Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Hande Yener - "Mükemmel"

“MÜKEMMEL”İ “MEEEE-RAAAK-EEEET-TİK”


Bu yıl yaz için hazırlanan albümler, yazın kendisinden daha önce geldi ve gelmeye de devam ediyor. En çok beklenen, merak edilenlerden birisi de Hande Yener’in yeni albümüydü kuşkusuz. Albümden yayımlanan ilk tekli “Alt Dudak” pek öyle bekleneni vermiş gibi durmuyordu. Yoksa ben ve benim gibi Hande Yener’den beklentisini hâlâ ısrarla koruyanlar için son umut da boşa mı çıkacaktı? Hayat bu kadar acımasız ve ülke bu kadar darmadumanken başka derdimiz yoktu evet. “Mükemmel”i bekliyorduk çünkü her şeye rağmen, hâlâ, hayatlarımıza renk katan bir şeydi yeni çıkacak bir albümü beklemek, merak etmek… 


Hande Yener’in “Mükemmel”i, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle yayımlandı. Albüm iki disk, 16 şarkı ve 8 “remix”ten oluşuyor. Öncelikle buradaki matematiğe bir itirazım var. Müziği internetten dinleyen yüzdenin giderek çoğalması, albümlerin şarkı bazında iş yapmasına yol açtı, bu bir gerçek. Yani albümün tamamını dinlemek ya da satın almak zorunda değiliz artık. Ama bu durum, albüm denilen şeyin bütün olarak bir eser, bir ürün olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yani şarkıların nasıl sıralandığı, albümün nasıl bir ambalaj ve tasarımla sunulduğu (albüm sadece dijital olarak satılsa bile) hâlâ önemli ve bence hep önemli kalacak. Aksi takdirde yaptığınız şey bir albüm değil, bir “toplama/yığma” olmaktan öteye gitmez çünkü.


Mesela ben olsam zaten tekli olarak yayımlanmış “Alt Dudak”ı, albümdeki diğer beş versiyonu ile birlikte bir diske basar, diğer şarkıları diğer diske sıralardım. Hadi o da olmadı, albümdeki sekiz “remix”i bir diske toplayıp, kalan 16 şarkıyı sıralamak da bir başka yöntem olabilirdi. Zira albümü dinlerken aradan “remix”lerin çıkması, aynı şarkının farklı versiyonlarla tekrar tekrar dönmesi filan albümün bütünlüğünü bozan, dinleme keyfini kaçıran şeyler. Kaldı ki bu albümde diğer şarkıların sıralamasında da ne bir duygu bütünlüğü, ne de hissedilir bir müzikal akış var. Daha ziyade rastgele dizilmişler gibi.


“Remix”leri şimdilik bir kenara koyarsak, geride kalan on altı şarkının beşi Altan Çetin imzası taşıyor. “Alt Dudak”ı zaten biliyoruz. Yine Volga Tamöz’ün düzenlediği “Sokak Kedisi” ve “Bileti Kes”, Mert Ekren’in düzenlediği “Kaybol” ve Emrah Karaduman tarafından düzenlenmiş “Tebdil-i Aşk” da diğer Altan Çetin şarkıları ve bunların her biri son derece iyi pop şarkıları… Hani Türkçe popun kabaca “çıstak çıstak” diye özetlendiği bir ortalama seyri var ya, hani Hande Yener’in de uzunca bir süre etkisinden kurtulamadığı, sözlerin de melodilerin de, şarkı trafiklerinin de aynı formülle üretildiği o yeknesak seyir… İşte bu şarkılar onlardan değil. Bir kere birbirlerine benzemiyorlar, yenilik ve özgünlük taşıyorlar ve hem melodik yapıları hem de düzenlemeleriyle yabancı pop müzik kulvarındaki benzerlerini aratmıyorlar. “Kaybol” ve “Sokak Kedisi” bu beş şarkı arasında benim en sevdiklerim oldu. 


Ancak albümde fazlası da var. Mesela söz ve müziği Berksan’a ait olan ve düzenlemesi Volga Tamöz tarafından yapılan “Herkes Yoluna” albümdeki “hit” adaylarından biri; hatta en güçlüsü. Yakınlarda yine yazmıştım, Berksan’ın şarkı yazarlığı şarkıcılığının önüne geçti geçecek.  Son dönemde ardı ardına “hit” şarkılar yazıyor. Volga Tamöz’le yakaladıkları kimya da cabası. Mesela yine sözlerini Berksan’ın yazdığı, beste ve düzenlemesini Volga Tamöz’ün yaptığı “Karar Ver” albümün en iyi şarkılarından biri. Özellikle şarkının başı ve ortasındaki ‘80’ler (en çok da Eurythmics) esintisinin nakarat kısımlarında bugünün “sound”uyla yer değiştirmesi oldukça çarpıcı.


Söz ve müziği Berksan’a, düzenlemesi Tunç Berkay Özer’e ait “Yangın” ve sözleri Berksan’a, beste ve düzenlemesi Volga Tamöz’e ait “Mükemmel”, albümdeki temposu yüksek ama daha orta karar şarkılar arasında. Sözleri Berksan’a, bestesi Berksan ve Tunç Berkay Özer’e ait, düzenlemesi de yine Özer tarafından yapılmış “Unutanlar Gibi”, dört dörtlük bir Hande Yener şarkısı olabilirmiş, şayet Mehmet Erdem’le düet yapmasalar imiş. Çünkü şarkı ne Mehmet Erdem’in sesine uygun, ne de Yener ve Erdem’in sesleri birbirine uygun. Ben bu ortaklığa neden gerek duyulduğunu anlayamadım açıkçası. Neyse ki albümde aynı kulvarda bir şarkı daha var: Sözleri Hande Yener, bestesi Berksan imzası taşıyan ve Tunç Berkay Özer tarafından düzenlenen “O Kadın Gitti”. Bu iki şarkı alaturka/arabeske bağlamadan, “ağlak” olmadan da “duygusal” pop şarkıları yazılabileceğini hatırlatır gibi. Hatta bunların yanına söz, müzik ve düzenlemesi Mert Ekren’e ait “İyi Şanslar”ı da koyabiliriz.


Evet, albümde bir de Mert Ekren imzası var ve tuhaf bir şekilde herkes Hande Yener’in Altan Çetin’le tekrar çalışmasından 2004 ve öncesindeki Yener şarkılarının benzerlerini beklerken, o şarkılar yeni Altan Çetin şarkıları arasından değil de, Mert Ekren’den çıkmış gibi gözüküyor. “İyi Şanslar” bunlardan biri mesela. 2004 ve öncesindeki Hande Yener sesini ve şarkıcılık stilini sevenler en çok “İyi Şanslar”ı seveceklerdir muhtemelen zira Yener’in o zaman bu zaman o tarza en çok yaklaştığı şarkı bu.

Yine hem sözü, hem müziği, hem düzenlemesi Mert Ekren’e ait “N’aber?” de eski Hande Yener şarkılarının izini sürüyor. Hem şarkı öyle, hem de Hande Yener’in şarkıcılığı. (“Meeee-raaak-eeeet-tik” ve “endişeeeee-leeeen-diiik”lerdeki prozodisi bozuk hecelemeler Yener’in Sinan Akçıl’lı şarkılarına bir selam mı çakıyor yoksa sadece şarkı içinde bir şirinlik olsun diye mi yapılmış, onu bilemedim yalnız.)


Albümdeki bir başka Mert Ekren şarkısı olan ve belli ki iddialı olduğu düşünüldüğünden ikinci diskin açılışına konulan “Hani Bana” ise hem melodik yapı, hem düzenleme, hem de sözleriyle albümdeki diğer şarkıların arasında, o yukarıda bahsi geçen ortalama Türk popu seyrine en yakın şarkı. Bu kadar iyi şarkı arasında umarım bu ilk öne çıkarılanlardan biri olmaz.

Zaten yeterince dolu bu albümün iki de “cover”ı var ki aslında niye var, ne gerek var, o da ayrı tartışma konusu. Zira bu albümde de adı “Bir Kış Masalı” olarak geçmekle beraber (malum şarkıyla karıştırılmasın diye herhalde), asıl adı “Kış Masalı” olan Yıldırım Türker-Onno Tunç şarkısı, çok yakın bir zamanda Mavi tarafından da yeniden seslendirildi ve o düzenleme de, o yorum da şarkının ruhuna çok daha uygundu. Tunç Berkay Özer tarafından yapılmış bu düzenlemede her ne kadar orijinal Onno Tunç  düzenlemesine sadık kalınmış gibi gözükse ve hatta kartonetteki künyede (“Onno Tunç anısına” diye not düşülse de, içindeki o elektronik efektler çok tatsız ve yersiz.


Buna karşın albümdeki asıl “Onno Tunç anısına” saygı selamını Volga Tamöz göndermiş. Nasıl mı? Ajda Pekkan’ın 1979 yılında “Süper Star 2” albümünde seslendirdiği “Bir Köşede Yalnız” şarkısını düzenlerken. Orijinali yabancı bir şarkı olan ve Türkçe sözleri Fikret Şeneş tarafından yazılan bu şarkının o plaktaki orijinal düzenlemesini de Onno Tunç yapmıştı zira. Volga Tamöz bu şarkının yeni düzenlemesinde o düzenlemeyi (özellikle nefesli sazların partisyonlarını) aynen kullanıp, üzerine kendi işçiliğini koyarak şahane bir güncelleme yapmış. Bu şarkıyı da yakın zamanda Demet Sağıroğlu yeniden söylemişti ama bu düzenleme açık ara daha iyi, hatta bir nevi “cover nasıl yapılır” dersi gibi olmuş.

“Remix”ler arasında ise bir tek Kaan Gökman’ın “Alt Dudak” için yaptığı “remix”i sevdiğimi söyleyebilirim. Bu “remix” işinin artık gözünü çıkarttığımızı düşünüyorum zaten. Biraz da “re-make” işine girsek mi artık? En azından daha az sıkıcı ve daha fazla heyecan verici olur.  


Özetle; Hande Yener, kariyerinde yıllardır süregelen düşüş eğrisini durdurmayı ve tekrar çıkışa geçmeyi bu defa başarmış gibi gözüküyor. Her şeyden önce nicedir Türkçe popun içinde bocaladığı kısır döngüye taze nefes olabilecek, yeni çıkış yolları açabilecek denemeler var bu albümde. Üstüne şarkıcı olarak Hande Yener’in 2004 ve öncesini sevenler de, 2004 sonrasındaki halini sevenler de bu defa memnun olacaklar gibi gözüküyor. Ben ilk gruptanım ve hâlâ Yener’in “Alt Dudak”takine benzer ciddiyetsiz yorum stilini çok benimseyemiyorum ama neyse ki bu albümün tamamında bu durum söz konusu değil.  Kaldı ki kabul etmek lazım; bu albüm her bakımdan, son zamanlarda dinlediğimiz en iyi pop albümü.


Tabii Hande Yener’in imaj konusundaki dağınıklığı, özensizliği, farklı ve uçuk olmak gayesinin komik olmaya kadar giden anlamsızlığı tam gaz devam ediyor ki bu albümün kapak resimleri de bunun yeni ve çarpıcı bir örneği. Belki abartılı gelebilir ama ben bu resimlere de, “Alt Dudak” klibindeki Hande Yener’e de, o saçlara, o makyaja ve o kostümlere sahiden BA-KA-MI-YO-RUM. Bir pop yıldızı kendisine baktırandır oysa; sahnedeyken kendini hayran hayran, izlettiren, odaların duvarlarına posterlerini astırandır. Yener ise tam tersine, yıllardır tam anlamıyla bir "kitsch” ikonu olmayı tercih ediyor. Nedendir, anlamak sahiden çok zor.


Bana kalsa bu kadar iddialı bir albümü çok daha iddialı, havalı bir ambalaj, bir kartonet ve kitapçıkla taçlandırmayı tercih ederdim. Kitapçıktaki şarkı sözlerini ve künyelerini okumak için büyüteç lazım mesela. (Yeri gelmişken, tasarımı yapanlar “külliyen” kelimesinin manasını bilmiyorlar olsa gerek ki “külleyen” olarak değiştirmeyi uygun görmüşler. Müşkülpesentlik olsun diye değil; gözüme takılıyor işte ne yapayım?) 

Son bir müşkülpesentlik de albümün bütünündeki doluluk oranı ile ilgili. Bugünün şartlarında bir albümün ortalama gündemde kalma süresi ile albümdeki “hit” adayı şarkıların oranı mukayese edildiğinde, “Mükemmel”deki bir çok şarkının güme gitmesi çok muhtemel. Hande Yener’in müzikal anlamda biraz “ayran gönüllü” olduğu gerçeğini de üzerine koyarsak, neresinden baksanız iki albümlük bir malzemenin, bir albümde bol keseden kullanılıvermiş olması zarar mıdır yoksa kâr mı, onu da zaman gösterecek.

HAZİRAN 2014

Ezo - "Git Diyemem"


Rafet El Roman son yıllarda kimsenin beklemediği kadar yükselen bir ivme göstermekle kalmadı, kendi prodüksiyon firmasını kurup genç sesleri de lanse etmeye başladı. Ezo da bu gençlerden biri. Bir Azeri kızı olan Ezo ilk olarak Rafet El Roman’la “Kalbine Sürgün” şarkısında düet yaparak dikkatleri üzerine çekti, ardından bir yetenek yarışması olan Veliaht’ta Deniz Seki ile birlikte yarışarak adından söz ettirdi. Yarışmadan çabuk elendi ama zaten “Kalbine Sürgün” ile kendine bir hayran kitlesi kazanmış olan Ezo için bu hezimet çok da yıkıcı olmadı. Ezo’nun ilk solo teklisi “Git Diyemem”, geçtiğimiz günlerde El Roman Müzik etiketiyle yayımlandı.


Şarkının söz ve müziği Nezih Üçler’e ait. Berkay’dan Deniz Seki’ye, Emre Aluğ’dan Kutsi’ye bir çok şarkıcıya beste veren Üçler, yakın bir tarihte Nadide Sultan’la bir araya gelerek “Vazgeç Kalbim” adı verilmiş bir tekliye de imza attı. “Git Diyemem”in ise internet ortamında Üçler’in söylediği bir versiyonu da var. Şarkı Ezo’ya nasıl nasip oldu orasını bilmiyorum ama sevilmesi çok muhtemel şarkıları bulup çıkarma konusunda hep nokta atışlar yapmış Rafet El Roman’ın bu işte de parmağı olsa gerek. Zira şarkı Ezo hayranlarını olduğu kadar Rafet El Roman tarzını sevenleri de yeterince memnun edecek gibi görünüyor.


Ezo bu şarkıda “Kalbine Sürgün” deki diksiyon hatalarından kurtulmuş görünüyor. Gayet net ve temiz söylemiş şarkıyı. Hani başka birileri söylese belki çok da ses getirmeyebilirdi belki ama Ezo’nun sesinde ve tavrında doğru tınlıyor çünkü onun bu tarz şarkılarla yol alacağı, sevileceği çok belli.

Teklinin dijital versiyonunda şarkının “playback”i ve “acapella”sı da var; “dj”ler ve “dj”liğe özenenler evirip çevirip “remix”lesinler diye.



Sade ve romantik bir kapak tasarımı ile sunulan tekli, Ezo’yu çıkmakta olduğu şöhret merdivenlerinde birkaç basamak daha tırmandıracaktır. Popun arabesk ezgili romantik şarkılarına bayılanlara da bu şarkı iyi gelecektir muhtemelen.  Rafet El Roman sevenler ise azıcık da olsa onun da sesini duyabilirler bu şarkıyı dinlerken (“featuring” kontenjanından.) Bunun haricinde bu cepheden daha yüksek bir beklentiniz olmasın.

HAZİRAN 2014

Sezen Aksu - "Yeni ve Yeni Kalanlar"


Cem Karaca, ’80 ihtilali sonrası vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra Özal döneminde, Özal’ın müdahil olması sonucu yurda dönmüş ve döner dönmez de, “Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar” adını taşıyan bir albüm çıkarmıştı. Ülkeye dönmek için iktidara sırtını dayaması çok kişiyi hayal kırıklığına uğratmıştı çünkü bir kesimin gözünde o, düzene başkaldırının sembolü, handiyse bir kahramandı. Sezen Aksu’nun bunca eleştiri ile karşılaştığı bir dönemde “Yeni ve Yeni Kalanlar” adını taşıyan bir şarkı yapması bana bunu hatırlattı nedense. Nitekim bu şarkı da tepki gördü önce. “Sokaktaki Ali’ye” derken kast edilen, Ali İsmail Korkmaz ise şayet, Sezen Aksu “hangi yüzle” onun ismini şarkısında kullanabiliyordu?


İş o noktaya geldi ki, Aksu cephesi bir açıklama yapmak gereği duydu. Hayır, “şarkıda geçen Ali ismi yaygın kullanımı nedeniyle kamuoyunu temsil etmek amacıyla kullanılmıştı ve tamamen tesadüfi” idi. Sezen Aksu bu şarkıyı “Gezi olaylarının (Eleştirmenin notu: Biz “direniş” demeyi tercih ediyoruz) başlarında” kaleme almıştı ve şarkının sözleri “herkesin yeni tanıştığı ve yepyeni bir özgürlük söylemine sahip gençlerin yeni fikirlerine bir yüceltme”ydi. Öte yandan, “Gezi olaylarında hayatını kaybeden gençlerimizin acısı çok taze ve hassas bir konu”ydu ve “bu şarkının konusu değil”di.


Artık tepkilerden mi bilmiyorum ama çok daha önce piyasaya çıkması beklenen şarkı, geçtiğimiz günlerde tekli formatında SN Müzik etiketiyle yayımlandı. Sezen Aksu’nun hem sözünü hem de müziğini oğlu Mithat Can Özer’le birlikte yazdığı “Yeni ve Yeni Kalanlar” armonik yapı itibariyle biraz eski stil, bir zamanların çok moda festival şarkılarını anımsatıyor. Buna karşın Sezen Aksu’ya dair bütün yargı ve önyargılarınızı bir kenara bırakarak dinlediğinizde, sözleri itibarıyla taşıdığı felsefeye ve durduğu selama katılmamak elde değil. Hele ki şarkının klibinde “her zaman yeni kalacaklara” çakılan selamı gördükten sonra… Laf aramızda, o kalabalık kadrolu, eşli dostlu Sezen Aksu kliplerini de özlememiş değiliz hani.


Bu arada internette bazı sitelerde iddia edildiği gibi bu şarkının arkasında, reklam yasaklarından önce yaptığı son reklam filmini “Hep yeni kal kardeşim” sloganıyla bitiren Yeni Rakı markasının “viral” reklamı var mıdır sahiden, onu bilemiyorum. Zira bunu teyit eden resmi bir bilgiye rastlamadım.


Teklide şarkının beş farklı versiyonu var. Bunlar arasında Ozan Bayraşa imzalı orijinal versiyon ve Aytuğ Yargıç tarafından yapılan “Alaturka Versiyon” daha kolay dinlenebiliyor. “Moğuz & Barış K. Rework”, “Emrah Karaduman Remix” versiyonları bir hayli deneysel, “Emrah Karaduman Mix” versiyonu ise şarkıyı dans pistlerine taşıyor.

Tüm zamanların en iyi Sezen Aksu illüstrasyonunun süslediği kapak tasarımı ise tek kelimeyle mükemmel. Bu kelimeyi çok sık kullanmam, bilirsiniz ama bu illüstrasyon bunu hak ediyor. Kim yaptıysa, ellerine sağlık (adını bilmek isterdik…)

HAZİRAN 2014 

Deniz Cem - "Pamuk İpliği"


Deniz Cem’in belli ki yakın tarihte güncellenmemiş resmi internet sitesinde kendisi hakkında şu bilgiler var:

“Katıldığı tüm uluslararası şarkı ve performans yarışmalarında Türkiye'yi ve kendine has müzik sound’unu başarıyla tanıtarak birçok ödüller kazanmış şarkıcı ve bestecidir... Gittiği ülkelerde henüz profesyonel bir albüm yapmamış olmasına rağmen yeteneği ve çarpıcı sahne performanslarından dolayı takdir ve saygıyla karşılanmış; o ülkelerdeki müzik otoriteleri tarafından çok fazla ilgi görmüştür. Bu nedenle bir çok televizyon programına ve konsere katılma şansı elde etmiştir. Bu aşamadan sonra Türk müziğinin uluslararası yüzü olabilmek ve iddialı bir şekilde müzik piyasasında yer almak için çabalamaktadır. "Nokta" albümü ile çok iddialı bir çıkış planlayan Deniz Cem, canlı performanslarıyla ve sahne şovlarıyla herkesi etkilemeye çok kararlı...”


Evet, sahiden de 2011 yılında piyasaya çıkmış, “Nokta” isimli bir albümü var Deniz Cem’in ve albümdeki bazı şarkılar İngilizce. Ve evet, sahiden de yurt dışında birçok yarışmaya katılmış, birçok da ödüller almış. Ne ki tüm bunlar ve dahi yukarıdaki iddialı cümleler, onun Türk müzik piyasasında tanınması için yeterli gelmemiş olmalı. Zira Türkiye’de 2011 yılında ne Deniz Cem isminin ne de “Nokta” albümünün gündem yarattığını söyleyemeyiz. (Hep söylerim; bu işte kendinizi nasıl tanımladığınız, nerede gördüğünüz ve isminizi, yeteneğinizi, yaptıklarınızı nasıl servis ettiğiniz çok önemli. Bazen durduk yere antipatik olma riski var çünkü.)


Deniz Cem’in yurt dışında ismini duyurmak için gösterdiği çabayı ve kendince kazandığı başarıları görmezden gelecek değilsek bile, bunun Türkiye’de bir müzik kariyeri edinmek için pek de etkili olamadığını bugüne dek örnekleriyle gördük, biliyoruz. Nitekim o da bunun farkına varmış olmalı ki bu defa Türk pop müzik piyasasına uygun bir şarkıyla şansını deniyor. Cem’in “Pamuk İpliği” adlı şarkısının bulunduğu tekli, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle dijital platformlarda yayımlandı.


Sözleri Oğuzhan Coşkun’a, bestesi ve düzenlemesi Tansel Doğanay’a ait bir şarkı “Pamuk İpliği”. Şarkı sözü yazarı olarak Oğuzhan Coşkun ismiyle ilk kez karşılaşıyoruz ama bundan sonra sıklıkla karşılaşmamız muhtemelen. Zira günümüz popunda artık pek sık rastlamadığımız türden dokunaklı ve samimi sözleriyle dikkat çekiyor “Pamuk İpliği”. Tansel Doğanay’ın etkili bestesi de sözlere cuk oturmuş. Bir parça Ferhat Göçer, bir parça Mustafa Ceceli tarzını anımsatıyor şarkı ilk dinleyişte. Deniz Cem’in şarkı söyleme biçimi ise bu benzetmeyi yersiz kılacak kadar farklı. İlk albümündeki şarkılarını, ardından bu şarkıyı dinlediğinizde Cem’in Türkçe şarkı söyleme konusunda epeyce yol kat ettiği de görülüyor. Gerek duygusu, gerekse kelime vurguları yerli yerinde çünkü.

Sektörün bu yaz başı kalabalığı ve gürültüsünde fırsat bulur da kulak kabartırsanız, popun sakin kanadında yeni bir keşif yapabilirsiniz. 

HAZİRAN 2014

Yıldız Kaplan - "Uçabiliriz"


Sektörün neredeyse tamamen dışında olmasına karşın, sektördeki bir çok isimden daha çalışkan Yıldız Kaplan. Şubat ayında yayımlanan “Söz” adlı dijital tekliden sonra bu defa “Uçabiliriz”le çıktı dinleyici karşısına. Sözü, müziği ve düzenlemesi Mert Ekren’e ait “Uçabiliriz”, Seyhan Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde dijital platformlarda satışa sunuldu.



Dinamik, yüksek tempolu ve kolay akılda kalan bir pop şarkısı “Uçabiliriz”. Bu düzenlemesi ile de kulüplerin “playlist”lerine girmemesi için hiçbir sebep yok. Kaplan’ın bir süredir kendine çizdiği yol haritasında, yazı karşılamak için seçtiği bu şarkı da doğru yerde duruyor. Gerçi yazlık listelere şarkı sokmaya çalışan çok fazla ismin çok iddialı bir dolu şarkısı yayımlandı bu ara ama “Uçabiliriz”i de es geçmemek lazım.

HAZİRAN 2014 

22 Temmuz 2014 Salı

Demet Akalın - "Rekor"

KATİL DEMET Mİ?


Albümlerine iddialı isimler takmayı seviyor Demet Akalın. “Kusursuz 19”, “Zirve 2010”, “Giderli 16” derken şimdi de “Rekor”la çıkıp geldi. Seyhan Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni Demet Akalın albümü sadece adıyla değil, içeriğiyle de iddialı. Albümde 15 şarkı ve bir de farklı versiyon var.


Şudur budur, şöyledir böyledir diye bir sürü şey sayabiliriz. Ama şunu da kabul etmeliyiz; nicedir sektörün popüler kanadında albümünün çıkışı merakla beklenen birkaç isimden biri Akalın. Eskiden Ajda’nın, Sezen’in, Nilüfer kopardığı gürültüyü (elbette kıyas kabul etmez ama) en azından nicelik anlamında koparmayı başarıyor. Yani o bir pop “star”. Meseleye önce buradan bakmak lazım… Rotası, hedefi, hedef kitlesi zaten yılladır belli. Kendini aşmak, farklı bir şeyler yapmak, müzikte çığır açmak gibi bir kaygısı da yok; sadece mevcut şöhretinin ve popülerliğinin devamını sağlamak üzerine kurulu bir kariyer çizgisi var (bu anlamda da, yine kıyaslamak gibi olmasın ama en çok Ajda’ya yakın duruyor gibi.)


Hal böyleyken yeni bir Demet Akalın albümünden beklentimizi fazla da yüksek tutmamız gerekiyor. Formül belli. Posta koyan, çemkiren ya da yeni nesil tabiriyle “atar” yapan ve slogan içeren dişi şarkı sözleri yazılacak, özellikle nakarat melodileri kolay ezberlenip tekrar edilmeye müsait besteler yapılacak ve en nihayetinde düzenlemeler de barları, gece kulüplerini, plajları coşturacak ritimler üzerine inşa edilecek. Radyoları saymıyorum bile zira bu formül zaten aynı zamanda “radyo dostu” tabirinin de karşılığı oluyor. Ha arada “dj/vj” tabiriyle “duygusal çalışma”lar da lazım tabii. Onlar da mümkün mertebe arabesk temalardan beslenecek ki albüm reyting terminolojisinde “total” diye adlandırılan hedef kitleye ulaşmakta zorlanmasın. Bknz: Demet Akalın 2014 albümü “Rekor”.


Aslında Akalın’a bu elbiseyi ilk diken/biçen Ersay Üner olmuştu ama o elbise artık ne kadar yakıştıysa/yapıştıysa üzerine, kaç zamandır ona şarkı yazan her kim olursa olsun hep aynı kurgu ve mantık üzerinden yol alıyor. Görünen o ki kemik dinleyicisi henüz yeterince doymuş ya da bıkmış değil. E Demet de Ortaçgil, Birsen Tezer, Hüsnü Arkan filan dinleyen kitleyi hedef almadığına göre, alan memnun satan memnun da diyebiliriz. Çünkü albümü dinlediğinizde “sound” tamamen bugüne ait olsa da, şarkı sözleri ve besteler anlamında değişen bir şey yok; aksine eskiyi aratan bir durum bile var. Az çok Demet Akalın şarkılarını bilenlerdenseniz, bir “Afedersin”in, “Tatil”in, “Evli Mutlu Çocuklu”nun, bir “Mucize”nin, “Bebek”in, hatta daha yakın zamandan “Türkan”ın bile yerine koyacak şarkı bulmakta zorlanabilirsiniz bu albümü dinlerken. Ki bahis konusu şarkılar kabul etmeli ki sadece Akalın dinleyicisini değil, popüler müzikle yolu kesişen hemen herkesi bir şekilde etkisi altına almış “hit”lerdi. Ben bu albümde o güçte bir şarkı duymadım.


Bir tek sözleri Cansu Kurtçu’ya, bestesi ise Cansu ve Fettah Can’a ait “Koltuk” bu genellemenin ve hatta yukarıda anlatmaya çalıştığım standart formülün sınırları dışından ses veriyor gibi (önceki albümde de “Lades” vardı aynı şekilde ama Akalın onu kullanmamayı tercih etti.) “Koltuk” son dönemde güncel Türkçe popta duyduğum en iyi şarkılardan biri. Hem sözleri, hem melodik yapısı farklı, hem de Erhan Bayrak tarafından yapılan düzenlemesi son derece iyi. Bana sorsalar bu şarkıyı es geçmezdim ama elbette “atarlı-giderli” bir şarkı olmaması nedeniyle Akalın’ın ve hayranlarının birinci tercihi olmazdı, o ayrı.

Elbette albümde Demet Akalın şarkılarını sevenleri mutsuz etmeyecek çok sayıda şarkı var. Bir Gökhan Özen şarkısı olan ve ilk klip şarkısı olarak seçilen “İlahi Adalet” bunların başında geliyor. Ersay Üner’in söz ve müziğini yazdığı, düzenlemesini ise Erdem Kınay’ın yaptığı “Kötü Kalp” ve sözleri Gökhan Şahin’e, bestesi ve düzenlemesi Emrah Karaduman’a ait, albümün isim şarkısı “Rekor” da en azından birer Demet Akalın şarkısı olmaları nedeniyle önümüzdeki yaz boyu çalınacak, dinlenilecektir, ona şüphe yok. Onların ardından da yine bir Gökhan Özen şarkısı olan düzenlemesi de Özen tarafından yapılan “Nefsi Müdafaa” ve David Şaboy’un düzenlemesini yaptığı Erem Yıldız bestesi “Aşk Totemi” gelebilir.


Yıldız Tilbe’nin her eski şarkısının bir “gideri” vardır ama “Ummadığım Anda”, Erhan Bayrak’ın bu “hard-core” düzenlemesiyle nereye kadar gider onu bilemedim (hele o “hazır mısınız?” ve sonrasına hiç mana veremedim.) Demet Akalın şarkıyı dümdüz, neredeyse yorumsuz bir biçimde söylerken kulak ister istemez Yıldız Tülbe’nin iştahlı ve hoyrat sesini de aramıyor değil. Ersay Üner’in “Ara Verelim”i de Burak Yeter’in pek tatsız “remix”inin kurbanı olmuş gibi. Sözleri Hakkı Yalçın, bestesi ve düzenlemesi Ceyhun Çelikten imzalı “Vay Vay Vay”, düzenlemesinin bütün cazibesine rağmen “giderli” olsun diye zorlanmış bir şarkı gibi duruyor. Söz ve müziği Lerzan Mutlu’ya ait “Kibrit”i ise düzenleme bile kurtarmıyor; zira şarkı Demet Akalın’ın kariyerinin başlarında çıkmış bir albümünden kaçıp gelmiş gibi.  

İşin “duygusal çalışma”lar bölümüne gelince… Orada da bir Cansu Kurtçu – Fettah Can şarkısı olan "Ödeştik" ön plana çıkıyor. Bu şarkı da formül dışı zira… Yavaş tempolu ama arabesk temalı değil, aksine Batı formunda yürüyen bir beste. Erhan Bayrak’ın zengin düzenlemesi de şarkıyı farklı kılıyor. Yine bir Cansu – Fettah şarkısı olan “Gurur Duyarım” ise daha orta halli ve sıradan bir şarkı.


Albümdeki üç Ersay Üner şarkısından biri olan “Sözüm Ona Sevdin”, küçük, sıcak, samimi bir ayrılık şarkısı iken Erhan Bayrak’ın düzenlemesi ile handiyse senfonik bir hale gelmiş. Ne ki bu kategoride de bir Gökhan Özen şarkısı olan “Yeminim Var” dinleyiciler nezdinde daha çok prim yaparsa şaşırmamak lazım. Çünkü Akalın’dan beklenen yavaş tempolu şarkı formu aşağı yukarı bu tarz. İşte tam da bu noktada albümün sonuna konulmuş “Vur Gitsin Beni” kulakta daha doğru tınlıyor oysa. Adeta “mesele arabeskse, hası da burada” durumu söz konusu… “Vur Gitsin Beni,” sözleri Tahir Paker’e, bestesi Burhan Bayar’a ait ve daha önce İbrahim Tatlıses tarafından söylenmiş gerçek bir arabesk “hit”i çünkü. Akalın da sesinin sınırlarını dâhilinde (ve gereksiz Tatlıses vurguları dışında) hiç de fena söylememiş şarkıyı. Elbette Akalın’dan ne bir Tatlıses, ne de bir Bergen ya da bir Kibariye çıkar. O kulakla dinlemek lazım. Emrah Moğolkoç’un düzenlemesi ritim partisyonları dışında şarkının eski arabesk stilini korumuş gibi. Ama oldu olacak alaturka ritim sazlar, darbukalar filan da olsaymış keşke.


Şarkının “remix”mi desem ne desem (ki sadece ritmi değiştirince “remix” olmuyor diye biliyorum) bir de hareketli versiyonu var ki albümün sonunda, bu versiyonu İdo Tatlıses’in yapmış olması da ayrı bir ironi ya da bir gönderme. Bu arada sonuna kadar geldiyseniz şayet, albüm başladığında biz neredeydik, buraya nasıl geldik, ne oldu bize diye düşünmeyi bir kenara bırakın. Biz buyuz. Aynı gece hem tango yapıp hem horon tepen, ardından halay çekip, bir sonrasında bir Rihanna şarkısıyla dans edebilen, “Lâl”e de “Yalnızım Dostlarım”a da aynı coşkuyla eşlik eden insanlar görüyorum ben yıllardır çaldığım mekânlarda. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim, sonuçta popüler müzik, üretildiği coğrafyanın dinamiklerinden beslenir. Ortada müzik sanatı/zevki/estetiği adına işlenen bir cinayet varsa, bunun katili emin olun tek başına Demet Akalın değil.


Müjdat Küpşi’nin fotoğrafları ve albümün Küpşi ve Özlem Semiz ortaklığıyla hazırlanan grafik tasarımı çok renkli, çok karmaşık, hatta boğucu. “Graffiti” esinlenmesi ilk bakışta “rap” çağrışımı yapıyor ister istemez. Bu arada iç kapağın bir köşesine konulmuş “DOH” (yani Demet, Okan ve Hira) ve kalp içerisindeki “DAF” (yani Demet Akalın “fan”ları) ibareleri de Akalın’ın hem çekirdek ailesine, hem de hayranlarıyla kurduğu sıkı bağa birer gönderme olarak tasarıma dâhil edilmiş iki detay.

Sözün özü “Rekor” belki Demet Akalın’ın en iyi albümü değil belki ama en kötü albümü de değil. Müzisyenler, şarkıcılar, üretenler genellikle hep son yaptıklarını daha çok severler ama aslında iyisi de kötüsü de zaman içerisinde anlaşılır ya; bu albüm de belki birkaç şarkısıyla yazılacaktır Akalın tarihine. Müzik tarihine nasıl yazılır, onu tahmin etmek için henüz çok erken. 

HAZİRAN 2014         

Candan Tezel - "Hikâyeler"


(24 Haziran 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türkiye’de “rock” müziğin ciddi bir ivme kazandığı 2000’li yılların tam ortasında tanış olmuştuk 110 grubuyla. O furya içerisinde pek de fazla örneği olmayan elektronik-“rock” sularında yüzen grup, yaygın medyada pek fazla görünmese de, türün meraklıları tarafından takip edilir olmuştu. 2007 ve 2010 yıllarında da birer albüm yayımlayan 110’un solisti ve bel kemiği Candan Tezel, geçtiğimiz aylarda ilk solo albümüyle karşımıza çıktı. Tezel’in EMI etiketiyle yayımlanan albümü “Hikâyeler” adını taşıyor.


2013 yılının son aylarında albümün habercisi olan “Bir Şarkı” servis edildiğinde, ben dâhil birçok kişi Candan Tezel’in 110 grubunun solisti olduğunu hatırlamadı; zira şarkı 110’un müzikal çizgisinden çok farklı, akustik bir pop-“rock” şarkısıydı ve hatta bir parça Teoman şarkılarını anımsatıyordu. (Nasıl ki pop müzikte bir dönem yeni çıkan her kadın şarkıcı Ajda Pekkan’a benzetildi ise, “rock” müzikte de solo erkek şarkıcıların dinleyici nezdindeki rol modeli Teoman ve birçoğu bu benzetmeden ister istemez nasibini alıyor; benzese de, benzemese de. Ki Tezel’in fizik olarak da Teoman’ın genç halini anımsatması bu benzetmeyi kaçınılmaz kıldı.)


“110 grubunun dağıldığını söyleyemeyiz,” diyor Candan Tezel röportajlarında. Kaldı ki grup elemanlarından birinin gruptan bağımsız bir albüm yapması her zaman grubun dağıldığı anlamına gelmez zaten. Hele ki kendi şarkılarını yazan bir müzisyenden bahsediyorsak… Nitekim Tezel de bu albümde 110’dan bağımsız, nispeten farklı bir çizgide çıkıyor karşımıza. ‘80’ler “sound”unun ama en çok da Depeche Mode’un izlerini süren “Her Gün” ve “Nasıl İstersen” bu genellemenin dışında tutulabilir ki zaten bu iki şarkının bestesine de yine 110’dan Ozan Yılmaz, Candan Tezel’le birlikte imza atmış. Hayatının bir dönemini Depeche Modelar, Ahalar, Alphaviller, Duran Duranlarla geçirmiş biri olarak özellikle “Her Gün”ü daha ilk dinleyişte bağrıma bastığımı söyleyebilirim yeri gelmişken.


Albümde bir de 110 albümlerinden çıkıp gelmiş, grubun sevilen şarkılarından biri olan “Özledim Seni” var. Şarkıyı bu kez daha akustik bir düzenleme ile dinliyoruz. Bu şarkı ve diğer tüm şarkıların söz ve müziklerinde Candan Tezel’in, düzenlemelerde ise Tezel’le birlikte Ozan Yılmaz’ın imzası var.     

Son sırada yer almasına rağmen güncel Türkçe “rock” çizgisine daha yakın duran “Âşık Olalım” ticari açıdan albümün saklı kozu olabilir. “Bir Şarkı” zaten “radyo dostu” kıvamıyla da bir çıkış şarkısı olarak üzerine düşeni yaptı. İkinci klip şarkısı “Rüzgârla” ise depresif Türkçe “rock” sularında seyreden bir başka ticari şansı yüksek şarkı (Türkçe “rock”ın vazgeçilmez “koku, yatak, vücut” sözcükleri de dahil olmak üzere.) “Senin Olsun” hem sözleri hem de melodik yapısıyla albümün en sıcak şarkılarından biri. Daha akustik, melodik ve söz ağırlıklı şarkıları sevenlerdenseniz, “Senin Olsun” gibi, “Hiç Kimse” de sizi başka türlü etkileyebilir bu albümde.


Deneyimli bir müzisyenin ince eleyip sık dokuyarak, ustalıkla kotardığı, içinde farklı müzikal tatlar, farklı “Hikâyeler” barındıran ama kendi içinde bütünlüğünü de koruyan, eli yüzü düzgün, derli toplu bir albüm bu. Bazen gruplardan ayrılan müzisyenlerin solo albümlerini dinleyince neden bu işe kalkıştıklarını anlayamazsınız; o derece aynıdır grupla yaptığı müzik çünkü. Candan Tezel’in albümünde en azından bu söz konusu değil.


Albümün fotoğrafları Fethi Karaduman tarafından çekilmiş, kartonet tasarımı ise Arda Aktaş tarafından yapılmış. Bu özenli kartonetin kesim ve baskısının ise aynı özende olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil (en azından bendeki kopyada kesim çapakları olduğu gibi duruyordu.)  

HAZİRAN 2014

Necdet Kaya - "Yanık Türküler"


(16 Haziran 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Necdet Kaya ilkokul yıllarında bağlama eğitimi alarak başladığı müzik yolculuğuna konservatuar eğitimi ile devam etmiş. Henüz 20 yaşındayken sahneye çıkmaya başlayan Kaya’nın ilk albümü “Yar İmiş Meğer”, 2007 yılında yayımlanmış. 2011 yılında “Kopardılar Dallarımı” adlı ikinci albümünü piyasaya süren Necdet Kaya’nın yeni albümü “Yanık Türküler”, geçtiğimiz günlerde Esen Müzik etiketiyle dijital platformlarda ve müzik market raflarında yerini aldı.


Ali Osman Erbaşı’nın müzik yönetmenliğini yaptığı bu albüm, halis muhlis bir halk müziği albümü… Tam on altı türkü var albümde ve türkülerin her biri tamamen usulünce ve üslubunca icra edilmiş, seslendirilmiş. Erbaşı tam tabiriyle çekirdekten yetişme bir müzisyen ve bugüne dek halk müziğini hem otantik haliyle icra eden, hem de modernize edilmiş haliyle seslendiren isimlerle çalışmış. Bunların arasında Belkıs Akkale, Gülşen Kutlu, Arif Sağ gibi isimler de var, Zara, Şükriye Tutkun ve hatta Müslüm Gürses gibi isimler de. Bu albümde ise öyle abartılı modernize etmeler, sentezlemeler filan yok. Handiyse vakti zamanında TRT radyolarından dinlediğimiz türden bir saflık, paklık… Sazların icrası tek sesli değil elbette. Hatta halk müziğinde pek de sık rastlamadığımız akordeon, obua, viyolonsel ve banjo gibi enstrümanlar da kullanılmış yer yer ama tüm bunlar türkülerin otantik hallerine zeval getirmeyecek kadar dozunda katılmış baharatlar olarak albüme çeşni veriyor; amaca dönüşmüyor, araç olarak kalıyor. Zaten en önemlisi, Necdet Kaya türküleri abartılı şive taklitlerine, gırtlak oyunlarına boğmadan seslendiriyor. Türkücüler arabesk, arabeskçiler türkü söylemeye başladığından beri bu denli “temiz” türkü söyleyen pek kimse kalmadı malum (TRT sanatçılarını tenzih ederek söylüyorum tabii.)


Bununla birlikte albümün tamamında (çok bildik türküler de dahi) bir tempo düşüklüğü, bir olması gerekenden daha yavaş olma hali var. Bunun sebebi Necdet Kaya’nın şarkıcı olarak bu tamperamanda seyretmesi ve düzenlemelerin ona göre yapılması da olabilir; tam tersine düzenlemeler böyle yapıldığı için Necdet Kaya’nın bu tempoda söylemesi de, onu bilemiyoruz. Ancak bu durum, standartlara kıyasla epeyce uzun bir albüm süresince dinleyici için yer yer yorucu olabiliyor.


Ne şekilde icra edilirse edilsin, içinde türkü barındıran albümlerde sıklıkla eleştirdiğimiz şey, genellikle hep aynı türkülerin kullanılıyor olması. Oysa halk müziği bu toprakların bilinen en eski müziği ve sonsuz bir zenginlik, çeşit içeriyor. Bu albümde de son yıllarda piyasada dolaşımda olan türküler ağırlıkta… “Bahçada Yeşil Çınar”, “İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım”, “Gelevera Deresi”, “Beyaz Giyme Söz Olur” bunlardan sadece bir kaçı. Neyse ki pek bilinmeyen, orijinal birkaç türkü de var. Bunların arasında 1500’lü yıllarda yaşamış halk ozanı Seyyid Seyfullah Kasım Efendi’ye ait olan “Bir Dost Bir Post Yeter Bana”, Hasan Durak’tan alınan ve İhsan Öztürk tarafından derlenen “Bir Ay Doğar”, 20. yüzyıl şairlerinden Hafız Kamil’e ait olan ve Necdet Kaya tarafından derlenen “Yayılsın Âleme Şanın Sevdiğim” sayılabilir. Keşke her türkü albümünde böyle en azından birkaç farklı eser olsa.


Albümde özellikle Mustafa Sayan tarafından bestelenmiş Âşık Veysel sözleriyle “Mimar” türküsüne dikkatinizi çekmek isterim. Bazen dünya üzerinde bin kitabın, filmin, resmin anlatamadığını, bilimin, ilmin, fennin açıklayamadığını bir halk ozanının birkaç dizesi özetleyiveriyor ve şaşırıp kalıyorsunuz. “Mimar” tam da öylesi bir türkü işte… 

Ketkolektif tarafından çekilmiş pastoral fotoğraflar ve Mehtap Arslan’a ait grafik tasarım, albümün iklimine, dokusuna ve duygusuna çok uygun bir kartonetin ortaya çıkmasını sağlamış.

Özetle; çeşitli yörelerden tadında ve deminde, adlı adınca türkü dinlemek için son dönemde tavsiye edilebilecek birkaç albümden biri “Yanık Türküler”. Türün sevenleri kaçırmasın. 

HAZİRAN 2014

Hazal - "Aşktan Bıçak"

(9 Haziran 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Hazal’in ilk albümü “Sevdalım”, 1995 yılında yayımlanmıştı. 1997 ve 2000 yıllarında da birer albümü çıktı piyasaya, sonra uzunca bir süre sesi duyulmadı. 2009 yılında piyasaya çıkan albümü ise çok fazla duyulmadı, o dönemin gürültüye giden albümlerinden biri oldu. Ve Hazal geçtiğimiz günlerde Fono Müzik etiketiyle yayımlanan yeni albümü “Aşktan Bıçak”la bir kez daha karşımıza çıktı.


Bu kadar uzun bir zamanda bu kazar az sayıda albüm yayımlayıp, ortalıkta bu kadar az görünüp yine de bu kadar derin iz bırakmış olmak her pop şarkıcısına nasip olan bir şey değil. Nitekim pop müzikle biraz ilgili hemen herkes Hazal’ın “Sevdalım”, “Elden Yar Olmaz”, “Osman Abim”, “Sürgün Aşkımız” şarkılarından birini olsun bilir. Öncelikle sesi ve şarkılık tavrıyla, sonrasında sesine yakışan, doğru şarkılarla hafızalara kazınmıştır çünkü. Ne şatafatlı bir görsellik, ne magazin malzemesi bir hayat tarzı ne de iddiası boyundan büyük bir duruş… Birinin olsun yanından geçmeden pop müzik yapmak çok zordur oysa. Hazal bunu başarmış ender isimlerden biridir.


Bu yeni albümünde de Hazal yine iddiasız. Öyle popüler mi popüler besteciler, meşhur mu meşhur aranjörlerle filan çalışmadan ve muhtemelen öyle büyük paralar da harcamadan eli yüzü düzgün, iyi bir pop albümü yapılabileceğini bir kez daha gösteriyor bize. On şarkının yer aldığı albümün sürprizi, Hazal’ın ilk albüm “hit”lerinden “Elden Yar Olmaz”ın yeni düzenlemesi. Albümün tamamının düzenlemelerini yapan Ali Cem Çehreli, söz ve müziği Kerime Abidik’e ait bu neredeyse yirmi yıllık şarkıyı, hiç deforme etmeden güncellemiş. Kerime Abidik’in bu albümde iki de yeni şarkısı var. Etkileyici bir aşk şarkısı olan “Gecemin Düşü” tam da ‘90’lı yıllar popunun iyi hatırladığımız şarkılarının arasından ses verir gibi. Latin ritimli, eğlenceli bir şarkı olan “Aşk Her Şeye Hâkim” de iyi hoş ama şarkının “A” bölümü bir zamanlar “Işıl Yücesoy’un söylediği “Bir Var Bir Yok” adlı şarkıya çok yakın seyrediyor; ona da takılmadan edemedim.


Albüme adını veren ve sözleri Günay Çoban tarafından yazılıp, bestesi Dost Bilen Kırım tarafından yapılan “Aşktan Bıçak” ve albümün açılışında yer alan Dost Bilen Kırım şarkısı “Kutup Yıldızım”, daha ilk dinleyişte dikkat çeken, “hit” adayı iki şarkı; başka bir ifadeyle albümün iki kozu. Sözleri Burçak Durak, bestesi Alper Çam imzası taşıyan “Güvercinler Uçabiliyor mu?” da kısa vadede değil belki ama zaman içerisinde değerini bulacak kıymetli bir şarkı. Bir başka Dost Bilen Kırım şarkısı olan “Kırık”ın da yıllardır sevdiğimiz Hazal şarkılarının arasına dâhil olmaması için hiçbir sebep yok.

Dost Bilen Kırım imzalı “Nerelerdeydin” ve “Sayende”, albümün hareketli pop-alaturka şarkıları. Bestesi Tasos Panagis tarafından yapılan, sözleri Dost Bilen Kırım tarafından yazılan “İzi Kalır” ise farklı melodik yapısıyla dikkat çekiyor. Bu arada bu albüm Dost Bilen Kırım ismini bir şarkı yazarı olarak hafızalara kazımak için yeterince sebep barındırıyor; bunu da vurgulamak lazım. 


Şarkıcılık teknikleri konusunda çok sık yazmak zorunda kalıyorum; zira tuhaf telaffuz biçimleri ve vurgularla şarkı söylemek yersiz bir biçimde moda oldu son yıllarda. Gelin görün ki Hazal doğru vurgularla ve temiz bir Türkçeyle de etkili şarkı söylenebileceğini, iyi bir şarkıcının kendi karakteristiğini sadece bu şekilde bile ortaya çıkarabileceğini gösteriyor bize. Bu anlamda Hazal’dan ders alması gereken çok şarkıcı var.

Stüdyo Celal tarafından çekilmiş Hazal fotoğrafları ve Özlem Semiz’in grafik tasarımıyla hazırlanan siyah beyaz kartonet gayet zarif, zarif olmasına ama iç kapaklar ve kitapçıktaki romantik YouTube videolarını anımsatan resimlere, mikrofonlara filan gerek var mıydı, ona emin değilim.  

HAZİRAN 2014

Gökhan Türkmen - "En Baştan"


(2 Haziran 2014 tarihinde Milliyet sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

2008 yılında yayımlanan ilk albümünden bu yana ciddi bir ivme kaydetti Gökhan Türkmen. İki albüm ve bir mini albümle (2,5 albüm yani) yakalanan bu başarıyı göz ardı etmemek gerek. Türkmen’in yeni albümü “En Baştan…” geçtiğimiz günlerde 3 Adım Müzik etiketiyle yayımlandı.

Gökhan Türkmen’i piyasaya yeni adım atan onlarca genç müzisyenden farklı kılan, başından beri Türkçe pop standartlarının dışında bir çizgiden yürümesiydi. Özellikle düzenlemelerde kendini hissettiren bu farklılık, kolaylıkla ortalama sınıfına sokulabilecek kimi şarkılarını bile dikkate değer kıldı. Buna karşın benim pek de haz etmediğim ama belli ki sevilen ve benimsenen şarkı söyleme biçimi de ona karekteristik bir farklılık olarak avantaj getirdi. “Büyük İnsan” gibi, “Biraz Ayrılık” gibi “hit”ler yakalayınca da başarı kaçınılmaz oldu.


Bu yeni albümde de yine standart pop klişelerinin dışında bir kulvardan yürüyor Gökhan Türkmen ve bunu ağırlıklı olarak yine düzenlemelere borçlu. Sözleri Gökhan  Güneş tarafından yazılmış, bestesi Gökhan Türkmen’e, düzenlemesi ise Atıl Aksoy’a ait “Çatı Katı” gibi sağlam bir “hit” zaten albümü tek başına sürükleyebilecek güçte ama albümde onun dışında 12 şarkı daha var. Söz ve müziğini Gökhan Türkmen’in yazdığı “Oysa ki” diğer Türkmen “hit”lerinin yanına rahatlıkla yerleşebilir. Bir Murat Güneş şarkısı olan “Sen İstanbul’sun” da öyle. Sözlerini Gökhan Türkmen’in yazdığı, bestesini Türkmen ve Aytaç Özgümüş’ün birlikte yaptığı “İlla” da kolay dile düşecek bir başka şarkı.


Söz ve müziği Ahmet Faik Dökmeci’ye ait “Taş”ın Aytaç Özgümüş tarafından yapılmış ‘70’ler stili düzenlemesi benim sevdiklerim arasında.  Yine Dökmeci’nin yazdığı ve bu defa Caner Anar’ın düzenlediği “Platonik” de farklı melodik yapısı ve düzenlemesiyle dikkat çekenlerden. Albümdeki bir başka Gökhan Türkmen bestesi olan ve düzenlemesi Tunç Çakır tarafından yapılan “Yaramaz”ın nakaratı Yıldız Tilbe’nin “Anlamak İçin”inin nakaratına teğet geçiyor.


İlk kez Sezen Aksu’nun 1985 yılında “Sezen Aksu Söylüyor” konserlerinde seslendirdiği Sezen Aksu – Onno Tunç şarkısı “Kurşuni Renkler”, Göksel’in 1997 yılında yayımlanan ilk albümünde yer almıştı. Şarkı bu albüme “cover” kontenjanından girmiş ve daha orta yaşlı bir şarkı olmasına rağmen Türkmen’e çok da yakışmış. Söz ve müziği Serkan Söylemez’e ait olan, düzenlemesini ise Ali Aksoy’un yaptığı “Oyun Bitiyor” gerek “rock” teması, gerekse Gökhan Türkmen’in vokal tarzıyla albümün ayrık otu gibi. Hemen öncesinde yer alan “Kalbim” de albümün bir diğer “pop-rock” şarkısı.

Sözleri ve müziği Serhat tekin imzası taşıyan olan “Dene”, Caner Anar’ın düzenlemesiyle, sözleri Serkan Söylemez, bestesi Gökhan Türkmen’e ait “Kısacası” ise Aytaç Özgümüş’ün düzenlemesiyle albümde daha “batı” kanadından ses veriyorlar.


Eğer Gökhan Türkmen’in özellikle pes tonlarda dolaşırken bir hayli nazal (bir parça nezleli gibi yani) tınlayan ses tekniğini dert etmezseniz (ki ben edenlerdenim), bu albümün uzunca bir süre kulaklarınızı okşayacak müzikal tatlar barındırdığını söyleyebilirim. Bu çizgide bir pop albümünün yolunun ana akımdan geçiyor olması da genç müzisyenler için ilham kaynağı olmalı.  

Gökhan Türkmen’in çocukluk resimlerinin nostaljik kompoziyonlarla sunulduğu kitapçık, GT logosunun oymalı olarak işlendiği kartonet tasarımı şık ve iddialı ama kartonetin baskı ve kesimini nedense aynı özenle yapılmamış maalesef. Kartonet fotoğraflarında Kerem Çobanlı olduğunu da yazmadan geçmeyeyim. 

HAZİRAN 2014