Bu Blogda Ara

28 Eylül 2014 Pazar

Tuğba Yurt - "Aşk'a Emanet"


Tuğba Yurt ismi bu aralar Doğukan Manço ile birlikte yaptığı “Sakin Ol”la anılıyor ama 2013 yılının Aralık ayında piyasaya sürülen bir de albümü var ki, onu da es geçmemek lazım.

Konservatuarda batı müziği eğitimi alan Tuğba Yurt, sekiz yıl kadar süren sahne deneyimi sonrasında “Aşk’a Emanet” adı verilmiş ilk albümünü yayımlamış. Beş şarkıdan oluşan albüm, 3 Adım Müzik etiketiyle raflarda yerini almıştı.


Öncelikle şunu söylemem lazım ki, son dönemde dinlediğim yeni şarkıcılar arasında en dikkat çekicilerden biri Tuğba Yurt. Sadece ses rengi ile değil, şarkı söyleme biçimi ve tekniği açısından da fark edilir bir biçimde iyi. Vurguları, hece baskıları genellikle doğru, hem tekniği hem de duygusu sağlam bir şarkıcı. Eğer onunla ‘90’larda tanışmış olsaydık, pop kulvarındaki yeri rahatlıkla Aşkın Nur Yengi’nin yanı olabilirmiş. Zaten bunun kendisi de bilincinde olsa gerek ki, albümdeki şarkılar o minvalde. Hatta bir de ‘90’lı yıllar “cover”ı var: İlk kez 1999 yılında Asya’nın seslendirdiği Suat Suna şarkısı “Pişmanım”. Şarkıyı 2000 yılında Suat Suna da kendi albümünde seslendirmişti. Tuğba Yurt için yapılan bu yeni düzenleme de, Yurt’un yorumu da şarkının eski versiyonlarının altında kalmıyor kesinlikle.


Albümdeki bir diğer “cover” ise Bendeniz’in 2005 yılında seslendirdiği “Boşver”. Ancak “Pişmanım” için söylediklerimi bu “cover” için söyleyemeyeceğim. Bendeniz’in albümündeki eğlenceli düzenlemenin yerini bu yeni versiyonda kupkuru bir dans düzenlemesi almış çünkü. Burak Yeter imzalı bu düzenleme şarkıya yeni hiçbir şey katmamış. Tuğba Yurt ise şarkıyı seslendirirken Bendeniz’in bir hayli etkisinde kalmış gibi gözüküyor.

Albümün ilk klip şarkısı olarak seçilen ve Aytaç Özgümüş ve Levent Sevinç tarafından ortak yazılıp, Gökhan Varol tarafından düzenlenen “Ağır Yaralı”, Aşkın Nur Yengi’nin Sezen Aksu sonrası dönemlerindeki herhangi bir albümünden çıkıp gelmiş gibi. 


Sözleri Levent Sevinç, müziği Aytaç Özgümüş imzası taşıyan “Dilek” ise Bendeniz şarkılarını sevenlerin kolayca bağrına basacağı bir şarkı. Albümün açılışında yer alan ve Adnan Fırat tarafından yazılan “Belki” ise bence albümün en iyisi. Nitekim albümde Tuğba Yurt’un şarkıcı olarak kendini daha rahat gösterebildiği ve dahi en çok kendi gibi olabildiği şarkı da bu… 


Şık bir kapak kompozisyonu içerisinde satışa sunulan albüm, Tuğba Yurt’u bize tanıtmak konusunda üzerine düşeni yapıyor, ancak bir anda şöhretin kapılarını açacak parlak bir “hit” de barındırmıyor. Sanırım Yurt’un öncelikli olarak böyle bir şarkıya ihtiyacı var. Sonrası kendiliğinden gelecek gibi görünüyor. 

TEMMUZ 2014

Rafet El Roman - "Adımla Seslendi"


Rafet El Roman yine on ikiden vurmuş görünüyor. Söz ve müziğini Cüneyt Sözütek’le ortak yazdığı yeni şarkısı “Adımla Seslendi”, geçtiğimiz günlerde Emre Müzik etiketiyle dijital tekli formatında yayımlandı ve bir kez daha listelerde başa güreşmeye başladı.

Tam da Rafet El Roman tarzındaki bu içli ve de hisli şarkının düzenlemesini El Roman’ın yıllardır birlikte çalıştığı Steffen Müller yapmış. Şarkı hisli olmasına hisli ama bir yandan da hafif bir yaz akşamı esintisi eşliğinde deniz, kumsal, gün batımı çağrışımları yapan orta tempolu bir yaz şarkısı. Zaten El Roman ne söylese dinlemeye hazır bir kitlesi de var. Şarkının alıp yürümemesi için hiçbir sebep yok yani.


Şarkının künyesinde adı geçen Cüneyt Sözütek’in, bugüne dek üç albüm yayımlamış ve özellikle “Gidersen” adlı şarkısıyla hafızalara kazınmış Cüneyt Tek olduğunu da ilave edeyim.


Bu arada söylemezsem olmaz… “Adımla Seslendi”deki Rafet El Roman mahzunluğu, bana her nedense Susam Sokağı’nın o fenomen olmuş şarkılarından birini, “Arada Kaldım”ı hatırlattı. Hayır, bu bir melodik benzerlik değil; sadece öylesi bir kalbe dokunuş, acıma hissi, ince bir hüzün… İkisini arka arkaya dinleyin, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

TEMMUZ 2014

Gökhan Keser - "Hiç Vaktim Yok"


Gökhan Keser, modellikle başladığı kariyerini, hem oyunculuk hem de şan eğitimi alarak başka bir çizgiye çekmiş, bir süre oyunculuk yaptıktan sonra müziğe ağırlık vermeye başlamış. Bu süreçte bir dönem Sıla’nın da vokalistliğini yapmıştı ve bilindiği üzere ilk albümü de 2011 yılında Sıla ve Efe Bahadır’ın prodüktörlüğünde yayımlandı. Zaman içerisinde kendine bir hayran kitlesi edinen Gökhan Keser’in yeni teklisi “Hiç Vaktim Yok” ise geçtiğimiz Ocak ayında Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.


Ancak Gökhan Keser bu teklinin yayımlanmasından kısa bir süre sonra Survivor yarışmasına katıldı ve bir süre ülkeden uzak kaldı. Bu süre zarfında da haliyle yeni şarkısıyla değil, yarışma performansıyla konuşuldu. Hatta enteresan bir şey de oldu ve bu tip yarışmalar genellikle katılanlara faydadan çok zarar getirirken, Gökhan Keser finalde kaybeden olduğu halde gerçekte yarışmanın kazançlı çıkanı oldu. Hem hayran sayısını arttırdı, daha fazla tanındı, hem de o zor şartların ve mücadelenin içindeki sakinliği, doğru duruşu ve iyiliği ile herkesin sevgisini, beğenisini kazandı. Dolayısıyla, Gökhan Keser’in bugünkü konumu, Ocak ayındaki konumundan çok farklı… İşte bu yükselen ivmeyi doğru yakalamak ve doğru değerlendirmek şimdi asıl mesele.


“Hiç Vaktim Yok”u dönüp tekrar dinlediğimizde ise Gökhan Keser’in devam edeceği yolun bu olmadığını söyleyebilmek mümkün. Sözleri Berk Telkıvıran’a, bestesi Berk Telkıvıran ve Görkem Oker’e ait bu şarkı, tam anlamıyla radyo dostu denilen türden, hafif, uçucu, kolay dinlenir bir şarkı ama hepsi bu. Söyleyenin kim olduğunu bilmeseniz Gökhan Tepe de zannedebilirsiniz mesela. Çünkü radyoların ısrarla dayattığı kişiliksiz, kimliksiz, sanayi tipi şarkıların bütün klişelerini barındıyor. İlk albümdeki Sıla etkisi, hatta “erkek Sıla” durumu yok belki ama bu defa da başka bir türlü bir şey var; Gökhan Keser yine kendisi değil ya da en azında bu olmamalı.

.

Oysa şimdi daha büyük oynamanın tam zamanı… Survivor’la yakaladığı rüzgârı arkasına alıp, müzikte başka bir kulvara geçiş yapabilir. Zira bu konudaki donanımı tam… Ama bu ve buna benzer şarkılarla birinci ligde top koşturması çok zor.

NOT: “Hiçbir vaktim yok” hatalı bir Türkçe kullanımı değil mi? “Bu iş için hiçbir vaktim yok” demeyiz çünkü; “hiç vaktim yok” deriz ki zaten şarkının adı da öyle.

TEMMUZ 2014

Nazan Şoray - "Olay Bu"


Çocuk yaşlarda yaptığı ilk 45’lik plağını bir kenara koyarsak, Nazan Şoray 1976’da “Seninle Doğmak/Yalnızlık”, 1978’de “Sana Merhaba Dedim/Pişman Olsan da” ve 1980’de “Hal Hal/İyi Diyelim İyi Olalım” 45’likleriyle 70’leri 80’lere bağlarken sinema oyunculuğunun yanı sıra şarkıcı olarak da kendini kabul ettirmiş ve 80’li yıllar boyunca da gazino dünyasının en popüler solistlerinden biri olarak adını neonlara yazdırmıştı.


1981-1994 arasında dört de albüm yaptı Nazan Şoray. Sonra bir süre müzik dünyasından uzaklaşır gibi oldu ama 2011 yılında “Mültecin Olayım” adı verilmiş dört şarkılık bir mini albümle, tazelenerek geri döndü. Nazan Şoray’ın bu defa üç şarkı ve iki de farklı versiyonun yer aldığı yeni mini albümü “Olay Bu” ise, geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı.


Bilenler bilir; bugün “star” diye bağrımıza bastığımız nice ismi cebinden çıkaracak kadar sahneye yakışan bir şarkıcıdır Nazan Şoray. Bir duruşu, bir bakışı, bir edasıyla kendine hayran bıraktıran, göz kamaştıran, tam tabiriyle sahnede olmak için dünyaya gelmişlerdendir. Ama o, sadece bu Allah vergisi meziyetiyle yetinmemiş, şarkıcı olarak da yapabileceğinin en iyisini yapmak için uğraşmıştır hep. “Hal Hal”, Barış Manço’nun bir başka şarkıcıya verdiği ilk bestesidir mesela ve Nazan Şoray’a nasip olmuştur. Aynı şekilde İlhan İrem’in de başka bir şarkıcıya verdiği ilk iki şarkı Nazan Şoray tarafından seslendirilmiştir. Melih Kibar, Ali Kocatepe, Selami Şahin gibi büyük isimlerle çalışmış olması da cabası… Çok iddialı bir şarkıcı olmamıştır belki ama sesinin sınırları içerisinde söyleyebileceği en doğru şarkıları arayıp bulmuş, doğru isimlerle işbirliği yapmış ve sadece Şoray soyadının bile kredisini kullanma şansı varken, elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret etmiştir.


Nitekim bu yeni albüm de Nazan Şoray’ın bu konudaki başarısını bir kez daha gösteriyor. Albüme adını veren ve söz ve müziği Selahattin Erhan’a ait olan “Olay Bu”, Nazan Şoray’ın hem tavrına, hem tarzına, hem de sesine çok yakışmış, çok doğru bir şarkı. Hani insana en karamsar anında bile umut verecek, güç verecek, mutlu, iyimser şarkılardan. Çok sıcak, çok pop, iddiasız ama samimi, dile kolay yerleşen, bir dua, bir kendi kendini telkin ve dahi olumlama gibi de dinlenilebilecek, söylenebilecek bir şarkı. İster Ödül Erdoğan’ın orijinal düzenlemesiyle dinleyin, ister Burak Yeter’in “Remix” ya da Candar Köker’in “Akustik” versiyonlarını. Her üçünde de aynı ferahlığı hissetmek mümkün.


Albümdeki bir diğer şarkı söz ve müziği Volkan Gidiş’e ait olan, düzenlemesi ise Volkan Gidiş ve Cüneyt Yalmaz tarafından ortak yapılan “Yazık”. Dokunaklı melodisi ve Akdeniz ritmiyle “Yazık” da kulağı kolay yakalayan bir şarkı… Üçüncü şarkı “Es Geç Aşk” ise bu defa oryantal ritmiyle kavrıyor dinleyeni. “Es Geç Aşk”ın söz ve müziği Bülent Yetiş’e ait, düzenlemesini ise Cüneyt Yalmaz yapmış. Birbirinden farklı gibi görünse de, uyumlu melodik yapıları ve düzenlemeleriyle yan yana çok doğru durmuş bu üç şarkı, Nazan Şoray’ın kendine has sesinde samimiyet ve içtenlikle buluşmuş.


Hep söylerim, yine söyleyeceğim. Söz konusu pop müzikse, yedi oktav sesiniz de olsa tek başına bir şey ifade etmez. En önemlisi söylediğiniz şarkıları nasıl taşıdığınız, kendinize ne kadar yakıştırdığınızdır ve bu iş bir bütündür. Giydiğiniz kostümden, yüzünüzdeki mimiğe, şarkı söylerken sesinizle kelimelere dokunuşunuzdan, dinleyiciye hissettirdiğiniz duyguya kadar. Bu albüm bu tezi bir kez daha doğruluyor.     


Güneş Kazdal tarafından çekilmiş fotoğraflar ve Onur Ulutaş imzalı kartonet tasarımının da albümdeki şarkıların enerjisini çok doğru yansıttığını söylemeden geçmeyeyim.

TEMMUZ 2014 

Zeliha Sunal - "Çok Ayıp"


Bu aralar bir mini albüm de Zeliha Sunal’dan geldi. 2012’de “Kurbağa Prens”, 2013’te de “Aldatıldık” teklilerini yayımlayan Sunal, bu şarkılara ilaveten üç yeni şarkının daha yer aldığı mini albümüne “Çok Ayıp” adını vermiş. Albüm geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı.


Albümdeki üç yeni şarkıdan biri, albüme adını veren ve söz ve müziği Zeliha Sunal tarafından yazılan “Çok Ayıp”. Oğuz Çetiner’in düzenlemesini yaptığı, kıvrak, oryantal bir şarkı bu. Söz, müzik ve düzenlemesi Oğuz Çetiner’e ait “Dokuz Canlı” ise hareketli bir pop şarkısı. İlk klip de bu şarkıya çekilmiş. Fakat ben albümde galiba en çok “Ancak Rüyalarda Buluşuruz”u sevdim. Hem şarkıyı sözleri ve melodik yapısı itibariyle daha etkili bulduğum, hem de Zeliha Sunal’ın sesine böylesi şarkıları daha çok yakıştırdığım için. Söz ve müziği Çilem Duman’a ait bu şarkının düzenlemesini Tolga Tümözen yapmış. Bir parça Sıla şarkılarının ikliminde gezinen “Ancak Rüyalarda Buluşuruz” bana kalsa albümün ilk klip şarkısı bile olabilirmiş.


Zeliha Sunal, onu canlı canlı izleyenlerin de iyi bildiği gibi sahne üzerindeki enerjisine ve hâkimiyetine şapka çıkarılacak bir şarkıcı, kelimenin tam anlamıyla bir “performer”dır. Böylesi şarkıcılar genellikle stüdyolara sığmaz. Sunal’da da bu durum var aslında biraz. Kayda alınan ses, performans ister istemez sınırlanıyor, manyetik ya da dijital bir takım cihazlara hapsoluyor. Oysa bazı şarkıcılar için en iyi performans yeri stüdyolardır, bilirsiniz.



Albümün kapak fotoğrafına özellikle dikkat çekmek istiyorum zira Zeliha Sunal bir süredir zaman zaman Twitter üzerinden de paylaştığı geri dönüşüme dair pratik bilgilerini Handcraft TV isimli bir YouTube kanalında video formatında yayınlamaya başladı. CD kutusundan resim çerçevesi, tuvalet kağıdı rulolarından “organizer”, pet şişeden vazo yapmak gibi işlere merakınız ve ilginiz varsa bu kanalı takip etmenizi öneririm. Ben boş bir kavanozu sigara kutusuna dönüştürmeyi oradan öğrendim mesela (buradaki espriyi bir tek Zeliha anlayacak, affınıza sığınarak.) İşte albüm kapağındaki fikir de, Cher'den esinlenmeyle, oradan gelmiş. Sunal bu defa evdeki gazete kağıtlarından elbise ve peruk yapmış kendisine. Hem şık, hem kokoş, hem çok eğlenceli… Ancak fotoğrafları kimin çektiği, kapak tasarımını kimin yaptığı bilgisi kartonet üzerinde yok, ne çare.

TEMMUZ 2014

Işın Karaca - "Az Bi' Mesafe"


Işın Karaca’nın yeni bir “Arabesque” albümü için kolları sıvadığını duymuş ve “inşallah doğru değildir,” demiştim geçtiğimiz aylarda. Neyse ki doğru değilmiş. Henüz “Her Şey Aşktan” albümünün üzerinden bir yıl geçmişti ki sıfır kilometre bir şarkıyla çıkıp geldi. Albüm biraz gümbürtüye gitti gibi geldi ama o dönem piyasaya çıkan hangi albüm gitmedi ki?


Işın Karaca’nın geçtiğimiz günlerde PDND Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunulan yeni teklisi “Az Bi’ Mesafe” adını taşıyor. Şarkının söz ve müziği Soner Sarıkabadayı’ya ait, düzenlemesi ise Mert Ali İçelli tarafından yapılmış.


Sarıkabadayı’nın her şarkısının sözünde minimum bir adet mantık hatası oluyor; onu öyle kabul ettik. Bu defa da “düzenli ölmek” gibi bir fiille karşı karşıyayız. Onu görmezden gelirsek, gerisi son derece akılda kalıcı, bir parça tekerleme tadında bir söz silsilesi ve gayet kıvrak bir melodik yürüyüş. Karaca’ya da tabiri caizse cuk oturmuş şarkı. Yani kimya tutmuş. Bir tek şey dışında… Işın Karaca’nın Kıbrıs kökenli olması hasebiyle bozuk tınlayan sesli harflerine alışkınız senelerdir ama şarkının en vurucu kısmının “e” harflerine yükleniyor olması fena olmuş. Nakarattaki o “ölebilirim”ler, gelebilirim”ler, şayet böyle şeyleri kafaya takanlardansanız, dinlerken sinirinizi bozabilir. Takmazsanız, ne âlâ…


Güzel bir kapak, “bir” kelimesi kısaltılırken unutulmuş kesme işaretini de görmezsek, güzel bir tasarım. Daha ne olsun?

TEMMUZ 2014

Ali Altay - "İşte Hayat"


’90 sonrasında Haluk Levent’le fitili ateşlenen ikinci Anadolu-pop furyasında, Haluk Levent de dâhil olmak üzere ’60 ve ‘70’lerdeki çok zengin, çok renkli, deneysel ve müzikal çizgisi çok yüksek Cem Karaca-Moğollar-Barış Manço ve onlarca grup/şarkıcıdan müteşekkil sahici Anadolu-popun düzeyini yakalayabilen olmadı. Şimdi şimdi duyuyor/dinliyoruz bazı şeyler; özellikle işin saykodelik tarafına yüklenen kimi yeni gruplar bu aralar epey rağbet görüyor, hatta bazıları analog kayıtlar yapacak kadar da “retro” takılıyor, ancak bir yandan da Haluk Levent ekolü tek tük de olsa devam ediyor.


Ali Altay’ı bu kefeye koymak doğru olur mu bilmem (zira hem şarkıcılık tekniği, hem de müzikal seyir açısından çok farklı yerlerdeler) ama onun da artık çok az temsilcisi kalmış Anadolu-pop türünde yıllardan beri kendine bir yer edindiği bir gerçek. 1999 yılında ilk albümünü yayımlayan Altay, o zamandan bu yana dört albüm ve iki de tekli yaptı. Geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle dijital platformlarda yerini alan mini albümü ise “İşte Hayat” adını taşıyor.


“İşte Hayat”da üç şarkı ve bir de farklı versiyon var; daha doğrusu Şubat ayında üç şarkı olarak servis edilen albüm, geçtiğimiz günlerde bir versiyon ilavesiyle dijital raflara düştü. Şarkılardan ikisi tanıdık. Biri, sözleri Zülfü Livaneli, bestesi Ferhat Livaneli’ye ait olan ve ilk kez Zülfü Livaneli, ardındansa Sezen Aksu tarafından seslendirilen “Zor Yıllar”. Ne tuhaf, ’80 ihtilali sonrasının ‘zor yıllar’ını anlatan ve 1986 yılında yazılan bu şarkı, adeta bugünleri de anlatır gibi. Yine ‘zor yıllar’dan geçiyoruz ve bu şarkı bir kez daha söylenmeyi ve bin kez, milyon kez daha dinlenilmeyi hak ediyor. Ki Ali Altay da şarkıyı daha önce dinlediklerimizden farklı, daha sert bir düzenleme ve daha keskin bir yorumla seslendirmiş ve bu da hiç fena olmamış.   


Bir diğer tanıdık şarkı ise söz ve müziği Murat Hasarı’ya ait olan ve daha önce Sertab Erener tarafından seslendirilen “Yanarım”. Ancak bu şarkıyı bu defa orijinal haliyle dinliyoruz zira Sertab Erener albümüne bakarsanız şarkı sözlerinde Aysel Gürel’in imzasını görürsünüz, çünkü sözlerin büyük kısmı Gürel tarafından değiştirilmiştir. Ali Altay ise “Yanarım”ı Murat Hasarı’nın ilk yazdığı sözlerle söylüyor. Şarkıyı bu haliyle daha önce Yavuz Bingöl de seslendirmiş ve bu versiyon Bingöl'ün 2004 yılında yayımlanan  "Unutulur Her Şey" adlı albümünde yer almıştı. 

“Yanarım”ın albüme daha sonra eklenen bir de “rock” versiyonu var ki orijinal versiyondan daha iyi olduğunu düşündüm ben dinlerken. Orijinal versiyon özellikle nakarat kısımlarında ister istemez bir parça arabeske çalıyor çünkü (ah bu bir dik bir pes söylemeler ah!..) Nitekim klip de şarkının “rock” versiyonuna çekilmiş.


Albümün tek yeni şarkısı ise söz ve müziği Ali Altay tarafından yazılmış olan “İşte Hayat”. Ben bu şarkıyı dinlerken Cem Karaca’nın sesini duyar gibi oldum. Bunu bir benzetme olsun diye söylemiyorum elbette; aksine o sıcaklığı yakalamanın bir başarı olduğunu düşünüyorum.

Bu mini albümün müzik yönetmeni ve aranjörü ise Mehmethan Dişbudak. Son derece yerinde, sade, akustik ve tertemiz düzenlemeler yapmış Dişbudak. En azından yersiz cayırdayan gitarlar, olduk olmadık yerden çıkıveren davul atakları ya da ağlayan klarnetler, udlar gibi türün klişelerinden uzak durmuş ve iyi de olmuş. “Sound” çok daha iyi olabilirmiş gerçi ama sanırım o da mevcut imkânlar nedeniyle bir parça ortalama seviyede kalmış.

Albümün kapak tasarımı ise pek fena, pek amatör; onu da söylemezsem olmaz.

TEMMUZ 2014

Soner Arıca - "İyisi Geliyor"


Soner Arıca’nın 2013 Mayıs’ında çıkan “Başka İklimin Çiçekleri” adlı albümü ülkenin epeyce karışık günlerden geçtiği bir döneme denk geldi ama Arıca yine de ne yaptı etti, albümden dört şarkıya klip çekmeyi başardı. Bence albüme adını veren şarkı başta olmak üzere, daha en az üç klip çıkardı “Başka İklimin Çiçekleri”nden. Zira kendi türü içerisinde olduğu kadar, Soner Arıca’nın kariyerinde de altı kalın çizgilerle çizilmesi gereken bir albümdü bu. Bakmayın geçmiş zamanda konuştuğuma, belki arkası gelecektir, onu bilmiyorum ama Soner Arıca bu yaz mevsimini, söz konusu albümde olmayan, yeni bir şarkıyla karşıladı.


Geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunulan tekli, “İyisi Geliyor” adını taşıyor. Söz ve müziği Soner Arıca tarafından yazılan şarkının düzenlemesini Sezgin Gezgin yapmış. Tekli, İkiz’s Creative Works imzası taşıyan, iddialı ve dinamik bir kapak tasarımıyla servis edildi. Aslına bakılırsa bu kapak tasarımı nasıl bir şarkıyla karşılaşacağımız konusunda epeyce ipucu veriyor. Zira “İyisi Geliyor” temposu yüksek, enerjik bir dans şarkısı. Soner Arıca’nın romantik şarkılarına müptela olanlar içinse bir nevi ters köşe. Arıca tabii ki daha önce ve son albümünde de hareketli şarkılar söyledi ama bunun “sound”u biraz daha EDM (elektronik dans müziği) sularında yüzüyor.


Sloganı yerinde, melodisi akılda kolay kalan, eğlenceli bir pop şarkısı ve takdir edersiniz ki zamanlaması da mevsim normallerine gayet uygun.’90’lardan bu yana, dönemdaşlarından birçoğunun tökezlediği, hatta bazılarının tepetaklak olduğu bir zaman dilimi sürecinde Soner Arıca kendi çizgisinde işini en iyi yapanlardan, istikrarını hiç bozmayanlardan biri olarak (başka var mı, ona da bakmak lazım) yoluna devam ediyor ve bize de onu alkışlamak düşüyor. 

TEMMUZ 2014