Bu Blogda Ara

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Mustafa Avkıran - "Sabahlar Olmasın"

(1 Temmuz 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Tiyatro oyunculuğu ve yönetmenliği konusunda yıllardır kendini ispat etmiş Mustafa Avkıran, bir süre önce hayata geçirdiği “Sabahlar Olmasın” adlı müzik projesini aynı adı taşıyan bir albüme dönüştürdü. Albüm geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle yayımlandı.


“Sabahlar Olmasın” içki sofralarının, meyhanelerin, demlenmelerin, çakırkeyif olmaların adabından yola çıkıp bu ülkenin “muhabbet” kültürüne bir saygı selamı gönderen, dinleyenin damağında bir müzikal, bir müzikli tiyatro oyunu, belki de bir kabare tadı bırakan, farklı ve enteresan bir albüm. Tam on sekiz şarkı var içinde ve bunların çoğu yakından bildiğimiz eski şarkılar. Kimi bir aranjman, kimi bir türkü, kimisi de bir arabesk şarkı. Ortak paydaları ise albümün adında gizli… Ya da Mustafa Avkıran’ın albüm kitapçığındaki yazısında: “içinden içki geçen şarkılar.”


Zeki Müren’in sesinden hatırladığımız “Dünya Meyhane”, memlekette tartışmasız en fazla sayıda içkili sigaralı şarkıyı seslendirmiş olan Tanju Okan’dan “Koy Koy Koy”, “Öyle Sarhoş Olsam ki”, “Kime Ne?”, “İç İç Unutursun” ve “Şerefe”, Dario Moreno’dan “Her Akşam Sarhoş”, ilk kez Hüseyin Altın tarafından seslendirilmiş “Bizi Sarhoş Görüyorlar”, Yaşar Güvenir’den “Bir Kadeh Rakım Var”, Müslüm Gürses’ten “Açılsın Meyhaneler” ve Şükran Ay’dan “Hani Söz Vermiştin”, albümdeki tanıdık şarkılar. Ayrıca albümün müzik yönetmeni ve aranjörü Levent Güneş’in de dört yeni bestesi var. Bu şarkıların sözlerinin ikisi Kemal Gökhan Gürses’e ait, diğer ikisi ise Özdemir Asaf ve Aziz Nesin’in birer şiirinden bestelenmiş.

Görüldüğü üzere epey kalabalık ve renkli bir repertuar… Ne ki bu birbirinden çok farklı şarkılar öyle ustalıklı bir müzikal çizgi ile bir araya getirilmiş ki, başından sonuna dek “bu şarkının da burada ne işi var?” sorusunu hiç sormuyorsunuz. Levent Güneş’in belli ki ince işçilikle ortaya çıkardığı bu çizgiye bir ad koymak da zor… Her bir farklı türü bir kazana koyup karıştırmış, sonra üzerine bir miktar caz sosu dökmüş gibi. Çok iyi müzisyenler de canlı canlı çalınca, ortaya çıkan şey dinlemelere doyulmaz hale gelmiş. Özetle; hem kolay dinlenilen, hem de müzikal değeri hiç düşmeyen bir çizgide seyreden bir albüm bu.


Ama hepsi bu kadar da değil. Mustafa Avkıran’ın başından sonuna aslında bir şarkıcıdan çok bir oyuncu gibi canlandırdığı o ehlikeyif adamın şarkılarla anlattığı hikâyeler, bazı şarkıların içinden geçen pasajlar ve kimi zaman da şiirlerle bütünleniyor. Hepimizin tanıdığı bir adam bu… Kiminin babası, kiminin dedesi, kiminin komşusu, kiminin de bizzat kendisi (Avkıran da kendisiyle Milliyet Sanat dergisi için yaptığımız röportajda “şarkılardaki adam benim” demişti zaten.) Albüme sesleriyle konuk olan Dilberay, Ceyl’an Ertem, Sema, Sibel Tüzün ve Levent Güneş de cabası.

Nicedir yok sayılmaya, yok edilmeye, yeri hiç bir zaman bize ait olmamış devşirme değerlerle doldurulmaya çalışılan kadim bir kültürün, bir yaşam biçiminin, bir dünya görüşünün başını kaldırıp “ben buradayım, hep buradaydım, hep burada olacağım” diyerek gülümsemesi. Evet “gülümseme” en doğru kelime galiba. Çünkü bu albüm başından sonuna dek, en kahırlı, en ağlamaklı şarkıda bile gülümsüyor. Ve içki yasaklarının bu kadar konuşulduğu bir dönemde her şarkısından içki geçmesine rağmen, asıl muhalifliği “içinden içki geçen şarkılar”la değil, gülümseyerek yapıyor.


Albüm kartonetini süsleyen ve Fethi İzan tarafından çekilen konseptle ilintili fotoğraflar, Mehmet Ali Türkmen ve Yonca Ören imzalı grafik tasarım da şahane ama keşke kapak tasarımı bu olmasaymış. Fikir iyi de olsa albümün içeriğindeki espri bu kapak tasarımında yok çünkü.

2014 yılının şu ana dek yayımlanmış en iyi albümlerinden biriyle tanışmak için geç kalmayın. Bir an önce dinleyin.

TEMMUZ 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder