Bu Blogda Ara

27 Nisan 2014 Pazar

Kerem D. - "Sakin"


(31 Mart 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.) 

Üniversitede radyo-televizyon yayıncılığı eğitimi alan ve 25 yıl boyunca yayıncılık sektöründe dirsek çürüten Kerem Demircioğlu, özellikle TRT Radyosunda yaptığı programlar nedeniyle radyo müdavimlerinin tanıdığı bir isimdi. Yıllardır radyo spikerliği ve program yapımcılığı ile beraber lise yıllarından bu yana süregelen müzik tutkusundan da vazgeçmeyen Demircioğlu’nun ilk albümü “Sakin”, geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı.


Müzik kariyerinde kullandığı ismiyle Kerem D. albüm kartonetinde yer alan yazısında kendini ve müziğini anlatıyor: “Evet 46 yaşımda bir albüm çıkardım. Ne Bülent Ortaçgil gibi iyi sözler yazabildim ne de Mazhar Alanson gibi iyi besteler. Ama işte ben de kendimi işin içine katarak kişisel müziğimi yaptım…”

Bu cümleleri okumak, albümü dinlemeye başlamadan önce iyi bir referans olabilir. Zira yazıdaki Ortaçgil ve Alanson göndermeleri de, yaş vurgusu da boşuna değil. Sahiden de o hat üzerinden yürüyor Kerem D. Yani sıkça karşımıza çıkan türden yeni ve genç bir “popçu”yla değil, kırklı yaşlarını süren, yaşadıklarının izlerini “sakin” şarkılara döküp söyleyen bir müzisyenle tanışıyoruz bu kez. Zaten albümün adı da bu yüzden cuk oturuyor. Başından sonuna dek sakin, dingin, telaşsız ve de olgun, demli bir albüm bu.


Albümde sekiz şarkı var. Bunlardan biri ‘80’li yıllardan çıkıp gelmiş bir Coşkun Demir şarkısının yeniden yorumu. Bilen bilir; sözleri Özdemir Kaptan’a, bestesi Cenk Taşkan’a ait bu şarkı, popun bir döneminde yazılmış en iyi şarkılardan biridir. Daha önce hiç yeniden söylenmemiş bu şarkıyı bulup çıkarmak çok akıllıca olmuş. Kaldı ki şarkı albümün bütünü içerisinde de çok uyumlu duruyor. Elbette Kerem D.’den bir Coşkun Demir performansı beklememek kaydıyla.


Albümdeki diğer şarkıların tamamının söz ve müzikleri Kerem D. Tarafından yazılmış. Yanı sıra Kerem D. tüm şarkıların düzenlemelerine de İlter Kalkancı ile birlikte imza atmış ve hatta gitarları ve ritim sazları da kendisi çalmış. Ayrıca bir şarkıda Deniz Arcak, bir başka şarkıda da Murat Evgin konuk şarkıcılar olarak Kerem D. ile düet yapıyorlar. Yani son zamanlarda müzik piyasasında sıkça görmeye başladığımız türden, küçük bir ekiple, daha ziyade maddi değil manevi yatırım yapılmış, bir nevi imece usulü kotarılmış, “butik” bir albüm bu. Ve bu tür albümlerin doğası gereği de ticari pazarda dolaşıma girmekten, dakika başı bir yerde karşımıza çıkmaktan ziyade, kulaktan kulağa yayılarak sevilecek, dinlenilecek şarkılar barındırıyor. Evet, sakinliğiyle ve ritme değil, melodiye, söze olan eğilimiyle çok yakınlarından geçse de, bir Ortaçgil, bir Alanson şarkıları değil bunlar. Özellikle şarkı sözlerinin ekseni genellikle aşk hikâyeleri etrafında dolanıyor ve o ustaların birer hayat felsefesi taşıyan şarkı sözlerine teğet geçmiyor ama müzikal nitelik açısından o izleri sürdüğü açıkça görülüyor. Hatta belki Vedat Sakman çizgisine daha yakın olduğu da söylenebilir. Özellikle “Ayrılık Şarkısı”, “Olmadı Baştan” ve “Anlıyorum” bu türden, dikkat çeken şarkılar.


Emre Berkün tarafından çekilmiş fotoğraflarla süslü kartonetin tasarımını Onur Ulutaş yapmış. Albümün kayıt aşamasını ve Kerem D.’nin müzik dışı ilgi alanlarını da gözler önüne seren fotoğraflar, meraklıları için kartoneti eğlenceli bir hale getiriyor.

Bu zamanların pop müziği anlayışı içerisinde farklı bir yerde duran bu albümü dinlemenizi öneririm. Özellikle biraz “sakin”liğe ihtiyacımızın had safhada olduğu şu günlerde…      

MART 2014

Umut Akyürek - "Âlâ Turka"


(24 Mart 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Alaturka müziğin ’60, ’70,‘80’ler ve kısmen ‘90’lar boyunca süregelen assolist geleneğinin 2000’lerdeki yeni yüzü Umut Akyürek oldu. Neydi bu assolist geleneği? Sadece derin ya da orta karar bir musiki bilgisi ve görgüsüyle donanmış sesi ve yorumu ile değil, yanı sıra fiziksel özellikleriyle de kendini izleten/dinleten alaturka solistleri diye tanımlanabilir. Tabii hepsi bu değil. Assolistlik hem sahne üstü hem de sahne gerisinde her nedense elzem olan gazino adabını, o adabın yazılmamış kanunlarını iyi bilmek ve de uygulayabilmek beceresine sahip olmayı da gerektirirdi. Kıdem sırasında bir nevi en üst rütbe, zirveydi assolistlik. Gazinolar kapanınca bu gelenek elbette kulağa nostaljik ve bir parça da anlamsız gelmeye başladı ama bu durum yine de Akyürek’in assolist sıfatıyla anılmasına engel olmadı. Çünkü yukarıda saydığım kriterlerin yeterli kısmını karşıladığı düşünülüyordu.


İzmit Musiki Derneği’nde müzik çalışmalarına başlayan Umut Akyürek, sonrasında konservatuarda Türk müziği eğitimi almış. TRT’de radyo sanatçısı olarak da görev yapan Akyürek, 2003 yılında “O Dudaklar Bülbülleşiyor” albümü ile şöhret kapılarını aralamıştı. Albüme adını veren şarkıda sahiden “bülbülleşerek” dikkatleri üzerine çekti, üzerine farklı fiziğinin avantajını da koydu ve oradan yol aldı.

Umut Akyürek’in “Âlâ Turka” adı verilmiş dördüncü albümü, geçtiğimiz günlerde Elenor Müzik etiketiyle piyasaya çıktı. Müzik dünyamızın eski ve köklü şirketlerinden biri olan Elenor Müzik, son yıllarda gerek plak dönemlerine ait eski kataloğunu gün ışığına çıkararak, gerekse başka firmaların güncel kataloglarında pek de fazla yer bulmayan alaturka albümlere öncelik vererek Elenor isminin ağırlığını koruyor. Nitekim Akyürek’in bu yeni albümü de, adından da anlaşılacağı üzere alaturka müzik sevenleri memnun edecek bir albüm.


Tamamı kulaklarımıza aşina on dört şarkı var bu albümde. “Kimseye Etmem Şikayet”, “Gecenin Matemi”, “Rüzgar Söylüyor” gibi daha eskiler, “Postacı (Gözümde Özleyiş)”, “Dediler Zamanla Hep Azalırmış Sevgiler” gibi daha yakın döneme ait şarkılar bir arada. Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Emel Sayın’dan Mediha Şen’e uzanan assolistler geleneğinin olmazsa olmaz şarkıları bunlar.

Yılmaz Karayalım, Tarık Ağansoy ve Ali Osman Erbaşı’nın düzenlemelerine ve müzik yönetmenliğine imza attığı albümün müzik proje danışmanı ise Ali İhsan Kısaç. Süpervizörlüğü Akyürek’in aynı zamanda müzisyen olan eşi Oktay Ertuğrul yapmış. Bütün bu isimlerin bir araya gelmesinin doğal sonucu olarak hem eli yüzü düzgün hem de ticari açıdan hayal kırıklığı yaratmayacak bir albüm çıkmış ortaya.


Batı enstrümanlarının da kullanıldığı düzenlemelerle albüm katıksız ve saf bir alaturka vaat etmiyor belki dinleyene ama o eksiği tam tamına TRT üslubuyla, tiril tiril şarkı söyleyen Umut Akyürek kapatıyor. Bu yer yer haddinden fazla tiz, tekniği doğru ama duygusu zayıf icra üslubunu, her şarkıyı haykırış ve feryatlarla okuyarak duygusunu abartan, söylediği şarkıdan çok sesinin gücüne dikkat çekmeye çabalayanların üslubuna yeğ tutanlardansanız, sevdiğiniz bu şarkıları bir kez de Akyürek’in sesinden dinlememek için bir sebep yok. Kaldı ki bugüne dek bin farklı şarkıcı söylemiş olsa, biz de yüz bin kere dinlemiş olsak dahi kolay kolay bıkmıyor, sıkılmıyoruz bu şarkılardan.

Assolist geleneğinin doğal raconu olarak güzelliğini de vurgulamaktan (ama en çok da Angelina Jolie’ye benzemekten) kaçınmayan Akyürek’in Zeynel Abidin Ağgül tarafından çekilmiş ve epeyce Photoshop dokunmuş fotoğrafları süslüyor albümün kartonetini. Özlem Semiz’in kartonet tasarımı ise kullanılan renklerden yazı stillerine dek, bu tür albüm kartonetlerinin klişeleriyle bezeli.                         

MART 2014  

Ümit Sayın - "Kendiliğinden"


(17 Mart 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türk popunun ‘90’lı yıllar hengâmesinden sağ çıkmayı başarmış isimlerden biridir Ümit Sayın. Şarkıcılığı kadar (hatta belki daha çok) şarkı yazarlığıyla pop severlerin balık hafızasında başka bir yer edinmeyi, kalıcı olmayı başarabilmiştir. Buna karşın, seri şarkı üretebilenlerden olmamıştır başından beri. Duran, bekleyen, ara veren, her zaman her yerde olmayı tercih etmeyenlerdendir. Buna ispat olarak da ilk albümünün piyasaya çıktığı 1996 yılından bu yana sadece dört albüm ve bir de tekli yayımlamış olması gösterilebilir.

Ümit Sayın’ın bestelerini, onları ilk söyleyen isimlerle düet yaparak yeniden seslendirdiği “Söz-Müzik Ümit Sayın” adlı albüm 2011 yılında piyasaya çıkmıştı. “Kendiliğinden” adını taşıyan yeni albümü ise geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle yayımlandı.


Ümit Sayın tamamı kendi yazdığı şarkılardan oluşan bu albümde ilk kez prodüktörlüğü de kendisi yapmış. Albümde on şarkı var. Şarkılar birbirlerine çeşitli efektlerle bağlanmış ve yazıldıkları tarihleri gözeten kronolojik bir sıra ile albüme konulmuş. Böylece aslında birbirinden bağımsız gibi görünen bu on şarkının arasında duygusal ve bir parça da teknik, albümlerde çok sık karşımıza çıkmayan, enteresan bir bağ kurulmuş. Bir bütün olarak da dinleyebiliyor ve albüm süresi boyunca Ümit Sayın’ın o kendine has, naif, kırılgan, incelikli, bir parça içine kapanık, zaman zaman gelgitli ruh halinin izleri arasında dolaşıyorsunuz. Belki herkesten az ya da çok değil; hatta bu yüzden de tanıdık, hepimize akraba duygular bunlar. Ama Ümit Sayın’ın melodiler ve sözlerle kurduğu dünyada yeniden ve başka türlü anlamlanıyorlar. İsmi müziğini çağrıştıran ve bu yüzden takipte kusur etmediğimiz çok fazla müzisyen yok memleket gündelik popunda. Ümit Sayın bunlardan biri olmayı ne kadar hak ettiğini bir kez daha gösteriyor bu albümde.


Bununla birlikte şunu da söylemeliyim ki, bu albüm Sayın kariyerinin en az popüler olan ve bu yüzden de en az satan albümü olabilir. Zira önceki albümlerinde de zaman zaman bir ayağını ana akım çemberinin dışına çıkarma denemeleri yapan Ümit Sayın, bu defa kendini tamamen özgür bırakmış gibi gözüküyor. Bu şarkılar bugünün genel geçer pop anlayışı içerisinde kendine bir yer bulabilecek, radyo ve televizyon döngülerine kolayca kabul edilecek, bu vesileyle tıklanma rekorları kıracak şarkılar değil. Handiyse alternatif sularına çekmiş kendini Ümit Sayın. Ama bana sorarsanız, iyi de yapmış.

Bu farklılığın sebebi Sayın’ın şarkı yazarlığından ziyade müzikal bakışındaki değişimle ilgili olsa gerek. Zira kartonetteki bilgilerden anlaşıldığı üzere şarkılar 2004-2007 yılları arasında yazılmış. Ancak Sayın bu kez düzenlemelerde daha sakin, daha duru, daha akustik, daha özgür bir yol bulmuş kendine. Sanki 2004 yılında yayımlanan “Mai” albümündeki o şahane (ki bence Türkçe popun gelmiş geçmiş en iyi şarkılarından biridir) “Kırılgan” şarkısıyla açtığı kapıdan bu albümün hemen başında yer alan “Kopamayız Biz”le içeri giriyor. Tabii albümün yüksek müzikal çizgisine Gürsel Çelik ve Barış Büyük’ün sağladığı katkı payını da es geçmemek lazım.


Koray Kasap tarafından çekilen fotoğraflar, Sayın’ın el yazısıyla bezeli, Ahmet Terzioğlu imzalı kartonet, albümün ruh halini özenli ve şık bir biçimde bütünlüyor (kapaktaki Ümit Sayın isminin lake kabartması hariç.)

Şimdiden 2014’ün en iyi pop albümlerinden biri olmaya aday bu albümü, gündelik popa kulaklarınızı tıkadığınız bir zaman diliminde dinlemenizi tavsiye ederim.   

MART 2014

Hasan Günyüz & Örgü Project - "Asla Asla Deme"


(10 Mart 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Hasan Günyüz Kıbrıs kökenli bir müzisyen. Kıbrıs’ta İngiliz dili ve edebiyatı eğitimi alan ama müziğe olan ilgisi ağır basan Günyüz, bu maksatla Türkiye’ye geliyor ve 2008 yılında Hakan Çetinkaya ile birlikte Örgü Project ismini verdikleri grubu kuruyor. Gipsy King Tribute grubu olarak kurulan Örgü Project, daha sonra Yaşar Saygın Tozlu, Emre Savaş ve Süleyman Eker’in de katılmasıyla bugünkü halini alıyor.

Uzun süre İstanbul’da çeşitli mekânlarda konser veren grup, “flemenko” sevenlerin yakın takibindeydi nicedir. Bir gün sahne perfomanslarını izleyen ve çok beğenen Gülay’ın önerisi ve teşvikiyle albüm çalışmalarına başlamış.


Hasan Günyüz ve Örgü Project’in ilk albümü “Asla Asla Deme” geçtiğimiz günlerde Gen Prodüksiyon etiketiyle yayımlandı. Albümün prodüktörlüğünü yapan Gülay, ‘90’lı yıllarda onu tanımamıza vesile olan “Cesaretin Var mı?” adlı şarkısını gruba yeniden söylemesi için hediye etmekle kalmamış, projeye vokal ve düet desteği de vermiş. “Cesaretin Var mı?”yı çevirisi Hasan Günyüz tarafından yapılmış İspanyolca sözlerle dinlemek albümün en büyük sürprizi hiç kuşkusuz. Zira şarkı bu haliyle, ne bir eksik ne bir fazla, tam bir Gypsy Kings şarkısı olmuş. Dinlerken bu duyguyu sadece düzenlemenin etkisi ile değil, icrasının ve Günyüz’ün yorumunun payıyla da hissediyorsunuz. 


Bir de Âşık Veysel’in “Kara Toprak”ının “flamenko” yorumu var albümde. Geriye kalan yedi şarkı ise söz ve müzikleri Hasan Günyüz’e ait yeni şarkılar. Düzenlemelerde ise Hakan Çetinkaya’nın yanı sıra İlter Kurcala, Yaşar Saygın Tozlu ve Gürkan Karaman imzalarını görüyoruz.

Güncel pop müziğimiz Yakın Doğu-Akdeniz tınılarını, yürüyüşlerini, ritimlerini tepe tepe, seve seve kullanmaktan hiç bıkmasa da, “flemenko”nun ana akımda yeri bir çeşit sos olarak kalmaktan pek de öteye geçememiştir yıllar yılı. Oysa Hasan Günyüz ve Örgü Project’in müziğini tamamen bu iklimde inşa edilmiş ve öncelikle meraklısının ama aslında herkesin sevebileceği bir albüm ortaya çıkmış.


Hasan Günyüz ve Örgü Project’in müziği ilk dinleyişte Ege, Bora Öztoprak, Yaşar gibi isimlerin yanına konulabilirmiş gibi gelse de kulağa, özellikle gitarların kullanılma biçimlerine dikkat ettiğinizde grubun bir başka kulvarda olduğunu söyleyebilmek de mümkün. Hiç kuşkusuz daha profesyonel kayıt ve “mix” imkânları olsa idi, ortaya çıkacak “sound” bu farkı daha belirgin hale getirebilirdi.

“Tiene El Coraje De Amar (Cesaretin Var mı?)” başta olmak üzere, albüme adını veren “Asla Asla Deme”, ilk klip şarkısı olarak seçilen “Perişan” ve gerek ritim kompozisyonu, gerekse Ruben Tenen Baum’un nefis keman solosuyla ilk dinleyişte dikkat çeken “Yadigâr”, albümün öne çıkan şarkıları. Şarkı sözleri ve besteler yer yer klişelere yenik düşse de, albüm bütünde ortalamanın üzerinde bir çizgi tutturmayı başarıyor.


Kapak fotoğraflarını kimin çektiği kartonete yazılmamış. Grafik tasarımda ise Zafer Yılmaz imzası var. Albümün çok dikkat çekici bir kapak tasarımı olduğu söylenemez. Bu da bir ilk albüm için ciddi bir handikap. Yine de müzik market ya da dijital platform raflarında rastlarsanız, edinip bir kulak kabartmanızı öneririm.   

MART 2014

11 Nisan 2014 Cuma

Sıla - "Yeni Ay"

HEM HARBİ, HEM BARBIE


(Milliyet Sanat dergisi Mart 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

“Harbi kız mı, Barbie kız mı?” diye bir argo söylem pek modaydı bir ara. Aslına bakarsanız cinsiyet ayırmaksızın çözümünü aradığımız “karakter mi, güzellik mi?” ikileminin sokak jargonundaki karşılığıydı bu. Kafiyesi uysaydı, “Harbi erkek mi, Ken erkek mi?” diye de sorulabilirdi pekala. Ne ki öyle ya da böyle, bu sorunun cevabını bulan olmadı.

Sıla’yı bir şarkıcı, bir pop yıldızı olarak emsallerinden ayıran nedir, niye birçoğundan daha fazla öne çıkmış, sevilmiş, ayrı bir yere konulmuştur diye düşünürken geldi yukarıdaki soru aklıma. Söz konusu pop müzik olduğunda, bir şarkıcının sevilme yüzdesini, kariyer çizgisinin yükseliş ya da düşüş ivmesini belirleyen sadece şarkıları olmuyor çünkü. Üzerine mutlaka şarkıcının suretinin, tavrının, tarzının, sahneden, ekrandan ve fotoğraflarından dinleyicisine yansıyan enerjinin katma değeri eksisi ya da artısıyla ilave ediliyor. Hal böyle olunca da, bahis konusu ölümcül ikilemi bünyesinde çözmüş bir yıldızın daha fazla parlaması çok anlaşılır bir şeydi aslında. Çünkü Sıla kelimelerin tam karşılığıyla hem “harbi kız”, hem de “Barbie kız”dı.


Hem kırılgan (“Kenar Süsü”), hem yaralı (“Yara Bende”), içli (“Boş Yere”), kederli, dertli (“Acısa da Öldürmez”), zaman zaman efkârlıydı (“Vur Kadehi Ustam”). Ama bir o kadar da lafını dan dan söyleyen (“…dan Sonra”), cesur (“Sevişmeden Uyumayalım”), komik (“Alain Delon”) ve de güçlüydü (“Aslan Gibi”).  Ve bu yoğun karışım ister istemez onun gibi olana da, olmak isteyene de, onu rol modeli alana da, ona hayran olana da deva oldu. Öyle ki 2000’li yılların çıfıt çarşısı popundan çıkıp da ayakları üzerinde istikrarla durabilen ve de sadece birkaç albümle konumunu “star”lık mertebesine yükseltebilen birkaç isimden biri haline geldi Sıla.

Elbette bu başarıda başından beri birlikte çalışmakta olduğu müzisyen ekibin, özellikle de şarkılarını genellikle birlikte yazdığı Efe Bahadır’ın payı büyük. Sıla müziği biraz da onların müziği aslında…


Sıla’nın altıncı albümü “Yeni Ay”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayınlandı. İki diskten oluşan albümün birinci diskinde on şarkı ve bir farklı versiyon var. İkinci diskte ise aynı şarkıların “demo” versiyonlarını dinliyoruz. İşin “demo“ kısmı stüdyodaki prova kayıtları esnasındaki konuşmalarını, şakalarını, gülmelerini ve eğlenmelerini içeriyor ve bu anlamda dinleyiciye (ya da meraklısına) bir parça işin perdelerini aralayıp arkasını gösteriyor. Her ne kadar söz konusu “demo”lar bütün çapaklarından temizlenmiş ve “demo” olamayacak kadar profesyonel “edit”lenmiş olsa da, bir disk dolusu farklı kaydı albümle birlikte yayınlamak, bildiğim kadarıyla memleket müzik tarihinde bir ilk olsa gerek. Sadece bu sebeple bile alkışlanası bir buluş, bir yenilik.

Ötesi ise yeni Sıla şarkıları… Tabii bir ekip çalışması içerisinde yıllar boyu istikrarlı bir iş yapmanın zaman içerisinde tekrara düşmek ve sıkıcı olmak gibi bir riski de var. Sıla bir önceki albümünde bu riskin kıyısından dönmüştü üstelik. Neyse ki bu albüm o handikabı aşacak gibi gözüküyor. Bir kere önceki albümün neredeyse bütününe hâkim olan içine kapanık, depresif ruh hali bu albümde ferah ve neşeli şarkılarla dengeli bir dağılım gösteriyor. Demlenme gayesiyle eş dost ahbapla birlikte oturduğunuz masada keyfiniz çakırsa “Doldur”, efkârınız tarumarsa “Sâki” size hitap edebilir mesela. Ki her ikisi de albüm genelinde öne çıkacak şarkılar gibi duruyor.


Sıla’nın “harbi kız”lığının da, “Barbie kız”lığının da altını kalın kalın çizen klibiyle “Vaziyetler”, belki “Yeni Ay”ın en iyi şarkısı değil ama kulağı kolay yakalayan ritmi ve melodisiyle albüme doğru yerden çıkış veriyor. “Yabancı” ve “Yeter”, Sıla romantizmini sevenlerin aradığı her şeyi bulabileceği iki şarkı. Bir Sıla alâmeti farikası olarak sözleri mebzul miktarda daha önce kullanılmamış/eskitilmemiş kelimeler ve enteresan tamlamalar (“düğün evi tefçisi” gibi) içeren “Reverans”, albümün en genç şarkısı. 

Peşi sıra gelen “Sevgili Kaybım” ve “Merhabalar” da aynı çizgiden yürüyor. Alaturkaya göz kırpan “Hediye” ne kadar ticariyse, Çağan Irmak filminin tema müziği olarak kullanılan “Tamam mıyız?” o kadar değil. Son sırada ise “Yabancı”nın Bedük imzalı farklı düzenlemesi var ki hem şarkının ruh halini tepetaklak ediyor, hem de albümün bütünündeki akustik havayı tam da kapanış noktasında dağıtıveriyor. Düzenleme o kadar iyi ki, bu duruma itiraz edemiyorsunuz dinlerken. Kaldı ki kulüpler, radyolar ve bir kısım dinleyici için şarkıların bu hali pek makbul. Doğru yapıldıysa neden olmasın?


Kendini, hayat görüşünü, yaşam tarzını, duygularını ve duyarlılıklarını kendi sözleriyle, kendi şarkılarıyla ifade eden müzisyenleri kayırmak gerektiğini düşünürüm hep. Sıradan sözleri, ortalama melodileri, pazar neyi istiyorsa onun eleğinden geçirerek sunmayı başka bir maharet saysak bile, müziğiyle kendine ait bir dünya kuranları ayrı kıymetlendirmemiz lazım. Kaldı ki Sıla gibi pop müziğin tam göbeğindeyken bunu yapabilmek hiç mi hiç kolay değil. Bu, onu dinlemek ve dikkate almak için tek başına geçerli sebep olabilir.    

ŞUBAT 2014