Bu Blogda Ara

16 Haziran 2015 Salı

İrem Derici - "Değmezsin Ağlamaya"


2014 Nisan ayında yayımlanan “Kalbimin Tek Sahibine” İrem Derici’ye öyle bir ivme kazandırdı ki, aynı yılın yaz aylarında piyasaya çıkan “Üç” adlı mini albümdeki üç şarkı bile o şarkının gölgesinde kaldı. Hâlâ da çok çalındığını, çok dinlenildiğini, çok istenildiğini biliyorum ben.


Hâl böyle olunca, bir pazarlama stratejisi olarak bu rüzgârdan biraz daha istifade etme kaygısı ön plana çıktı sanırım. Yoksa kariyerinin başından beri birer ikişer şarkıyla ilerleyen ve artık albüm yapma niyetinde olduğunu söyleyen İrem Derici’nin karşımıza bir tekliyle daha çıkmasını başka türlü açıklamak mümkün değil. Buna da kabul. Devir tekli/ikili/üçlü devri, amenna. Ama müziği tamamen reklam stratejileriyle pazarlamak, dinleyicinin bir “doyma noktası” olduğu gerçeğini yok saymak anlamına gelebilir. Sözgelişi bir çikolatalı gofreti tüketiciye ömür boyu zaruri bir ihtiyaçmış gibi sunabilir, onu buna inandırabilirsiniz ama müzik dinleyicisi, tam tabiriyle şöyle reaksiyon verir bu duruma: Bir yer, iki yer, üç yer, ama bir bakarsınız dördüncüye yememiş. Örnekleri o kadar çok ki, saymakla bitmez.


Bir önceki mini albümde yer alan “Nazende Sevgilim” şarkısı vesilesiyle İrem Derici’den bir “dişi Ceceli” yaratma telaşını anlamsız bulduğumu söylemiştim. Bu kadar sözü dilinin ucunda, samimiyeti gerçekçi, afacanlığı hesapsız ve inandırıcı ve sadece bu nedenle bile genç kuşak hayran kitlesini etkisi altına alabilen bir genç şarkıcıyı, bu “romantik” ve orta yaşlı klişeye hapsetmek neresinden baksanız doğru gelmiyor bana. Öyle ya, “dişi Ceceli” benzetmesini okuyan İrem Derici’nin kendisi bile kendisinin bu anlamda “geyiğini” yapabiliyorsa, ortada bir büyük (ya da küçük) beden sorunu var demektir.


Tüm bu girizgâh, elbette geçtiğimiz günlerde GNL etiketiyle yayımlanan “Değmezsin Ağlamaya” adlı mini albümde yer alan iki şarkı için. Her ikisi de Hüseyin Boncuk imzalı bu iki şarkının ikisi de çok standart bir pop-arabesk-alaturka çizgide çünkü. O kadar ki “Değmezsin Ağlamaya” ‘80’lerde yazılmış olsa, bir piyanist şantör tarafından söylenir, “İstemez misin?” alaturka sazlarla çalınsa, orta halli bir ‘70’ler Yeşilçam şarkısı olurmuş. Ve ne çare, “Değmesin Ağlamaya” için Rıza Esendemir’in yaptığı “remix” de, “İstemez misin?”in Uğurcan Sezen imzalı nispeten modern düzenlemesi de şarkıları bulundukları yerden yukarı çekmiyor. “Tü kaka” şarkılar mı? Hayır değil. Ne taverna, ne de Yeşilçam şarkılarını küçümsüyorum. Sadece Derici’nin yanlış kulvarda koştuğunu vurgulamaya çalışıyorum.


Radyolar cayır cayır çalıyor, tıklanmalar rekor üstüne rekor kırıyor, klip hababam de babam dönüyor, hatta CD çok satıyor da olabilir. İrem Derici öksürse çok sevmeye, çalmaya, dinleyemeye, satın almaya hazır, haliyle kısa vadede yanıltıcı olması çok mümkün bir kitle var ortada; bunu biliyoruz. Ben bile bu şarkıları daha ilk yayımlandığı gün, “İrem acaba bu defa ne yapmış?” diye heyecan duyarak dinlemişimdir. Bu kadar kısa zamanda bu algıyı yaratmak, bu kitleyi kazanmak da bir başarıdır, buna da kabul. Ama hayır; İrem Derici “ah yaaaar”ların, “bitip tükenmiş ömür”lerin sesi değil. Ya da en azından şarkıları yazana, seçene, düzenleyenlere, söyleyene ve dinleyip sevenlere ayıp etmemek adına şöyle söyleyeyim: Benim İrem Derici’den beklediğim bu değil.

NİSAN 2015 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder