Bu Blogda Ara

27 Mayıs 2014 Salı

Gülşen & Murat Boz - "İltimas"


Sezon başında en iddialı işlerinden birinin Gülşen ve Murat Boz ortaklığından çıkacağı bir süredir müzik dünyasında konuşuluyordu. “İltimas” adı verilmiş bu şarkı nihayet geçtiğimiz günlerde DMC ve Ozan Çolakoğlu Prodüksiyon işbirliğiyle önce dijital platformlarda servis edildi, sonra tekli olarak yayımlandı.

Sözleri Gülşen’e ait şarkının bestesini Gülşen ve Ozan Çolakoğlu birlikte yapmış. Düzenleme ise Çolakoğlu imzası taşıyor haliyle. Bu proje öncelikle Murat Boz’un, sıradan işlerle geçirdiği birkaç yıl ve bir tek “Vazgeçmem”le geçiştirdiği geçen yıldan sonra nihayet imajını da şarkıcılık kariyerini de toparladığı ve tekrar “star”lığa oynamaya başladığının altını çiziyor bence. Zira beğenin ya da beğenmeyin, kabul edersiniz ki Gülşen şu an popun birinci liginde top koşturan isimler arasında. Buradan bakınca da bu ortaklık daha ziyade Boz’a yarayacak gibi görünüyor. Ki birlikte yakaladıkları ve hem klibe, hem de fotoğraflara yansıttıkları iddialı görsellik her ikiliye bu kadar yakışmayabilirdi. Eh, ses uyumunu da üstüne koyarsanız, düetlerden düet beğendiğimiz (ya da beğenemediğimiz) bu dönemde bu buluşma hem göze hem de kulağa doğru geliyor.


Fakat ‘bu şarkı bu iddianın neresinde’ diye sorarsanız, cevap vermekte zorlanabilirim. Şarkı yazarı olarak Gülşen yine bildiğimiz Gülşen. Yeni neslin günlük hayatta konuşurken pek de itibar etmediği, şarkılarda da nispeten az kullanılmış eski bir kelimeden yola çıkarak çatısı çatılmış “yak”lı “söndür”lü şarkı sözleri ve arabesk nağmeli/melodili bir beste; buna karşın alabildiğine güncel, yüksek tempolu, “club” işi bir “sound”.

Gülşen ve Çolakoğlu ikilisi bunu neredeyse bir standart haline getirdiler nicedir ve görünen o ki satan da, alan da memnun. Gelin görün ki bu şarkının nakarat melodisi yakın zamanda Erdem Kınay’ın “Proje 2” albümünde Sibel Can tarafından seslendirilen “Alkışlar”a çok yakın bir yerlerden geçiyor. “Alkışlar”ın özellikle akustik versiyonunu dinleyin; benzerliği hemen fark edeceksiniz. Hatta isteğe göre üzerine bir tutam da Sezen Aksu’dan “Dünya Yıkılsa” nakarat yürüyüşü bile koyabilirsiniz. Elbette ne Gülşen’in ne de Çolakoğlu’nun böyle şeylere ihtiyacı yok; bu kadarı olsa olsa talihsiz tesadüfler olmalı.        


Yine de tüm bunlar 2010’lu yıllar pop müziğinin köşe başında sağlam bir yer edinmiş Gülşen ve her yaptığına itirazsız alkış tutan “fan” desteği bir yana, doğuştan “star” tozu yutmuş Murat Boz’un işbirliğine gölge düşürmeyecektir. Nitekim şarkı çoktan kendi kitlesini buldu ve 2014 yazının “playlist”lerine şimdiden girdi bile. İstesek de istemesek de bu yaz her yerde bol bol duyacağız. Bundan kaçınmak mümkün değilse, bir an önce sevmeye bakmalı.

NİSAN 2014

Ege - "Yalan"


2010 yılında “Suya Düşen Sesler” adlı bir albüm, 2012’de ise “Gelincik” adlı bir dijital tekli yayımlayan Ege’nin yeni teklisi “Yalan”, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.

Başından beri Akdeniz/Ege dolaylarında dolaşan müziği tam da o coğrafyadan kopup gelen sesiyle türün sevilen isimlerinden biri olan Ege, doğru şarkılar bulamadığından olsa gerek, ‘90’lardaki süksesini sonrasında devam ettiremedi. Basın bülteninde yazıldığına göre, bir süredir de kendi adını taşıyan zeytinyağı markası ile ilgileniyormuş. Hatta bu teklide yer alan şarkıyı da Egeolive markası ile ilgili yaptığı seyahatlerden birinde, katıldığı bir toplantıda duymuş ve çok sevdiği şarkıyı İzmirli bir müzisyen olan Kaan Kara ona hediye etmiş. (Söz meclisten dışarı; isimsiz bestecilerin isimli şarkıcılara bestelerini hediye etmekten başka bir çareleri olmuyor çoğu zaman. Bu da bu işin cilvelerinden biri…)


Bununla beraber şarkı sanki Ege için yazılmış gibi. Tam da bir Ege havası; aksak ritimli, makamlı… Kalkın sirtaki yapın ya da oturun ve (artık rakıyla mı olur uzoyla mı) demlenin; o derece. Erol Temizel düzenlemesi de yalansız dolansız ve en sade haliyle şarkının hakkını verir cinsten. Bir tek “seni sevmediğim yalan, seni unuttuğum yalan” cümlelerinin aynı adlı çok meşhur o Selami Şahin şarkısını akla getirmesi rahatsız etti beni. Ona da takılmazsanız ne âlâ.

Yine basın bülteninden alıntıyla, Ege’nin şarkı hakkında sarf ettiği cümle şöyleymiş: "Dünyanın en güzel şarkısı değil ama en samimi en sıcak şarkılarından biri, içimizdeki o yalnız ve kimsesiz çocuğu ortaya çıkarıyor." Bu cümleye, bir ilave de benden o halde: Evet, dünyanın en iyi şarkısı değil belki ama bence Ege’nin uzun zamandır söylediği en güzel şarkı.

NİSAN 2014

Ali Barut - "Her Uyanışta Ölüyorum"


Genç bir müzisyen Ali Barut… İngiltere’ye bilgisayar bilimi okumaya gidip, müzik bölümüne geçiş yapmış ve Türkiye’ye döndükten sonra da müziği meslek edinmiş. Çeşitli sahne programları yapmış, bir dönem grubuyla çalmış, bu arada da kendi şarkılarını yazmış. Nitekim ilk teklisindeki şarkının söz ve müziği de kendisine ait...


“Her Uyanışta Ölüyorum” adlı şarkının yer aldığı tekli, geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle dijital platformlarda yayımlandı. Buraya kadar her şey iyi hoş… Genç bir erkek şarkıcıdan genç bir pop-“rock” şarkı dinliyoruz. Güzel sözler, güzel bir melodi ve özellikle yaylı partisyonlarıyla kulağa hoş gelen, yumuşak bir düzenleme. Hani Teoman müziği bırakıp geri döndükten sonra “o eski halinden eser yok” ya nicedir… Orada bir boşluk var sanki. Tam da oradan yol alabilir mesela Ali Barut. Bir tek şarkısını dinleyip buna kanaat getirmek yanlış olur şüphesiz ama en azından bu şarkı öyle bir beklenti uyandırdı bende. Kast ettiğimin taklit etmek ya da bütün bütüne benzemek olmadığını anlamışsınızdır mutlaka (ki onu yapanlar da oldu ama işe yaramadı.)


Ama şu da var ki bu ara dijital platformlara her gün onlarca yeni tekli yüklenir oldu ve bir yüklenen bir önce yükleneni geriye atıyor, yani ‘yeni çıkan’ raflarında görünme süresi giderek kısalıyor. Çok çarpıcı, çok dikkat çekici, çok parlak bir şey yaptınız yaptınız; yapamadıysanız iş klibe kalıyor. Ne çare müzik kanallarında klip döndürebilmek de her babayiğidin harcı değil. Özellikle “no name” statüsündeyseniz, işiniz çok zor. Bu bakımdan ilk teklide en büyük kozu oynamak gerekiyor çoğu zaman. “Her Uyanışta Ölüyorum”, her bakımdan iyi bir şarkı olsa da, “büyük turp” değil sanki. Sadece Ali Barut’un sonbaharda çıkacağı duyurulan albümü için merak uyandırıyor; hepsi bu. Belki de amaç şimdilik sadece budur, bilemeyiz.

NİSAN 2014 

Ayşe Hatun Önal - "Çak Bir Selam"


Mankendi şarkıcı oldu, “ayılık var hamurunda” diye şarkı yaptı filan demedi hiç kimse. Başından bu yana Ayşe Hatun Önal’ın şarkılık macerası enteresan bir saygı gördü, farkında mısınız? Çünkü derli toplu, akıllıca işler yaptı. Büyük ve iddialı şarkıcılık performansı gerektirmeyen elektronik müzik kulvarından yola çıktı, doğru isimlerle çalışarak türün memleket sınırlarında yapılmış başarılı örneklerine imza attı.

Son olarak 2012 yılında Birol Giray’ın “Sen Ve Ben” adlı şarkısında ismini gördüğümüz Ayşe Hatun Önal’ın yeni teklisi “Çak Bir Selam”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle dijital platform ve müzik market raflarında yerini aldı.


Alper Narman ve Onur Özdemir imzası taşıyan şarkının teklisinde üç farklı versiyon var. Orijinal “mix”, Ozan Bayraşa tarafından yapılmış. Yanı sıra Gürsel Çelik şarkının “Gurcell Style Mix”, Mithat Can Özer ise “Club Mix” versiyonlarını hazırlamış.

Şarkı Türk popunun hiç vazgeçemediği marş yürüyüşünün bir nevi gözünü çıkarıyor. Düpedüz marş artık bu… Haliyle adı da boşuna “Çak Bir Selam” değil. Ama esprili, eğlenceli sözleri ve de armonisi gereği bir dinleyişte kafaya takılan, ezbere alınan bir melodisi var. İşiniz pop yapmaksa, bu kadarı yeter de artar bile çoğu zaman. Yetiyor da nitekim.


Tabii burada asıl mesele Ayşe Hatun Önal’ın bu inişli çıkışlı pop şarkısında elektronik şarkılardaki serin (“cool” manasında) ve durağan vokal tekniğini bir kenara koyup, şarkı icabı sıcak (“hot” manasında) bir pop şarkıcısına dönüşmesi. İşte Önal bu virajı zorlanmadan almış gibi görünüyor. Parmağınızı ısırmıyorsunuz dinlerken belki ama o, şarkının istediği, hak ettiği kadarını veriyor (en azından stüdyo şartlarında vermiş.) Hatta bundan iyisi can sağlığı bile denilebilir; o derece.

Böylece önümüzdeki sıcak günlere neşe ve eğlence katabilecek (elde var) bir şarkımız oldu ki bu aralar bu iddiadaki şarkıların piyasaya sürülme mevsimi biliyorsunuz (“yaz” ve “damga” sözcüklerinden uzak durmaya gayret ettim farkındaysanız.) Ayşe Hatun Önal, elektronik şarkılarını sevenleri bir parça hayal kırıklığına uğratmak pahasına da olsa pop arenasında bu şarkıyla başka bir hamle yaparsa, buna çok da şaşırmamak lazım.


Bu arada benim gibi marş yürüyüşünün basitliğine kolay tav olanlardansanız, şarkının diğer iki versiyonuna adapte olmakta zorlanabilirsiniz. Zira özellikle “Gurcell Style Mix”te (ki Gürsel Çelik hep iyi “mix”ler yapar aslında) ritim başka, vokal başka telden çalıyor durumu var. Belki farklı bir ritim için farklı bir okuma yapılmalıydı; belki de yapılmıştır da ben anlamamışımdır ama ben bu “mix”i dinlemekte zorlandım. 

Kapak mı? Şarkının adı gibi; bir selam çakıyor ve alakasız da olsa, benim gibi çocukluğu TRT ekranlarından İkinci Dünya Savaşı filmleri izlemekle geçmişlerde nostaljik bir tanıdıklık duygusu uyandırıyor.

NİSAN 2014 

Atiye & İskender Paydaş - "Yetmez"


Doğru bir albüm yanlış bir strateji ile nasıl heba edilirin dersi olarak içinde bulunduğumuz dönemde Atiye’nin “Soygun Var” albümünü örnek verebiliriz. “Soygun Var” gibi etkili bir şarkının ardından, albümün en zayıf ve en manasız şarkısı “Ya Habibi”ye klip çekmenin tartışılır bir yanı yok. Bu saatten sonra o albüm yeniden gündeme gelir mi bilemem ama Atiye bu kez albüm dışı bir işle, bir İskender Paydaş ortaklığı ile çıkıyor karşımıza. Sözleri Murat Güneş’e, bestesi ve düzenlemesi İskender Paydaş’a ait “Yetmez” adlı şarkının teklisi geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.


Hem Paydaş, hem de Atiye açısından ters köşe bir iş bu. Zira İskender Paydaş’ın son dönemde kendi adını koyduğu projeler daha ziyade elektronik dans müziği odaklıydı ve nicedir ondan beklenen de yine bu odak çevresinde dolanacak “Zamansız Şarkılar 2” albümü idi. Oysa bu teklide yer alan şarkı Paydaş’ın “rocker” tarafından ilham almış gibi duruyor. Hatta siyah beyaz klipte, şarkıcının bir basamak yükseğinde duran davul setinin başındaki Paydaş, bana Mirkelam’ın “Her Gece” klibindeki genç Paydaş’a gönderme yapıyormuş gibi bile geldi. Yanı sıra bu şarkı Atiye’den duymaya alışageldiğimiz şarkılardan da değil. İki ismi birada gördüğünüzde az çok duyacağınızı tahmin ettiğiniz şeyi duymuyorsunuz velhasıl. Farklı bir şey duyuyorsunuz ki bu tek başına iyi bir şey.

Etkili sözleri ve bestesiyle iyi bir şarkı “Yetmez”. Ticari şansı ne olur, onu kestiremiyorum ama arada böyle farklı şeyler duymak istiyor bu kulaklar.


Bir cümle de kapak tasarımı için: Tamam teklilerin kapak tasarımları pek önemsenmiyor, çalakalem yapılıyor ama bu kadar Photoshop’u ben bile yapabiliyorum artık. Her ikiliden Murat Boz ve Gülşen pozu beklemiyoruz elbette ama bir stüdyoya girip birlikte iki poz vermek bu kadar zor olmasa gerek.

NİSAN 2014

Ravi İncigöz Feat. Mustafa Ceceli - "Şeker"


Bu aralar bir yaz düğünü açılış dansı şarkısı da Ravi’den geldi. Her kulağın kolay alışmayacağı ses rengine karşın şarkıcılığından çok, iyi şarkı sözleri ve besteleriyle kendine pop kulvarında bir yer edindi Ravi. Yakın dönemde en fazla ses getiren bestesi de Ceceli’nin seslendirdiği “Sevgilim” olmuştu. O da bir ilan-ı aşk şarkısıydı; “Şeker” de öyle. Bu türün ağa babası sayabileceğimiz “Cennet” (Ferhat Göçer) şarkısından bu yana, bu kulvar hiç boş kalmıyor. Müptelasıysanız, İrem Derici’nin “Kalbimin Tek Sahibine”sinin ardından hiç ara vermeden “Şeker”i dinlemeye başlayabilirsiniz.


Ama işte oradaki doz çok önemli… Yeşilçam melodramlarının ağdalı romantizmine, abartılı sevda cümlelerine bulanmaya başladığınız anda, bir yapış yapışlık hissi hâsıl oluyor, gidip elinizi (daha doğrusu kulağınızı) yıkamak ihtiyacı hissediyorsunuz.  Hele ki bir de şarkının içinden “şeker yapışmış sanki diline” gibi bir cümle geçiyorsa (hani “kuş beyinli densiz, şimdi uyu bensiz” türevi gider dozu aşmış şarkıların ters açısı gibi düşünün.) Bu romantizm bana fazla geldi ama ticari başarı kazanacağından endişem de yok tabii yine.

Bir de şunu söylemek lazım; tamam bu “featuring” meselesinin gözünü çıkarmaya niyetliyiz, onu anladık da zaten iki erkeğin düeti için en doğru şarkı olmayabilecek bu şarkıda Ceceli’nin düet yaptığını söyleyebilmek mümkün değil. Sonlara doğru nakaratı tekrarlıyor sadece. O da usulen yapılmış gibi; maksat “featuring” olsun hesabı. Olsun ki Ceceli hayranlarına da göz kırpılsın. Ravi’nin buna ihtiyacı var mıydı, bilemedim.

NİSAN 2014

İrem Derici - "Kalbimin Tek Sahibine"


İrem Derici, doğru bir strateji ile arayı sıcak tutuyor ve bir şarkısı düşüşe geçtiğinde yeni bir şarkı sürüyor piyasaya. Derici’nin yeni teklisi “Kalbimin Tek Sahibine”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.

Söz ve müziği Hüseyin Boncuk’a ait bu şarkı, meğerse İrem Derici hayranlarının isteği ile tekli olarak yayımlanmış. Zira Derici bu şarkıyı geçtiğimiz 14 Şubat’ta Beyaz Şov’da söylemiş ve şarkı o gün bugün hayranlarının dilinden düşmemiş.


Aşıklar için göz göze dans etmelere, birlikte söylemelere pek müsait sözleri, onu tamamlayan dans ritmi ve eşlik etmesi çok kolay melodisi ile neresinden baksanız, “Kalbimin Tek Sahibine”nin sanayi tipi bir “hit” olmaması için hiçbir neden yok. Tam da yaz başı; neden böyle bir yavaş tempolu şarkı diye sorsanız, size mevsimin düğün mevsimi olduğunu, gelin adaylarının ilk dans şarkısı aramaya çoktan başladığını hatırlatırım. İrem Derici zaten bu ara ne söylese gidiyor; öyle bir kitle yarattı kendine. Ama işte gelin görün ki gözde bir şarkıcı ile “hit” adayı bir şarkıyı bir araya getirmekle iş bitmiyor her zaman. 


Düzenlemesi Mustafa Ceceli tarafından yapılan bu şarkı, tam da Ceceli’nin ya da bilemediniz Ferhat Göçer’in söyleyeceği türden… Daha ilk dinleyişte ben kendi adıma bu şarkının İrem Derici’de eğreti durduğunu düşündüm. O çılgın, deli dolu, hatta bir parça “arıza” genç kızın dilini ve imajını ehlilleştiren, durduk yere hizaya sokan türden. Tabii bu benim düşüncem. Yoksa şarkı kendi kitlesini bulup Derici’nin “tıklanma rekorları”na bir yenisi ekleyecektir; ondan şüphem yok ki bu satırların yazıldığı gün ve saatte TTNet Müzik platformunda hem indirme, hem de dinlemelerde 1 numaraya yerleşmişti bile.

Şarkıya çok uygun, romantik bir kapak fotoğrafı ve tasarımı ile sunulan tekli, İrem Derici kariyerine “dolgu” işlerinden biri olarak yazılacaktır ileride. Hani geriye dönüp baktığımızda “olmasa da olurdu” diyeceklerimizden…  

NİSAN 2014 

Hande Yener - "Alt Dudak"


Yıllardır beklenen Hande Yener ve Altan Çetin buluşması (daha doğrusu “re-uninon”ı) nihayet gerçekleşti ve yeni Yener albümün şarkılarından biri servis edildi. Söz ve müziği Altan Çetin’e, düzenlemesi Volga Tamöz’e ait “Alt Dudak”, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle dijital platformlarda sarışa sunuldu.

“Hasta la vista baby”si, “aşk başımıza bela”sı, “sensiz yapamam lafı külliyen yalan”ı, “sabredince hiç öyle ermiyorsun”u ile baştan aşağı bir slogan bombardımanı, her şart ve koşulda iş yapan Latin iklimli bir düzenleme ve hemen dile dolanan bir melodik yapı… Hepsini üst üste koyduğunuzda şarkının “hit” olmaması için hiçbir sebep yok. Tüm taşlar yerli yerinde zira. Üstüne üstlük bir de “zamanlama manidar” durumu var. İki sene önce de benzer bir durum yaşanmış ve Demet Akalın’ın yeni albümü ile Hande Yener’in yeni albüm habercisi şarkısı çok kısa aralıklarla piyasaya sunulmuş, doğan rekabet ortamı da gündem teşkil etmişti haliyle. Yine aynı şey oldu. Bu aralar her iki cephenin “fan” saflarında da, türün dinleyenleri ya da benim gibi kafa yoranları arasında da “o mu iyi bu mu iyi” tartışmaları gırla gidiyor ki bu da doğal olarak her iki tarafa da reklam katkısı olarak geri dönüyor.


Tabii aslında şartlar eşit değil. Bir albüm piyasaya sürmekle bir albümden bir şarkıyı piyasaya sürmek arasında öncelikle bir iddia farkı var. Hande Yener’in yeni albümünün en iddialı şarkısı “Alt Dudak” olmayabilir mesela. Bekleyip görmek lazım… Buna karşın bu şarkı albüm çıkana kadar geçecek süreyi dolduracak, en azından meydanı boş bırakmayacak güce sahip.

Şahsi fikrimi sorarsanız, heyecanla beklediğim Yener-Çetin ortaklığından yine de o eski tadı alamadığımı söylerim. Nedenini çok düşündüm. Bu şarkı mesela 2004 albümünde olsaydı, tereddütsüz sever, ezber eder, “Acele Etme”lerin, “Kırmızı”ların, “Bu Yüzden”lerin yanına koyardım. Peki, eksik kalan ne? Galiba hâlâ bu Hande o Hande değil. Elektronik müzik merakı sonrası edindiği o tuhaf aksan ve şarkı söyleme biçiminden nihayet kurtulmuş görünse de, nedense hâlâ şarkılara sadece sesini veriyor Hande; ruhunu değil. Yersiz bir gayri ciddilik, bir alaycı tavır var sanki söylediği bütün yeni şarkılarda. Belki şu ana kadar söylediği şarkılar bunu gerektirmiştir de albüm çıktığında bu eleştirim manasız kalacaktır; bilmiyorum. Ama ben gayet eğlenceli, gayet parlak, gayet şahane bu pop şarkısını bile ilk duyduğumda “hah, tamam, işte bu!” diyemedim. Ve sanırım hâlâ onu demeyi bekliyorum.


Teklinin kapağına gelince… Genel olarak Hande Yener’in yıllardır kendine şiar edindiği görsel stiline (stilsizliğine mi demeliyim yoksa) defalarca yorum yaptım ama ben yoruldum, o ve ona bu akılları verenler yorulmadı. Farklı, sıra dışı ve etkileyici olmakla basit ve ucuz olmak arasındaki çizgi gözle görülmeyecek kadar ince değil oysa.

NİSAN 2014 

Doğukan Manço Feat. Tuğba Yurt - "Sakin Ol"


Oğul Mançolarla birkaç kez aynı ortamda bulunmuşluğumuz olsa da oturup konuşmuşluğumuz yok idi. Geçtiğimiz aylarda, Galatasaray Lisesinde bir Barış Manço panelinde Batıkan Manço, Nejat Çetinok ve ben konuşmacı idik. Yine oturup sohbet etmiş olmasak da panel boyunca babasından bahsederken epeyce de heyecanlı görünen Batıkan’ı sanki bizim evde doğup büyümüş gibi, sanki kardeşim ya da çocuğummuş gibi tanıdığımı, sevdiğimi hissettim bir kez daha. Keza aynı duygularım Doğukan için de geçerliydi. Gözlerimle görmemiş olsam da onların doğumunu, bebekliklerini, çocuklarını biliyordum. Onlar Barış Abi diye hitap ettiğimiz, şarkılarıyla büyüdüğümüz, çok sevdiğimiz bir adamın çocuklarıydı çünkü. Aileden birileriydi.


Bu kadar sevilmiş, başarı kazanmış, Türk popüler kültür tarihine imzasını atmış bir adamın çocuğu olmak neresinden baksanız “ağır” bir miras yükler insanın omuzuna ki Manço kardeşlerin babalarının ölümünden sonra yaşadıkları bu ağır mirasın da fazlasıydı biliyorsunuz. Şimdi her ikisi de bir şeyler yaparak soyadlarından ziyade isimleriyle var olma çabası veriyorlar ve işleri hiç de kolay değil.


Radyoculukla işe başlayıp daha sonra “dj”liğe yönelen Doğukan Manço’nun ilk teklisi “Binlik Demlik” 2012 yılında yayımlanmıştı. O teklide “Barış Manço’nun “Nick The Chopper” adlı şarkısının temasını babasının ham stüdyo kayıtlarındaki sesini kullanarak yeniden “mix”lemişti Doğukan Manço. Bu defa ise Sertab Erener’in 1992 çıkışlı ilk albümüne adını veren şarkıyı, “Sakin Ol”u yeni düzenlemesi ve Tuğba Yurt’un sesi ile dinleyici karşısına çıkarıyor.

Sözleri Sezen Aksu, bestesi Sezen Aksu ve Uzay Heparı imzası taşıyan “Sakin Ol”, 2008 yılında yayımlanan Uzay Heparı’ya saygı albümü “Sonsuza”da Gülşen tarafından yeniden seslendirilmişti. Emre Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunulan bu yeni teklide ise şarkının “Radio Mix”, “Extended Mix” ve “Club Mix” başlıkları ile üç farklı versiyonu yer alıyor.


“Binlik Demlik”de henüz yolun çok başında olduğunu hissettiren Doğukan Manço, bu defa elindeki malzemeyi iyi kullanmış ve bu hem söz hem de melodi açısından hâlâ etkili olabilecek bu ‘90’lar şarkısını bugünün “sound” anlayışına doğru bir biçimde uydurmuş. Üstelik enteresan bir biçimde, bir Barış Manço şarkısı gibi tınlıyor bu çok nevi şahsına münhasır Sezen şarkısı. (Söz konusu “remix”ler ne derece şahanedir, ne derece değildir tartışmasını “dj”lere bırakıyorum zira o kulvarda hemen hiç kimse bir diğerinin yaptığını beğenmiyor.) Son dönemde tanış olduğumuz dikkat çekici genç seslerden biri olan Tuğba Yurt ise üstüne düşeni hakkıyla yapıyor ve Sertab’ı da Gülşen’i de aratmıyor.

Bir “featuring” başlıklı tekli klasiği olarak yine iki ayrı zamanda çekilmiş fotoğrafın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, ancak bereket ki bir parça grafik tasarım yapılmış kapak tasarımı ile satışa sunulan tekli, damgasını vurmasa da yaza hareket katacaklardan biri olmaya aday.

NİSAN 2014

Yeşim Salkım - "Duymayan Kalmasın"


1994 yılında piyasaya çıkan ilk albümü “Hiç Keyfim Yok”tan bu yana on albüm, bir oyun müzikleri albümü  ve dört de tekli yayımladı Yeşim Salkım. Dönemdaşlarıyla kıyaslandığıyla bu sayı hiç de az değil. Bu durum çalışkanlıkla birlikte bir parça da çabuk sevmek ve çabuk vazgeçmekle de ilgili gibi geliyor bana. Neredeyse her albümde başka isimlerle, başka ekiplerle çalıştı ve başka şeyler denedi Yeşim Salkım.


Ona parlak bir çıkış sağlayan ilk albümü (“Ben Yoldan Gönüllü Çıktım”ları, “Son Sigara”ları filan) bir kenara koyarsak, bugüne dek yaptığı işler arasında adıyla özdeşleşen “Deli Mavi” şarkısının ve 1997 çıkışlı “Yoktan Geliyorum” albümünün ayrı bir yeri vardır. Söz konusu albüm, özellikle de albüme adını veren şarkıyla Türk popunun ‘90’lı yıllarının en iyi ekip çalışmalarından biridir. “Deli Mavi”nin artık bir klasik olduğu ise herkesin malumu… Bir de bunların yanına ben kendi adıma “Sen Nasılsan Öyleyim” albümünü koyabilirim. Konsept bir albümdür, farklı bir kulvardadır ve tam da bu sebepten ayrıcalıklıdır bence. Yeri gelmişken itiraf etmeliyim ki söz ve müziği bana ait “Yuvarlanan Taşlar” bile, kendi şarkım olmasına rağmen, düzenlemesini sevmemem nedeniyle benim için en iyi Yeşim Salkım şarkıları arasında değildir.


Salkım, geçtiğimiz günlerde Yeşil Müzik ve Eğlence Fabrikası ortaklığıyla dijital platformlarda yayımlanan yeni şarkısı ile bir kez daha kendi geçmişine selam gönderiyor. “Vefa Borcu” albümünde çocukken babasının sesinden dinlediği alaturka şarkıları, “Sen Nasılsan Öyleyim” albümünde ise aile köklerinin dayandığı Balkan topraklarının şarkılarını seslendiren Yeşim Salkım, bu kez de babasının elli yıl kadar önce popüler olmuş bir şarkısını yeniden söylemiş. “Duymayan Kalmasın” ilk kez Dursun Salkım tarafından plak yapılmış, bu plak yayımlandığı dönemde altın plak ödülü alacak kadar çok satılmış ve Dursun Salkım’ın kariyerindeki sayılı pop şarkıdan biri olarak müzik tarihine geçmişti.


Orijinali Yunanca bir şarkı olan ve Türkçe sözleri Selahattin Sarıkaya tarafından yazılan “Duymayan Kalmasın”ın bu yeni düzenlemesi Tolga Kılıç tarafından yapılmış. Zaten yeterince eğlenceli ve fıkır fıkır bir şarkı iken, yeni düzenleme bunu daha da hissettirir olmuş. Yeşim Salkım’ın sesi ve şarkıyı söyleme biçimi ise bana ilk albümündeki Yeşim Salkım’ı çağrıştırdı (belki “duble” vokal kullanıldığı içindir, bilemiyorum.)

NİSAN 2014

Emre Altınok - "Firar"


Çocuk yaşlarında gitar çalmayı öğrenen, 2003 yılından itibaren sahnede çalıp söylemeye başlayan Emre Altınok, Serhan Yasdıman, Serhat Şensesli, Mustafa İşleyen gibi ehil müzisyenlerden oluşan MelodiMenko adlı orkestrasıyla 2006 yılından bu yana hem İspanyolca hem de Türkçe flemenko ve pop şarkılar söylediği sahne programları yapmaya devam ediyor.

Türün sevenlerinin yıllardır yakından takip ettiği Altınok’un ilk albümü “Dört Duvar”, 2011 yılında piyasaya çıkmıştı. Sözleri İlke Özalp Altınok, bestesi Emre Altınok imzası taşıyan “Firar” adlı şarkının bulunduğu tekli ise geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle dijital platformlarda yayımlandı.


Görünen köy kılavuz istemiyor. İspanya, Endülüs ve Doğu Akdeniz coğrafyasının müziği hem ritmik hem de melodik açıdan Türk insanın kulağına çok yakın ve bu yüzden de her daim sevildi/seviliyor. Pop müzik zaten yeterince bu kaynaktan beslenirken “Ağla Gitar Çal Gitar” gibi, “Endülüs’te Raks” gibi alaturka örnekler bile yapıldı zamanında. Geçmişte Ajda Pekkan’dan Erol Büyükburç’a, yakın geçmişte Aşkın Nur Yengi’den, Sertab Erener’e bir dolu şarkıcının bir dolu şarkısında duyduk/sevdik bu müziğin izlerini. Kariyerini tamamen bu tür üzerine inşa edenler de oldu; Ege gibi, Yaşar gibi, Onur Mete gibi… İşte Emre Altınok’u da bu ikinci kategoriye dahil edebiliriz.


Kıvrak melodisi ve akılda kalıcı sözleriyle “Firar”, ilk dinleyişte kulağa yerleşiyor. Gitarların çalınış biçiminden, geri vokaline, ritim yürüyüşünden Altınok’un kırçıllı sesine dek her ayrıntısıyla tipik bir Türkçe flemenko-pop şarkısı bu. Emre Altınok kendinden emin ve net şarkı söyleme biçimiyle şarkıcı olarak hemen dikkat çekiyor. Kim tarafından yapıldığını bilemediğim düzenleme de (dijital teklilerin künyesizlik sorunu ve basın bültenine bu bilginin yazılmamış olması nedeniyle) türün bütün gerekliliklerini sonuna kadar yerine getiriyor. Ne ki şarkıyı kimin söylediğini bilmeden dinleseydim hiç tereddütsüz Onur Mete diyebilirdim; o derece bir karakteristik benzerlik söz konusu, bunu da söylemeliyim. 

NİSAN 2014 

Yıldız Kaplan - "Söz"


Yıldız Kaplan pop müzikte birçok “star”ın yapmayı akıl edemediğini yapıyor ve belirli aralıklarla yeni şarkılarla dinleyici karşısına çıkıyor. Müzik dinleme alışkanlıklarının dijital dünyaya hapsolmaya başladığı, müzik yayını yapan radyo ve televizyonların albümlerle değil, şarkılarla ilgilendiği bu devirde bu yöntem akıllıca. Kaplan’ın yeni şarkısı “Söz” geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.

Söz ve müziği Şehrazat’a ait şarkının düzenlemesi Alper Atakan tarafından yapılmış. Her bakımdan katıksız bir pop şarkısı “Söz”. Şehrazat’ın ustalıklı ve imzası belirgin şarkı yazma tekniği, genç kuşak aranjörlerin en başarılılarından biri olan Alper Atakan’ın maharetiyle birleşmiş, Kaplan da şarkıcı olarak üzerine düşeni hakkıyla yerine getirmiş.


Bir tek nokta var ki söylemeden geçemeyeceğim. Herkesin malumu; Ajda kariyerinin ’90 ve sonrasında azımsanmayacak bir Şehrazat etkisi var ve Ajda’nın şarkıcılık denklemini Fikret Şeneş’ten sonra en iyi çözmüş isim Şehrazat. Hal böyleyken, her ne kadar artık araları bozuk olsa da Şehrazat’ın bazı şarkılarını hâlâ Ajda Pekkan’a yakıştırmaya devam ediyorum ben. “Söz” tam da böyle bir şarkı. Nitekim Yıldız Kaplan’ın yorumunda da yer yer Ajda izleri kaçınılmaz olmuş. Şarkı bunu istemiş çünkü.

NİSAN 2014

Emre Yücelen - "Şeker Pembesi"


Dört başı mamur bir müzisyen Emre Yücelen... Vokal koçluğundan ses teknisyenliğine, şarkı yazarlığından şarkıcılığa ve de enstrümanistlikten müzik eğitmenliğine uzanan bir yelpazede yıllardır sektörün gizli kahramanlarından biri olarak dirsek çürütürken, 2009’da piyasaya çıkan ilk albümü “Kelebek” ile şarkıcılık kariyerini ön plana çıkardı. Ancak 2012 çıkışlı üç şarkılık mini albümü “Mutluluk Köyü”, özellikle Gülben Ergen’le düet söylediği aynı adlı şarkıyla ilk albüme nazaran daha fazla dikkat çekici oldu.


Emre Yücelen’in yeni şarkısı “Şeker Pembesi” geçtiğimiz günlerde Arpej Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu. Teklide sözleri Erhan Çelik’e, bestesi Emre Yücelen’e ait olan şarkının üç farklı versiyonu yer alıyor. Düzenlemeler de Emre Yücelen tarafından yapılmış.

Tam da mevsimlik bir şarkı bu… Kolay akılda kalıcı, esprili, neşeli ve eğlenceli… Şarkının çapkın sözleri ve özellikle de alaturka nağmeli nakarat melodisi eski Levent Yüksel havalarını anımsattı bana ilk dinleyişimde. Emre Yücelen her zamanki gibi tek notayı yanlış basmadan, sesine alabildiğine hâkim kalarak söylüyor şarkıyı. O da bunun farkında ki ses aralığının sınırlarında dolaşmayı seviyor. Neyse ki bu durum her şarkısında değil ama bu şarkıda kulağı yormuyor.


“Şeker Pembesi”nin özellikle Ankara versiyonunun ‘eğlendiren şarkılar’ kategorisinde iş yapmaması için hiçbir sebep yok. Bu sebeple tam da yaz başında bir klip desteğine ihtiyaç var gibi gözüküyor ki şu ana kadar Yücelen cephesinden bir klip haberi gelmiş değil.

NİSAN 2014 

Cansu - "Kalk Gel Bana"


İlk albümü “His”, 2011 yılında piyasaya çıkmış olsa da Cansu’nun adını başkalarına verdiği şarkılar/şarkı sözleriyle duymuştuk biz. Kendi şarkılarından oluşan ilk albümünde ise bu kez şarkıcı olarak karşımıza çıktı. Kendi halinde, kendi müziğini öneren, derli toplu bir albümdü bu. 2013 yılında ise dijital platformlarda yayımlanan “Batak” adlı teklisiyle sanki bir parça daha dikkat çekici olma iddiasında idi Cansu. Erkin Koray müziğinin tınılarını taşıyan ve hiç de fena bir şarkı olmayan “Batak” beklediğim kadar ses getirmedi. Sanki yeterli tanıtım da yapılmadı şarkı için. Geçtiğimiz günlerde ise Cansu’nun yeni teklisi “Kalk Gel Bana”, Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle dijital platformlardaki yerini aldı.


Yine ilk albümündeki, aslında genel olarak bütün Cansu şarkılarındaki çizgiye yakın bir şarkı yapmış Cansu. Büyük sözler, abartılı cümleler barındırmayan, derdini olanca yalınlığı ve naifliğiyle anlatan, dokunaklı bir kadın şarkısı “Kalk Gel Bana”. Çağrı Telkıvıran tarafından yapılan düzenleme de bunun altını çiziyor ve şarkı ılık bir bahar meltemi gibi okşuyor dinleyenin kulağını. Bunda Cansu’nun şarkı söyleme stilinin de etkisi var elbette. Çok yumuşak, çok feminen, bir parça kırılgan ve teknik olarak da tertemiz (belki de bu yüzden “Batak” gibi agresif bir şarkıyı kendisi söylememeliydi diye düşünmüşümdür.)

Bununla birlikte şarkının klibi ve onunla paralel görsellikteki dijital tekli kapağı çok başka bir iddiada. Son dönemde izlediğim en göz alıcı klip; buna amenna. Ama keşke bu görsel çalışma daha hareketli ve eğlenceli bir şarkı için kullanılsaymış. Klip şarkının üzerine çıkmış gibi duruyor. Şarkı neresinden baksanız o derece iddialı ve dikkat çekici değil çünkü.

NİSAN 2014

Barbaros - "Borcun Var"


Barbaros’un 2012 çıkışlı ikinci albümü “Hayırdır”, ilk albümü kadar dikkat çekmedi ama “Borcun Var”, o albümün gizli hazinelerinden biri olarak bir köşede duruyordu. Aradan iki yıl geçmiş olmasına karşın, şarkı yeni bir düzenlemeyle dijital tekli olarak tekrar dinleyiciye sunuldu.

Sözleri Zeynep Talu, bestesi Burak Erkul imzası taşıyan bu şarkının Mustafa Ceceli tarafından düzenlenen yeni versiyonu Sony Müzik etiketiyle dijital platformlara servis edildi.


“Büyük şarkı”lar vardır; çok sık çıkmazlar karşımıza. Çıktıklarında da genellikle öyle geniş kitlelere mal olmaz, dilden dile dolaşmaz ama müzik tarihinin parlak sayfalarına yazılırlar. “Borcun Var” öylesi bir büyük şarkı işte. Şarkının bestesindeki senfonik yapı yeni düzenleme ile daha fazla hissedilir olmuş. Sözler zaten ihtişamlı. Tam da Barbaros gibi kusursuz bir şarkıcının söylemesi gerektiği türden bir şarkı velhasıl… O da zaten üzerine düşeni fazlasıyla yapmış. Varsın her dakika, her yerde çalınmasın, varsın dillere marş olmasın (ki bu işler hiç belli olmuyor; belki de çalınır ve olur.)

NİSAN 2014

Leyla - "Sakladım"


Şarkıcı dediğin, bir tek şarkısını bile dinlediğinizde bile kulağınızı dolduran, doyuran oluyor. İşte Leyla öyle bir ses, öyle bir şarkıcı… Asıl mesleği diş hekimliği ama gönlü hep müzikten yana olmuş. Uzun yıllar Amerika’da yaşamış, Ahmet Ertegün, Arif Mardin gibi isimlerin önünde şarkı söylemiş, Yunanistan’da Keti Garbi ile aynı sahneyi paylaşmış bir şarkıcı Leyla Sürücüoğlu. Basın bülteninde sadece şarkıcılığının değil “show-girl”lüğünün de altı çiziliyor. Henüz o kadarına şahit olmadık zira ilk teklisi yayımlanalı pek uzun süre geçmedi.


Leyla’nın söz ve müziği kendisine ait “Sakladım” adlı şarkısının yer aldığı bu tekli, geçtiğimiz günlerde Fono Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu. Şarkıyı dinlemeden biyografisini okuduğunuzda Amerikan telaffuzuyla Türkçe şarkı söyleyen (muhtemelen R&B sularında gezinen) bir şarkıcı profili canlanıyor gözünüzde ama durum aslında tam tersi. Bizim buralarda dinlediğimiz bir çok şarkıcıdan çok daha iyi bir diksiyon ve artikülasyonla şarkı söylüyor Leyla. Güçlü olduğu her halinden belli sesinin sınırlarını göstermek telaşına düşmeden gayet kontrollü ve hem tekniği hem de duygusu kararında bir üslupla söylüyor üstelik. “Sakladım” ise inceden arabesk motifler de içeren mütevazı ama etkili bir pop şarkısı.


Leyla gibi çok sık rastlanılan bir ismi soyadı bir soyadı olmaksızın kullanmak, merak ettiği şarkıcı hakkında bilgi edinmek için interneti karıştıranlara hiç mi hiç kolaylık sağlamıyor. Zaten basın bülteni ve kısa bir röportaj dışında hakkında fazladan bir bilgiye ulaşmak da mümkün olmadı. “No name” bir şarkıcı için bu ciddi bir handikap. Ben en azından albümünü merakla bekleyeceğim bu şarkıcının internet ortamında birkaç canlı performans videosunu izlemek isterdim. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.     

EYLÜL 2014

Ayşe Özyılmazel - "Nefis"

Olmayınca olmuyor işte. Belki de fazla zorlamamak lazım.


Ayşe Özyılmazel babasının arkadaşı kontenjanından Hıncal Uluç torpili ile köşe yazarı yapıldığında “memlekette Bridget Jones eksiği vardı; iyi oldu” zorlamasıyla ite kaka kabullenmiş olsak bile, aynı Ayşe Özyılmazel’i “ne de olsa ülkenin gelmiş geçmiş en iyi erkek seslerinden birinin, Neco’nun kızı” avuntusuyla şarkıcı olarak kabullenmekte zorlanıyoruz. Kaldı ki ben 2009 çıkışlı ilk albümünü hiçbir şey değilse bile, eğlenceli bulmuşlardan ve hatta “Enerji” gibi bazı şarkılarını da (pop kafasıyla tabii) sevmişlerden biriyim. Ama hepsi bu…

Neresinden baksanız beş yıla yakın zaman geçti ama o günden bugüne “şarkıcı” Ayşe Özyılmazel bir adım ileri gitmedi. Hâlâ bir şarkıcı gibi değil, söylediği şarkıyla dalga geçen biri gibi şarkı söylüyor. Hal böyle olunca da zaten çok geniş olduğu söylenemeyecek ses aralığının sınırları dâhilinde söylediği en ciddi şarkı bile kulakta çocuksu bir heves duygusuyla tınlıyor. Yirmili yaşlarında olsa belki hoş görülecek bu durum otuzlu yaşlarının ortasında bir genç kadında (en azından bana) sempatik gelmiyor. Şarkılarının ne duygusu, ne inandırıcılığı var. Üstelik tek savunulacak tarafı olan eğlenceli olma hali bile ilk albümünden sonra uçup gitti. Geriye ne kalıyor? Onu, dinleyen ve sevenlere sormak lâzım.


Ayşe Özyılmazel’in geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle dijital platformlarda yayımlanan yeni teklisinin şarkısı “Nefis”, sözleri İsra Gülümser’e ait bir Amr Mostafa uyarlaması. Böylesi uçucu, hafif bir şarkının en azından akılda kalıcı olması beklenir ama o da değil maalesef. Bir kere dinleyip bir köşeye kaldırılacak ve bir daha hatırlanmayacaklardan. Meraklısına mani olmam; o ayrı.

NİSAN 2014

Yankı Alper - "İmdat"


Çocuk yaşlarında gitar çalarak müzikle haşır neşir olan Yankı Alper, eğitimini de bu yönde aldıktan sonra sahne çalışmalarına başlamış. Onun geniş kitlelerle tanışmasına ise 2010 yılında piyasaya çıkan “Yankı” adlı albümü olmuştu. Nez ile düet yaptığı “Kaç Yazar” adlı şarkıyla çıkış yapan Alper, yine bu albümde yer alan “Ben Bir Kere Sevmişim Seni” adlı şarkının “Beşiktaş’ım Sevmişim Seni” şekline dönüştürülen marş versiyonu ile dikkatleri üzerine çekmişti. 2011 yılında “Öpsem En Güzel Yerlerinden” adlı tekliyle dinleyici karşısına çıkan Yankı Alper’in yeni teklisi “İmdat”, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle dijital platformlarda yayımlandı.


Söz ve müziği Yankı Alper tarafından yazılan bu şarkının düzenlemesini Febyo Taşel yapmış. Alper’in önceki şarkılarındaki pop hava, Taşel’in de etkisiyle bir parça daha pop-“rock” eksenine kaymış gibi gözüküyor. Nitekim bu yeni şarkı önceden daha ziyade ‘90’lar Kenan Doğulu sularında yüzen Yankı Alper şarkılarından çok günümüz Türk pop kalıplarına, biraz Halil Sezai, biraz Gökhan Tepe tarzına yakın duruyor. Bu tarzın ve türün sevenlerini memnun edecektir muhtemelen ama yeni bir öneri sunduğunu, özgün ve farklı olduğunu söyleyebilmek pek mümkün değil. Şarkıyı ilk kez radyodan duysanız, kimin söylediğini ayırt etmekte zorlanabilirsiniz mesela.

NİSAN 2014