Bu Blogda Ara

22 Şubat 2015 Pazar

Deniz Seki - "İz"

“ÖKSÜZ” BİR ALBÜMÜN ANATOMİSİ


Deniz Seki’yi tanımam etmem. Değil yüz yüze gelmek, aynı ortamda bulunmuşluğumuz bile yoktur. Bir müzik dinleyicisi olarak müzikal çizgisini de başından bu yana abartıldığı kadar başarılı bulmamış, sıklıkla da eleştirmişimdir. Ama bunların hepsi bir tarafa, Deniz’in göz göre göre yaşadığı/maruz bırakıldığı haksızlık bir tarafa…

İnsanlar hata yaparlar. Hatalar insanlar içindir. Ders almak, öğrenmek, büyümek içindir. Ama küçük, ama büyük… Bazen sadece kendimize, bazen çevremizdekilere, sevdiklerimize de zarar veririz. Zaaflarımıza yenik düşeriz, akıl tutulması yaşarız, basiretimiz bağlanır… Ne derseniz deyin. Bazı hataları telafi edebilir, bazılarını edemeyiz. Ama yaparız işte. Yaşadıkça öğreniriz.


Deniz Seki de hatalar yaptı. Bedelini çok ağır ödediği hatalar. Hem kendine, kariyerine zarar vermiş, hem kanunlar önünde suçlu duruma düşmüş, hem de toplum vicdanını incitmiş olabilir. Ünlüydü nihayetinde, göz önündeydi ve her ünlü gibi seveni kadar sevmeyeni de çoktu. Ama ne olursa olsun, hiç kimse yargısız infazı hak etmez. Adaletinden şüphe duyulan yargıyı da…

Bu noktada Deniz Seki’nin kardeşi Serkan Seki’nin Twitter’da yazdıklarına bir göz atalım. Biz de konuştuk uzun uzun Serkan’la, ama onun kendi cümlelerini alıntılamakta fayda var:
“Sadece telefon konuşmalarının delil olarak ortaya konulduğu ve hüküm verildiği bir dava bu... Ortada ‘Paylaşmışsın. Bu, temin=ticarettir hukuk dilinde’ denilen bir karar var... Israrla ‘Kiminle paylaştık, dinlenilmesini istiyoruz’ dedik. Reddedildi Özel Yetkili Mahkeme tarafından... İşin mantığa sığmayan kısmı, Deniz’in paylaştığı, dolayısı ile temin ettiğine kanaat getirilen o iki kişi ‘Hayatımda kullanmadım’ dedi ve beraat ettiler. Yani hayatında hiç madde kullanmadığını söyleyen ve beraat eden birine, madde paylaşma (=temin=ticaret)ten ceza alan biri var ortada... Deniz Seki’yi seversiniz sevmezsiniz o ayrı hikâye ama adalet hepimize lazım. Sizlerden ricam, lütfen tarafsız değerlendirin olayları. Af değil yeniden yargılanma istiyoruz!”


Bu noktada insanın Deniz Seki’in “günah keçisi” seçildiği ve ibret-i âlem olsun diye bu meselenin bu kadar ortalığa saçıldığı, sıcak tutulduğu teorilerine inanası geliyor. Yoksa geçmişten bugüne, saymakla bitmeyecek kadar çok ünlü ismin başı derde girdi bu konuda… Birazcık arşiv karıştırmak yeterli onları hatırlamak için. Hatta onların arasında şimdilerde Deniz’i kınayanlar da var. Bilenler biliyor. Ama hiç biri bu kadar afişe olmadı, bu kadar ağır bedeller ödemedi. Burada başka bir iş var. Kim bilir, belki bizim aklımızın ermediği bir iş, bir hesap…

Bu mesele üzerine iki kelam etmeden Deniz Seki’nin talihsiz yeni albümünden bahis açmak olmazdı. Ben de öyle yaptım. Neden “talihsiz”? Çünkü tam da Seki hapishaneden çıkmış, hayatını bir düzene koymuş ve gece gündüz çalışıp albümünü bitirmişti ki bu mesele hortladı ve Seki ilk klibini bile çekmişken albümün tanıtımını yapamadan ortadan kaybolmak zorunda kaldı. Albüm bir süre bekletildi, sonra Deniz Seki yokken piyasaya çıktı ve bu zamana göre hiç de azımsanmayacak bir satış başarısı elde etti. Seki şimdi tekrar cezaevinde ve albüm kelimenin tam anlamıyla öksüz…


Bu işin trajik tarafı... Ama tüm bunları yaşanmamış varsaysak ve duygularımızı bir kenara koysak bile, 2014 yılı Ekim ayında piyasaya sürülen “İz”in, Deniz Seki kariyerinin en iyi albümü olduğunu söylemek yanlış olmaz.  

Bir kere başından beri Seki’ye yönelik eleştirilerimin temelini teşkil eden o “gereksiz vibratolarla” dolu şarkı söyleme biçimini bu albümde büyük ölçüde terk ettiğini görmek şaşırtıcı oldu benim için. Sanırım bu biraz da şarkılarla alakalı bir şey. Daha ferah, daha iyimser, daha neşeli şarkılarla tazelenmiş Deniz Seki. Bu da şarkıcılığına yansımış bir şekilde. (Meraklısına açıklama: Karikatür literatürüne bir miktar da espri barındırarak yerleşmiş “gereksiz tarama” klişesi neyse, şarkıcılıkta da “gereksiz vibrato” ona tekabül ediyor. Biri gözü, diğeri kulağı yoruyor ziyadesiyle.)


İlaveten; ağır anlatım bozuklukları ve mantık hatalarıyla dolu şarkı sözleri Deniz Seki’nin bir başka eleştirdiğim yönüydü. Çoğunlukla kendi şarkılarını yazan bir şarkıcı için kolay göz ardı edilemeyecek bu sorun da bir hayli azalmış görünüyor bu albümde. Gene var; yok değil. “Sahipsiz kumsallar, benim için ağlama,” gibi, “Dermanı ağır ben ödedim hevesin kıyısı” gibi hem gramer hem de anlam bakımından kulağa takılan cümleler yok değil ama daha önce dinlediğimiz Deniz Seki şarkılarına göre az, pek az.


Bir de albümün piyasaya sürülüş sürecinde olan bitene inat, aydınlık, umutlu bir albüm bu. Bildik Deniz Seki hicranlarının, hezeyanlarının yerini, yaşamış ve görmüş bir kadının hesaplaşmaları, çıkardığı dersleri ve hayata dair yeşerttiği beklentileri, ümitleri almış. Özellikle “Hayat 2 Bilet” gibi, “Yük” gibi, “Değerindesin” gibi şarkılarda bunun izleri sürmek mümkün.  Hatta daha ilk şarkıda duyduğumuz “Hayat 2 bilet sadece; biri geliş, biri dönüş. Sen istersen dövüş, istersen seviş,” cümlelerinin bu albümün özeti olduğu bile söylenebilir.


Albümün ilk klip şarkısı olarak seçilen (ve belki de tek klip şarkısı olarak kalacak) “İyisin Tabii”, İsra Gülümser tarafından Türkçeye adapte edilmiş bir Arap şarkısı. Şarkı zaten duyulur duyulmaz çok sevildi ve listelere yerleşti ki atarsız gidersiz, “club” ritimsiz şarkıların listelerde pek şansı olmuyor bugünlerde malum. Sanırım şarkının duygusu, anlattıkları, etkili melodisi ve çıkış zamanlaması doğru yerden yakaladı dinleyiciyi ki zaten Deniz Seki müziği için de doğru ve iyi bir şarkı idi.


Yukarıda bahsi geçenlere ilaveten, “Hayat İmdat”, “Deniz Âşık Olunca Şaşırır”, “Nerelerdeydin”, “Değnek” ve “Seni Seveni Sev” de yine Seki’nin hayatından, son dönemde yaşadıklarından izler taşıyan, anlatan, yerine göre de haykıran şarkılar. Bu derece kişisel şarkılar dinleyicinin söyleyenle, anlatanla kurduğu empatiye koşut olarak anlam kazanır ya da bazen kazanmaz. Neyse ki Seki’nin şarkılarında kendi hayatına dair anlattıkları, her birimizin şu veya bu şekilde içinden geçtiği hikâyeler ve bu nedenle çok da uzağımızda durmuyor.

“Cover” ları bir kenara koyarsak, ben en çok Deniz Seki’nin sevdiğim şarkılarından biri olan “Değerini Bilemedim”e bir selam gönderir gibi duran “Nerelerdeydin?”i ve albüme sağlam bir açılış yapan “Hayat 2 Bilet”i sevdiğimi söyleyebilirim. Söz ve müziği Ebru Sezgin’e ait, “Yazlık Gazinolar” da peşi sıra gelebilir. Şarkıdaki “O günler o günler o günler” tekrarlarının “O Günler” şarkısına benzerliğini yine bir selam gibi algılamak kaydıyla tabii.


Aslında bütünde şu veya bu şarkıyı öne çıkarmak pek anlamlı değil bu albümde. Zira her bir şarkı birbirini tamamlıyor, toplamda anlatılan hikâyeye bir cümle koyuyor gibi.

“Cover”lara gelince… Ferdi Özbeğen’in 2001 yılında piyasaya çıkmış “Ayrılmayalım” adlı albümünde yer alan ve her nedense pek duyulmamış, bilinmemiş şahane şarkısı “Bu Sevda Bu Şehre Sığmaz”, bu albüme “cover” kontenjanından giren iki şarkıdan biri. Sözleri Aysel Gürel, bestesi Sezen Aksu imzası taşıyan bu şarkıyı Deniz Seki’den daha iyi taşıyabilecek bir başka isim daha düşünemiyorum. Kelimenin tam anlamıyla cuk oturmuş ve şarkı adeta bir Deniz Seki şarkısı olarak yeniden doğmuş. Hatta doğmakla kalmamış, albümün de en dikkat çekici şarkılarından biri olmuş.


Ömür Göksel’in ilk kez 1972 yılında plak yaptığı “Sevemem Artık” da albümdeki bir diğer “cover” ve yine nokta atışı olmuş. Zira bu şarkı her ne kadar Ömür Göksel denilince ilk akla gelen şarkı olsa da, onun ötesinde, Türkiye’de stadyum tezahüratlarına mal olmuş ender sayıdaki pop şarkısından biridir. Bilmeyenler için “I love you Fener” demem yeterli olur sanırım.

Bu şarkıyı 1987’de Gökben yeniden söylemişti. Ondan sonra ise ikinci bir kez daha söyleyen olmadı. Ömür Göksel bu şarkıya bir başka sevilen şarkısı “Ağlıyormuşsun”u da dâhil ederek bir yeni versiyon yapmıştı 1998 yılında. 2004 yılında ise bu defa “I Love Baby” adıyla İngilizce sözlerle seslendirmişti o yıl yayımlanan albümünde.


Sözleri Zeki Uluruh, bestesi Ömür Göksel’e ait bu şarkıyı, kafadan “hit” olması ve dahi en bilmeyenimizin bile kulağına bir şekilde yerleşmiş olması, buna karşın yeniden söylenmeyerek yeni kalmış olması nedeniyle bu albüm için doğru bir seçim olarak nitelendirmek gayet mümkün.  Bana kalsa daha coşkulu, daha stadyum atmosferinde (hani belki Ceceli’nin “Söyle Canım” için yaptığı türden) bir düzenlemeyi tercih edebilirdim ama albümün dokusu içerisinde aykırı durabilirdi; onu da kabul ediyorum. Belki daha sonra bir “remix” gelir, bilemem.


Albümün aydınlık ruh halinin, Tamer Yılmaz’ın çektiği Deniz Seki fotoğraflarına ve Özlem Semiz’in beyaz ağırlıklı kartonet tasarımına da yansıdığı açıkça görülüyor.


Deniz Seki için bir an önce adaletin tecelli etmesini istiyoruz. Ülkede o kadar çok şey ters gidiyor ya da tersine döndü ve bir çok şey gibi adalet duygumuz da o kadar ayaklar altına alındı ki, bunun iç.in çok da iyimser olamıyorum. Ne olursa olsun Deniz bir gün çıkacak ve bundan çok daha iyi albümler de yapacak. Ama o güne dek, en iyisi bu. Yani en azından bence öyle...

ARALIK 2014 

Ziynet Sali - "Bugün Adım Leyla"


Ziynet Sali daha önce de Sıla şarkıları seslendirmişti ama ne denli başarılı olduğu tartışılırdı. Sıla gibi baskın bir karakteristiği olan bir şarkıcı ve bestecinin şarkılarını söylemek her zaman bir parça risk içerir ki bence önceki ortaklıklarında bu riskin olumsuz izleri çok belirgindi. Ancak Sali, Sıla’dan vazgeçmeyeceğe benzer. Hatta yeni albümünü tamamen Sıla’nın prodüktörlüğüne emanet ettiği de söyleniyor. Albüm ne zaman çıkar bilinmez ama öncesinde karşımıza çıkan şarkı “Bugün Adım Leyla” oldu.


DMC etiketiyle tekli formatında yayımlanan “Bugün Adım Leyla”, müzik market raflarına ise 3 disklik bir paket halinde konuldu. Sali’nin BKM Mutfak konserinden canlı kayıtların yer aldığı iki diskin birinde Türkçe, diğerinde ise Yunanca şarkılar yer alıyor. Üçüncü disk ise “Bugün Adım Leyla” şarkısını barındırıyor ve paket bir tek CD fiyatına satılıyor. Böyle güzellikleri daha sık görmek istiyoruz biz dinleyici tayfası. Konser kayıtları, ekstra diskler, hediyeli paketler yaygınlaşmalı. Albümler zaten satılmaz oldu; bari alanların verdiği paraya değsin.


Müziği Yunan müzisyen Christos Rantis’e ait “Bugün Adım Leyla”nın Türkçe sözlerini Sıla yazmış, düzenlemesini ise Efe Bahdır yapmış. Ziynet Sali şarkının klibini yine Nihat Odabaşı’na çektirmiş ve o da yine Hollywood filmlerinin o masalsı ve gerçeküstü dünyasını andıran karelerle bezeli bir klip çıkarmış ortaya. Bu bir Sali klasiği haline geldi artık. Şarkı zaten Akdenizli/Egeli... Atina’da çekilen klip de öyle. Ziynet Sali bunu güzel taşıyor ve bence bu şarkı da ona yakışmış.


Zaten daha önce de yazmıştım. Ziynet Sali bu kulvardan yürümeli. Disko kızı tavrı ve tarzı sakil duruyor üzerinde. Ha bu arada şarkı klibiyle birlikte fena halde yazı özletiyor insana. Yani her ağır şarkı sonbaharda sevilir diye bir kaide yok. 

ARALIK 2014 

Alper Aksoy - "Aşk Bu"


Alper Aksoy’un söz ve müziğini yazıp düzenlemesini de kendisinin yaptığı şarkısı “Aşk Bu” adını taşıyor. Küçük yaşlarda müzik eğitimi almaya başlayıp kendi şarkılarını yazmaya koyulan, konservatuarda müzikal eğitimi alan ve 2 yıl süresince “Sidikli Kasabası Müzikali”nde sahneye çıkarak deneyim kazanan Aksoy’un daha önce de Webeste Yarışmasında kazandığı bir ikincilik ödülü de varmış.


Altyapı, birikim ve nispeten deneyim tamam. Buraya kadar amenna… Şarkıdan ve çekilen klipten anlaşıldığı üzere ise hedef kitle öncelikle yabancı popüler müzikle haşır neşir olan 16-20 yaş arası. Standart Türkçe pop değil bu haliyle. Yüzü batıya dönük bir tarz. Buna da amenna. Şarkı bu anlamda hedef kitleyi doğru yerden yakalayabilecek de bir şarkı üstelik. Ama bir şey yanlış…


Kendine has ve etkili bir sesi, en azından farklı bir ses rengi var Alper Aksoy’un. Ama Türkçe telaffuz ve vurgu konusunda başarılı olduğu söylenemez. İngilizce bir şarkı söyler gibi söylüyor bu şarkıyı da. İzini sürdüğü müzikal türün şarkı söyleme biçimini aynen taklit ederken Türkçeden tamamen vazgeçmiş gibi görünüyor. Oysa buna gerek kalmadan da Türkçe bir şarkı Türkçe pop standartlarının potasına girmeden seslendirilebilir. Yani böyle söylemek söyleyen şarkıcıyı batılı yapmıyor. Yapsaydı şayet, Ajda ta ‘60’larda dünyaya açılmış olurdu.


Bunu bir kenara koyarsak, belli ki özenilmiş, üzerinde çalışılmış ve emek harcanmış bu şarkı ve klip, bir ilk adım için hiç de fena değil; onu da söylemek lazım.

ARALIK 2014

Önder Bilge - "Çıkamadım"


Bazen bağırıp çağırmadan, slogan atmadan, gitarları cayırdatmadan ya da “anne” gibi, “mahpushane” gibi, “güneş doğacak” gibi klişeleri bağlamaya bulamadan da protest olabilirsiniz. Bazen mizahi bir cümle, en protest slogandan daha protest tınlayabilir. Gezi’de gördük bunu en çok. Geçmişte mahkemeye verilen karikatüristlerden, kitapları toplatılan mizah yazarlarından gördük. Tıpkı Mete Özgencil’in “Köprü”sü gibi, Önder Bilge’nin “Çıkamadım”ı da ince bir mizah geleneğinden süzülüp çıkagelmiş “protest” bir şarkı.

İstanbul’da konservatuar eğitimi aldıktan sonra Amerika’da iki yıl boyunca çeşitli üniversitelerde caz ve kompozisyon branşlarında araştırmacı ve eğitimci olarak görev yapan Önder Bilge, 1992 yılında Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışmasında Asya’nın seslendirdiği “Haykır Sevda Dağlarına” adlı bestesi ile birincilik ödülü kazanmıştı.


O zamandan bu yana sektörde müzisyenliğin yanı sıra, eğitmenlik, yapımcılık, yöneticilik, menajerlik gibi alanlarda da çalışan Önder Bilge’nin, 2005 ve 2012 yıllarında yayımlanmış iki de albümü var. Önder Bilge Project adıyla yayımlanan bu iki albümde de Bilge’nin enstrümantal besteleri yer alıyordu. 2014’ün Ağustos ayında dijital platformlarda Seyhan Müzik etiketiyle servis edilen “Çıkamadım” adlı şarkıda ise Önder Bilge bu defa sadece enstrümanist olarak değil, solist olarak da çıkıyor karşımıza.


“Soul”un, “funk”ın ve de cazın içinden geçen, geçerken “rap”i de kullanan, ama bunu burnu büyük ve snop bir edayla değil, son derece samimi ve içtenlikli bir biçimde yapan, çok sağlam bir müzikal zemin üzerinde alaycı ve esprili bir tavırla lafını söyleyen şahane bir şarkı “Çıkamadım”. Bir zamanlar Türkiye’de buna benzer işleri Mazhar-Fuat-Özkan yapardı ama ne olduysa oldu, o şarkıların neredeyse tamamı reklam filmi müziği oldu zaman içerisinde; anlamından ve değerinden kaybetti böylece. Neyse ki Bilge’nin böyle bir derdi yok. Zaten şarkının daha ilk cümlesi söylüyor bunu: “Şu televizyona işin yolunu bulanlar çıktı da, ben çıkamadım…”


Halk edebiyatının taşlama geleneğinden, ‘70’lerin hicivli şarkılarından ve yukarıda bahsi geçen o incelikli mizahtan nasibini almış şarkılar en çok bu sıralar lazım bize. Hele ki Önder Bilge gibi bir müzisyenin kaleminden çıkmış, onun müzikal yetkinliğiyle bezenmiş ise… Dinlemeli dinletmeli.

ARALIK 2014

Murat Mor - "Köprü"


Murat Mor’un ilk teklisi “Köprü”, DMC etiketiyle servis edildi. Şarkı ile birlikte gönderilen basın bültenini aynen alıntılıyorum:

“7 Kasım İstanbul Kadıköy doğumlu.
Akrep burcu.
Kocaeli Üni. Gıda Mühendisliğinden mezun.
Haliç Üni. Konservatuarı Şan bölümünde bir kaç dersle  son sınıfta takık,
verecek.
Bedel bu arada çıktı biz çıkamadık:)
Konse verecek, hakkını verecek.
VARSA...
Müziğin eğlencesini unutmayacak. METE ÖZGENCİL ile çalışıyorlar.
2.ŞARKI HAZIR-SLOW.
1.sevilirSE, talep kazanırSA elbette ÇIKARILACAK.
 Sevgilerimizle...
 04/12/2014
 MURAT MOR - METE ÖZGENCİL”


Yazım hatalarını dahi düzeltmeden alıntıladım metni. Her bir albüm için basın bülteni gönderiliyor çünkü ama derdini bu kadar açık, net ve dolaysız anlatanını ilk kez görüyorum. Bu kadar basit aslında… Hem kendini okutuyor, hem de klişelerle dolu olmadığı için antipati uyandırmıyor. Yazım hataları da olmasa daha iyi olurdu tabii ama o da günümüz internet yazışmaları imlasına bir gönderme gibi de algılanabilir.


Popüler müzikte çok başka türlü şarkılar yazmış, çok başka türlü klipler çekmiş, çok başka türlü bir adam Mete Özgencil. Son yıllarda çok az sayıda işe imza attığını görür olduk. Oysa bu yaratıcılık, üretkenlik ve estetik fakirliği yaşadığımız günlerde o ve onun gibilere çok ihtiyacımız var. Nitekim Murat Mor’un seslendirdiği “Köprü” de Özgencil’in kıvrak zekâsı ve kaleminden dökülmüş esprili, eğlenceli ama bir taraftan da “anarşist” bir şarkı.


Murat Mor pozitif görünümü ve neşeli tavrı ile şarkının eğlencesini bütünlüyor. Şarkı, yapısı gereği Mor’un ne kadar yetkin bir şarkıcı olduğu konusunda bir fikir vermiyor belki ama en azından bir süredir dört yanımızı sarmış “içli” erkek şarkıcılardan biri olmadığını da gösteriyor.

ARALIK 2014

Bora Ayanoğlu - "Söz - Müzik"


(25 Aralık 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Sadece Türk popunun değil, Türk gösteri dünyasının da nevi şahsına münhasır isimlerinden biridir Bora Ayanoğlu. Tiyatro ve sinema birer aile mesleğidir onun için. Gözlerini böyle bir hayata açar ve kendini sahnede bulur. Tiyatro ve sinema oyunculuğuna devam ederken, bir yandan da müzikle ilgilenmektedir. Çok geçmeden şarkıcı ve besteci olarak da çıkar sevenlerinin karşısına. Gerek kendi söylediği, gerekse başka şarkıcılara verdiği nice şarkısıyla da Türk popunun klasikleşecek bestecilerinden biri olur yıllar içerisinde.


lk 45’liğini 1971 yılında yayımlayan Bora Ayanoğlu, son olarak 1994 yılında “Aklım Sende” adlı albümünü piyasaya sürmüştü. Ayanoğlu’nun 20 yıl aradan sonra çıkardığı yeni albümü ise “Söz-Müzik” adını taşıyor. We Play etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan albüm, adından anlaşıldığı üzere Bora Ayanoğlu’nun unutulmaz şarkılarından bir kısmını ve yepyeni şarkılarını yıllar sonra tekrar dinleyici ile buluşturuyor.

Bir kuşağın Zerrin Özer’in, bir kuşağın ise Teoman’ın sesinden tanıdığı “O Yaz”la başlıyor albüm. Enstrümantal versiyona nice Türk filminden aşina olduğumuz, Ayanoğlu’nun Yunus Emre dizelerinden bestelediği ve vakti zamanında Nesrin Sipahi’nin seslendirdiği “Yunus”, Alpay’ın sesinden bir klasik olmuş “Fabrika Kızı” ve bir dönem hem Bora Ayanoğlu’nun, hem de Gönül Akkor’un sesinden plak yapılmış, sonrasında ise Zuhal Olcay tarafından da seslendirilmiş “Güller ve Dudaklar” ardı ardına geliyor.


“Penceresi Önünde”, “Kırık Aynalar”, “Küçüğüm”, “Sevgi Var Ya”, “Rose Marie” yine her biri hafızalara yer etmiş Ayanoğlu şarkıları… “Ne Zaman Uzak Kalsam Senden”, “Bir Gün Tekrar”, “Hadi Çılgınım” ve “O Deniz Şehrinde” ise Ayanoğlu’nun bugüne dek gün ışığına çıkmamış besteleri.

Ayanoğlu’nun bir besteci olarak en önemli özelliği, çok etkili, kulağı çok çabuk kavrayan melodiler bulması ve bir o kadar etkili, yer yer toplumsal sorunlara, gündelik hayatın dertlerine ilişkin konulara girmekten çekinmeyen şarkı sözleri yazmasıdır. Onu ve şarkılarını hiç bilmiyor olsanız bile, bu albüm bu konuda yeterince fikir veriyor zaten. “Fabrika Kızı” gibi kaç tane şarkı yazıldı Türk popunda? “O Yaz”da anlatılan saflıkta bir aşk hikâyesini kaç şarkı anlatabildi? Ya yurt dışında da İngilizce sözlerle plak yapılmış “Güller ve Dudaklar”?.. Daha bu albüme girmemiş nice şarkıları var üstelik; “Adım Kadın” gibi, “Recep” gibi “Deli Etme Beni Aşk” ve benim en sevdiklerimden biri olan “Varmayın Üstüme” gibi… Umarım bu albümün devamı gelir ve o şarkılar da bugünün dinleyicisi ile buluşur.


Yıllardır sinema, televizyon dizisi ve reklam müzikleri de yapan, yani işin mutfağını da çok iyi bilen Bora Ayanoğlu, bu albümün müzik direktörlüğünü de kendisi üstlenmiş. Albümün prodüktörleri ise Zeynep Göktürk, Haluk Polat ve Barış Bahçeci. Son derece sakin, gürültüsüz patırtısız düzenlemelerle melodilerin ve sözlerin tadını çıkarmamız hedeflenmiş sanki. Ayanoğlu’nun yorumu da başından sonuna o dinginliği koruyor zaten. Nice “best-of” albümler gördük/dinledik ki şarkıları yeniden düzenlerken eski hallerini aratmışlardı bize. Neyse ki bu albümde öyle bir durum yok.

Bora Ayanoğlu ve şarkılarını bilen ve sevenlerin özlem gidereceği, pek az duymuşların ise çok şey öğreneceği bir albüm bu. Kaldı ki bu ülkede böyle de şarkılar yapıldığını hatırlamaya hepimizin ihtiyacı var bu ara.


ARALIK 2014

Gaye Su Akyol - "Develerle Yaşıyorum"


(17 Aralık 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Önce albümün adı çekiyor ilginizi. Sonra dinlemeye başlayınca bir an kafanız karışıyor. Saykodelik mi? Evet. Alaturka, hatta yer yer arabesk mi? Ona da evet. Yani deneysel ve haliyle alternatif… Üstelik bağımsız bir plak şirketinden plak formatında da yayımlanmış bir albüm. Yani sıkı bir “hipster”sanız sizi cezbedecek her şey bir arada. Yok, hiç o taraklarda beziniz yoksa da başka bir damardan yakalayabilir sizi. Bildiğiniz makamlı, nağmeli şarkılar var çünkü. Bazı şarkıların sözleri biraz yorabilir. “Ölü bir adama” nasıl ve niye âşık olunur? “O uzaya” neden ya gidilecek ya gidilecek mesela? Geleceğin “filler gibi” uçmasına ağlamalı mı sahiden? Biraz felsefe mi okumalı, metafiziğe mi girmeli? Ya da sahiden bir anlam aramalı mı?


Gaye Su Akyol’un “Develerle Yaşıyorum” adı verilmiş ilk albümü 2014 yılının Haziran ayında Olmadı Kaçarız Plakçılık etiketiyle yayımlandı. 1985 doğumlu Gaye Su Akyol, üniversite eğitimini sosyal antropoloji üzerine almış. Resim de yapıyor bir yandan ama alternatif müzikle yakından ilgililer onu Mai, Toz ve Toz ve Seni Görmem İmkânsız gruplarından tanıyorlar. Kimilerine göre maddi sorunları olmayan bir aileden gelmenin özgüveni ve rahatlığıyla müzik yaparken istediği kadar uçabiliyor; kimilerine göreyse müzikte nicedir kimsenin olmadığı kadar yenilikçi ve hatta devrimci. Birinci önermenin kötücüllüğü bir kenara, ikinci önermeye de katıldığımı söyleyemem.


Mesela alın “Biliyorum”u, koyun Nazan Öncel’in “Göç” albümüne. Hiç yabancı durmaz. “Abbas”ı alın, herhangi bir Babazula albümüne koyun; o da sırıtmaz. Daha bunun Replikas’ı var, Korhan Futacı’sı, Kara Orkestra’sı, Dandadadan’ı, Yasemin Mori’si var… ‘60’lara, ‘70’lere, Barış Mançolara, Cem Karacalara filan hiç girmiyorum. Yani Gaye Su Akyol’un müziğine çok özgün, çok farklı, çok şahane alkışları tutmak biraz abartılı olabilir. Denenmişlerin, yapılmışların içinden geçiyor nihayetinde. Ama evet, toplamda yakaladığı çizginin, bir bütün halinde albümün ilk dinleyişte yarattığı etkinin kulağa yeni geldiğini söyleyebilmek mümkün. En azından bu füzyon denemesinin tamamının değil ama büyük kısmının alaturka üsluplu ve de doğru düzgün bir vokalle paketlenmiş olması, “müziğim ne kadar alternatifse ben de kelimeleri o kadar gevşete gevşete söylemeliyim”cilerin suratına suratına çarpılabilir. Bir de çok sade, çok abartısız ve çok dozunda, şarkıların aksine hiç öyle yükseklerden uçmayan düzenlemeler ve icralar da kulak dolduruyor.


Albümde sekiz şarkı var. Biri hariç söz ve müzikler Gaye Su Akyol’un elinden çıkmış. Bir şarkıya ise Akyol, Ali Güçlü Şimşek ve Canavar Banavar’la ortak imza atmış.Ali Güçlü Şimşek ve Barlas Tan Akyol, albümde hem çalmış, hem de Gaye Su Akyol’la birlikte prodüktörlüğü üstelenmişler.


“Develerle Yaşıyorum” şarkısının bende çağrıştırdığı Tarantino havasını şarkının klibinde de görmek enteresan oldu. Ama bana kalırsa bu albümü “hipster” kesimin rakı mezesi olmaktan çıkarıp daha geniş kitlelere ulaştırabilecek yegane şarkı “Biliyorum” olabilir. Tabii kafa karıştırmak adına çıtayı biraz daha yükseltmek niyeti hâsıl olursa, “Abbas”ı Nalan Altınörs ya da Samime Sanay’la düet söylemek de enteresan bir sonuç doğurabilir.


Plağı henüz satın almadım ve plakta bu espri var mı yok mu bilmiyorum ama CD baskısında, CD üzerindeki beyaz dantel motifine bayıldığımı söylemeliyim. Alican Tezer imzalı kartonet ve kapak tasarımı ise bir dikkat çekici ama bir o kadar da sade.


2014 yılı içerisinde piyasaya çıkmış alternatif denemeler arasında öncelikli kulak kabartılabilecek, enteresan bir çalışma “Develerle Yaşıyorum”. İlgiyi hak ediyor.     

ARALIK 2014

Yasemin Yalçın - "Arasırabesk"


(13 Aralık 2014 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Oynadığı oyunlarda, parodilerde ya da yaptığı taklitlerde söylediği şarkıları bir kenara koyarsak, Yasemin Yalçın ilk kez Suzan Kardeş’in 2009 çıkışlı “Makyaj Odası Şarkıları” adlı albümünde şarkıcı olarak karşımıza çıkmıştı. Gerçi, adından da anlaşıldığı üzere, o bir konsept albümdü ve Yalçın gibi başka tiyatro oyuncuları da şarkı söylemişti o albümde. Fakat şaka değil, içlerinde en dikkat çekici olanı Yasemin Yalçın’ın “Taht Kurmuşsun Kalbime” yorumuydu. “Bu kadın şarkı söylemeli, albüm yapmalı,” dediğimi hatırlıyorum dinlerken.


Geçenlerde aynı televizyon programına konuk olduğumuzda, o kaydı hatırlattım Yasemin Yalçın’a. “Önemli bir şey değildi, bir saat içinde girip alelacele okumuştum,” dedi. Bence önemliydi oysa. Mesela ben o kaydı bilmiyor olsaydım, Yasemin Yalçın’ın albüm yaptığı duyunca bu denli coşkuyla merak eder, dinler miydim bilmiyorum. Yalçın’ı sevmediğimden değil; aksine bayılırım komedyenliğine. Ama bir komedyen için şarkıcılığa soyunmak zor iştir. Sizi hep güldüren birinin ciddi ciddi şarkı söylemesini, hele ki acıklı şarkılar söylemesini çok kolay kabul edemeyebilirsiniz dinleyici/izleyici olarak. Bir de bu komedyeni tiplemeleriyle tanıdıysanız o güne dek, o daha da zordur.

Velhasıl, Yasemin Yalçın’ın merakla beklediğim ilk albümü “Arasırabesk” geçtiğimiz yaz aylarında Çimen’s Yapım etiketiyle piyasaya çıktı. Albümün adı kendini ele veriyor zaten. Yasemin Yalçın bu albümde bir dönemin sevilen arabesk şarkılarını seslendiriyor.Arabesk müziğe birazcık hâkimseniz, repertuarın çok sağlam olduğunu görüyorsunuz zaten. 


“Sarhoş”, “Yağmurun Sesine Bak”, “İstanbul Sokakları” ve “Taht Kurmuşsun Kalbime” başta olmak üzere, çok şahane 10 arabesk klasiği bir araya getirilmiş. Mazlum Çimen’in prodüktörlüğü ve Necip Yılgın’ın yönetmenliği ve aranjörlüğünde kotarılan albümde Yasemin Yalçın değme arabesk şarkıcılarına taş çıkarıyor üstelik.


Kadın arabesk şarkıcıları kabaca iki kategoriye ayırmak mümkün… Naif, kırılgan ve içli içli şarkı söyleyenler bir tarafta, hoyrat, külhan ve erkeksi bir tavırla şarkı söyleyenler ise diğer tarafta. Yasemin Yalçın ise daha ziyade Gönül Akkorların, Mine Koşanların, Bergenlerin, yani külhan tavrın izinden gider gibi. Hatta Esengül’ü neredeyse taklit ediyormuş gibi söylediği Esengül şarkılarında bile Esengül’ün o kırılgan tavrı yok. Bu nedenle de albümde bazı şarkılar Yasemin Yalçın için doğru seçimler değilmiş gibi tınlıyor. ”Sarhoş” ve “İstanbul Sokakları” bunların başında geliyor mesela. Bunun aksine,” Sabrıma Borçluyum”, “Yağmurun Sesine Bak”, “Çok Geç Olmadan” gibi şarkılarda Yasemin Yalçın şarkıcı olarak çok daha etkili.


Zaman zaman küçük hataları, defoları olsa da, stüdyoda üzerinde fazla oynama yapılmamış vokal performansı ile Yasemin Yalçın her şeyden önce o yılların arabeskinin samimiyetini sıklıkla yakalıyor. Düzenlemeler de o minvalde olunca, ortaya çıkan iş bugün yapılan birçok arabesk albümden daha iyi olmuş. Kıyaslamak gerekirse, mesela hemen hemen aynı günlerde piyasaya çıkan Zara’nın “Derin Aşk” adlı arabesk albümünden daha “arabesk” bu albüm.


Merve Karahan tarafından çekilmiş fotoğrafları ve özenli kartonet tasarımıyla da göz alıcı bir albüm bu. Albüm kapak yazısına “Samimiyetimle” diyerek imzayı atmış Yasemin Yalçın. Ben o samimiyeti hissettim ve kabul ettim. Dinleyiciye ne kadar geçer, onu da zaman gösterecek.                   
ARALIK 2014

11 Şubat 2015 Çarşamba

Elif Kaya - "Elif Kaya"

BİRAZ SARI, BİRAZ SİYAH…


Yarısı siyah, yarısı sarı saç stiliyle altı kalın kalın çizilmiş akılda kalma çabası ya da beylik tabiriyle “imaj çalışması”, ‘90’lar popunu anımsatıyor. Albümün çıkış şarkısı ise ‘70’lerden. Yasmin Levy’den bir şarkı da var albümde, bir Gaziantep türküsü de… Elif Kaya’dan ve kendi adını taşıyan ilk albümünden söz ediyorum.  Geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle piyasaya çıkan albüm, Elif Kaya’nın müzikte tutturacağı yol hakkındaki kararsızlığını göstermekle kalmıyor; dinleyicinin de kafasını karıştırıyor.


Mustafa Sandal ve Hande Yener’in vokalistliğini yapmış Elif Kaya. Bir dönem de solo sahne programlarına çıkmış. Onun sesini ilk kez 2009 çıkışlı “Karizma” adlı Mustafa Sandal albümünde Sandal’la birlikte söyledikleri “Var mısın Yok musun?” adlı şarkıda duymuştuk. 2011 yılında ise bu defa Sinan Akçıl’ın ilk albümünde, Akçıl’la birlikte “Bana Uyan” adlı şarkıyı seslendirmişti. Bir de televizyon tarihimize başarısız ses yarışmalarından biri olarak yazılacak Veliaht’ta Hande Yener’in “veliaht”ı olarak yarışmış, aslında geniş kitlelere adını da böylece duyurmuştu. Ses rengi Hande Yener’le uzak yakın ilgisi olmayan Kaya’nın o yarışma bulunması belli ki bir Poll Production projesiydi. Nitekim uzun süredir hazırda bekleyen albüm de geçtiğimiz günlerde nihayet satışa sunuldu.


Sakin bir şarkı söyleme stili var Elif Kaya’nın. Türk popunun ana akımında böylesi seslere ve şarkı söyleme biçimlerine çok şans verilmez. Alternatif kulvarda ise aksine geçer akçedir. Nereden baktığınıza bağlı olarak Kaya’nın vokalleri kulağınızı okşayabilir de; zayıf da bulabilirsiniz. Bu noktada doğru şarkı seçimi önemli tabii ama bu albümde o doğruyu arayıp bulmak yerine, her bir türü denemek amacı güdülmüş sanki.


Albümde iki ‘70’ler “cover”ı var. Zerrin Zeren’in sesinden kulaklara yer etmiş “Karanlık Dünyam”, aynı zamanda albümün ilk klip şarkısı olarak seçildi. Şarkı, elbette kartonette yazıldığı gibi “anonim” değil; Yunan müziğinin efsane şarkıcı/bestecilerinden, çok sayıda Türkçe şarkı da seslendirmiş Stelio Kazancidis’in bir bestesi. Enteresan da bir hikâyesi var bu şarkının. Yunan AEK futbol takımının ünlü futbolcusu Mimis Papaioannou, ‘70’lerin başında AEK marşını plak yapar ve bu plak kıyametler koparır, büyük satış rakamları yakalar. Papaioannou, Kazancidis’in yakın arkadaşıdır ve ona şarkı söyletme fikri de Kazancidis’ten çıkmıştır. İşte o 45’lik plağın B yüzünde yer alır bu şarkı. Bir aşk şarkısıdır ve Papaioannou bu şarkıda bir takımının marşını söyleyen bir futbolcu değil; bir şarkıcıdır. Nitekim bu plak sonrasında birkaç plak daha yapar, sonrasında futbol kariyerine devam eder ama AEK marşı yıllar boyunca onun sesinden çalınmaya devam eder. 


İşte o plağın B yüzündeki “Mes̱’tin Fotia Mou” ise Türkçe’ye iki farklı isim tarafından adapte edilir. Bunlardan birini Neşe Karaböcek seslendirir ve “Atsan Atılmaz Satsan Satılmaz” adı verilmiş bu şarkının sözlerini Ülkü Aker yazar. Diğer adaptasyon ise Zerrin Zeren’in Türkçe sözlerini yazdığı ve söylediği “Karanlık Dünyam” olur.

“Karanlık Dünyam”ın bu yeni versiyonunda gerek Selim Çaldıran’ın düzenlemesi, gerekse Elif Kaya’nın yorumu hem eskinin tadını koruyor, hem de bu az bilinen şarkıyı yeniymiş gibi dinletebiliyor. Yani doğru bir “cover” olmuş denilebilir. Ama albümde iki farklı versiyonla yer alan “Kader Çıkmazı” için aynı şeyi söyleyebilmek pek mümkün değil. Sözleri Mehmet Yüzüak’e, bestesi Norayr Demirci’ye ait bu şarkıyı ilk kez Kamuran Akkor söylemiş, 2003 yılında Cenk Eren yeniden seslendirilmiş ve hatta albümünün de isim şarkısı yapmıştı. Bu albümdeki akustik düzenleme ne kadar doğruysa, “Club Versiyon” o kadar yanlış ve yersiz geliyor kulağa. Ancak daha önemlisi, Elif Kaya’nın şarkıcı olarak bu şarkının üstesinden gelebildiğini söylemek çok zor…


Albümdeki bir başka “cover” ise sözleri Ülkü Aker’e, besteci Norayr Demirci’ye ait “Sarıl Bana”. Ajda’nın 1993 yılında seslendirdiği bu her bakımdan oryantal şarkıyı “pop-rock” bir düzenleme ile seslendiriyor Elif Kaya. Şarkının ilk dörtlüğündeki “Sanki solmuş gül gibi” cümlesi uçmuş, yerine ikinci tekrardaki “Deli olurum deli” gelmiş. Neden? Onu bilmiyoruz. Maksat bir Ajda “cover”ı ise, Ajda kariyerinin en zayıf şarkılarından birini seçmek niye? Şarkının tek cazibesi oryantal ve kıvrak ritmi nedeniyle ticari olması iken, onu da yok edip bu hale getirmek niye? Onu da bilmiyoruz.


“Gaziantep Yolunda” türküsü ise başka şaşırtıcı seçim olarak karşımıza çıkıyor albümde. “Chill-out” düzenleme şahane ama keşke Elif Kaya’nın sesine uygulanmış Melodyn efektleri bu kadar belirgin olmasaydı. Bir de tabii yine albümün bütününe baktığımızda bu türkünün neden albüme girdiğini de anlamak mümkün değil.


Bir de “Naci En Alamo” var albümde. Hani 2000’lerin başında Vengo filminin şarkısı olarak bilinen o meşhur şarkı. Orijinali bir çingene ezgisinden yola çıkılarak Yunan müzisyen Dionysis Tsaknis tarafından bestelenen, ilk kez Giorgos Katsaris tarafından seslendirilen ve “Balamo” adını taşıyan şarkı, daha çok Eleni Vitali’nin sesiyle tanınmıştı. Şarkının İspanyolca versiyonu “Naci En Alamo” ise önce Vengo filminde, Remedios Silva Pisa’nın daha sonra ise Yasmin Levy’nin sesiyle yer etti hafızalara.

Şarkının Türkçe versiyonunu ise Melih Cevdet Anday’ın şiirinden esinlenmeyle Sezen Aksu yazmış ve “Rahatı Kaçan Ağaç” adlı bu versiyonu ilk kez 2008 yılında Ayça Tekindor seslendirmişti. 2010 yılında ise bu defa Suat Aydoğan seslendirdi. Albümlerinde yer vermedi ama şarkının Sezen Aksu’nun sesinden “demo” versiyonunu internet üzerinden dinlemek de mümkün.


“Naci En Alamo”yu Elif Kaya hem İspanyolca, hem de Zeynep Talu’nun yazdığı Türkçe sözlerle, “Bana Dokunma” adıyla seslendirmiş bu albümde. Sezen Aksu adaptasyonu, Yunan orijinalinin izlerini sürüyordu; bu adaptasyon ise İspanyolca versiyonu üzerinden yapılmış haliyle. Tabii İspanyolca sözler de “Vengo” filminin aynı zamanda bir müzisyen olan yönetmeni Tony Gatlif’e ait; albüm kartonetinde yazdığı gibi Yunan besteci Dionysis Tsaknis’e değil. Bu şarkı da Elif Kaya çapında bir şarkıcı için iddialı bir seçim olmuş. Bir şekilde hakkını veriyor vermesine ama eğer Yasmin Levy versiyonu ile kıyaslamazsanız.

Albümün bir başka sürprizi ise 2012 yılında kaybettiğimiz Ertuğ Ergin, hem bestesi, hem de sesiyle karşımıza çıkması. “Zıtlar Dünyası” adını taşıyan bu şarkı, albümün en iyi şarkılarından biri ama elbette hiç mi hiç ticari bir şarkı değil. İkinci versiyonda ise Ertuğ Ergin şarkıyı gitarla çalarak söylüyor, Elif Kaya da ona eşlik ediyor. Ergin’in son kayıtlarından biri olması hasebiyle kıymetli bir kayıt bu. İyi ki konmuş bu albüme.


Bir de Elif Kaya’nın kendi besteleri var: “Gerçek Lazım”, “Olmuyor Denedim” ve “Nerdeydin Dün Gece”. Bu son şarkının sözlerine Berksan da katkıda bulunmuş. “Gerçek Lazım” ve “Olmuyor Denedim”, Kaya’nın sesine yakışan, sakin, bir parça Göksel şarkılarını anımsatan şarkılar. “Olmuyor Denedim”in “rock” versiyonu da var albümde ilaveten. Buna amenna; çünkü şarkı bu düzenlemeyi de kaldırıyor. “Neredeydin Dün Gece” ise albümün bir başka “club” şarkısı. Basit bir melodi ve sonsuz tekrarlarla türün tipik bir örneği… Şarkının tamamen elektronik düzenlemesi ise Batu Çaldıran tarafından yapılmış.  

Zaten imaj yeterince iddialı olduğundan olsa gerek, hem Tayfun Çetinkaya tarafından çekilen fotoğraflar, hem de beyaz fonlu kartonet tasarımı alabildiğine sade. Kitapçıkta tam üç sayfa tutan teşekkür kısmını ise Elif Kaya’nın ilk albüm heyecanına bağlamak lazım sanırım.



İki renkli saç modelinin çağrıştırdığı kararsızlık, albümün bütününde de kendini gösteriyor, başta da söylediğim gibi. Bu yüzden imaj çalışmasının bilerek ya da bilmeyerek doğru bir yere işaret ettiği bile söylenebilir. Buna karşın, bütün bu karmaşaya rağmen Elif Kaya’nın bu albümle bir şekilde dikkat çekeceği öngörülebilir. O olmazsa bu olur, o tutmazsa bu tutar mantığı doğru bir strateji midir tartışılır ama Kaya’nın yola yapayalnız ve desteksiz çıkmış birçok meslektaşına kıyasla avantajlı pozisyonda olduğu da bir gerçek. 

KASIM 2014

Nil - "Aşktan"


Mevzua girmeden şunu bir kez daha söyleyeyim ki, şu internet çağında tek isim kullanmak hiç akıl kârı değil.  Herhangi bir yerden kulağına çalınmış şarkının söyleyenini öğrenmek ya da adını duyduğu şarkıcı hakkında bilgi edinmek isteyen ve bunun için internete başvuran herkes benim kadar sabırlı olmayabilir. Mesela ben Nil’in, Nil Durmuş olduğunu öğrenene kadar epeyce uğraştım.


Konservatuar eğitimi almış bir şarkıcı Nil. 10 yıldır da yurt içi ve yurt dışı olmak üzere, birçok konserde, Müslüm Gürses, Selami Şahin, Mine Koşan, Fatih Erkoç, Ümit Besen gibi isimlerle aynı sahnede yer almış. Onu ilk kez Msülüm Gürses anısına hazırlanan “Baba Şarkılar” albümünde dinlemiştik. “Ömrüm Seninle Geçsin” adlı şarkıyı söylüyordu. İşin doğrusu şarkının bu versiyonunda duyduğumuzun pek başarılı bir yorum olduğu söylenemezdi.

Nil’in ilk albümü de o sıralarda, yani 2013 sonbaharında piyasaya sürüldü. Üç şarkılık bir mini albümdü bu. Tamamen ticari anlayışla kotarılmış bir çalışmaydı bu. Hem görsel hem de müzikal anlamda Nil’in kendine Demet Akalın kulvarından bir yol aradığına işaret ediyordu. O yolu bulamamış olsa gerek ki, bu defa başka bir tarzı deniyor Nil.


Nil’in geçtiğimiz günlerde tekli formatında satışa sunulan yeni şarkısı “Aşktan”, Ati Müzik etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı. Şarkının söz ve müziği Onur Murat’a ait, düzenlemesi ise Selim Çaldıran tarafından yapılmış.

İlk duyduğunuzda Ebru Gündeş söylüyor zannedebilirsiniz. Ses tınısı aslında benzemiyor olsa da, Nil’in bu şarkıda ona öykündüğü çok açık. Ama bu henüz müzikte çıkış yolu arayan bir şarkıcı için şimdilik göz ardı edilebilir bir durum. Zira Nil’in önceki çalışmaları ile kıyaslandığında hem bu şarkı, hem de şarkıcı olarak Nil çok çok daha iyi. 


Artık adına ne derseniz deyin, fantezi mi, arabesk mi, o türün içerisinde değerlendirildiğinde hiç de hafife alınmayacak, hatta sahiden Ebru Gündeş söylemiş olsa, kısa yoldan “hit” olabilecek bir şarkı “Aşktan”. Ama Nil’in henüz adı, sesi ve yüzü yeterince tanınır olmadığından o kadar kolay olmayacaktır bu. Yine de türün meraklılarına öneririm.


Nil bu çizgide devam eder, bir de üzerine kendi tavrını ve tarzını koyabilirse, dikkat çekici bir yeni isim olabilir. Tabii bunun için etkili bir görsel çalışma ve “PR” da gerekiyor.

EKİM 2014

Ayşe Özyılmazel Feat.Neco - "Hani"


Ayşe Özyılmazel, geçtiğimiz günlerde babası Neco’nun 50. Sanat Yılı için kutlama mahiyetinde bir konser tertip etmekle kalmadı, bir de şarkısını seslendirdi. Neco’nun Eurovision 1982’de Türkiye’yi temsil ettiği “Hani”, böylece yıllar sonra ilk kez Ayşe Özyılmazel’in sesinden tekrar karşımıza çıkmış oldu. “Hani”, DMC etiketiyle tekli formatında yayımlandı.


Bilmeyenler için hatırlatayım, 1982 Eurovision Türkiye elemeleri ülke Eurovision tarihine “Necovizyon” olarak geçmişti. Zira o sene yapılan ulusal finalde altı şarkı yarışacaktı ve bunlardan dördünü Neco seslendiriyordu. Ancak son dakikada finalistlerden Şenay yarışmadan çekilince, Neco’nun şansı 5’te 1’e yükselmişti ve haliyle de ülkeyi temsil etmeye hak kazanan Neco oldu.

Söz ve müziği Olcayto Ahmet Tuğsuz’a ait “Hani”, o dönem için neresinden baksanız çok modern, çok Avrupai, neşeli tekrarları ve yarışmadaki resmi dil zorunluluğunu alt eden kelime oyunu (“Hani-Honey”) ile Eurovision için biçilmiş kaftan bir şarkıydı. Neco’nun sesi ve performansı da tartışılmazdı tabii o yıllarda. Ama ne olduysa oldu ve Avrupalılar şarkıyı pek beğenmedi. 20 puanla 15. Olmuştu Türkiye. Zaten 18 ülke vardı yarışmada; yani sondan üçüncüydük gece sonunda.


Yarışma için basılan “promo” 45’lik Türkiye’de yayımlanmadı ve şarkının kaydına ancak Neco’nun 1984 yılında piyasaya çıkan “Bugün ve Yarınlara” albümünde ulaşabildik. Yani üzerinden tam tamına 30 yıl geçmiş.



Şarkının yeni düzenlemesini Ersay Üner yapmış. Orijinal versiyonun o çok belirgin ‘80’ler havasını hiç bozmadan, eksiltmeden, ama üzerine yeni bir şeyler katarak modernize etmiş “Hani”yi Üner. Çok da iyi olmuş. Ayşe Özyılmazel’in bir tarz haline getirdiği ciddiyetsiz şarkı söyleme biçimi de kulağa rahatsız edici gelmiyor bu şarkıda. Yani doğru bir eşleşme ve doğru bir düzenlemeyle başarılı bir “cover” çıkmış ortaya. 


Tek sorun, baba kızın sesleri arasındaki ton farkının Ayşe Özyılmazel lehine kullanılmış olması. Elli yıllık Neco, şarkının bir bölümünde kızına eşlik ederken, alıştığımız tonundan aşağıda, pes bir sesten söylemek sorunda kalmış. Ayşe’nin babasının tonundan söylemesi mümkün olamamıştır haliyle. Nitekim şarkıdaki can alıcı “Hani Hani” tekrarlarının neredeyse tamamen vokallere bırakılması da boşuna değil.

EKİM 2014

Dilek Kavraal - "Hâkim Bey"


“Daha önce birbirinden kıymetli üç erkek sanatçı tarafından seslendirildi. Ama "Hâkim Bey" bana hep çığlık çığlık bir kadın isyanı duyurur. Malum bu coğrafyada kadın, duruşundan, giyiminden, konuşmasından, gülüşüne kadar, kesilen her ahkâmın konusu edilen, ama hiç bir cümlenin öznesi edilmeyen, incindiğinde "davası olmayan" bir şeydir. İşte bu şarkının içindeki isyanı canı yanan her kadının sesiyle bağıra bağıra söylemek istedimdi hep...” demiş Dilek Kavraal. Böylece daha en baştan, zaten yakın zamanda Mehmet Erdem’in sesinden “hit” olmuş “Hâkim Bey”i yeniden söylemesinin üzerine yapılabilecek eleştirileri susturmuş görünüyor. Yani en azından beni susturdu; çünkü haklı buldum gerekçesini.


Üniversite eğitimi alırken yaşadığı Eskişehir’de sahneye ilk kez adımını atan Dilek Kavraal, yıllar boyunca Ankara ve İstanbul’da sahne programları yapmış, ilk albümü “Bu Kadar Dilek” ise 2003 yılında yayımlanmış. Çok şarkıcının başına gelen türden bir ilk albüm talihsizliği yaşamış ne var ki. Albüm hem yeterince duyurulmamış, hem de müzik şirketi problemlerinden dolayı yeniden basılamadığı için arşivlere gömülmüş.

Dilek Kavraal’ın, söz ve müziği kendisine ait olan “Yaşam Belirtisi” adlı şarkısı 2013 yılında dijital tekli olarak yayımlanmıştı. Geçtiğimiz Temmuz ayında ise Hayat Yokuşu adlı televizyon dizisi için seslendirdiği “Hayat” adlı şarkı dijital platformlardaki yerini aldı. Ağustos ayında ise bu defa “Hâkim Bey”le çıktı karşımıza. Şarkının dijital teklisi Dokuz Sekiz Müzik etiketi taşıyor. Anladığım kadarıyla Kavraal’ın kendi şarkılarından oluşan albümü hazırda beklerken, “Hâkim Bey” teklisi araya girmiş.


İyi de olmuş. Neden mi? Önce şarkının eski versiyonlarını bir hatırlayalım. 1996’da ilk kez Zülfü Livaneli, 1998’de Levent Yüksel, 2012’de ise Mehmet Erdem söyledi malum. Bir de Sezen Aksu’nun “Deliveren” albümünün sonunda yer alan “hidden track”de şarkının yarım yamalak bir emprovize kaydı vardı; stüdyoda öyle kendiliğinden çıkıvermiş. Hadi onu saymayalım. Ama diğer üç versiyonun üçü de ağırdır, oturaklıdır. Şarkının içindeki o diklenme, o karşı koyuş pek geçmemiştir dinleyene. Söyleyen şikayetçidir ama bir yandan da razı gibidir. Öyle bir mülayimlik vardır nedense. Hadi Livaneli en asi şarkısında bile mülayimdir, onu anlarsınız. Mehmet Erdem de o çatallı sesiyle, arka mahallenin isyan ederken bile ağırbaşlı çocuğu gibidir. Levent Yüksel’e de “Med-Cezir” romantizminden, “Bi’ Daha” sempatikliğinden sonra belli ki yakıştıramamıştır dinleyen. Onun sesinde fark edilmemiştir şarkı tuhaf bir biçimde.


İşte Dilek Kavraal, önceki üç versiyonu da bir kenara koyup, Erman Tazegül’ün düzenlemesiyle başka bir “Hâkim Bey” çıkarmış ortaya. İlk dinleyişte İbrahim Tatlıses’in “Leylim Ley”e yaptığını hatırlamadım değil. Ama yok, hayır. Haksızlık da etmemek lazım… “Hâkim Bey”, bu haliyle daha coşkulu, bir ağızdan söylenecek, dinleyeni harekete geçirecek bir hâle gelmiş. Dilek Kavraal da sesi ve söyleyiş biçimiyle bu coşkuyu tetiklemiş. Tınısı hiç benzemese de, sanki Selda Bağcan bu şarkıyı söylese, aynen böyle söylermiş diye düşündüm ister istemez.



’70 ve ‘80’lerde erkek seslerden çok popüler olmuş alaturka ve arabesk şarkılar, mutlaka kadın şarkıcılara da söyletilirdi. Öyle bir taktik vardı ve çoğu zaman da işe yarardı. Sözgelimi “Bir Teselli Ver”, Orhan Gencebay’ın sesinden kıyametler koparmışken Kamuran Akkor’un aynı şarkıyı söylediği plak da bir o kadar satmıştı. “Hâkim Bey”in de böyle olmaması için hiçbir sebep yok. 

EKİM 2014