Bu Blogda Ara

11 Nisan 2014 Cuma

Sıla - "Yeni Ay"

HEM HARBİ, HEM BARBIE


(Milliyet Sanat dergisi Mart 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

“Harbi kız mı, Barbie kız mı?” diye bir argo söylem pek modaydı bir ara. Aslına bakarsanız cinsiyet ayırmaksızın çözümünü aradığımız “karakter mi, güzellik mi?” ikileminin sokak jargonundaki karşılığıydı bu. Kafiyesi uysaydı, “Harbi erkek mi, Ken erkek mi?” diye de sorulabilirdi pekala. Ne ki öyle ya da böyle, bu sorunun cevabını bulan olmadı.

Sıla’yı bir şarkıcı, bir pop yıldızı olarak emsallerinden ayıran nedir, niye birçoğundan daha fazla öne çıkmış, sevilmiş, ayrı bir yere konulmuştur diye düşünürken geldi yukarıdaki soru aklıma. Söz konusu pop müzik olduğunda, bir şarkıcının sevilme yüzdesini, kariyer çizgisinin yükseliş ya da düşüş ivmesini belirleyen sadece şarkıları olmuyor çünkü. Üzerine mutlaka şarkıcının suretinin, tavrının, tarzının, sahneden, ekrandan ve fotoğraflarından dinleyicisine yansıyan enerjinin katma değeri eksisi ya da artısıyla ilave ediliyor. Hal böyle olunca da, bahis konusu ölümcül ikilemi bünyesinde çözmüş bir yıldızın daha fazla parlaması çok anlaşılır bir şeydi aslında. Çünkü Sıla kelimelerin tam karşılığıyla hem “harbi kız”, hem de “Barbie kız”dı.


Hem kırılgan (“Kenar Süsü”), hem yaralı (“Yara Bende”), içli (“Boş Yere”), kederli, dertli (“Acısa da Öldürmez”), zaman zaman efkârlıydı (“Vur Kadehi Ustam”). Ama bir o kadar da lafını dan dan söyleyen (“…dan Sonra”), cesur (“Sevişmeden Uyumayalım”), komik (“Alain Delon”) ve de güçlüydü (“Aslan Gibi”).  Ve bu yoğun karışım ister istemez onun gibi olana da, olmak isteyene de, onu rol modeli alana da, ona hayran olana da deva oldu. Öyle ki 2000’li yılların çıfıt çarşısı popundan çıkıp da ayakları üzerinde istikrarla durabilen ve de sadece birkaç albümle konumunu “star”lık mertebesine yükseltebilen birkaç isimden biri haline geldi Sıla.

Elbette bu başarıda başından beri birlikte çalışmakta olduğu müzisyen ekibin, özellikle de şarkılarını genellikle birlikte yazdığı Efe Bahadır’ın payı büyük. Sıla müziği biraz da onların müziği aslında…


Sıla’nın altıncı albümü “Yeni Ay”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayınlandı. İki diskten oluşan albümün birinci diskinde on şarkı ve bir farklı versiyon var. İkinci diskte ise aynı şarkıların “demo” versiyonlarını dinliyoruz. İşin “demo“ kısmı stüdyodaki prova kayıtları esnasındaki konuşmalarını, şakalarını, gülmelerini ve eğlenmelerini içeriyor ve bu anlamda dinleyiciye (ya da meraklısına) bir parça işin perdelerini aralayıp arkasını gösteriyor. Her ne kadar söz konusu “demo”lar bütün çapaklarından temizlenmiş ve “demo” olamayacak kadar profesyonel “edit”lenmiş olsa da, bir disk dolusu farklı kaydı albümle birlikte yayınlamak, bildiğim kadarıyla memleket müzik tarihinde bir ilk olsa gerek. Sadece bu sebeple bile alkışlanası bir buluş, bir yenilik.

Ötesi ise yeni Sıla şarkıları… Tabii bir ekip çalışması içerisinde yıllar boyu istikrarlı bir iş yapmanın zaman içerisinde tekrara düşmek ve sıkıcı olmak gibi bir riski de var. Sıla bir önceki albümünde bu riskin kıyısından dönmüştü üstelik. Neyse ki bu albüm o handikabı aşacak gibi gözüküyor. Bir kere önceki albümün neredeyse bütününe hâkim olan içine kapanık, depresif ruh hali bu albümde ferah ve neşeli şarkılarla dengeli bir dağılım gösteriyor. Demlenme gayesiyle eş dost ahbapla birlikte oturduğunuz masada keyfiniz çakırsa “Doldur”, efkârınız tarumarsa “Sâki” size hitap edebilir mesela. Ki her ikisi de albüm genelinde öne çıkacak şarkılar gibi duruyor.


Sıla’nın “harbi kız”lığının da, “Barbie kız”lığının da altını kalın kalın çizen klibiyle “Vaziyetler”, belki “Yeni Ay”ın en iyi şarkısı değil ama kulağı kolay yakalayan ritmi ve melodisiyle albüme doğru yerden çıkış veriyor. “Yabancı” ve “Yeter”, Sıla romantizmini sevenlerin aradığı her şeyi bulabileceği iki şarkı. Bir Sıla alâmeti farikası olarak sözleri mebzul miktarda daha önce kullanılmamış/eskitilmemiş kelimeler ve enteresan tamlamalar (“düğün evi tefçisi” gibi) içeren “Reverans”, albümün en genç şarkısı. 

Peşi sıra gelen “Sevgili Kaybım” ve “Merhabalar” da aynı çizgiden yürüyor. Alaturkaya göz kırpan “Hediye” ne kadar ticariyse, Çağan Irmak filminin tema müziği olarak kullanılan “Tamam mıyız?” o kadar değil. Son sırada ise “Yabancı”nın Bedük imzalı farklı düzenlemesi var ki hem şarkının ruh halini tepetaklak ediyor, hem de albümün bütünündeki akustik havayı tam da kapanış noktasında dağıtıveriyor. Düzenleme o kadar iyi ki, bu duruma itiraz edemiyorsunuz dinlerken. Kaldı ki kulüpler, radyolar ve bir kısım dinleyici için şarkıların bu hali pek makbul. Doğru yapıldıysa neden olmasın?


Kendini, hayat görüşünü, yaşam tarzını, duygularını ve duyarlılıklarını kendi sözleriyle, kendi şarkılarıyla ifade eden müzisyenleri kayırmak gerektiğini düşünürüm hep. Sıradan sözleri, ortalama melodileri, pazar neyi istiyorsa onun eleğinden geçirerek sunmayı başka bir maharet saysak bile, müziğiyle kendine ait bir dünya kuranları ayrı kıymetlendirmemiz lazım. Kaldı ki Sıla gibi pop müziğin tam göbeğindeyken bunu yapabilmek hiç mi hiç kolay değil. Bu, onu dinlemek ve dikkate almak için tek başına geçerli sebep olabilir.    

ŞUBAT 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder