Bu Blogda Ara

5 Ocak 2015 Pazartesi

Athena - Altüst"

ŞARKILAR HIZARLA KESİLMEZ


(Millıyet Sanat dergisi Aralık 2014 sayısında yayımlanmıştır.)

Mitoloji bu ya, denizler tanrısı Poseidon ile tanrılar tanrısı Zeus’un kızı olan sanat, zekâ, ilham ve barış tanrıçası Athena, bir iddiaya tutuşurlar evvel zamanda. İddiayı kazanan, yeni kurulan bir şehrin tanrısı olacaktır. Poseidon üç başlı mızrağını yere saplar ve oradan bir at doğar. “Yük taşır, insana dost olur bu hayvan,” der. Tanrılar büyülenir adeta atın güzelliği karşısında. Sıra Athena’dadır. Onun mızrağını vurduğu yerde ise bir ağaç çıkar ortaya. “Bu, zeytin ağacıdır,” der Athena. “ Meyvesi yenir, yağı çıkarılır, yemeklere katılır, insanlara sağlık verir. Bu yağ yakılıp geceleri aydınlatır.”

Yarışmayı, şehre bu faydalı ağacı kazandıran Athena kazanır haliyle. Tanrısı olduğu şehir de Atina olarak anılır. Zeytin ağaçları Ege’den tüm Akdeniz’e, oradan Anadolu’ya yayılır. Aradan bin yıllar geçer. Anadolu’da zeytin ağaçları bir bir kesilmeye başlanır. Athena ismi ise bize sadece bir müzik grubunu hatırlatır.


Birbirine pek de benzemeyen ikiz kardeşler Gökhan ve Hakan Özoğuz’dur Athena’nın bel kemiği ve grubun kuruluş öyküsü 1987’ye kadar uzanır. Biz 1998’de ilk albümleri “Holigan”la onları tanıdığımızda, onlar aslında gayri resmi bir mini albüm ve bir de İngilizce albüm yayımlamış, pişmiş, demlenmiş bir gruptur. Bu dönem grupta Özoğuz kardeşlerin yanı sıra Ozan Karaçuha ve Turgay Gülaydın vardır. “Holigan” albümü, Türkiye’de o güne dek esamisi okunmayan “ska” müziğini bize sevdirmekle kalmaz, Athena’ya ciddi bir hayran kitlesi de kazandırır. ‘90’ların başındaki pop patlamasından yeni yeni sıyrıldığımız o günlerde, bu “zıpır” çocukların eğlenceli önerileri kabul görür ve memleketin meğerse “ska”ya ne denli hasret kaldığı, kulüplerde, barlarda, özellikle de stadyumlarda Athena şarkılarıyla zıplayanlar sayesinde ortaya çıkar.


Sonrasını biliyorsunuz zaten. 2000 yılında yayınlanan “Tam Zamanı Şimdi” adlı albümden “Palavra”, “Yaşamak Var Ya”, “Macera” gibi ardı ardına sıralanan ‘hit’ler ve 2001 yılında Türk Milli Basketbol Takımının resmi marşı olarak bestelenen “12 Dev Adam” şarkısı... 2002 yılında piyasaya sürülen ve “Her Şey Yolunda”  adını taşıyan albümden “Öpücük” şarkısıyla hızını alamayan “ska” akımı. Ve tabii bu arada “ska” yapmaya meraklı bir dolu yeni grubun ortaya çıkışı; amma velakin Athena’nın yanından bile geçemeyişleri… 


2004 yılında ise bu defa Eurovision Şarkı Yarışmasında Türkiye’ye dördüncülük getiren “For Real” şarkısı… Avrupa’daki ve Rusya’dan parça parça ayrılmış ülkelerdeki milyonlarca Eurovision hayranının bu şarkıyla nasıl şaşkınlığa uğradığını, bu “alaturka-ska-rock” çeşitlemesini ne büyük bir ilgiyle karşıladıklarını bilenler bilir. Bugün hâlâ Eurovision partilerinde sıklıkla çalınan ve en çok eğlendiren şarkılarından biridir “For Real”; onu da bilen bilir.


2002 yılındaki albüm öncesi grupta değişiklikler olmuş ve Ozan Karaçuha ve Turgay Gülaydın’ın yerine Canay Cengen ve Doğaç Titiz gelmiştir ama grubun çizgisindeki ve müziğindeki asıl değişim 2005’te başlar. O yıl Athena’ya Burak Gürpınar katılır ve grubun kendi adını taşıyan yeni albümü piyasaya çıkar. Daha serttir artık Athena, daha karamsar, belki de daha gerçekçi… İlk üç albümdeki eğlenceli şarkılardan eser kalmamıştır. Müzikal tavır ise artık “ska”dan çok “punk” dolaylarından ses vermektedir. 2006’da yayınlanan “İt” adlı mini albüm ise Kurt Cobain’e adanmıştır ve bir Nirvana “cover”ı olan “Köpek” başta olmak üzere, Athena kariyerinin en sert şarkıları vardır bu albümde.


Son Athena albümü “Pis”, 2010’da piyasaya çıkmıştı ve o zaman bu zaman hayranlarının yeni albüm beklentisi süregeliyordu. Yıl 2014 olana dek Athena’nın özellikle Gökhan kanadından çok haber aldık gerçi. Kendisini dine verdiği de söylendi, sufizme karıştığı da… Evlendiğini, çocuk sahibi olduğunu da okuduk, Acun Ilıcalı tarafından O Ses Türkiye yarışmasının kırmızı jüri koltuğuna oturtulduğunu da gördük. Yaptığı müzikten, yazdığı şarkılardan, tavrı, tarzı, görünüşünden, velhasıl tüm bunların toplamından bizim ona yakıştırdığımız kalıba sığdıramadık haliyle Gökhan’a dair şahit olduklarımızı. Tekâmül deyip geçmeli miydik, onu da bilemedik. Neyse ki yeni Athena albümü çıktı da ilgi odağımız yine şarkılara döndü.


Athena’nın Pasaj Müzik etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayınlanan yeni albümü “Altüst” adını taşıyor. 13 şarkı var albümde. Bunlardan biri daha önce bir reklam kampanyası ve turne kapsamında servis edilen “Kafama Göre”. Bir diğeri ise bir Mazhar – Fuat – Özkan klasiği olan “Adımız Miskindir Bizim”. Bu şarkı dışındaki şarkılar ise yine ağırlıklı olarak Gökhan – Hakan kardeşlerin imzasını taşıyor. İrlandalı müzisyen Mike Nielsen’in prodüktörlüğünü yaptığı albüm, Athena kariyerinin “olgunluk albümü” klişesiyle anılacak albümü olmaya aday gözüküyor.


“Altüst”ü önceki Athena albümlerinden ayıran en büyük fark, müzikal anlamda daha ‘retro’ tınlayan bir stili benimsemiş olmaları. Bu haliyle ‘70’lerden çıkıp gelmiş gibi duruyor şarkılar. Grubun yeni oluşumunda Gökhan ve Hakan Özoğuz’un yanında Umut Arabacı, Emre Ataker ve Sinan Tınar var. Belli ki mayası tutmuş bir kimya bu. Başka bir Athena doğmuş çünkü. Bildiğimiz Athena’dan bütün bütüne kopmayan ama farklı bir Athena. Burada şunu da söylemek lazım ki bu ‘retro’ meselesi, analog ve dahi hücum kayıtlar yapma arzusu bu aralar pek moda. Olanı da var, olmayanı da. Bu hevesteki gruplar için bu albüm ‘bu iş nasıl yapılır’a çok doğru bir örnek teşkil edebilir.


Belirgin bir konu bütünlüğü kaygısı taşımadan, daha ziyade bir meselenin çevresinde sayıklamalar şeklinde derdini anlatan bir şarkı sözü tekniği bütün şarkılarda hissediliyor. “Ayı mısın sen, ayı mıydın sevgilim?” gibi, “Bu adam fezadan, ona koymaz,” gibi, “Ne çok çektim ben bu şerefsiz kalpten,” gibi çarpıcı ve yadırgatıcı slogan cümleler geçiyor kimi şarkılardan. Ancak şarkı sözlerine vakıf olmak için albümü dinlemek yetmiyor; sözleri önünüze açıp okumanız gerekiyor. Zira Gökhan Özoğuz’un son birkaç albümde iyiden iyiye kendini kaptırdığı darmadağın şarkı söyleme biçimi, şarkı sözlerini büsbütün anlaşılmaz hale getiriyor. E bir de bizim buralarda pek sevdiğimiz gibi şarkılarda vokalin sesi enstrümanlara nazaran bilmem kaç desibel yüksek duyulmayınca (ki Avrupa’da ‘mix’ yapmak bunu gerektirir), dinleyicinin işi daha da zorlaşıyor.


Başta “Yapma Be Kanka” olmak üzere, “Bu Adam Fezadan”, “Yam Yam Zurna”, “Kaçak” ve aslında başından sonuna bütün şarkılarıyla bu albüm belki kısa vadede Athena’nın kemik hayran kitlesi dışındakilerce çok çabuk benimsenmeyecek ama uzun vadede Athena’nın en iyi albümlerinden biri olarak anılacak ve sevilecek gibi görünüyor. Bu arada albümün sonuna yer alan ve 10 dakikayı aşkın süresiyle dinleyiciyi sersemleten “Bela” adlı şarkıya da vurgu yapmak lazım.

Albüm kartonetindeki tek Athena fotoğrafı, İstanbul’un kuzey ormanları üzerine yapılmakta olan üçüncü köprü inşaatına nazır çekilmiş. Buradan bir muhalif tavır çıkarmak lazım mı değil mi orası karışık ama Athena adının çağrıştırdığı zeytin ağaçları önümüzdeki günlerde de gündemden düşmeyecek gibi görünüyor. Yüz yılda büyümüş bir ağacı beş dakikada yerle yeksan edebilirsiniz belki ama beş dakika yazılmış bir şarkıyı yüz yıl unutturamazsınız bazen. Şarkılar hızarla da kesilmez üstelik. Bu da bu yazının alt metni olsun.

KASIM 2014 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder