Bu Blogda Ara

24 Mayıs 2015 Pazar

Sinan Akçıl - "Best Of Aşk"

“ADAM NE GÜZEL ŞARKILAR YAZMIŞ”


(30 Mart 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Onca eleştiriye, onca söze rağmen şarkıcılık iddiasından vazgeçmiyor Sinan Akçıl. 2014 yılında Poll Production ile yollarını ayırdıktan sonra DMC saflarına geçen Akçıl, Nisan ayında piyasaya sürülen “Tabi Tabi” (ki “tabii” kelimesi öyle yazılmıyor biliyorsunuz) adlı albümünün üzerinden çok zaman geçmeden “Hatırlasana” adlı teklisini dijital platformlarda yayımlamıştı. Sinan Akçıl’ın yeni albümü “Best Of Aşk” ise 2015 yılı Şubat ayında raflarda yerini aldı.


Adından anlaşılacağı üzere, Sinan Akçıl’ın yazdığı “en iyi” aşk şarkılarından oluşturulmuş bir albüm bu. Zeynep Casalini’nin seslendirdiği “Dokunma Bana” ile başlıyor albüm. Ferhat Göçer’in sesinden sevdiğimiz “Biri Bana Gelsin”, Funda Arar’ın söylediği” Hafıza”, ilk kez Hande Yener’in seslendirdiği “Teşekkürler”, “Dön Bana”, “Çöp”, Ziynet Sali tarafından seslendirilmiş “Rüya” ve “Her Şey Güzel Olacak”, İzel’in sesinden kulaklara yer etmiş “Gurur” ve “Anlayamazsın” ve de Ajda Pekkan’dan dinlediğimiz “Arada Sırada” albümde yer alan şarkılar.


Yanı sıra “bonus track” diye nitelendirilmiş, “Okyanus” adını taşıyan bir de yeni şarkı var. O da dâhil olmak üzere, tamamı yavaş ve orta tempoda, romantik aşk şarkıları. Nitekim Cem İyibardakçı, Febyo Taşel, Serkan Ölçer, Birkan Şener, Erdem Yörük ve bizzat Akçıl’ın kendisinden oluşan kalabalık bir aranjör kadrosu olmasına karşın, albümün bütünü aynı akustik “sound” üzerine inşa edilmiş. Alışageldiklerimizin aksine alabildiğine sakin, alabildiğine telaşsız, gürültüsüz, patırtısız bir Sinan Akçıl albümü bu…


Ve işin enteresan tarafı, çok da doğru bir sıralamayla dizilmiş şarkıları arka arkaya dinlediğinizde, “adam ne güzel şarkılar yazmış” dedirtiyor size (“Her Şey Güzel Olacak”ın şarkı sözlerini bu genellemenin dışında tutarım, o ayrı.) Söyleyen kendisi olsa bile dedirtiyor bunu. Zira bakmayın böyle sakin durduğuna, albümün alt metninde çok büyük bir iddia var slında. Hatta belki sırf bu nedenle bile yapılmış olabilir: “Ben bir sürü güzel şarkı yazdım ve bunları hep önemli isimler söyledi. Ayrıca her birini ben de söyleyebilirim.“ Ben olsam, bu kadar da eleştiriliyor iken, Ajda Pekkan’ın, Hande Yener’in, Ferhat Göçer’in seslerinden sevilmiş şarkılara kendi sesimi vermeye cesaret edemezdim asla. Ama Sinan Akçıl bu… Cüreti ve becerisi arasında denge kurmayı önemsemeyenlerden… Bir yazımda onu Hülya Avşar’a benzetmem boşuna değildi.


Buna karşın şunu da kabul etmek lazım ki bu albüm Sinan Akçıl’ın şarkıcı olarak kendini gösterdiği en iyi albümü olabilir. Sonuçta ses aralığı ve tınısı Allah vergisi bir şey ve bir yere kadar geliştirilip değiştirilebiliyor ama şarkı söylemek öyle değil. Onu çalışarak öğrenebilmek mümkün… Ve Akçıl bu anlamda bir adım ileri gitmiş görünüyor. Vurguları, baskıları, prozodisi önceki albümlerine nazaran çok daha iyi... Zaten seçilen şarkılar onun ses sınırlarını zorlamayacak aralıklarda düzenlenmiş ve bu da çok doğru olmuş. Hani “filancanın buğulu sesinden duygu yüklü şarkılar” klişesine oturmuş yapılan iş. Tabii haliyle vokallere çok iş düşmüş ve Muraz Aziret ile Yonca Kocadağ, üzerilerine düşeni hakkıyla yapmışlar, bizim duyduğumuz veya duyamadığımız (gizlenmiş) destek vokalleriyle.


Her ne kadar bu albüm, önceki Akçıl albümlerine göre çok daha “müzisyen” işi gibi duruyor olsa da, Sinan Akçıl’ın “teen-age” pop müzik dinleyicisinin “star”ı olma hevesinden vazgeçmediğini anlamak için albümün kapak fotoğraflarına bakmak yeterli. Bu imajı taşımak için bir on yıl kadar geç kaldığını söylemekse sanırım faydasız.

Son olarak Sinan Akçıl’ın bir televizyon programında müzik eleştirmenleri için söylediği bir cümleye istinaden doğan cevap hakkını kendi adıma kullanayım. “Müzik eleştirmenlerinin sevmediği albümler çok satıyor, şarkılar çok seviliyor,” gibi sığ bir argümanı dillendirecek son kişi bir müzisyen olmalı. Zira halkın sevip sevmemesi de, albümün satılıp satılmaması da bir müzik eleştirisi içerisinde ancak haber değeri taşır ve asla birer eleştiri kriteri değildir; hiçbir zaman da olmamıştır. Ve müzisyenler de bunun böyle olduğunu pekala bilir. Ya da en azından ben öyle sanıyorum.

MART 2015  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder