Bu Blogda Ara

9 Mart 2014 Pazar

Birsen Tezer - "İkinci Cihan"


Su gibidir Birsen Tezer’in sesi. Saftır, pürdür, serindir. Kimi zaman gürül gürül, kimi zaman ince ince akar, dökülür. Sadece kulaklarınızı değil, kalbinizi, içinizi, ruhunuzu yıkar, temizler, ferahlatır. Çiçek gibidir Birsen Tezer’in sesi. Tazedir, güzel kokar, dokunmak istersiniz. Ve iyi hissedersiniz dinledikçe. İyiliği hissedersiniz.

Kelimenin tam anlamıyla bir “anti-star”dır Birsen Tezer. Sıradan insanların bile şöhret peşinde koştuğu, hayattaki varlığını başkaları tarafından beğenildiği ölçüde hissedebildiği şu devirde o, yaptığı işin minimum gerekliklerine bile yüz vermez. Televizyona çıkmak istemez örneğin. Röportaj vermeyi, resim çektirmeyi sevmez. Müziğiyle, sesiyle aramıza sureti, bedeni girsin istemez. Adeta reddeder tanınır olmayı. İşini yapar. Bize de onu bir “star”ı sevdiğimizden farklı sevmek düşer. Belki de en doğru, en gerçek sevmek böyle sevmektir; kim bilir?


1990 yılından beri müzik dünyasının içinde olmasına, sahneye çıkmasına rağmen, ilk kez bir Ortaçgil albümünde sesini duyduğumuzda yıl 1998’di. Sonra 2000 yılında Ortaçgil’e saygı albümü “Şarkılar Bir Oyundur”da seslendirdiği “Çığlık Çığlığa”, sahiden, sahici bir çığlık gibi doldu kulaklarımıza. Ama üzerine bir albüm koymak için 2009 yılında dek bekledi Tezer. Sonra ilk albüm “Cihan” çıktı piyasaya. 2012’de ise nihayet ikinci albüm çıkageldi. “İkinci Cihan”, 2013’ün ilk aylarında Ada Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde dokuz şarkı var. Bunlardan beşinin söz ve müziği Tezer’e ait. Diğer şarkılarda ise Bülent Ortaçgil, Gürol Ağırbaş, Zafer Cımbıl, Sami Batok ve İlhan Şeşen’in imzaları var. Emre Tankal’ın hem gitar çaldığı, hem de bir şarkı hariç (iki şarkıda da Tunç Öndemir’le ortak) düzenlemeleri yaptığı albümün müzik direktörlüğünü ise Gürol Ağırbaş üstlenmiş ve Ağırbaş kendi bestesinin düzenlemesini de yapmış, ayrıca bas gitar partilerini çalmış. Yanı sıra davulda Derin Bayhan ve akustik gitarda Tunç Öndemir’den oluşan çekirdek kadroya Akın Eldes’ten Erkan Oğur’a, Ortaçgil’den Şeşen’e bir de “a plus” konuk müzisyen kadrosu eşlik etmiş. Sadece bu isimlerin yıllardır içinde var oldukları işlere attıkları imzaları referans alarak bile “İkinci Cihan”a toz kondurmamak mümkün. Nitekim dinlemeye başladığınızda da bir dakika olsun hayal kırıklığı yaşamıyorsunuz.


Çünkü “iyi müzik” sadece dinlemek için var. Ne daha çok, en çok çalınmak, ne de daha çok, en çok alınmak, satılmak istiyor. Ne eğlendirmek, ne ağlatmak, ne çok “koparmak”, ne de çok dile dolaşmak kaygısında. Çünkü Birsen Tezer “iyi müzik” yapıyor.

Albümde ben en çok “Ne Tuhaf”ı sevdim. Bir şekilde “Çığlık Çığlığa”nın devamı mı desem, tamamlayıcısı mı, öyle bir tat bıraktı damağımda. Hemen ardından gelen ve sözlerini Ortaçgil’in yazdığı “Kendi Kendime” de ise Ortaçgil dünyasının yüzünü döken küçük kızı büyümüş de Birsen olmuş gibi geldi. O aşinalıkla bağlandım bu şarkıya da. Tamamen bireysel; haliyle de duygusal beğeniler bunlar. Yoksa albümün bu son iki şarkısına gelene kadar kat ettiğimiz yolda her durak tek tek görülmeyi, fark edilmeyi, kıymet verilmeyi hak ediyor.


Daha ilk şarkıda “Kim kalmış ki bu dünyada… Seni de alır bendeki ölüm,” diyen Tezer, öyle durup düşünmeden dinleyemeyeceğimiz şarkılardan geçeceğimizin haberini peşin peşin veriyor. Özellikle şarkının alıntıladığım bu satırları bana Birsen Tezer’in soyadıyla aynı adı taşıyan yazar Tezer Özlü’yü anımsattı tamamen serbest çağrışımla. Özlü’nün kısa yaşamı boyunca yaşadıkları ve yazdıklarına bilerek ya da bilmeyerek selam veriyor gibi bu şarkı. Bir taraftan da bir türkünün, bir deyişin bilgeliği, cömertliği ve de müzikal zenginliğini hissetmeniz, öyle de bir tat almanız mümkün.


Sonra ardı ardına durduran, düşündüren, dinleyenden zaman, ilgi, akıl, yürek isteyen Birsen Tezer şarkıları sıralanıyor. Bu dinleme deneyiminin özeti ise şarkılardan birinin içinde saklı: “İçinde dönüp, birikenleri atmak zamanı. Kirlenmiş çamaşırları atmak gibi sepete… Yenisini giyememek gibi pat diye.” Çıplak bedenin, çıplak ruhun, anadan doğma insanın dilinden dökülenler yani. Su gibi akan, çiçek gibi kokan bir sesin kulağınıza fısıldadıkları... Sadenin, sakinin, azın zenginliği, göz alıcılığı, ustalığı.

Kadri Karahan tarafından çekilen kapak fotoğrafları ve Emine İlkorur imzalı kartonet tasarımı albümün ikliminden renk veriyor. Öyle ki fotoğraflardaki ağacın serinlik veren gölgesi, sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen patika yolun ıslak toprak kokusu şarkılardan tütüyor zaten.
2013 yılının en iyi albümleri listelerinde adı neredeyse demirbaş olarak yazılan bu albüm, bu ülkede iyi müzik de yapıldığını, yapılmaya devam edileceğini gösteriyor bir kez daha. Hiç aşina olmasanız da Tezer’in müziğine, bir deneyin; dinleyin.


OCAK 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder