türlerinin yükseldiği ya da düşük ivme gösterdiği zamanlar olur. Nitekim Yaşar’ın adını duyurduğu dönem eline gitarı alanın romantik şarkılar yazdığı, söylediği bir dönemdi. Ege, Bora Öztoprak ve bir parça farklı olmakla beraber bir yanıyla da çok benzeşen Levent Yüksel aşağı yukarı aynı dönemde parlak çıkışlar yakaladı. Aslında ülkede modası hemen hiç geçmeyen bu türün, 2000’lerin ikinci yarısından sonra bir parça kan kaybettiği söylenebilir. Şimdilerde ise yine gitarlı Akdeniz şarkılarına dönüş varsa da ortaya dökülen ve popüler olanların çoğu ‘80’lerin taverna (“light” arabesk) şarkılarından esinlenmiş gibi geliyor kulağa. Yaşar bu albümüyle bu işi en yalansız dolansız ve en hakkıyla yapanların başında geldiğini bir kez daha gösteriyor. 


Yıllardır biriktirdiği “hit”lerini yeni ve farklı düzenlemelerle seslendirdiği, 2008 çıkışlı "Dem” albümünü, Yaşar’ın nedense abartılı (sahne ağzıyla söylenmiş) yeni yorumları nedeniyle çok sevememiş, 2010 çıkışlı “Eski Yazlar” albümünü ise Yaşar kariyerinin bütünü içerisinde zayıf bulmuştum. Ancak “Cadde”, bu süreçteki açığı kapatacak gibi gözüküyor. Özellikle albümü adını veren şarkı, yıllardır Yaşar’dan duyduğumuz en iyi şarkılardan biri. 


İlk klip şarkısı olarak seçilen “Anlatamıyorum”, bir parça Kayahan havası estiren, daha ticari bir şarkı. Yine de ben olsam çıkışı “Cadde”ye bırakır, peşi sıra “Geri Gelmez misin?” e de şans verirdim. Girişi “Kumralım”ı anımsatan “Gamzelendi” tipik Yaşar şarkılarını sevenleri memnun edeceklerden. “Gözlerinde Sabah”, “Yalnızım Hülâsa” yıllar boyu dinlenilecek yeni Yaşar şarkıları olmaya aday.   Her biri farklı ritim yürüyüşlerinde “Kahretsin”, “Neler Oluyor?” ve “Sevmemiz Lazım” albümün hareketli şarkıları. Ege sularına uzanan “Yanarım Aşkın”sa albüme sıcak bir nokta koyuyor.


Alper Arundar, Tansel Doğanay ve Seçkin Özer’in düzenlemelerine imza attığı albümde Erdem Sökmen’den Eylem Pelit’e, Ediz Hafızoğlu’ndan Mehmet Akatay’a, her biri çaldıkları enstrümanlarla adları özdeşleşmiş müzisyenler adeta resmigeçit yapıyor. 

Tamer Yılmaz imzalı kapak fotoğrafları ve Özlem Semiz tarafından yapılan kartonet tasarımı, son derece özenli ve Yaşar şarkılarının ruhuna, albümün dokusuna uygun. Yaşar sevenler kadar bu aralar iyi bir pop albümü dinlemek isteyenler de “Cadde”den memnun kalacaklar.

OCAK 2014