Bu Blogda Ara

5 Ocak 2015 Pazartesi

Athena - Altüst"

ŞARKILAR HIZARLA KESİLMEZ


(Millıyet Sanat dergisi Aralık 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

Mitoloji bu ya, denizler tanrısı Poseidon ile tanrılar tanrısı Zeus’un kızı olan sanat, zekâ, ilham ve barış tanrıçası Athena, bir iddiaya tutuşurlar evvel zamanda. İddiayı kazanan, yeni kurulan bir şehrin tanrısı olacaktır. Poseidon üç başlı mızrağını yere saplar ve oradan bir at doğar. “Yük taşır, insana dost olur bu hayvan,” der. Tanrılar büyülenir adeta atın güzelliği karşısında. Sıra Athena’dadır. Onun mızrağını vurduğu yerde ise bir ağaç çıkar ortaya. “Bu, zeytin ağacıdır,” der Athena. “ Meyvesi yenir, yağı çıkarılır, yemeklere katılır, insanlara sağlık verir. Bu yağ yakılıp geceleri aydınlatır.”

Yarışmayı, şehre bu faydalı ağacı kazandıran Athena kazanır haliyle. Tanrısı olduğu şehir de Atina olarak anılır. Zeytin ağaçları Ege’den tüm Akdeniz’e, oradan Anadolu’ya yayılır. Aradan bin yıllar geçer. Anadolu’da zeytin ağaçları bir bir kesilmeye başlanır. Athena ismi ise bize sadece bir müzik grubunu hatırlatır.


Birbirine pek de benzemeyen ikiz kardeşler Gökhan ve Hakan Özoğuz’dur Athena’nın bel kemiği ve grubun kuruluş öyküsü 1987’ye kadar uzanır. Biz 1998’de ilk albümleri “Holigan”la onları tanıdığımızda, onlar aslında gayri resmi bir mini albüm ve bir de İngilizce albüm yayımlamış, pişmiş, demlenmiş bir gruptur. Bu dönem grupta Özoğuz kardeşlerin yanı sıra Ozan Karaçuha ve Turgay Gülaydın vardır. “Holigan” albümü, Türkiye’de o güne dek esamisi okunmayan “ska” müziğini bize sevdirmekle kalmaz, Athena’ya ciddi bir hayran kitlesi de kazandırır. ‘90’ların başındaki pop patlamasından yeni yeni sıyrıldığımız o günlerde, bu “zıpır” çocukların eğlenceli önerileri kabul görür ve memleketin meğerse “ska”ya ne denli hasret kaldığı, kulüplerde, barlarda, özellikle de stadyumlarda Athena şarkılarıyla zıplayanlar sayesinde ortaya çıkar.


Sonrasını biliyorsunuz zaten. 2000 yılında yayınlanan “Tam Zamanı Şimdi” adlı albümden “Palavra”, “Yaşamak Var Ya”, “Macera” gibi ardı ardına sıralanan ‘hit’ler ve 2001 yılında Türk Milli Basketbol Takımının resmi marşı olarak bestelenen “12 Dev Adam” şarkısı... 2002 yılında piyasaya sürülen ve “Her Şey Yolunda”  adını taşıyan albümden “Öpücük” şarkısıyla hızını alamayan “ska” akımı. Ve tabii bu arada “ska” yapmaya meraklı bir dolu yeni grubun ortaya çıkışı; amma velakin Athena’nın yanından bile geçemeyişleri… 


2004 yılında ise bu defa Eurovision Şarkı Yarışmasında Türkiye’ye dördüncülük getiren “For Real” şarkısı… Avrupa’daki ve Rusya’dan parça parça ayrılmış ülkelerdeki milyonlarca Eurovision hayranının bu şarkıyla nasıl şaşkınlığa uğradığını, bu “alaturka-ska-rock” çeşitlemesini ne büyük bir ilgiyle karşıladıklarını bilenler bilir. Bugün hâlâ Eurovision partilerinde sıklıkla çalınan ve en çok eğlendiren şarkılarından biridir “For Real”; onu da bilen bilir.


2002 yılındaki albüm öncesi grupta değişiklikler olmuş ve Ozan Karaçuha ve Turgay Gülaydın’ın yerine Canay Cengen ve Doğaç Titiz gelmiştir ama grubun çizgisindeki ve müziğindeki asıl değişim 2005’te başlar. O yıl Athena’ya Burak Gürpınar katılır ve grubun kendi adını taşıyan yeni albümü piyasaya çıkar. Daha serttir artık Athena, daha karamsar, belki de daha gerçekçi… İlk üç albümdeki eğlenceli şarkılardan eser kalmamıştır. Müzikal tavır ise artık “ska”dan çok “punk” dolaylarından ses vermektedir. 2006’da yayınlanan “İt” adlı mini albüm ise Kurt Cobain’e adanmıştır ve bir Nirvana “cover”ı olan “Köpek” başta olmak üzere, Athena kariyerinin en sert şarkıları vardır bu albümde.


Son Athena albümü “Pis”, 2010’da piyasaya çıkmıştı ve o zaman bu zaman hayranlarının yeni albüm beklentisi süregeliyordu. Yıl 2014 olana dek Athena’nın özellikle Gökhan kanadından çok haber aldık gerçi. Kendisini dine verdiği de söylendi, sufizme karıştığı da… Evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu da okuduk, Acun Ilıcalı tarafından O Ses Türkiye yarışmasının kırmızı jüri koltuğuna oturtulduğunu da gördük. Yaptığı müzikten, yazdığı şarkılardan, tavrı, tarzı, görünüşünden, velhasıl tüm bunların toplamından bizim ona yakıştırdığımız kalıba sığdıramadık haliyle Gökhan’a dair şahit olduklarımızı. Tekâmül deyip geçmeli miydik, onu da bilemedik. Neyse ki yeni Athena albümü çıktı da ilgi odağımız yine şarkılara döndü.


Athena’nın Pasaj Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni albümü “Altüst” adını taşıyor. 13 şarkı var albümde. Bunlardan biri daha önce bir reklam kampanyası ve turne kapsamında servis edilen “Kafama Göre”. Bir diğeri ise bir Mazhar – Fuat – Özkan klasiği olan “Adımız Miskindir Bizim”. Bu şarkı dışındaki şarkılar ise yine ağırlıklı olarak Gökhan – Hakan kardeşlerin imzasını taşıyor. İrlandalı müzisyen Mike Nielsen’in prodüktörlüğünü yaptığı albüm, Athena kariyerinin “olgunluk albümü” klişesiyle anılacak albümü olmaya aday gözüküyor.


“Altüst”ü önceki Athena albümlerinden ayıran en büyük fark, müzikal anlamda daha ‘retro’ tınlayan bir stili benimsemiş olmaları. Bu haliyle ‘70’lerden çıkıp gelmiş gibi duruyor şarkılar. Grubun yeni oluşumunda Gökhan ve Hakan Özoğuz’un yanında Umut Arabacı, Emre Ataker ve Sinan Tınar var. Belli ki mayası tutmuş bir kimya bu. Başka bir Athena doğmuş çünkü. Bildiğimiz Athena’dan bütün bütüne kopmayan ama farklı bir Athena. Burada şunu da söylemek lazım ki bu ‘retro’ meselesi, analog ve dahi hücum kayıtlar yapma arzusu bu aralar pek moda. Olanı da var, olmayanı da. Bu hevesteki gruplar için bu albüm ‘bu iş nasıl yapılır’a çok doğru bir örnek teşkil edebilir.


Belirgin bir konu bütünlüğü kaygısı taşımadan, daha ziyade bir meselenin çevresinde sayıklamalar şeklinde derdini anlatan bir şarkı sözü tekniği bütün şarkılarda hissediliyor. “Ayı mısın sen, ayı mıydın sevgilim?” gibi, “Bu adam fezadan, ona koymaz,” gibi, “Ne çok çektim ben bu şerefsiz kalpten,” gibi çarpıcı ve yadırgatıcı slogan cümleler geçiyor kimi şarkılardan. Ancak şarkı sözlerine vakıf olmak için albümü dinlemek yetmiyor; sözleri önünüze açıp okumanız gerekiyor. Zira Gökhan Özoğuz’un son birkaç albümde iyiden iyiye kendini kaptırdığı darmadağın şarkı söyleme biçimi, şarkı sözlerini büsbütün anlaşılmaz hale getiriyor. E bir de bizim buralarda pek sevdiğimiz gibi şarkılarda vokalin sesi enstrümanlara nazaran bilmem kaç desibel yüksek duyulmayınca (ki Avrupa’da ‘mix’ yapmak bunu gerektirir), dinleyicinin işi daha da zorlaşıyor.


Başta “Yapma Be Kanka” olmak üzere, “Bu Adam Fezadan”, “Yam Yam Zurna”, “Kaçak” ve aslında başından sonuna bütün şarkılarıyla bu albüm belki kısa vadede Athena’nın kemik hayran kitlesi dışındakilerce çok çabuk benimsenmeyecek ama uzun vadede Athena’nın en iyi albümlerinden biri olarak anılacak ve sevilecek gibi görünüyor. Bu arada albümün sonuna yer alan ve 10 dakikayı aşkın süresiyle dinleyiciyi sersemleten “Bela” adlı şarkıya da vurgu yapmak lazım.

Albüm kartonetindeki tek Athena fotoğrafı, İstanbul’un kuzey ormanları üzerine yapılmakta olan üçüncü köprü inşaatına nazır çekilmiş. Buradan bir muhalif tavır çıkarmak lazım mı değil mi orası karışık ama Athena adının çağrıştırdığı zeytin ağaçları önümüzdeki günlerde de gündemden düşmeyecek gibi görünüyor. Yüz yılda büyümüş bir ağacı beş dakikada yerle yeksan edebilirsiniz belki ama beş dakika yazılmış bir şarkıyı yüz yıl unutturamazsınız bazen. Şarkılar hızarla da kesilmez üstelik. Bu da bu yazının alt metni olsun.

KASIM 2014 

Esin İris - "Yine Mavi"


(24 Kasım 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.) 

Esin İris, genç yaşında müzik dünyasında epeyce dirsek çürütmüş ve bir albüm yayımlamak için acele etmemişlerden. Gerçi 2006 yılında gayri resmi bir mini albüm kaydetmiş ama o albümdeki şarkılar “R&B” ve “rap” sularında gezindiği için bugün tanış olduğumuz Esin İris’den bir hayli farklı; hatta düpedüz “underground”. Oysa müzikte ana akımın etrafında da gezinmiş İris. Gökçe’yle de ortaklık var müzik geçmişinde mesela, Keremcem’le de. Ayhan Sicimoğlu’nun albümünde Latin şarkılar da söylemiş, Mor ve Ötesi, Fariuz Derin Bulut gibi isimlerle sahne ortaklıkları da yapmış. Bir taraftan da reklam müzikleri piyasasının içindeymiş yıllardır. Bilirsiniz işte, cıngıllar, jenerik müzikleri vesair…


Esin iris’in ilk resmi albümü “Yine Mavi”, 2014 yılının Nisan ayında Sony Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü. 10 şarkıdan oluşan bu albümdeki tüm şarkılar Esin İris tarafından yazılmış. Bazı şarkılarda ise İris’e aynı zamanda albümün prodüktörü de olan Samuray Gökçe katkıda bulunmuş. Düzenlemeleri de Samuray Gökçe yapmış. Yani bir ekip işi ortaya koymuşlar.

Albümün çıkış şarkısı olan “Bu Gece”nin klibini ilk izlediğimde ben de herkes gibi Esin İris’i, Yıldız Tilbe’nin genç hallerine benzettim. Hem dans etme biçimi, hem fiziği, hem de şarkının verdiği enerji bunu kaçınılmaz kılıyordu çünkü. Buna karşın, daha ziyade Gökçe ile özdeşleşmiş bir müzikal tarzın izini süren bir şarkıydı “Bu Gece”. Hani o nefesli sazlar, eğlenceli atmosfer, inceden oryantal hava filan…


Onu bir kenara koyup albümü dinlemeye başladığınızda ise sizi ilk karşılayan şarkı olan “Özledim”, handiyse bir Model şarkısı gibi tınlıyor. Radyoda duysam, basbayağı Fatma Turgut sanabilirdim söyleyeni. Tam da Model’in o çok tutulan şarkılarından biri gibi “Özledim”; sırf bu nedenle bile ticari şansı yeterince yüksek. Ardından gelen “Neyse Ne” ise doğrudan oryantal bir şarkı... Yani iki de iki; iş şansa bırakılmamış.

“Bu Gece”nin ardından Koray Candemir’in de sesiyle katkıda bulunduğu bir pop-rock şarkı geliyor: “Senin Şarkın”. Peşi sıra ise bu defa buzukili, Ege havalı bir şarkı olan “Kadeh”le oryantale geri dönüyoruz. “Kışların”, melodik yapısıyla albümün dikkat çekici şarkılarından biri… “Gam ve Figan” da öyle… “Hayalleri Öldürdüm” albümün en batılı tınlayan şarkısı. Son sıradaki şarkı “Olduğu Gibi” ise adeta ilk sıradaki şarkı “Özledim”in bir türevi gibi. En ısınamadığım şarkının “Kötü Kötü Şeyler” olduğunu da söylemeliyim.


Bütünde bir ekip çalışmasının ortaya çıkardığı ortak tavır, daha ziyade dikkat çekme ve ticari başarı kazanma kriteri üzerine kurulmuş gibi. Bunun için bütün kozlar oynanmış. Başarılı olur mu? Dinleyenlere ne kadar samimi geleceğin bağlı olarak değişir bu ihtimal. Öngörmek zor. Ama şu da var ki belirli bir “sound” çizgisi yakalamış, eli yüzü düzgün, derli toplu bir albüm dinliyoruz başından sonuna dek. Etkili ve akılda kalıcı melodiler, kulağı kolay yakalayan ritim yürüyüşleri ve slogan sözler var. Bu da ana akıma oynayan bir albüm için az şey değil. Öyle ki Esin iris’in şarkıcı olarak gösterdiği performansın eksikliğini bertaraf edebilir bu durum.

Albümün adı “Yine Mavi” olunca, Melek Boçoğlu Yılmaz tarafından yapılmış kapak kompozisyonu ve kartonet tasarımı da gökyüzü mavisini ve açık mavi tonları fon almış. Ben olsam, bu albüm ve bu şarkıların yansıttığı enerjiye paralel olarak, daha sıcak renkleri, tıpkı ilk klipteki gibi daha renkli bir görselliği tercih ederdim.    

KASIM 2014

Cihan Dabager - "Veya"


(17 Kasım 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Çok uzun zaman var ki bilmediğim bir şarkıyı duyup, söyleyenini merak ettiğim olmamıştı. “Sır” bende böyle bir etki yarattı. Müzik sektörüne yeni giren isimleri genellikle önce takibe alır, şarkılarını dinler, tanımaya çalışırım ama Cihan Dabager’in önce şarkısını duydum, sonra kimdir, nedir diye araştırmaya başladım.

1979 doğumlu bir müzisyen Cihan Dabager. Okullu değil, alaylı müzisyenlerden. Üniversitede kimya mühendisliği eğitimi almış ama müzik tutkusu galip gelmiş ve uzun süre Beyoğlu barlarında hem çalmış, hem söylemiş. Bu arada kendi bestelerini üretmeye başlamış ve hatta çaldığı barlardaki müdavimlerinin de ezbere aldığı şarkıları olmuş. İlk albümünün çıkış şarkısı olan “Sır” da bunlardan biriymiş.


Cihan Dabager’in “Veya” adını verdiği ilk albümü 2014 Ağustos ayında 3 Adım Müzik etiketiyle yayımlandı. 3 Adım, cesur bir müzik şirketi. Genellikle ismi hiç duyulmamış müzisyenlere kapılarını açıyor ve sektörde çıkış yolu arayan birçok yeni isim için adeta kurtarıcı oluyor. Ben bile bazen takip etmekte zorlanıyorum 3 Adım etiketiyle servis edilen yeni albümleri ve şarkıları. Cihan Dabager bunların içinde en dikkat çekici olanlarından biri.


Geçenlerde Hacer Özil’in albümü vesilesiyle de yazdım: Bir zamanların Anadolu-popunun izlerini süren çok sayıda iş yapılıyor ama çoğu taklit olmaktan öteye gidemiyor. O ruhu yakalayabilen çok az iş çıktı. Cihan Dabager bu tezin antitezi olabilecek bir potansiyel taşıdığını hissettiriyor ilk albümüyle. Bir kere çok sıcak, çok içten ve samimi bir şarkı söyleme biçimi var. Gitar çalıp şarkı söyleyen her müzisyen gibi o da yer yer “gitar ağzı” diye tanımlanabilecek bir biçimde, yanlış vurgular kullansa da, bütünde şarkılara ruhunu vererek şarkı söyleyen bir şarkıcı. Üstelik açık, net ve temiz bir diksiyonu ve artikülasyonu var.


Şarkılara gelince…

Albümde 8 şarkı var. Bunların 7’sinin söz ve müzikleri Cihan Dabager’e ait. “Naz” adlı şarkının ise sözleri Esat Anık tarafından yazılmış, bestesi Sami Anık tarafından yapılmış. Albümdeki tüm düzenlemeler Seçkin Özer imzası taşıyor. Az enstrümanla ve belli ki sınırlı imkânlarla olabileceğinin en iyisini yapmış Özer. Anadolu-popun o çok yenilikçi, deneysel ve şaşırtıcı tarafına pek dokunmuyor belki ama bir ilk albüm için o kadarı lüks zaten bu zamanda.


Albümün en dikkat çekici şarkısı “Sır” kuşkusuz. İçinden geçtiğimiz dönemde epeyce anlam kazanan sözleri ve etkili melodisiyle bu türde son dönemde yapılmış en iyi şarkı olabilir. “Sultan” ve “Süleyman” da o çizgide dikkat çekecek şarkılar. Daha romantik kanatta seyreden “Senden Önce”, “Kötü Zaman” ve “Ben Bilirim”, bildik gitar akorları üzerinden yürüyen, kolay eşlik edilecek, kolay sevilecek şarkılar. Bir parça daha Baha, Kutsi misali “gitarist-şantör” çizgisinden yürüyen “Naz”, benim albümde en az ısındığım şarkı oldu. “Selametle” ise albümü açıldığı gibi, Anadolu-pop sularında kapatıyor.

Kartonetin grafik tasarımı Tuba Ercan tarafından yapılmış. Ne yazık ki hem yanlış bir kapak fotoğrafı seçimi, hem de çok zor okunan (özellikle de şarkı künyeleri) yazı karakteriyle kitapçık tasarımı albüm için eksi puan olmuş.

KASIM 2014 

Yonca Evcimik - "15."


(10 Kasım 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Yonca Evcimik, hem müzik kariyerinin son 20 yılındaki en iyi albümü, hem de Türkçe pop müziğin son yıllardaki en iyi albümlerinden birini yaptı. Evcimik’in on beşinci albümü olması hasebiyle “15.” Adı verilmiş albüm, geçtiğimiz Haziran ayında İrem Records etiketiyle piyasaya sürüldü. Şahane bir şarkıcı olmasa da zekice manevralar ve doğru işbirlikleriyle pop müziğin ‘90’lardaki patlamasını tetikleyen, yaptığı işlerle dönemin öncülerinden biri olan Yonca Evcimik’in o günlerdeki çizgisini bugünlerde bile yakalayabilen yok. Ne var ki ‘90’ların ilk yarısında yakaladığı çıkışı, 1995 sonrasında aynı ivmeyle sürdürebildiğini söylemek de zor.


Popüler müzik risk almadan yapılmaz. Çünkü dinleyicinin beğenileri zamanın ruhuna göre değişir, devinir sürekli. Bu noktada belki Evcimik haklıdır; o çok sevilmiş çocuksu ve çılgın halinden Sezen Aksu şarkıları söyleyen olgun ve seksi kadına dönüşürken kendince bir risk almıştır. Dinleyici bu hamleyi görür ya da görmez; onu önceden kestirmek zordur. Ama Evcimik diskografisinde hiç olmaması gereken düpedüz kötü iki şarkı var ki, bence kariyerine en büyük zararı o şarkılar verdi. “Oldu Gözlerim Doldu” ve “Tweetine Bandım”dan bahsediyorum, evet.


Buradan baktığınızda, uzun süredir bir “hit” şarkı çıkarmamış, üstüne üstlük araya kötü şarkılar sıkıştırmış Yonca Evcimik’in, iyi bir albümle bile arayı kapatması zor görünüyor ki neresinden baksanız “15.” gayet iyi bir pop albümü. Bir kere “sound” günümüz Türkçe pop seyrinden birkaç fersah ötede ve bu anlamda yenilikçi bile sayılabilir. Okay Barış gibi bir genç yeteneğe ağırlıklı olarak sırtını dayarken, Serhat Tekin gibi bir başka genç yetenekten de istifade etmiş, Barlas Erinç ve Serdar Ortaç gibi “hit” garantili eski kurtlardan da şarkı alarak işi şansa bırakmamış. E albümün prodüktörü de Aykut Gürel olunca taşlar yerine doğru oturmuş.


Yonca’nın o eski tarzına, havasına ve de sesinde çok uyan, çok doğru şarkılar var albümde. Özellikle de Okay Barış’ın daha önce kendisinin de seslendirdiği “Burası İstanbul” adlı şarkı Yonca için biçilmiş kaftan. Aynı şekilde, bir Serdar Ortaç şarkısı olmasına rağmen, Volga Tamöz’ün düzenlemesiyle  beklenmedik bir biçimde dikkat çekici bir Evcimik şarkısına dönüşmüş olan “Sana Ne?” albümü zımba gibi açıyor. Ben en çok söz ve müziği Murat Aydemir’e ait “Topla Gel”i sevdim, onu da söyleyeyim.


Yavaş şarkılarda çok iddialı şarkıcılık performansları gerektirmeyen, küçük ama etkili şarkılar doğru tınlıyor Yonca Evcimik’in sesinde. “Başkasın Sen” tam da bu yüzden doğru ve vurucu bir şarkı olmuş. Algılaması bir parça daha zor, daha sofistike bir şarkı olan ve Okay Barış’ın sesiyle de eşlik ettiği “Çok mu Zor?” da öyle. Orta tempodaki iki Serhat Tekin şarkısı “Hayat İşte” ve “Kolay” ise melodik zenginlikleri ile dikkat çekiyor. Her Barlas Erinç şarkısı gibi içinde bir parça espri barındıran “Zaman Kötü” ve “Ekmek Arası” da, akılda kalıcı nakaratlarıyla tipik Yonca Evcimik stilinde şarkılar. Yine bir Okay Barış şarkısı olan “Kadınım Diyorsan” ise sözleriyle de dikkat çeken, sağlam bir elektronik dans müziği örneği.  



Serhat Tekin’in fotoğrafları ve Özlem Semiz’in grafik tasarımıyla kartoneti de dâhil olmak üzere neresinden bakılsa özene bezene hazırlanmış, kendi kulvarında olabildiğince iyi bir albüm bu. Ancak gerek Evcimik’in bir zamanlar sektörde gösterdiği başarının altını kendi üslubunca kalın kalın çizip durmasının, bu arada ifrada da kaçmasının yarattığı, hakkındaki pek de sempatik olmayan algı (Türk popunda ilk dans edip şarkı söyleyenin, ilk “single” yapanın kendisi olduğunu iddia etmesi gibi ki elbette öyle değil), bu arada Aysel Gürel, Hande Yener gibi isimlerin etrafında dönen yersiz polemikleri ve gerekse yukarıda bahsi geçen, kariyerinin 1995-2014 arasındaki dalgalı seyri, bu albümün önündeki en büyük engeller gibi görünüyor. Bunları aşabilirse ne alâ. Aşamazsa, bu albüme yazık olacak.   

KASIM 2014

Hacer Özil - "Ahde Vefa"


(3 Kasım 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

O Hacer bu Hacer, evet. Hani ülkece ekran başına çivilendiğimiz o dillere destan Biri Bizi Gözetliyor yarışmasının ikinci sezonunda elinde gitarıyla “Erkekler” diye bir şarkı söyleyen ve yarışmanın finalinde kıl payı farkla birinciliği kaçıran “02 Hacer”.

Hacer, BBG evinden çıktıktan bir süre sonra, 2002 yılında Erol Köse prodüksiyonuyla “Erkekler” adlı ilk albümünü çıkarmış, sonra da ortadan kaybolmuştu. Merak da etmemiştik, nitekim BBG şöhretlerinden dizi oyuncusu, sunucu, şarkıcı olan kim varsa, hepsi bir süre sonra unutulup gitmişti. Aradan 12 yıl geçti ve Hacer, ikinci albümüyle tekrar karşımızı çıktı. Hacer Özil’in “Ahde Vefa” adını taşıyan yeni albümü, geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı.


Hacer’in ilk albümünde pop şarkılar söyleyen, şarkılarını ağırlıklı olarak kendisi yazmış, her ne kadar Güzel Sanatlar Lisesi mezunu ve konservatuar öğrencisi olsa da, deneyimsizliği hissedilen bir şarkıcı vardı. Müziğe uzun yıllar ara vermesinden olsa gerek, Hacer şarkıcı olarak çıtasını yükseltmiş gözükmüyor ama bu albümünün daha farklı ve daha olgun bir müzikal çizgide olduğunu söyleyebilmek mümkün. Çünkü Hacer bugünün popüler müziği içerisinde neredeyse esamisi okunmayan bir tarzın peşinde koşmuş ve belki ‘70’lerin değil ama ‘80’lerin Anadolu-pop havasını bugünlere taşımış. Albümü dinlerken en çok Barış Manço, yer yer Edip Akbayram ve Selda gibi, türün mihenk taşlarının izleri hissediliyor.


Özellikle albümün açılışında yer alan “Hele Gel”, neresinden baksanız tipik bir Barış Manço şarkısı gibi tınlıyor; hem sözleri, hem de müzikal yapısıyla. Nitekim Hacer bu albümde Barış Manço’nun “Halil İbrahim Sofrası” adlı ‘80’ler klasiğini de yeniden seslendirmiş. Çocuk yaşta evlendiren kızların dramından yola çıkan “Adım Gonca”, bir ülkenin sınırları içinde kavgasız gürültüsüz bir arada yaşayabilmenin derdine düşen “Kavuşsa Eller” ve “Halkımıza Sözümüz”, Ezo Gelin’in Anadolu’da bir efsaneye dönüşmüş öyküsünü anlatan “Bahçalarda Mor Meni” türküsü, her şart ve koşulda hayata tutunmayı telkin eden “Tut Hayatın Ucundan”, hep hikâyesi olan, mesajı olan, klişe tabiriyle “toplumsal içerikli” mesajlar veren, âşık/ozan geleneğinin de izlerini sürerken, bir parça didaktik olmakla beraber doğrudan siyasal mesajlar vermeyen ve tek bir siyasi görüşe işaret etmeyen şarkılar. Albüm bu anlamda da Barış Manço tarzına ve tavrına daha yakın duruyor zaten.


İlk klip şarkısı olarak seçilen “Gözün Arkada Kalmasın” ise, albümün aşka dair tek şarkısı ve müzikal olarak da daha alaturka bir çizgide duruyor.

Albümdeki altı şarkının söz ve müziği Aysuda Ülkü Zeren tarafından yazılmış. Daha ziyade Kıraç’a verdiği şarkılarla tanıdığımız Zeren’in bu albümün hedeflendiği çizgide olmasında payı yadsınamaz. Zira Hacer tam da böyle bir albüm yapmak istemiş ve Aysuda Ülkü Zeren, hedefi tam on ikiden vurmuş. Zira bugünlerde eskinin Anadolu-pop ya da “rock” çizgisine öykünen ne kadar şarkıcı ve grup varsa, hepsi bir takım retro bakış açılarının, deneysel çabaların, saykodelik yaklaşımların peşinde koşuyor ya da olmadı Kıraç misali doğrudan taklit yolunu seçiyor ama bırakın Seldaları, Cem Karacaları bir kenara, en azından Manço ruhunu bu kadar yakından yakalayabilen yeni bir şeyler yapabilen pek olmuyor. Albümün adı da, içinde bu isimde bir şarkı olmamasına karşın, böylece anlam kazanıyor.


Düzenlemelerde Sadun Ersönmez, Göksel Kamçı ve Berkay Şenol imzaları var. Albümün en büyük kusuru düzenlemeler kısmı zaten. Anadolu-pop türünün alamet-i farikası olan o çok parlak düzenlemelerden, çarpıcı icralardan pek nasibini almamış, epeyce vasat düzeyde kalmış kayıt, işin tadını kaçırmıyor desem yalan olur.

Albüm kapak fotoğrafları da, Hacer Özil’in memleketine “ahde vefa”sını göstermek kaygısıyla, Güneş Kazdal tarafından Gaziantep’te çekilmiş ama Çiğdem Şahiner tarafından yapılan kartonet tasarımında fotoğraflar öyle bir kullanılmış ki, Gaziantep’te çekildiğini ne görmek, ne de anlamak mümkün.

KASIM 2014