Bu Blogda Ara

12 Ekim 2014 Pazar

Gökçe - "Matruşka"

(25 Ağustos 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Gökçe ilk albümü “Böğürtlenli Reçel”le karşımıza çıktığında takvimler 2007 yılını gösteriyordu. O albüm ve iki yıl sonra gelen ikinci albümde kendi şarkılarını yazıp söyleyen ve daha ziyade alternatif pop-“rock” sularında yüzen bir yeni isim olarak hafızalarımıza yer etmişti ki, 2011 yazında “Tuttu Fırlattı” fırtınası esti. Gökçe’nin Avrupa menşeli bu çingene şarkısına, içinden “rock” da geçirerek getirdiği yorum Türkiye’de çok sevildi ve Gökçe adını duymayan, bilmeyenler de böylece öğrendi.


Bu nevi Balkan kokulu ama bir yandan da eski stil “rock’n roll” havalı şarkılara zaten bayılırdık milletçe. Euro 2008’de Türk milli takımının marşı olarak adapte edilen Helldorado’nun “A Drinking Song”ını, Squirrel Nut Zippers tarafından 1996 yılında kaydedilmiş olmasına karşın, Türkiye’de 2000’lerde Zaga müziği olarak tanıdığımız “Hell”i boşuna sevmemiştik. “Tutti Frutti Te Kelas” da pekala onların yanında yer alabilirdi ki aldı da zaten.

Bu şarkı Gökçe’nin müziğinde de milat oldu ve 2012 çıkışlı “Kaktüs Çiçeği” adlı üçüncü albümünde de bu çizgiyi temel aldı. Gökçe’nin yeni albümü “Matruşka” ise 2014’ün Mart ayında Pasaj Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde sekiz şarkı var. Sözleri Ozan Erdoğan’a, bestesi Fırat Basri Bayraktar’a (Kamufle'ye) ait olan ve Gökçe’nin Kamufle ile birlikte seslendirdiği “Sittin Sene”, zaten albüm çıkmadan önce video olarak servis edilmişti. Bugünlerde ise sözleri Gökçe’ye ait bir adaptasyon şarkı olan “Çık Hayatımdan”ın klibi gösterimde. “Sittin Sene”, bir “rap”çinin eşliğiyle farklılaşan, buna karşın yine de vazgeçilmemiş nefeslilerle Gökçe’nin aslında ilk albümünden beri arayıp da, “Tuttu Fırlattı” ile göbeğinden yakaladığı tarzı da hatırlatan bir şarkıydı. “Çık Hayatımdan”sa oryantal yürüyüşü ve “retro” havasıyla bahis konusu tarzın yeni bir örneği gibi duruyor. Böylesi şarkılar Gökçe’ye çok yakışıyor yakışmasına ama bir parça tekrara düşme riski de yok değil. Biz nankör dinleyiciler, bir gün çok sevdiğimizden, ertesi gün sıkılabiliriz çünkü.


Aslına bakılırsa bu albümde bu stilde birden fazla şarkı var. Söz ve müziği Gökçe’ye ait olan açılış şarkısı “Reva” da böyle mesela ve Gökçe’nin 2007’deki ilk çıkış şarkısı “Aradım Seni”yi anımsatıyor (ya da ikisi birden “A Drinking Song”ı anımsatıyor.) Yine söz ve müziği Gökçe’ye ait olan “Babasının Kızı” için de aynı şey söylenebilir.


Sözleri Gökçe tarafından yazılmış bir başka adaptasyon şarkı olan “Aşkım Aşkım”, (şu meşhur “Iko Iko”nun 2014 model Türkçe “cover”ı) bu haliyle tam bir ‘70’li yıllar Füsun Önal şarkısı gibi olmuş. “Her Şey Bitmedi Bitemez” ise sahiden bir ‘70’li yıllar şarkısı. Rana Alagöz’ün ‘70’lerin başında kıyametler koparmış “Her Şey Bitmiştir Artık” adlı şarkısının devamı (ya da antitezi) niyetine 1976 yılında sözlerini yazdığı ve bestesi Selçuk Alagöz tarafından yapılmış bu şarkısını Gökçe, orijinal düzenlemesine ve (Rana Alagöz’ün yorumuna) epeyce sadık kalarak yeniden seslendirmiş.


Söz ve müziği Gökçe’ye ait olan “İstanbul”, dinlerken kadeh tokuşturulabilecek, her şart ve koşulda  “ille de İstanbul” diyenlerin diline marş olabilecek bir şarkı. Teomanvari bir şarkı olan “Tadına Bakmadan” ise albümün dile düşecek şarkılarından biri olabilirmiş; şayet Gökçe şarkı sözlerini neredeyse heceleyerek söylemeseymiş. Çünkü bu haliyle şarkıyı dinlerken hislenmek mümkün değil.


Albümde hem müzik direktörü, hem de (bir şarkı hariç) aranjör olarak imzası bulunan Alen Konakoğlu ise aslında bu albümün ve Gökçe müziğinin görünmeyen kahramanı. Müzik dünyasının on parmağında on marifet müzisyenlerinden Alen Konakoğlu’nun Gökçe ile yakaladıkları doğru kimya, albüm boyunca hissediliyor zaten.

Anlamsız kapak fotoğrafı ve özensiz kartonet tasarımı ise albümün en büyük eksisi gibi görünüyor.  

AĞUSTOS 2014        

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder