Bu Blogda Ara

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Ata Demirer - "Alaturka"

EFKAR DA DAĞITIR, GERDAN DA KIRDIRIR


(Milliyet Sanat dergisi Temmuz 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

Hani bir yerde otursak bir arkadaş grubuyla, arkadaşların arasında o da olsa, bir espriler bir şakalar yapsa da bizi güldürse diye ağzının içine bakacağımız adamlardandır Ata Demirer. Mizacı mı enerjisi mi  yoksa fiziği mi öyle hissettir bilinmez ama kaderi güldürmek olanlardandır sanki. O esnada on beş dakika sessiz kalsa, “Aman bu da pek kasıntıymış, ‘komedyenler suratsız olur’ derlerdi de inanmazdım,” bile diyebiliriz mesela, o derece.

Ata Demirer de bunun erken farkına varmış olma ki konservatuarda müzik eğitimi alırken, ikinci sınıfta okulu bırakıp “stand up” gösterileri yapmaya başlamış. Üstelik konservatuar eğitimi devam ederken piyanist şantörlük de yapıyor, yani bir şekilde müzisyenlik yaparak sahne tozunu yutuyor olmasına rağmen.


‘90’lı yılların ikinci yarısıdır ve şimdilerde olduğu gibi o zamanlarda da yetenekli insanlar yeteneklerini göstermek için kırk takla atmak zorundadırlar ama şimdikinden farklı olarak o dönemde yeteneğe değer veren birileri vardır. Nitekim Ata Demirer de önce Leman Kültür’de “stand up” gösterileri, ardından ana akım televizyon kanallarının birinde bir şov programı, derken sinema ve en nihayet Avrupa Yakası dizisindeki meşhur Volkan rolüyle hak edilmiş bir şöhretin kapılarını yavaş yavaş aralar. Eyvah Eyvah film serisiyle de tescillendiği üzere o artık ülkenin en gözde komedyenlerinden biridir.

"TURKISH KOVBOYLAR"DAKİ GAZEL

Hikâye kısaca böyle ama elbette bir paragrafa sığan bir kariyer özeti bir ömrün içerisinde nice başka hikâyeler barındırıyor mutlaka ve biz ne kadarını biliyor, ne kadarını bilmiyoruz orası meçhul. Ama bildiğimiz bir şey var. Ata Demirer komedyen olarak karşımıza çıktığı hemen her mecrada, ama taklit yaparak ama kendisi olarak, şarkı söyleyen bir oyuncu oldu hep. Daha biz adını bilmiyorken Grup Vitamin’in o meşhur “Turkish Kovboylar” şarkısındaki gazeli atan oydu mesela. Şov programlarında kâh Müslüm Gürses, kâh Arif Susam, kâh Zeki Müren ama en çok Bülent Ersoy olup şarkı söylediğinde “sesi de pek güzelmiş” dediğimiz çok olmuştur. Avrupa Yakası dizisinde konu gereği söylediği ve bir pop şarkıları parodisi olan “Fındık Fıstık” şarkısının o dönemde nasıl dillere dolandığını da hatırlayanlar vardır mutlaka.


Hâl böyle olunca 2005 yılında “Makara” adını taşıyan bir albüm de yaptı Ata Demirer ama adından da anlaşılacağı üzere, bu bir komedi albümüydü. 2006’da yayınlanan “Exit” adlı mini albüm de öyle. Zaman zaman sağda solda ciddi ciddi şarkı söylediğindeyse, izlerken içimizde hep bir beklenti vardı acaba işi ne zaman dalgaya vuracak diye. Yazının başında da söylediğim gibi, bizi hep güldürsün istedik çünkü. Nitekim 2013 çıkışlı Aysel Gürel’e saygı albümü “Aysel’in” de “Yalnızca Sitem’i bir şarkıcı edasıyla seslendirdiğinde yine bir taklit yapıyor gibi tınlamıştı kulaklarımızda.

BU DEFA GÜLDÜRMÜYOR


Ancak bu kez durum çok farklı... Ata Demirer’in geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle piyasaya sürülen yeni albümü “Alaturka”, bu defa güldürmüyor. Çünkü Demirer ciddi ciddi alaturka şarkılar söylüyor bu albümde. Ciddi dediysem Hacı Arif Bey, Dede Efendi filan değil tabii, alaturkanın yılladır bildiğimiz popüler örnekleri bunlar. “Yaşamak Yalan Belki” ile başlıyor, “Bir Bahar Akşamı” ile devam ediyor, “Unutturamaz Seni Hiçbir Şey”lere, “Böyle mi Esecekti?”lere uzanıyor. Arada “Fıldır Fıldır Hayriye” gibi, “Kaleden Top Atarlar” gibi eğlenceli şarkılar da yok değil. Yani albümü dinlerken hem demlenip efkâr dağıtmak hem de az biraz gerdan kırıp bel kıvırmak mümkün. Alaturkadan anladığınız/beklediğiniz buysa tabii.


Zira Ata Demirer her ne kadar bu komedyenliğini işin içine bulaştırmamış gibi görünse de, takım elbiseli, kravatlı, elleri önünde bağlı, TRT usulü bir alaturka solisti prototipi değil bu haliyle de. Daha ziyade Kumkapı’da ya da Nevizade’de bir gece geçirdiğinizde masa masa dolaşırken birkaç şarkılığına sizin masaya da uğrayan, ne isterseniz onu söyleyip sonra bahşiş bekleyen ince saz ekiplerinin solistleri gibi. Ya da Eyvah Eyvah serisinin klarnetçi Hüseyin Badem’i gibi; şive yapmayanından… Yani akademik değil, gazino usulü bir söyleyiş biçimi, bir üslup. Yaklaşık bir otuz-kırk senedir memlekette ticari açıdan makbul olanı da bu zaten. Kaldı ki bunu bile özlemiş olabiliriz; halen şarkı söyleyen Ahmet Özhan, Zekai Tunca, Yıldırım Bekçi gibi eski kuşak isimleri bir kenara koyarsak, etrafta şöyle ya da böyle alaturka icra eden erkek şarkıcı kalmadı neredeyse. Buradan bakınca da bir boşluğu doldurabilecek, akıllıca bir iş gibi görünüyor bu albüm. Nitekim Ata Demirer de bu janr içinde düşünüldüğünde üzerine düşeni hakkıyla yapıyor; hatta yer yer zor şarkıların bile üstesinden rahat rahat geliyor.

MAKAM AKIŞI VAR

Albümün müzik direktörlüğünü Taşkın Sabah yapmış ve artık neredeyse hiç dikkat edilmeyen bir şeye dikkat ederek başından sonuna bir makam akışı oluşturmuş. Albüm hicaz şarkılarla başlıyor, nihavend makamıyla devam ediyor ve hüzzam eserlerle sona eriyor. Üstelik makam arası geçişlerde de peşrevler var. Olması gerektiği gibi... Eskiden yapılan alaturka albümlerde ya da gazino programlarında, konserlerde olduğu gibi. Albüm başından sonuna dek son derece uyumlu bir biçimde akıyor bu yüzden; bunu da tebrik etmek lazım.


Albümün çıkış şarkısı olarak “Fıldır Fıldır Hayriye” seçilmiş. Hani rahmetli Zeki Müren’in her konserinde Hayriye’nin “fıldır fıldır” yürüyüşünü bizzat göstererek söylediği o anonim şarkı/türkü… Yalnız o meşhur “altın saçlı” ve dahi “altın dişli” Hayriye, eskiden çok havalı, çok estetik ve çok zengin gösteren bir şey olan altın dişin artık hükmü kalmadığından olsa gerek, burada sadece “altın saçlı”. Bir de hep türkücülerden dinlemeye alışık olduğumuz “Değmen Benim Gamı Yaslı Gönlüme” türküsünün ismi “Alaturka” olan bir albümde biraz yersiz durduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.


Bugüne dek bunu dert edip de cevabını alamadıysanız, “Ata Demirer’den şarkıcı olur mu, olursa ne kadar olur?” sorularının cevaplarını bu albüm sayesinde kesin ve net olarak almanız mümkün. Bu albüm çok tutar, çok satar ve Demirer bu işin arkasını getirirse de sakın şaşırmayın.

HAZİRAN 2014 

Seher Dilovan - "Bir Seher Vakti"

(23 Temmuz 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


‘90’larda pop müzik “pop corn” misali patır patır patmakta iken, bu patlama başka müzik türlerine yansımış ve sektör açısından çok bereketli geçen o yıllardan herkes bir şekilde nasibini almıştı. Halk müziğinin yeni kuşak isimlerinden biri olacak Seher Dilovan’la da o dönemde tanıştık. İlk albümü piyasaya çıktığında takvimler 1992 yılını gösteriyordu.


Başından bu yana istikrarını hiç bozmadı Dilovan. Hem popüler ve ticari, hem otantik de türküler vardı onun albümlerinde. Zaman zamansa protest, siyasi bir duruşu olan türküler/şarkılar söylemekten de çekinmedi. Müzik çizgisindeki bu istikrarla olduğu kadar, onunla aşağı yukarı aynı kuşaktan olan Songül Karlı, Nur Ertürk, Hilal Özdemir gibi isimlerin aksine, işin medyatik popülerlik kısmına da hiç dâhil olmayarak, kendini farklı bir yerde konumlandırmayı bildi. Seher Dilovan’ın “Seher Vakti” adı verilmiş yeni albümü, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya çıktı.


Dokuz şarkı var bu albümde. Bunlardan üçü anonim türkü, diğerleri ise türkü formunda besteler. 

Kürtçe bir türkü olan “Berbenî”, bir Pir Sultan Abdal deyişi olan “Dostun Bahçasına Bir Hoyrat Girmiş” ve Bayburt yöresinden alınmış “Giydim Çarıklarımı” albümdeki anonim türküler. Yıllar önce Ruhi Su’nun, 2000’lerin başında ise Emre Saltık’ın seslendirdiği “Giydim Çarıklarımı” albümdeki en etkileyici türkülerden biri. “Berbenî” İbrahim Tatlısesvari, yüksek tempolu bir “disko-halay” havasında düzenlenmiş. Otantik türküleri sevenler ise “Dostun Bahçasına Bir Hoyrat Girmiş”i çok sevebilirler ki bence Dilovan’ın yorumcu olarak kendini en iyi gösterdiği tür de bu tarz türküler.


Albümün açılışında sözleri ve müzikleri Özgür Ata tarafından yazılmış iki beste var: “Ayrılık Kokulu Yârim” ve “Bayramın Olsun”. “Bayramın Olsun”un melodisi bir parça “Şu Dağlarda Kar Olsaydım”ı anımsatır gibi. “Ayrılık Kokulu Yârim” ise türkü formunda besteleri sevenleri memnun edecek, ticari şansı yüksek bir şarkı.

Sözleri Âdem İmdat Kesici tarafından yazılan ve Selçuk Balcı tarafından bestelenen “Dağların Karı Yetmez”i Seher Dilovan, Selçuk Balcı ile birlikte seslendiriyor. Albümlerinde bugüne dek pek fazla Karadeniz türküsü seslendirmemiş Dilovan’ın, bu aralar pek moda olan yeni nesil Karadeniz müziğinin bir örneği sayılabilecek bu şarkıda Selçuk Balcı’yla hiç de fena olmayan bir uyum yakaladığı söylenebilir. Albümden ilk klip de bu şarkıya çekildi zaten. Ne ki bence albümün en parlak şarkısı değil.


Albümdeki protest şarkılardan biri söz ve müziği Ahmet Doğan’a ait olan “Fit Dediler”. Şarkıda geçen “Emeği sermaye ettim, gelen soydu, giden soydu, üstüne terimi ektim, alan doydu, çalan doydu,” cümleleri bile tek başına, tercihini iktidardan yana yapmış “sanatçıları” tartıştığımız bugünlerde, sanatın ve sanatçının aslında ne yapması, ne söylemesi gerektiğine dair bir cevap olarak dinlenilebilir. Albüme adını veren “Bir Seher Vakti” ise Filistin’den Rojova’ya, siyasi çatışmalar, toprak kavgaları uğruna öldürülen çocuklara yakılmış bir ağıt. Tam da bugünlere dair bir şarkı yani… Söz ve müziği Şerif Kayran’a ait bu şarkı, senfonik düzenlemesi ile de albümün bütününden farklı bir yerde duruyor. Yine bir Şerif Kayran şarkısı olan “Ma Ne Olmiş?” ise hareketli, neşeli ve eğlenceli bir Diyarbakır havası.


Albümün müzik yönetmenliğini Kenan İlgen yapmış. Kartonet fotoğrafları Emre Kara tarafından çekilmiş, tasarım ise Özgür Arcan imzası taşıyor. Kapak ve kartonet görsel bakımdan çok sıradan ama albüm içeriği, türün sevenlerini ziyadesiyle memnun edecek gibi görünüyor. 

TEMMUZ 2014 

Koray Çapanoğlu - "2"

(15 Temmuz 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Adana’da doğan ve üniversite eğitimi almak için gittiği Kıbrıs’ta müzik çalışmalarına başlayan Koray Çapanoğlu, bir dönem Jazz Mania adlı bir toplulukla çalışmış yanı sıra çeşitli festivaller ve yarışmalara katılmış, daha sonra ise “rock” grubu Derinlik Sarhoşluğu’nun solisti olmuş. Grubun 2010 yılında piyasaya çıkan “Bilmece” adlı albümünde besteleri de bulunan Çapanoğlu, kendi albümünü yapmak için kolları sıvadığında ise gruptan ayrılmış. İlk albümü “Çok da Umurumda”yı 2011 yılında piyasaya süren Koray Çapanoğlu’nun “2” adını verdiği yeni albümü geçtiğimiz günlerde İda Production etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.


Kalem olarak da kullanılabilen bir “usb stick” ile elime ulaştı Koray Çapanoğlu’nun albümü. Maliyeti CD bastırmaktan daha mı fazladır onu bilemem ama albümleri illa fiziksel olarak edinmek isteyenler için dijital çağa uygun böylesi formatlar da pekala aynı işi görebilir. Daha önce bu birkaç kez denendi ama o zaman şartlar yeterinde olgunlaşmamıştı. Bu albümün “stick”i ise sadece promosyon maksatlı hazırlanmış bildiğim kadarıyla. Yine de dijital albümlerde ulaşamadığımız kapak ve künye bilgilerine “usb stick” içerisinde yer verilmesi lazım tabii. Çapanoğlu’nun “stick”i içerisinden kapak resmi çıktı ama şarkılarla ile ilgili bilgiler yoktu mesela.


Albüm yedi şarkıdan oluşuyor. Söz ve müziklerde Koray Çapanoğlu’nun yanı sıra Uzay Cengiz Ayna, Emrah Karaca, Altuğ Bilsev imzalarını görüyoruz. Düzenlemeleri ise Koray Çapanoğlu ve Taylan Ayaz birlikte yapmışlar. 

İlk dinleyişte Kenan Doğulu-Özgün-Murat Dalkılıç çizgisinde şarkılar çarpıyor kulağınıza. Ki yeni nesil erkek şarkıcıların büyük bir kısmı bu hattan yürüyor nicedir. Ancak Çapanoğlu hem melodik açıdan zengin besteler, hem de derli toplu sözlerle kendi kimliğini bulma konusunda bir adım öne çıkmış görünüyor. Albümün açılışında yer alan “Bu Saatte Uyuma” ve hemen ardından gelen “Buzdan Maske”, pop kulvarında doğru bir yerden ses veren, ticari açıdan da iş yapabilecek şarkılar. “Buzdan Maske”nin albümdeki favorim olduğunu söyleyebilirim.


“Gölge”, yukarıda bahsi geçen hatta daha yakın duran şarkılardan. “Savaşım Aşkla”nın nakarat kısmı Bendeniz’in “Bir Gün İstersin”ine şöyle bir uğrayıp geçiyor. 1998 yılında Kemer Altın Nar Festivali kapsamında yapılan Onno Tunç Beste Yarışmasında Koray Çapanoğlu’na birincilik kazandırmış “Şıpsevdi Yüreğim”, her bakımdan tam bir ‘90’lar şarkısı. Peşi sıra gelen “Kanunsuz” ise müzikal nitelik bakımından albümün en iyilerinden… Biraz daha iddialı (belki bir parça senfonik) bir düzenlemeyi de kaldırırmış sanki bu şarkı.


Albümün sonunda yer alan “Sefa Vehameti”ni ben bestelemiş olsam, ne yapar eder Gülben Ergen’in söylemesinin yollarını arardım, zira her bakımdan tam onun kalemi bir şarkı (“demiycem”, “dökmiycem”, “görmiycem”, “etmiycem”ler dâhil; hatta özellikle de onlar yüzünden belki.) Ne ki bu şarkının, bu versiyonu ile de dillere düşmesi şaşırtıcı olmaz; kulağa çok kolay yerleşiyor çünkü.

Hep söylüyorum; içinden geçtiğimiz dönemde farklı olmak, fark yaratmak, öncelikle erkek pop şarkıcıları için bir gereklilik. Zira hem fiziksel açıdan, hem de ses rengi ve hem de müzikal çizgisiyle birbirine benzeyen onlarca isim arasında şarkılarınızın/kliplerinizin her gün çalınması/dönmesi dahi dinleyici algısında farkındalık yaratmaya yetmiyor artık. Bunun yollarını aramak ve bulmak lazım. Koray Çapanoğlu’nun bu albümde buna çaba sarf ettiği hissedilse de, yeterli gelip gelmeyeceğini zamanla göreceğiz.

TEMMUZ 2014 

Yonca Lodi - "12 Ay"

(7 Temmuz 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


2010 çıkışlı dördüncü albümü “Milat”tan sonra 2011’de “Tenden Tene” şarkısının “remix” versiyonunu, 2012’de “Ton Farkı”, 2013’de ise “Edebiyat” teklilerini yayımlayan Yonca Lodi, kariyerinin beşinci albümüyle tekrar karşımızda. “12 Ay” adı verilmiş yeni Yonca Lodi albümü, geçtiğimiz aylarda TMC etiketiyle yayımlandı.


Albümde on şarkı var. Bunlardan ikisi daha önce tekli formatında, sadece dijital platformlarda yayımlanan “Ton Farkı” ve “Edebiyat”. Kalan sekizi ise sıfır kilometre şarkılar. Yonca Lodi geçtiğimiz yıl Murat Yeter’in ilk albümünde konuk olarak yer almış ve “Deli Efe”, adlı şarkıyı seslendirmişti. Bu albümün müzik direktörlüğünü, süpervizörlüğünü ve sekiz yeni şarkının aranjörlüğünü de Murat Yeter yapmış.

Öncelikle söylemem lazım… Yonca Lodi’nin “12 Ay”ı, Sıla’nın “Yeni Ay”ın bir süre sonra piyasaya çıktı ve Lodi’nin, Sıla’dan esinlendiği gibi saçma bir şey yazılıp çizildi sosyal medyada. “12 Ay”daki “ay” kelimesi ile “Yeni Ay”daki “ay” kelimesinin manalarını aynı sananlara selam etmek isterim geç de olsa.

Gelelim albümdeki şarkılara…


Albümün en iddialı şarkısı hiç kuşkusuz “12 Ay”. Yonca Lodi için biçilmiş kaftan bir şarkı her şeyden önce. Hakkı Yalçın’ın yazdığı sözler çok şairane, Murat Güneş’in bestesi ise bu şiirli şarkı sözünün hakkını kelimesi kelimesine veriyor. Albümdeki ikinci favorim ise daha az ticari bir şarkı olmasına karşın, “Haketmemişim” (kartonette böyle yazıyor ama tabi ki doğrusu “Hak Etmemişim” olmalı.) Söz ve müziği Sibel Algan’a ait bu şarkı, incelikli sözleri, standart üstü melodik yapısı ve “bossa nova” yürüyüşüyle hem kulağa, hem kalbe yumuşacık ve sıcacık dokunan nefis bir şarkı. Bana bir parça Zuhal Olcay’ın “Küçük Bir Öykü Bu” albümünden kaçıp gelmiş hissi verdi ki bu zamanda böylesi şarkılarla pek sık karşılaşmıyoruz artık. Sibel Algan sağlam bir şarkı yazarı olarak bu aralar takip edilmesi gerekenlerin başında geliyor, bunu da ilave etmeliyim.


