Bu Blogda Ara

12 Ağustos 2015 Çarşamba

Serdar Ortaç - "Çek Elini Kalbimden"


Serdar Ortaç’ın hep kumarda ne çok para kaybettiği konuşulur; kendisi de anlatır sık sık. Müzik çevreleri dışında pek de bilinmeyen şey ise Ortaç’ın müzikte de çok para harcadığıdır. Harcamak dedim zira buna kaybetmek denemez, müzikten kazandıklarını müziğe yatırıyor sonuçta.

Şöyle ki… Bilen bilir, her şarkısını farklı farklı aranjörlere defalarca aranje ettirir Serdar Ortaç. Hepsinin de parasını öder. Çoğu zaman içlerinden birini kullanır, belki bir “remix” albüm yaparsa, birkaç farklı versiyonu daha. Ama hep en iyisini bulma çabasındadır. Serdar Ortaç der, gülümser geçersiniz çoğu zaman ama o çok ciddiye alır işini.


Durup dururken niye öveyim şimdi Serdar Ortaç’ı, çoğu zaman yeriyor iken üstelik? Çünkü onu eleştiriyor olmamız bu yönünü görmezden gelmemize sebep değil.

Şu da var ki Serdar Ortaç dinlemek yıllar yılı birileri için eğlendiren bir şeyken, birileri için “guity pleasure” yani “suçlu zevk”ti. “Bu ne yahu, ahahahaha Japon kılıklı çocuk kızın göbeğinden zeytin yiyor, yok artık!” diye gülerken “Karabiberim vur kadehlere,” diye kıvır kıvır göbek attığımız, “Ulan bu ne saçma şarkı sözü, ne demek şimdi aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi, zuhahaha,” diye dalga geçerken “Seni çöpe atacağım poşete yazık,” diye zıp zıp zıpladığımız olmadı mı, oldu. En çok da “Hayat beni neden yoruyorsun?” diye bağıra çağıra dans edenleri görmüşümdür. “Bu devirde kimse sultan değil, hükümdar değil, bezirgan değil”i severek dinlemiş ya da dinlememiş olun ama hiç bilmiyor olamazsınız mesela. İmkân ve ihtimal yok. Hiç boşuna “kulağıma o kadar çok çalındı ki, ister istemez aklımda kaldı” filan demeyin; bal gibi de eğlendiniz dinlerken. Dalgasını geçerken bile eğlendiniz.


Şimdi hâl böyleyken, Serdar Ortaç’ın o saçma sağan, hiçbir iler tutar yeri olmayan söz öbekleriyle ve son derece basit melodik örgülerle kurduğu şarkılarını istediğimiz kadar eleştirelim, bir yandan da kabul etmek zorundayız ki bu adam yirmi yıl boyunca bu şarkıları ama nefret ettirerek, ama sevdirerek bir şekilde hayatlarımıza soktu. Ve bütün eleştirilere, alaylara rağmen de kapı gibi sağlam durarak yaptı bunu. Şayet bizim sandığımız kadar elit bir müzik zevkimiz ve anlayışımız olsaydı, emin olun bunu başaramazdı. Yani Serdar Ortaç’a kızmak da bir yere kadar.


Gel gelelim, yirmi yıldan bu yana çok şey de değişti. Bir zamanlar yediğimiz çok şeyi yemeyebiliyoruz artık. Bir de üreten tarafında aşınma, yıpranma payı, dinleyen tarafında ise bıkkınlık ve sıkılma payı olması çok doğal. Haliyle o istikrarını bozmuyor, hâlâ tam gaz çalışıyor olsa bile, Serdar Ortaç şarkıları eskisi kadar prim yapmıyor ki bunu 2014 yılında yayımlanan “Bana Göre Aşk” albümü sayesinde açık ve net olarak gördük.

O ara bir de hastalık geçirdi Serdar. Albümün başarısızlığını da buna bağlayarak tekrar canını dişine taktı ve 2015 damgalı “Çek Elini Kalbimden “ adlı yeni albümüyle tekrar karşımıza çıktı. Albüm, geçtiğimiz günlerde Emre Müzik etiketiyle yayımlandı.


Peki bu yeni albüm zevahiri kurtarır, durumu tekrar Serdar Ortaç lehine çevirir mi? Onu görebiliyor olsam müzik prodüktörü olurdum, müzik eleştirmeni değil. Ama şunu söyleyebilirim ki, bir önceki albüme kıyasla daha fazla ses getirmesi şaşırtıcı olmaz. Çünkü artık kendini çok tekrar etmeye başladığının farkına varmış olsa gerek ki, bu defa tamamen kendi yazdığı şarkılara yaslamamış sırtını. Bu durum biraz farklı renkler getirmiş albüme. Bir de düzenlemeler konusunda biraz daha ‘90’lar kafasından çıkıp bugünlere gelmiş ki bu da iyi olmuş. Tabii Ortaç’ın o içli, hisli ama bir taraftan da kafa tutan şarkı söyleme biçiminde bir değişiklik yok.


Albüme adını veren ve ilk klip şarkısı olarak seçilen “Çek Elini Kalbimden (Konuş Yüzüme)” bir Bulgar şarkısından adapte. Bununla beraber iki şarkıyı daha Emrah İş ve Nurettin Çolak düzenlemiş. Birisi Ayşen ve Kemal Şimşekyay çifti tarafından yazılan “Yatsıya Kadar”, diğeri ise bir Yunan şarkısından adapte edilmiş “Korktum”. Her üçünde de elektronik dans müziği öğeleri belirgin bir biçimde ön planda zaten. Zira hem Emrah İş, hem de Nurettin Çolak, prodüktörlük ve “dj”lik becerileri yurt dışında da kabul görmüş iki isim. Bakmayın siz Türkiye pazarında adlarını sık sık duymuyor olmamıza. Biraz araştırın ya da takip edin, onların neler yaptıklarını görürsünüz.


Çok “eller havaya” sevenlerden değilseniz, “dj” müziğine mesafeliyseniz bu üç şarkının üçünü de bağrınıza basmayacaksınız muhtemelen. Ben kendi adıma, “Yatsıya Kadar”ı Ortaç’ın sayısız prozodi hatası nedeniyle zor dinleyebildim. 2008 yılında Petek Dinçöz’ün “Tak Tak” adıyla Türkçe şarkı yaptığı Yunan parçasının Serdar Ortaç sözleriyle “Korktum”a dönüştürülmüş halini ise tanımakta zorlandım.

Çok klişe bir Serdar Ortaç şarkısı ararsanız “Nankör”ü kaçırmayın. Saçma sözlü Serdar Ortaç şarkılarına müptelaysanız, albümün genelinde şarkı sözlerini makul ve mantıklı tutmuş (hepsini kendi yazmadığından olsa gerek) Ortaç’ın özüne döndüğü “İri Kıyım”ı tavsiye edebilirim size. Albümün bir Serdar Ortaç “hit”i olmaya en müsait şarkısı “Yerin Altı” ki onun da söz ve müziği Ortaç’a ait, düzenleme ise Volga Tamöz tarafından yapılmış.      


Halk arasında “koy poposuna (kibarcası) rahvan gitsin” diye bilinen ve kullanılan kalıbı “koy, rahvan gitsin” diye edepli hale getirerek şarkı yapmak iyi bir fikir mi bilemedim ama Ayla Çelik böyle bir şarkı yazmış, Ortaç da Mustafa Ceceli düzenlemesiyle seslendirmiş. Şarkı albümün bütünü içerisinde, daha doğrusu Serdar Ortaç müziği içerisinde farklı tınlayan bir şarkı. O kalıp bir yana, sözler güzel, felsefesi anlaşılabilir. Sevmedim desem yalan olur. Bir Azeri şarkısından adapte edilen “Dedin Yok” da albümün farklı bir başka şarkısı. “Çok Yazık Sana” yine klişe bir Ortaç şarkısı, “Balım” ise sinir bozucu nakarat melodisi ve sözlerine rağmen, Murat Yeter’in güçlü düzenlemesiyle parlıyor.



Sözün özü Serdar Ortaç yine çalışmış, çabalamış, denemiş, uğraşmış ve bir yanıyla çok Serdar Ortaç, bir yanıyla da değişik bir Serdar Ortaç sunan ortaya karışık bir albüm yapmış. Sevenleri bayılacaktır/bayılmıştır muhtemelen. Sevmeyenlerine bir şey ifade edecek mi ya da yine zorla sevecekleri “guilty pleasure” şarkılar olacak mı, onu zaman gösterecek.

HAZİRAN 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder