Bu Blogda Ara

16 Haziran 2015 Salı

Çiğdem Erken - "Manita"

ÜZMEYEN HÜZNÜN ŞARKILARI


(12 Mayıs 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Gazeteci Elif Key, albüm kartoneti için kaleme aldığı yazıyı şu cümleyle bitirmiş: “Çiğdem Erken dinlendiği gün üzülmez kimse!” Çiğdem Erken dinlemeye başladığımdan bu yana içimden geçirip de kurmayı akıl edemediğim bir cümleyi kurmuş Key, kıskanmadım dersem yalan olur. Bilenler bilir, PEK öyle neşeli, eğlenceli şarkılar yazmaz Çiğdem Erken; çok ender yazar ya da. Ama şarkılarından geçen bütün o hüznün, melankolinin, her nasılsa insanı kahretmeyen, asap bozmayan bir tarafı vardır. Üzmeyen hüzün olur mu? Oluyor işte!


Çiğdem Erken’in üçüncü albümü “Manita”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle raflarda yerini aldı. Müzik kariyeri çok daha eskiye dayanan Erken’in 2011 yılından bu yana süregelen albüm macerasında çıktığı bu üçüncü basamak henüz ama aynı zamanda ciddi bir dönemeç aslında. Zira ilk iki albümü yayımlayan Ada Müzik’ten ayrılıp Sony Müzik’e transfer olan Çiğdem Erken, albümün müzikal altyapısını da İskender Paydaş’a emanet etmiş bu defa.


Müziği akademik düzeyde biliyor olmanın, uzun yıllardır şarkı yazıyor olmanın, tiyatro oyunlarına yazdığı şarkılar, yaptığı müziklerle ciddi bir dramatik kurgu tecrübesi edinmiş olmanın avantajlarıyla donanmış bir müzisyen olarak Çiğdem Erken, başından beri avantajlıydı belki ama aslında tüm bunlar bir avantaj olduğu kadar dezavantaj da olabilirdi. Çünkü işin formülasyonuna bu kadar hâkimken, doğal, naif, içten olmak ve bunu dinleyene hissettirmek hiç kolay değildir. Oysa Çiğdem Erken şarkılarını en çok bunun için sevdik biz; doğal, naif, içten ve de iddiasız oldukları için…


Nitekim bu albüm de böylesi şarkılarla dolu. 10 şarkı var “Manita”da (yeri gelmişken, Erken şarkılarındaki hafif çapkın, çok dişi, güldürme kaygısı taşımadan esprili olabilen o tavra ancak bu kadar uygun bir isim bulunabilirdi, onu da söyleyeyim.) Şarkılardan biri tanıdık. Daha önce Zuhal Olcay’ın da seslendirdiği Vedat Sakman şarkısı “Yani Yani”. Bu bir sürpriz çünkü Çiğdem Erken albümlerinden “cover” çok sık gördüğümüz bir şey değil. Albümde bir de tiyatro oyunu şarkısı var: Çiğdem Erken’inZengin Mutfağı adlı oyun için bestelediği, sözlerini ise oyunun yazarı Vasıf Öngören’in kızı Aslı Öngören’in yazdığı “Dünyayı Durduran Şarkı”. Bu şarkıda Çiğdem Erken’e Halil Sezai eşlik ediyor. Bu da bir başka sürpriz ki bence albümün en dikkat çekici, etkili şarkılarından biri aynı zamanda… Çiğdem Erken ve Halil Sezai’nin birbirinden dağlar kadar farklı şarkı söyleme biçimlerinin yarattığı tezat, bu umut dolu, sloganı güçlü şarkıya müthiş bir albeni kazandırmış.


“Bugün doğdun, ismin Ozan” diye başlayan “Cesaretinden Bir Can Kazan”, Çiğdem Erken’in yeğeni Ozan için yazdığı bir şarkı. Çiğdem’in ablası Sedef Erken’in, oğlu Ozan’ın nezdinde ülkedeki tüm down sendromlu çocuklar için yıllardır verdiği mücadeleyi bilmeyenler mutlaka araştırıp okumalı. Çünkü bu şarkının anlam ve değeri o vakit çok daha iyi anlaşılacak, yerini bulacaktır.

“Saçlarımı Yaptırdım” ve “Gümüşlük’te” (ekini ayırarak yazıyoruz evet; kartonetteki gibi değil), Erken’in kendi hayatından anları, yaşanmışlıkları şarkı formuna döküyor. Eminim ki Bodrum’a gitmezden önce bir gün saçlarını yaptırmışlığı vardır hakikaten Çiğdem’in. Ya da Gümüşlük’te bir gece sedirde uyuyakalmışlığı. Şarkılarındaki bu detayları seviyorum ben; samimiyetini en çok buralarda buluyorum. Albümdeki diğer şarkılarda ise daha genel geçer ifadelerle anlatılmış yaşanmışlıklar var. Bu defa çoğunlukla öyle... Bu öyle mi denk geldi, yoksa şarkılar seçilirken buna özellikle dikkat mi edildi, bilmiyorum. Ancak önceki albümlerinde Çiğdem’in daha fazla detay verdiği bir gerçekti.  


“Öyledir Geçer Zaman” ve “Bir Kadeh Akşam Rakısı” albümün açılışını yapan iki güçlü şarkı. “Düşkünüm”, “Hangi” ve “Kelebek” ise albümün “üzmeden hüzünlendiren” diğer şarkıları.

Bu albümü temelden farklı kılan en önemli unsur, İskender Paydaş düzenlemeleri hiç kuşkusuz… Paydaş gibi neredeyse tamamen ana akıma yönelik işler yapan bir müzisyenin, işin ticari matematiğini bir kenara koyarak, sadece müzisyen ruhu ile kolları sıvaması kolay değil. Sık rastladığımız bir şey de değil. Açıkçası ben, haberi ilk duyduğumda ortaya çıkacak sonuç ile ilgili şüpheler taşıyordum ama neyse ki Paydaş’ın Çiğdem Erken müziğine ziyadesiyle katkısı olmuş; zararı değil. Armonizasyonu daha iyi, kulağı daha fazla dolduran düzenlemeler, kayıt kalitesi ve miksaj bakımından da, tatmin edici seviyenin üzerinde kayıtlarla albüm, önceki Çiğdem Erken albümlerine kıyasla çok daha profesyonel tınlıyor. Buna Erken’in şarkıcılık performansı da dâhil.

Dilan Bozyel’in fotoğrafları ve Melek Boçoğlu’nun grafik tasarımıyla ete kemiğe bürünen “Manita”, mutlaka dinlenilmesi, es geçilmemesi gerekenler arasında. “İyi müzik” burada çünkü.

MAYIS 2015 

Emir Yargın - "Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar"

ZAMANIN RUHU


(4 Mayıs 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Onur Bumbum ile birlikte kurduğu “cover” grubu The Bananas ile ve de çeşitli televizyon figürlerinin görüntü ve seslerinden oluşturduğu “remix”lerle (“Tülay Ne Olur Geri Dön”ü izlemeyen var mı aranızda?) adını duyuran Emir Yargın, ilk solo albümü “Tokat”ı 2012 yılında piyasaya sürmüştü. Elektronik müzik öğelerini, metaforların içinden geçen esprili şarkı sözleri ile birleştiren Yargın, Türkçe alternatif müzik kulvarı içerisinde kendine has çizgisiyle dikkat çekti ve kendi dinleyici kitlesini yarattı. 2014’ün yaz başında “Kanka Olurduk Ölümüne” adlı teklisi yayımlanan Emir Yargın’ın yeni albümü “Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar” ise 2015’in ilk aylarında We Play etiketiyle yayımlandı.


“Kanka Olurduk Ölümüne” şarkısının iki farklı versiyonla yer aldığı bu albümde, sekiz de yeni şarkı var. Bu albüm aslında Emir Yargın ve Murat Yılmaz ortak projesi olarak da tanımlanabilir çünkü bütün şarkılarda bu ikilinin imzası var. “Kanka Olurduk Ölümüne”nin Arel Koray Nalbant tarafından yapılmış akustik versiyonu dışındaki bütün düzenlemeler de Murat Yılmaz imzası taşıyor.


Emir Yargın ve Murat Yılmaz, albümdeki şarkıları tamamen özgür bir ruh hali ve müzik anlayışı ile üretmişler. Dinlerken en çok bunu hissediyorsunuz. Bundandır ki albümü herhangi bir kategori içerinde değerlendirmek bir hayli zor. İlk bakışta elektronik müzik demek mümkün belki ama albüm süresince karşınıza bu tür içerisinde hemen hiç rastlamadığımız motifler, denemeler de çıkıyor. Bir ‘80’lı yıllar taverna şarkısı gibi başlayıp “dub-step”e dönüşen, ardından halaya teslim olan “Oturmaya mı Geldik?” böylesi bir füzyon denemesi mesela. Şarkının sözleri de tıpkı müziği gibi, Türk usulü eğlence anlayışımızdaki kafa karışıklığının izlerini sürüyor. 


“Araba İçin Baslı Müzik” bir İsmail YK çeşitlemesi ya da onun temsil ettiği müzikal anlayışın bir parodisi olarak dinlenebilir mesela. Nitekim bir dönem Grup Vitamin’in yaptığı türden dokundurmalarla dolu bu şarkıda Yargın, tamamen bir parodi şarkıcıya dönüşüyor. 

Bir “hangover” şarkısı olarak tanımlanabilecek “Ah Dün Gece Ben Ne Yaptım Be”, beklenmedik bir anda karşıNıza çıkan (Emir Aksoy tarafından yazılmış ve seslendirilmiş) gazelle şaşırtıyor. “Eternal Sunsihe of the Spotless Mind” filmine gönderme yapan “Zihni Silikler”, kadınlık ve erkeklik kavramları üzerinden insanlığın temel çelişkilerinden biri üzerine kafa yoran “Kalple Beynin Savaşı”, distopik sözleriyle “Sakın Bebeğime Yaklaşmayın”, albümün daha karanlık tarafında duran şarkılar. “Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar” ve “Büyük Kaçış Planı” ise gündelik hayatta sıklıkla içimizden geçen duyarlılıklar üzerine kurgulanmış.


Resimler yırtılmıyor artık, siliniyor; hatta bulutlardan bile. “Hard disk”lerimiz doluyor, format şart oluyor. Ve anılarımız soğuk telden imal edilmiş geri dönüşüm kutularında, arafta bekliyor. Emir Yargın’ın şarkılarında tüm bu kavramlar, içinden geçtiğimiz zamanın ruhunu şarkılara döküyor. Üstelik bunu sadece şarkı sözleriyle değil, müziğiyle de yapıyor Emir Yargın. Kulak doyurucu, dolgun ve dişli bir müzik bu… Belki kolay yenilir yutulur değil ama öyle olması da gerekmiyor zaten.

İlk albümünde daha fazla ayakları yerden kesik, daha “uçuk” olma çabasında ve bu yüzden de bir parça özenti duran müzikal tavır, bu albümde çok daha kendini bulmuş görünüyor. Ses aralığı geniş, sesi açık, iyi de bir şarkıcı Emir Yargın. İlk albümüne nazaran Türkçe vurguları da daha iyi…


Dilan Bozyel tarafından çekilmiş fotoğraflarla süslü Doub.co imzalı kartonet tasarımı, albümün ruhuna ve müzikal biçemine son derece uygun bir kompozisyon çiziyor.

Kendi klasmanı içerisinde pırıltılar barındıran, dinleyende heyecan uyandıran bir albüm, “Geri Dönüşüm Kutusundaki Anılar”. Emir Yargın’ın henüz ikinci albümünde ulaştığı bu yetkinlik ise geleceğe dair umut vaat ediyor.   

MAYIS 2015

Mithat Can Özer - "İnşallah"


Bir başka, işi zor ünlü çocuğu da Mithat Can Özer. Üstelik onun işi iki kere zor çünkü annesi Sezen Aksu sadece şarkıcı olarak değil, şarkı yazarı olarak da Türkiye’de yapılan popüler müziğin dünü ve dahi bugününde çok fazla, hemen hiç kimsenin kaplayamadığı kadar fazla bir hacim kaplıyor. Nitekim Mithat Can Özer de bu gerçekle uzlaşmayı seçmekten başka yol kalmadığının farkında olsa gerek ki, zaman zaman annesiyle de ortak işler yaptı. Daha ziyade popüler kulvarda şarkılar yazdı, düzenledi, sonra Pis’ton adlı “rock” grubunun solisti olarak çıktı karşımıza.

Mithat Can Özer’in ilk solo teklisi “İnşallah” ise, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle piyasaya sürüldü.


Her ne kadar içinden alaturka tınılar geçse de, “rock” formunda bir şarkı “İnşallah”. Buna alışkınız biz. O çok iddialı düzenlemeye, dört kişilik vokal grubuna ek olarak 15 kişilik koronun da katıldığı vokallere filan baktığınızda, “büyük” bir şarkının peşinde koşulduğu anlaşılıyor. Ne var ki şarkının o derece etkili bir melodisi, sözleri filan yok. Haliyle giydirilen elbise büyük gelmiş gibi. Mithat Can Özer’in şarkıcı olarak elinden geleni yapması da bu durumu değiştirmiyor.


Teklide “İnşallah”ın bir de Ozan Bayraşa tarafından yapılmış “remix” versiyonu var ki, o düzenlemenin de şarkıyı ayağa kaldırdığını söyleyebilmek zor.  

Son derece iyi müzisyenlerden oluşan Pis’ton grubunun da beklenen etkiyi yaratmadığı düşünülürse, belki de Mithat Can Özer için doğru olan “rock” formunun peşinde koşmaktansa, popüler kulvarda başkaları için yazdığı şarkılar gibi şarkılarla şarkıcı olarak şansını denemesi olabilir. Ben olsam öyle yapardım yani. 

NİSAN 2015

İdo Tatlıses - "Kaç Kere"


Ünlü bir annenin ya da babanın çocuğu olmak her hal ve koşulda zor… Çünkü doğuştan ünlü oluyorsunuz ve bu ünü hak edip etmediğiniz hayatınız boyunca sorgulanıyor. Doğrusu çekilir şey değil. Bir yeteneğiniz yoksa ayrı dert (Zehra Çilingiroğlu misal), varsa daha beter. Bu defa da kendinizi ispat derdine düşüyorsunuz ister istemez.

Şimdi İdo Tatlıses’ten bahsederken, İbrahim Tatlıses ve Derya Tuna’nın oğlu demeden olur mu? Olmaz. İbrahim Tatlıses’i İdo Tatlıses’in babası diye anmamız içinse İdo’nun bir değil bin fırın ekmek yemesi lazım. Haliyle babanın gölgesi hep üzerinde kalacak yıllar boyu. Ne yapsa böyle bu…


Oysa İdo Tatlıses bir hayli çalışıyor. O kaşlarıyla, danslarıyla alay konusu edilen, “dj”liği ciddiye alınmayan yeni yetme çocuk son bir sene içinde şarkıcı olarak kendini ispat için epeyce çaba sarf etti. 2014’de önce beş şarkılık bir mini albüm, ardından da bir tek şarkının sekiz farklı versiyonu bir araya getirdiği bir tekli yayımladı. 2015’i ise bu defa üç şarkılık bir mini albümle karşılıyor İdo. “Kaç Kere” adı verilmiş bu albüm, geçtiğimiz günlerde Deriko Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde yer alan “Kaç Kere” ve “Kanayan Yara” adlı şarkıların söz ve müzikleri Eralp Yavuz tarafından yazılmış, düzenlemeleri Cüneyt Yalmaz yapmış. “Aşk Bunun Adı” adlı şarkı İdo Tatlıses’in yazdığı bir şarkı ve düzenlemesi Erdem Kınay’a emanet edilmiş.


İlk albümünde arabesk-pop bir çizgiden ses veriyordu İdo. Hem şarkılar o minvaldeydi, hem de İdo’nun şarkı söyleme biçimi. Buna karşın ses rengi babasını pek andırmıyordu. Şivesi yoktu ve şarkı söylerken babasını taklit ettiği de söylenemezdi ki baba Tatlıses’in ilk yıllarında hiç olmadığı kadar abartılı bir şive kullandığı “k” ve “h” harflerini nasıl patlattığı malum.

Yine 2014 yılı içerisinde yayımlanan “Satır Satır” teklisinde ise daha pop havasında bir İdo Tatlıses vardı. Onca “remix” boşuna değildi.


Bu albümde ise şarkı söylemeyi daha fazla öğrenmiş bir İdo’dan bahsetmek mümkün. “Kaç Kere” ve “Aşk Bunun Adı”, kendi kulvarında hiç de fena pop şarkıları değil. Bu iki şarkıda da pes seslerde hâkimiyeti elden kaçırmadan duygusunu dinleyene geçirmeyi başaran İdo, dik perdelerde bir parça zorlanıyor gibi. O noktada stüdyo teknolojisi devreye girip durumu kurtarmış belli ki. Ancak vurgular ve prozodi açısından piyasadaki nice erkek şarkıcıdan daha iyi.

“Kanayan Yara” ise diğer şarkılara nispetle daha sıradan, vasat tınlıyor.   

Ha bir de, albüm kapağındaki resimlerden de anlaşıldığı üzere İdo Tatlıses’in acilen profesyonel bir “styling” çalışmasından geçmesi gerekiyor.

NİSAN 2015

Emir - "Kendimden"


Gökhan Keser için yazdıklarımı tekrar etmek istemem ama Emir’in 2014 yılının son günlerinde piyasaya çıkan “Kendimden “ adlı mini albümü, sadece kapağıyla bile beni buna zorluyor. İki albümü yan yana koyun ve sonra yazılarına bakmadan hangisinin Gökhan Keser, hangisinin Emir olduğunu bulmaya çalışın. Üstelik iki fotoğraf, farklı fotoğrafçıların elinden çıkmış. Ama aynı poz, aynı bakış, aynı duruş, aynı sakal… Popta standartlaşmanın sembolü olarak Türkiye’de 2010’lu yıllar pop müzik tarihi dosyasına konulabilir bu birbirinin ikizi kapaklar.


Emir’in Sony Müzik etiketiyle yayımlanan bu mini albümünde üç şarkı ve bir farklı versiyon var. Albümün adının da vurguladığı gibi, Emir bu defa şarkılarına kendisi de imza atmış. “Bi’ Ağla”nın sözleri Emir’e, bestesi Ceyhun Çelikten’e, düzenlemesi ise Erdem Kınay’a ait. “Ya Rab”, anonim bir melodiye Emir’in yazdığı sözlerle oluşturulmuş bir şarkı. Onun düzenlemesini de Emrah Karaduman yapmış. Üçüncü şarkı “Yaylı Yatak”ın ise söz ve müziği Emir’e, düzenlemesi Turaç Berkay Özer’e ait. Albümde bir de “Bi’ Ağla”nın Ceyhun Çelikten versiyonu var. “Bi’ Ağla” için Gülşen, “Yaylı Yatak” içinse Yıldız Tilbe, Emir’e destek vermiş ve stüdyoya girip vokal yapmışlar.


Buraya kadar her şey tamam… Ama derseniz ki Emir’i diğer erkek popçulardan ayıracak, onu farklı kılacak, ona dikkat çekecek ne var bu albümde? Hiçbir şey yok. Emir hayranlarını mutlu eder (hayranlar mutlu olmaya hep hazırdır çünkü), kulüplerde ve radyolarda aynı tempoda şarkıların arasında kendine yer bulur bu şarkılar belki ama hepsi o. Üçünün arasında “Yaylı Yatak” bir parça daha ön plana çıkabilir klip çekildiğinde ki bence bu mini albümün tek esprili, akılda kalıcı şarkısı da o.



Emir, onu ilk tanıdığımız günlerdekinin aksine, artık Tarkan vurgularıyla şarkı söylemiyor. Bu iyi bir şey… Ama hâlâ ilk duyduğunuzda “Bu Emir işte” diyeceğiniz bir ipucu da vermiyor. Gökhan Keser yazısının son paragrafını yerine Emir ismini koyarak bir kez daha okuyabilirsiniz bu nedenle.

NİSAN 2015

Gökhan Keser - "Bul Beni"


Gökhan Keser, ortalamanın üzerinde bir pop yıldızı olabilmek için yeterli ses ve fiziğe sahip aslına bakarsanız. Ama nedense o çizginin üzerine çıkamıyor bir türlü. Survivor macerası onu müzik dünyasını yakından takip etmeyenlerin de ilgi alanına sokmuş olabilir bir dönem. Şöyle ya da böyle, çok izlenilen bir programda haftalarca ekranda olmak az şey değil. Kaldı ki birçok yarışmacının aksine, Gökhan Keser Survivor süresince izleyici nezdinde gayet olumlu da bir izlenim bıraktı. Keşke o rüzgârdan daha akıllıca istifade edilebilseydi.


Gökhan Keser, Survivor’a katılmadan kısa bir süre önce “Hiç Vaktim Yok” şarkısını dijital platformlarda servis etmişti. Yakın bir zamanda ise içinde bu şarkının da yer aldığı bir mini albüm, Sony Müzik etiketiyle piyasaya sürüldü. “Bul Beni” adını taşıyan bu albümde iki de yeni şarkı var.


Son dönemde enteresan fikirler içeren potansiyel “hit” şarkılarla popa ivme kazandıran Alper Narman ve Onur Özdemir ortaklığının elinden çıkmış “İnlerim Allah”, albümdeki iki yeni şarkıdan biri. Çağrı Telkıvıran tarafından yapılmış düzenlemesi ve çok çabuk dile yerleşen melodisi, sözleriyle radyoların ve müzik televizyonlarının bayıla bayıla çalacağı bir şarkı “İnlerim Allah”. Tarkan’ın zamanında ekmeğini epeyce yediği, bıçkın ama bir o kadar da aşk işin inlemeye her an hazır delikanlı şarkılarının formülünden gidiyor şarkı. Hem melodik yapı, hem de sözler böyle. Gerçi benzerlerini yirmi sene yapmıştı Tarkan ama bugün de söylese, bugün de tutarmış. Şarkının Gökhan Keser’in üzerinde ne kadar doğru durduğu, daha da önemlisi ses rengine ne kadar yakıştığı ise tartışılır. Çekilen seksi ve iddialı klibe rağmen böyle bu.


Osman Hekimoğlu’nun sözlerini yazdığı, Ender Çabuker’in bestesini ve düzenlemesini yaptığı “Söylesem Ayıp Olur” ise, tamamen Türkçe popun ortalamasından yol alıyor. Bu şarkıyı Murat Boz da söyleyebilirmiş, Emre Altuğ da, hatta Murat Dalkılıç da. Hangisi söylese elde edilecek sonuç aynı olurmuş. Ne bir eksik, ne bir fazla…

“Hiç Vaktim Yok” için düşündüklerimi şarkı piyasaya çıktığı günlerde yazmıştım zaten. Birkaç cümleyle alıntılamak gerekirse şöyle: “Radyoların ısrarla dayattığı kişiliksiz, kimliksiz, sanayi tipi şarkıların bütün klişelerini barındırıyor. İlk albümdeki Sıla etkisi, hatta “erkek Sıla” durumu yok belki ama bu defa da başka bir türlü bir şey var; Gökhan Keser yine kendisi değil ya da en azından bu olmamalı.”


Özetle, Gökhan Keser’in kendine has bir kimlik algısı oluşturmasını sağlayacak, başka türlü şarkılara ve daha özenli bir kariyer yönetimine ihtiyacı olduğu söylenebilir. Belki şu anki haliyle de olur; kendince oluyordur da muhakkak. Ama bundan fazlası olmaz sanki.

NİSAN 2015

İrem Derici - "Değmezsin Ağlamaya"


2014 Nisan ayında yayımlanan “Kalbimin Tek Sahibine” İrem Derici’ye öyle bir ivme kazandırdı ki, aynı yılın yaz aylarında piyasaya çıkan “Üç” adlı mini albümdeki üç şarkı bile o şarkının gölgesinde kaldı. Hâlâ da çok çalındığını, çok dinlenildiğini, çok istenildiğini biliyorum ben.


Hâl böyle olunca, bir pazarlama stratejisi olarak bu rüzgârdan biraz daha istifade etme kaygısı ön plana çıktı sanırım. Yoksa kariyerinin başından beri birer ikişer şarkıyla ilerleyen ve artık albüm yapma niyetinde olduğunu söyleyen İrem Derici’nin karşımıza bir tekliyle daha çıkmasını başka türlü açıklamak mümkün değil. Buna da kabul. Devir tekli/ikili/üçlü devri, amenna. Ama müziği tamamen reklam stratejileriyle pazarlamak, dinleyicinin bir “doyma noktası” olduğu gerçeğini yok saymak anlamına gelebilir. Sözgelişi bir çikolatalı gofreti tüketiciye ömür boyu zaruri bir ihtiyaçmış gibi sunabilir, onu buna inandırabilirsiniz ama müzik dinleyicisi, tam tabiriyle şöyle reaksiyon verir bu duruma: Bir yer, iki yer, üç yer, ama bir bakarsınız dördüncüye yememiş. Örnekleri o kadar çok ki, saymakla bitmez.


Bir önceki mini albümde yer alan “Nazende Sevgilim” şarkısı vesilesiyle İrem Derici’den bir “dişi Ceceli” yaratma telaşını anlamsız bulduğumu söylemiştim. Bu kadar sözü dilinin ucunda, samimiyeti gerçekçi, afacanlığı hesapsız ve inandırıcı ve sadece bu nedenle bile genç kuşak hayran kitlesini etkisi altına alabilen bir genç şarkıcıyı, bu “romantik” ve orta yaşlı klişeye hapsetmek neresinden baksanız doğru gelmiyor bana. Öyle ya, “dişi Ceceli” benzetmesini okuyan İrem Derici’nin kendisi bile kendisinin bu anlamda “geyiğini” yapabiliyorsa, ortada bir büyük (ya da küçük) beden sorunu var demektir.


Tüm bu girizgâh, elbette geçtiğimiz günlerde GNL etiketiyle yayımlanan “Değmezsin Ağlamaya” adlı mini albümde yer alan iki şarkı için. Her ikisi de Hüseyin Boncuk imzalı bu iki şarkının ikisi de çok standart bir pop-arabesk-alaturka çizgide çünkü. O kadar ki “Değmezsin Ağlamaya” ‘80’lerde yazılmış olsa, bir piyanist şantör tarafından söylenir, “İstemez misin?” alaturka sazlarla çalınsa, orta halli bir ‘70’ler Yeşilçam şarkısı olurmuş. Ve ne çare, “Değmesin Ağlamaya” için Rıza Esendemir’in yaptığı “remix” de, “İstemez misin?”in Uğurcan Sezen imzalı nispeten modern düzenlemesi de şarkıları bulundukları yerden yukarı çekmiyor. “Tü kaka” şarkılar mı? Hayır değil. Ne taverna, ne de Yeşilçam şarkılarını küçümsüyorum. Sadece Derici’nin yanlış kulvarda koştuğunu vurgulamaya çalışıyorum.


Radyolar cayır cayır çalıyor, tıklanmalar rekor üstüne rekor kırıyor, klip hababam de babam dönüyor, hatta CD çok satıyor da olabilir. İrem Derici öksürse çok sevmeye, çalmaya, dinleyemeye, satın almaya hazır, haliyle kısa vadede yanıltıcı olması çok mümkün bir kitle var ortada; bunu biliyoruz. Ben bile bu şarkıları daha ilk yayımlandığı gün, “İrem acaba bu defa ne yapmış?” diye heyecan duyarak dinlemişimdir. Bu kadar kısa zamanda bu algıyı yaratmak, bu kitleyi kazanmak da bir başarıdır, buna da kabul. Ama hayır; İrem Derici “ah yaaaar”ların, “bitip tükenmiş ömür”lerin sesi değil. Ya da en azından şarkıları yazana, seçene, düzenleyenlere, söyleyene ve dinleyip sevenlere ayıp etmemek adına şöyle söyleyeyim: Benim İrem Derici’den beklediğim bu değil.

NİSAN 2015 

Mert Ali İçelli - "Son Ses"


Yaklaşık 10 yıldır müzik piyasasında aranjör olarak bir dolu işe imza atan ve ismini hafızalara yerleştiren Mert Ali İçelli, 2013 yılında piyasaya çıkan “Halim Var” teklisi ile şarkıcılığa soyunmuştu. 2014 yılında “Sözün Bittiği Yer” adlı şarkıyla karşımıza çıkan Mert Ali İçelli’nin üçüncü teklisi ise geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketi ile dijital platformlarda satışa sunuldu. Gerçi 2014’ün sonlarına doğru “Unuturum Diye” adını taşıyan bir şarkının duyurusu yapılmıştı ama ne olduysa oldu ve o şarkı dinleyici ile buluşmadı.



“Son Ses” adını taşıyan bu yeni şarkının söz ve müziği, İçelli’nin şarkı yazarı ve şarkıcı eşi Elif Nun tarafından yazılmış. Düzenlemeyi ise haliyle kendisi yapmış.

Önceki teklilerinde deyim yerindeyse “havayı kokluyor” gibiydi İçelli. Bu defa ise iddialı görünüyor. Paris’te klip çekmeler, ünlü bir Fransız tasarımcıya (Michel Manfredi) kapak tasarımı yaptırmalar filan boşuna değil.


Doğruya doğru, şarkının albenisi çok yüksek… Bir dinleyişte akla takılıyor, kolay ezber ediliyor ve “açtım müziği son ses” gibi bir slogan cümle bile tek başına bu amaca hizmet ediyor. Bu cümlenin ve dahi şarkı adının en büyük avantajı ise, çok ama çok “radyo dostu” olması… “Evet, şimdi radyomuzun sesini son ses açıyoruz sevgili dostlar…” türevi radyocu anonslarını duyar gibi oldum daha şarkıyı ilk dinleyişte. Nitekim İçelli de sektörün içinde pişmiş bir aranjör olarak bunun farkında ki, tam da radyoların istediği gibi bir düzenleme yapmış şarkıya. “Intro” melodisi yok. Şarkı pat diye başlıyor, hiç arka sokaklara sapmadan, ana yolun tam ortasından ilerliyor ve bitiyor. Tamamen melodiyi kafaya çakma odaklı bir yürüyüş, kemanların alaturka desteği ve aynı metronomda sürüp giden ritim… İçelli bu defa işi şansa bırakmamış belli ki.


Popüler piyasanın müzisyenleri için hâlâ en önemli kriter radyolarda çalınmak. İnternette tıklanmak, indirilmek filan ondan sonra geliyor. “CD” satmak ise bir kaygı olmaktan çıktı çıkacak. Bütün hesapların radyoda çalınmak üzere yapıldığına çok yakından ve çok sık şahit olmuşluğum var. Bunu ne kadar doğru bulduğum ise ayrı bir tartışma konusu.

Bunlar bir yana, Mert Ali İçelli, eğitimli ve tecrübeli bir müzisyen olması ve vokal koçluğu da yapan, şan eğitimi almış bir müzisyen eşe sahip olmasına karşın, sadece doğru şarkı söylemekle yetiniyor şimdilik. Duygusu, vurgusu, etkisi olan ve ortalamanın içinde ayırt edilebilen bir şarkı söyleme biçimi için biraz daha zamana ve deneyime ihtiyaç var gibi görünüyor.


Pop seven bir dinleyici olarak şarkıyı sevmedim mi? Sevdim. Duyduğumda eşlik eder miyim? Ederim. O da ayrı mesele.

NİSAN 2015

Özgün - "Şimdi Burada Olsan"


2013 yılında “Tatil”, 2014 yılında “Öpücem” adlı şarkılarla dinleyici karşısına çıkan Özgün, yine bir tekliyle yoluna devam ediyor. Söz ve müziği Murat Güneş’e ait “Şimdi Burada Olsan”, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı.


Neredeyse üç yıldır albüm yapmayan Özgün, bu arayı üç şarkıyla doldurmuş oluyor böylece. Niteliğin değil, niceliğin kabul gördüğü bu zamanın müzik piyasası kriterlerine göre çok az bir sayı bu. Ne ki enteresan bir biçimde Özgün, bu durumu lehine çevirebiliyor. Doğru zamanlama ile yapılmış doğru işin etkisi daha uzun süreli olabiliyor çünkü. Nitekim bu son şarkı da doğru zamanda yapılmış, doğru bir iş gibi görünüyor.


Bir kere bir Murat Güneş şarkısı seçmek, eli yüzü düzgün, doğru dürüst sözleri, akıcı ve akılda kalıcı melodisi olan bir şarkıyı cebe koymak manasına geliyor her şeyden önce. Bir de üzerine şarkıyı Erhan Bayrak gibi “reytingi yüksek” bir aranjöre emanet etmek, sonucu kaçınılmaz olarak garantilemiş. Üstelik Erhan Bayrak, çok klişe bir biçimde de işlenebilecek bu şarkıyı, Onno Tunç düzenlemelerini anımsatan yaylı partisyonları, ve pop-“rock” çizgisinde elekto gitar, davul renkleriyle başka bir kulvara sokmuş. Bu anlamda Özgün’ü bundan 10 yıl önce bize tanıtan ilk şarkı olan “Elveda”ya gönderilmiş bir selamdan da söz edilebilir mi, bilmiyorum. Ancak bu süre zarfında Özgün’ün hem şarkıcılık performansı bakımından, hem de fiziksel görünüş açısından bir disiplin içerisinde yoluna devam ettiği, işini ciddiye aldığı çok açık. Bu şarkı ve şarkının klibi de bunun altını çiziyor zaten.


NİSAN 2015

Serkan Kaya - "Gönül Bahçem"

TATLISES EKOLÜNDEN BİR SOLİST


(27 Nisan 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Sivas’ta doğan ve liseden mezun olana dek orada yaşayan Serkan Kaya, İstanbul’a geldikten sonra müzik çevrelerine girmiş ve ilk albümünü 2000 yılında, henüz 22 yaşındayken yapmış. İlk albümüyle ikinci albümü arasında ise on yıldan fazla bir süre var. Bu süre zarfında daha ziyade besteleriyle adını duyurmuş. İlk olarak 2009 yılında Devran İskender tarafından seslendirilen “Mesele”, bunların en bilinenlerinden. Şarkı daha sonra Ceylan tarafından da seslendirildi ama galiba en çok Serkan Kaya’nın sesinden sevildi. Nitekim “Mesele”, 2014 yılının gizli “hit”lerinden biri oldu. Serkan Kaya bu şarkıyı “remix” bir versiyonla piyasaya sürdü ve epeyce ses getirdi. Zaten 2011 yılında yayımlanan üçüncü albüm de Serkan Kaya isminin arabesk müzik sevenlerin hafızalarına kazınmasında bir hayli etkili olmuştu.


Serkan Kaya’nın üçüncü albümü “Gönül Bahçem”, ise geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle piyasaya sürüldü. Kaya nicedir gece hayatının aranılan isimlerinden biri. Uzun zamandır popun ve bir çeşit “rock”ın içine sıkışıp kalmış arabesk müziği adlı adınca seslendiren birkaç isimden biri çünkü.

Tabiri caizse, “eli yüzü düzgün”, yalansız dolansız arabesk yapıyor Serkan Kaya. Sosyetik gece kulüplerinde sahneye çıkması, düğününün, evinin magazin haberlerine/programlarına konu olması ile filan, kendinden önceki kuşağın arabesk yıldızlarına benzemiyor belki. Gerçi onlar da artık kendilerine benzemiyorlar. Ne Orhan Gencebay, ne İbrahim Tatlıses, ne Emrah, ne Kibariye şarkılarındaki anlattıkları gibi bir hayat yaşıyor artık. Bu bir kenara… Bir diğer tarafta ise Serkan Kaya’nın şarkıcı olarak birebir İbrahim Tatlıses’in izinden gidiyor olması var. O gırtlak oyunları, o cümleleri uzatıp kesmeler, o vurgular filan neredeyse birebir aynı. Tek fark ses renginde…


Herkes kendi başına bir ekol olacak diye bir kaide yok. Birileri ekol olur, diğerleri onun izinden gider. Müzeyyen Senar bir ekoldür. Zeki Müren, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Kibariye, Muazzez Abacı, Cem Karaca da öyle… Bu yüzden peşlerinden giden, onlar gibi söyleyen onlarca şarkıcı olmuştur, hâlâ da oluyor. Kötü bir taklide dönüşmediği, sürekli aynı yerde saymadığı sürece öykünmek anlaşılabilir bir şey. İbrahim Tatlıses ekolünün de çok fazla takipçisi olduğu malum. Serkan Kaya da onlardan biri gibi. Şimdilik namzetlerine kıyasla ön plana çıktığı söylenebilir ama umarım bu benzerlik hep böyle sürüp gitmez.


Bunu bir kenara koyarsak, oldukça renkli ve türün sevenlerinin kolayca seveceği bir albüm var elimizde. Zaten çoktan “hit” olmuş “Mesele”, albümde üç farklı versiyonla çıkıyor karşımıza. Daha önce Ebru Gündeş’in seslendirdiği bir Ayla Çelik – Gökhan Tepe şarkısı olan “Vatan”, söz ve müziği Altan Çetin’e ait “Gönül Bahçem”, söz ve müziği Nezih Üçler tarafından yazılan ve albümün ilk klip şarkısı olarak seçilen “Kalakaldım”… Her biri tek başına albümü sürükleyebilecek güçte arabesk şarkılar. Söz ve müziklerini Serkan Kaya’nın yazdığı “Benden Adam Olmaz”, “Paşa Gönlüm” ve “Kalbim Senin Hâlâ” da aynı nispette etki yaratabilecek şarkılar olarak albümün başarısını garantiliyor.


Yine bir İbrahim Tatlıses formülü olarak iki de türkü çıkıyor albümde karşımıza. Bu konuda hiç riske girilmemiş ve son derece bildik, tutulmuş, sevilmiş iki türkü seçilmiş: Arif Sağ’ın meşhur “Ezo Gelin”i ve yakınlarda yeniden popüler olan “Hım Hım Yar”. Bu ikincisinin farklı bir düzenlemeyle adeta bir Balkan türküsüne dönüştürülmesi enteresan olmuş (ki türkünün bu versiyonu 2014 yılında yayımlanan teklide de yer alıyordu.)

Albümün bütünü içerisinde tek eğreti duran şarkı ise Levent Yüksel’in sesinden sevdiğimiz Sezen Aksu – Uzay Hepari şarkısı “Onursuz Olmasın Aşk”. Erdem Kınay “club” tavrındaki düzenlemesiyle bu şarkı Serkan Kaya’nın sesine de, albüme de yakışmamış.


“Mesele”nin akustik düzenlemesi de albümün popa göz kırpan bir diğer denemesi. Gelin görün ki bu versiyonda Serkan Kaya’ya eşlik eden Deniz Sujana’nın ismi her nedense albümün künyesinde yer almıyor. Eşliğinin bu şarkıda ne kadar doğru tınladığı tartışılır ama Almanya’da doğmuş Japon asıllı bir müzisyen olan Deniz Sujana’nın enteresan ses rengini de es geçmemek lazım.

Serkan Kaya, günümüzün en parlak arabesk yıldızlarından biri olma ve bir yandan da İbrahim Tatlıses’ten kalan boşluğu doldurma açısından Ferman Toprak’la aynı hattan ilerliyor. Kendilerini birbirilerine rakip görüyorlar mı bilmem ama her ikisinin yeni albümleri kıyaslandığında, Serkan Kaya bir adım öne geçmiş görünüyor.  Bundan sonrası için bakalım zaman ne gösterecek.

NİSAN 2015 

Burcu Tatlıses - "Güzel Kokuyorum"

ANA AKIMDAN ALTERNATİFE

(20 Nisan 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)


Burcu Tatlıses uzun zamandır müzik piyasasının içinde. Bir yandan Funda Arar başta olmak üzere, popüler kulvarın ünlü isimlerine şarkı sözü yazmakta iken, bir yandan da sahneye çıkıp şarkı söylüyor ve zaman zaman da kendi şarkılarını söylediği kayıtlarını internette yayınlıyordu. 2007 yılında ATV’nin büyük bir iddiayla yayına soktuğu, Ajda Pekkan’lı, Müslüm Gürses’li jürisiyle dikkat çeken, ama yeterince reyting alamayınca erken final yapan Profesyonel adlı yetenek yarışmasında da sekiz hafta boyunca yarışmacı olarak boy göstermişliği vardı ekranda. Yazdığı şarkı sözleri arasında “Alagül” gibi, “Seni Severdim” gibi, rahmetli Fikret Şeneş’in son yıllarda yazılmış en iyi şarkı sözü olarak nitelediği “Senden Öğrendim” gibi epeyce ses getirmişleri de üzerine koyarsak, az buz bir sektörel deneyimden söz etmediğim daha net anlaşılır sanırım.


Buna rağmen albüm yapmakta acele etmedi Burcu Tatlıses ve ilk albümü ile geçtiğimiz günlerde çıktı dinleyici karşısına. Lila Records etiketiyle yayımlanan albümün adı “Güzel Kokuyorum”. Prodüktörlüğünü ve aranjörlüğünü Cihan Murtezaoğlu’nun yaptığı albümde yer alan 11 şarkının söz ve müziklerinde ise Burcu Tatlıses’in yanı sıra farklı isimlerin de imzalarını görüyoruz.


Ana akımın bu denli içinde üretiyor iken, bu kadar dışında bir albüm yapmak açıkçası şaşırtmıyor değil. Öyle ya, o yoldan çok daha kolay yürüyebilirdi Burcu Tatlıses. Ama o, zor olanı seçmiş. Basbayağı alternatif “sound” arayışında bir albüm çünkü bu. Sadece besteler ve şarkı sözleri değil, düzenlemeler açısından da böyle bu. Daha önce Mabel Matiz’le de birlikte çalışan Cihan Murtezaoğlu’nun bu albüm için yaptığı düzenlemeler tek başına uzun uzun alkışlanmayı hak eden cinsten. Hem farklı, yeni, deneysel, hem de bu üç sıfatın bir araya gelişinin doğal sonucu olarak ortaya çıkması kuvvetle muhtemel zor dinlenen, dinleyeni yoran, soğutan türden değil yaptığı iş. Tam aksine; çok sıcak, çok kolay kavrayan, buna karşın müzikal niteliği de iyi düzenlemeler, albüme başlı başına kendine has bir kimlik kazandırıyor.  


Burcu Tatlıses, Profesyonel yarışmasını izlemiş olanların da hatırlayacağı üzere, bildik Türk popu standartlarında da şarkı söyleyebilen bir solistken, mesela kadın şarkıcılar klasmanında popun son 25 yılına damgasını vurmuş Sezen Aksu vurgularını herkes kadar kullanabiliyor iken, bambaşka bir rotaya çevirmiş dümeni. Sakin, naif, kırılgan, anlatarak ama sesini ve şarkıları hırpalamadan, kelimeleri yersiz yere çekiştirmeden söylüyor şarkılarını.

Baba Zula’dan Levent Akman’ın, bestesini Osman Murat Ertel’le birlikte yaptığı, sözlerini Nilgün Öneş’in yazdığı, üzerine bir tutam arabesk sosu serpilmiş “Bir Sana Bir de Bana”, Burcu Tatlıses’in, Mabel Matiz’le birlikte yazdığı “Ay”, albümün ilk dinleyişte dikkat çekenleri. 


Ama sadece bu şarkılara vurgu yapmak da haksızlık olur. Albüme adını veren ve bence albümün son şarkısı olması gerekirken, sondan bir önce karşımıza çıkan “Güzel Kokuyorum”, küçük bir şaheser mesela. “Bir Tek Seni Sevdim”, albümün uzun yıllar sonrasına kalacak şarkılarından biri olabilir. “Konuşsak”, Ortaçgil şarkılarını sevenlerce baş tacı edilebilir.

Emir Özşahin’in fotoğrafları eşliğinde Saygun Erkaraman ve Natali Elmasoğlu’nun şık grafik tasarımı ve illüstrasyonlarıyla piyasaya sunulan albüm, her haliyle özenli bir iş olduğunu hissettiriyor. “Güzel Kokuyorum”, şimdiden yılın iyi albümleri arasında yer almaya aday.

NİSAN 2015

Selim Bölükbaşı - "Akl-ı Selim"

YENİ NESİL KARADENİZ MÜZİĞİ


(13 Nisan 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Karadenizli bir aileden gelmesine karşın İstanbul’da doğup büyüyen ve bu nedenle Karadeniz kültürüne pek de aşina olmayan Selim Bölükbaşı, müziğe ve enstrümanlara olan tutkusuyla çıktığı yolculukta, Birol Topaloğlu, Kazım Koyuncu ve Volkan Konak gibi yakın dönem Karadeniz müziğinin öncüleriyle birlikte çalışma fırsatı yakalamış. Zaten bu sebeple de türün takipçileri tarafından tanınan bir isimdi yıllardır. Tulum ve kemençeyi çalmakla yetinmeyip, Karadeniz’in bu iki ikonik enstrümanına hem yapısal, hem de çalma tekniği açısından yenilikler getirmesiyle de tanınan Selim Bölükbaşı, bu defa bir albümle çıkıyor dinleyici karşısında. Geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle yayımlanan albüm, “Akl-ı Selim” adını taşıyor.


Kartonet yazısında, bu kadar geç albüm yayımlamasının nedenini şöyle açıklıyor Selim Bölükbaşı: “Bu bekleyişin; kendimi daha iyi yetiştirme, bir had bilme, bir durulma ve olgunlaşma, akl-ı selim haline ulaşma evresi olduğunu belirtmek isterim.”

Müzik piyasasında pek de duymaya alışık olmadığımız cümleler bunlar. Galiba sadece dişiyle tırnağıyla, uğraşa didine, merdivenin basamaklarını adım adım çıkanlara mahsus o “had bilme, olgunlaşma,” bilinci. Bölükbaşı’nın bu kategoride olduğu gerçeği ise su götürmez. Zaten albümü dinlerken en çok bunu hissediyorsunuz.


Bu aslında bir solistin değil, bir müzisyenin albümü. Albümde iki de enstrümantal parça yer alması boşuna değil. Nitekim başından sonuna dek kusursuz bir solist dinlediğimizi de söyleyemeyiz. Buna karşın yaptığı müziğin inceliklerine vâkıf bir müzisyenin elinden çıkmış, yaratıcı ve deneysel detaylar barındıran bir albüm bu.

Albümde yer alan 14 parça arasında anonim Karadeniz türküleri de var, Selim Bölükbaşı’nın ve başka bestecilerin türkü formunda besteleri de. En enteresanı ise albümün açılış şarkısı “Aşkım Karşı Kıyıda”. Türkçe sözlerini Serkan Yıldız’ın yazdığı bu şarkı, tıpkı yıllar önce Volkan Konak’ın “Hey Gidi Karadeniz” adlı Yunan adaptasyonu şarkısında olduğu gibi, memlekete kıyısı olan iki denizin benzer/ortak armonisinden ses veriyor ve bu nedenle de albümün bütünü içerisinde farklı bir yerde duruyor.


“Sevip Alamiyanun” ve “Of Çeker”, iki anonim Hemşin Türküsü. Volkan Konak’ın derlediği “Varun Söyleyin Anneme” ve Celal Bahçekapılı’nın derlediği “Hamsiköy” de albümdeki diğer otantik türküler. Otantiğin özünü bozmadan peşinden giden “Fadime”, “Gülliye” ve “Gel Sesume Sesume” ise Bölükbaşı’nın besteci olarak da imza attığı türküler. “110 KM” ve “Sana”, Bölükbaşı’nın bestelediği enstrümantal parçalar. Yine Selim Bölükbaşı tarafından bestelenmiş “Çona” ve “Gri Sular” ise bir parça daha şarkı formuna yakın ve özellikle “Gri Sular” Serkan Yıldız tarafından yazılmış sözleriyle dikkat çekici.

Yanı sıra Hasan Fehmi Sözeri’den “Dere Akayi Dere” ve Mustafa Şafak’tan “Oyali Çemberune” ile albüm tamamlanıyor. Albümün ilk klip şarkısı da olan “Oyali Çemberune”de Selim Bölükbaşı, Volkan Konak ile düet yapıyor. Volkan Konak, önümüzdeki günlerde yayımlanacak yeni albümünde bu şarkıyı solo olarak da seslendirmiş bu arada.


Bakmayın kapakta Bölükbaşı’nın kemençe ile verdiği poza. Kemençe sesini ve dahi Karadeniz müziğini pek sevmeyenlerin bile sıkılmadan dinleyebileceği bir albüm bu. Çünkü içinden “rock”, pop ve hatta beklenmedik bir biçimde senfonik müzik de geçiyor. Kemençe ve tulumun seslerini ise her zaman duyduğunuzdan farklı duyuyorsunuz albüm boyunca zaten. Klarnet, çello, saksafon gibi farklı renklerdeki sazlar da cabası. Bu anlamda Selim Bölükbaşı, yıllarca birlikte çalıştığı ustalarının izinden gidiyor gibi görünmekle birlikte, onların yaptıklarının üzerine fazladan bir tuğla koymayı da başarıyor. Tam da burada bir küçük not: Albümün bütününde ama özellikle “rock” motifli düzenlemelerde davulu daha ne ve temiz, belki bir parça daha yüksek duymamız iyi olurmuş, onu da söylemem lazım.

Çok fazla sayıda Karadeniz müziği içerikli albüm yapılıyor son yıllarda. Onların arasında ilk dinleyişte ayırt edilebilen bir farklılığı var bu albümün. Kulak vermekte fayda var.     

NİSAN 2015