Söz ve müziği Yonca Lodi’ye ait “Kayıp Joker”, Murat Yeter’in albümünde seslendirdiği şarkıda Sirel olarak tanıdığımız Canan Sirel Günçer’in söz ve müziğini yazdığı “Hain” ve Türk popuna “Haram Geceler”, “Böyle Ayrılık Olmaz”, “Yolcu Yolunda Gerek” gibi unutulmaz “hit”ler armağan etmiş Adnan Ergil’den “Hüzün”, Yonca Lodi’nin sesine de, tarzına da yakışan, iyi şarkılar olarak albüme değer katıyor. “Hain”in nakaratındaki “Offf” kısmında “İstanbul İstanbul Olalı”ya şöyle bir uğrayıp geçiyoruz, onu da söylemeden edemeyeceğim.


Söz ve müziği Aysuda Ülkü Zeren’e ait “Niye Çağırdın Beni İstanbul”, bütün Zeren şarkıları gibi yine alaturka temalardan beslenen, efkârlı, dokunaklı bir şarkı. Ben kendi adıma bu şarkıyı Boğaz kıyılarında yürürken dinleyip içlenmek için önümüzdeki sonbaharı bekleyeceğim ama uzun yaz gecelerinin demini koyultmaya da birebir gelebilir. Albümdeki iki hareketli şarkının ikisi de Reşit Gözdamla imzası taşıyan. Gözdamla’nın sözlerini Kadir Aktürk’le ortak yazdığı “İki Yabancı” ve sözleri Özlem Argun “Hazine” adlı besteleri, albümün bütünü içerisinde daha orta karar duruyor. Aslına bakılırsa albümün bir “hit” potansiyeli yüksek hareketli şarkıya da ihtiyacı varmış gibi.


Söz, müzik ve düzenlemesi Ender Çabuker imzalı olan ve çok katmanlı melodik yapısı nedeniyle kulaklara kolayca yerleşmediğini düşündüğüm “Edebiyat” ve de Soner Sarıkabadayı - Yonca Lodi kimyasının pek de tutmadığını gösteren “Ton Farkı” albümün kapanışını yapan şarkılar. 

Tüm zamanların en iyi Yonca Lodi albüm kapağı ve kartonetinde ise fotoğraflarda Murat Sargın, grafik tasarımda ise Özlem Semiz imzası var.       

TEMMUZ 2014   

Mustafa Avkıran - "Sabahlar Olmasın"

(1 Temmuz 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Tiyatro oyunculuğu ve yönetmenliği konusunda yıllardır kendini ispat etmiş Mustafa Avkıran, bir süre önce hayata geçirdiği “Sabahlar Olmasın” adlı müzik projesini aynı adı taşıyan bir albüme dönüştürdü. Albüm geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı.


“Sabahlar Olmasın” içki sofralarının, meyhanelerin, demlenmelerin, çakırkeyif olmaların adabından yola çıkıp bu ülkenin “muhabbet” kültürüne bir saygı selamı gönderen, dinleyenin damağında bir müzikal, bir müzikli tiyatro oyunu, belki de bir kabare tadı bırakan, farklı ve enteresan bir albüm. Tam on sekiz şarkı var içinde ve bunların çoğu yakından bildiğimiz eski şarkılar. Kimi bir aranjman, kimi bir türkü, kimisi de bir arabesk şarkı. Ortak paydaları ise albümün adında gizli… Ya da Mustafa Avkıran’ın albüm kitapçığındaki yazısında: “içinden içki geçen şarkılar.”


Zeki Müren’in sesinden hatırladığımız “Dünya Meyhane”, memlekette tartışmasız en fazla sayıda içkili sigaralı şarkıyı seslendirmiş olan Tanju Okan’dan “Koy Koy Koy”, “Öyle Sarhoş Olsam ki”, “Kime Ne?”, “İç İç Unutursun” ve “Şerefe”, Dario Moreno’dan “Her Akşam Sarhoş”, ilk kez Hüseyin Altın tarafından seslendirilmiş “Bizi Sarhoş Görüyorlar”, Yaşar Güvenir’den “Bir Kadeh Rakım Var”, Müslüm Gürses’ten “Açılsın Meyhaneler” ve Şükran Ay’dan “Hani Söz Vermiştin”, albümdeki tanıdık şarkılar. Ayrıca albümün müzik yönetmeni ve aranjörü Levent Güneş’in de dört yeni bestesi var. Bu şarkıların sözlerinin ikisi Kemal Gökhan Gürses’e ait, diğer ikisi ise Özdemir Asaf ve Aziz Nesin’in birer şiirinden bestelenmiş.

Görüldüğü üzere epey kalabalık ve renkli bir repertuar… Ne ki bu birbirinden çok farklı şarkılar öyle ustalıklı bir müzikal çizgi ile bir araya getirilmiş ki, başından sonuna dek “bu şarkının da burada ne işi var?” sorusunu hiç sormuyorsunuz. Levent Güneş’in belli ki ince işçilikle ortaya çıkardığı bu çizgiye bir ad koymak da zor… Her bir farklı türü bir kazana koyup karıştırmış, sonra üzerine bir miktar caz sosu dökmüş gibi. Çok iyi müzisyenler de canlı canlı çalınca, ortaya çıkan şey dinlemelere doyulmaz hale gelmiş. Özetle; hem kolay dinlenilen, hem de müzikal değeri hiç düşmeyen bir çizgide seyreden bir albüm bu.


Ama hepsi bu kadar da değil. Mustafa Avkıran’ın başından sonuna aslında bir şarkıcıdan çok bir oyuncu gibi canlandırdığı o ehlikeyif adamın şarkılarla anlattığı hikâyeler, bazı şarkıların içinden geçen pasajlar ve kimi zaman da şiirlerle bütünleniyor. Hepimizin tanıdığı bir adam bu… Kiminin babası, kiminin dedesi, kiminin komşusu, kiminin de bizzat kendisi (Avkıran da kendisiyle Milliyet Sanat dergisi için yaptığımız röportajda “şarkılardaki adam benim” demişti zaten.) Albüme sesleriyle konuk olan Dilberay, Ceyl’an Ertem, Sema, Sibel Tüzün ve Levent Güneş de cabası.

Nicedir yok sayılmaya, yok edilmeye, yeri hiç bir zaman bize ait olmamış devşirme değerlerle doldurulmaya çalışılan kadim bir kültürün, bir yaşam biçiminin, bir dünya görüşünün başını kaldırıp “ben buradayım, hep buradaydım, hep burada olacağım” diyerek gülümsemesi. Evet “gülümseme” en doğru kelime galiba. Çünkü bu albüm başından sonuna dek, en kahırlı, en ağlamaklı şarkıda bile gülümsüyor. Ve içki yasaklarının bu kadar konuşulduğu bir dönemde her şarkısından içki geçmesine rağmen, asıl muhalifliği “içinden içki geçen şarkılar”la değil, gülümseyerek yapıyor.


Albüm kartonetini süsleyen ve Fethi İzan tarafından çekilen konseptle ilintili fotoğraflar, Mehmet Ali Türkmen ve Yonca Ören imzalı grafik tasarım da şahane ama keşke kapak tasarımı bu olmasaymış. Fikir iyi de olsa albümün içeriğindeki espri bu kapak tasarımında yok çünkü.

2014 yılının şu ana dek yayımlanmış en iyi albümlerinden biriyle tanışmak için geç kalmayın. Bir an önce dinleyin.

TEMMUZ 2014