Bu Blogda Ara

5 Ekim 2015 Pazartesi

Çeşitli Sanatçılar - "20 Hit"

GERÇEK “HİT”LER VE “HİTÇİK”LER

Müzik piyasası büyük bir yüzdeyle dijital teklilere doğru yönelirken, toplama albümler en azından dijital teklileri CD üzerinde bir araya getirmesi açısından işe yarıyor. Yoksa toplama albüm mantığı, müzik “gurmelerinin” pek de tercih ettiği bir şey değil. Çünkü albümü yayımlayan firmanın kendi katalogundan, belki birkaç başka firmanın da desteğiyle bir araya getirdiği şarkılardan oluşan toplama albümler, genellikle bir müzikal beğeni bütünlüğü taşımaktan uzak oluyor.


Geçtiğimiz günlerde DMC tarafından piyasaya sürülen “20 Hit” adlı toplama albüm de bu genellemenin dışına çıkamıyor. Buna karşın albüm, popun bugününden ve yakın döneminden çok sayıda şarkıyı bir araya getirmiş olması, daha önce yayımlanmamış şarkılar da barındırması ve çift diskten oluşmasına rağmen tek disk fiyatına satılması nedeniyle Türkçe popüler müziği seven ve takip edenler için gayet cazip ve hatta arşivlik.


Albüm Nazan Öncel’in son şarkısı “Aşkitom” ile açılıyor. Söz ve müziği Öncel’e ait bu şarkı, yakın zamanda tekli formatında yayımlanmıştı ve CD baskısında da düzenlemesi İskender Paydaş tarafından yapılan tek versiyon vardı ki bu albümdeki versiyon da o. Ancak CD piyasaya çıktıktan kısa bir süre sonra Bahadır Şimşek tarafından yapılmış bir “Club Version”, bu kez sadece dijital platformlarda yayımlandı. Karışık bir iş vesselam…


Şarkıya gelince… Nazan Öncel ne yapsa seven ben ve benim gibileri bile hayal kırıklığına uğratacak türden, neden bilinmez. Etrafta yeterince “eğlendiren” şarkı ve şarkıcı varken, Öncel’den beklentimiz bu değil sanki. Hele bu şarkı sözleri hiç değil.


İkinci sırada “Yakarım Canını” ile Ajda Pekkan var. Alaturka versiyonuna bayıldığım bu şarkı, bu albümde yer alan düzenleme ile servis edilmişti. Bilmiyorum ticari açıdan bekleneni verdi mi ama ben şarkının bu haline hâlâ mesafeliyim.


Mustafa Sandal’ın şu sıralar klibi de çekilen “Ben Olsaydım”ı ise Sandal’dan uzun süredir beklediğimiz türden bir şarkı. Ama ne çare, klipte dans etmiyor bu defa. Oysa onun o çok kendine has dans stili ile bu şarkı çok iyi örtüşür, bizi “Bu Kız Beni Görmeli”, “Araba”, “Aya Benzer” günlerine geri döndürebilirmiş.


Emrah Karaduman’ın “Toz Duman” albümünden alınmış bir şarkı var dördüncü sırada: Demet Akalın’ın seslendirdiği “İntikam”. Bence Akalın’a yakışmayan bir şarkıydı bu. Ben olsam, illa Emrah Karaduman albümünden bir şarkı seçmem gerekiyorsa, Murat Dalkılıç’ın seslendirdiği “Kırk Yılda Bir Gibisin”i seçerdim. Ya da Demet Akalın’ın albümünden bir şarkı, mesela henüz klibi çekilmemiş “Çalkala”, bu seçkide daha parlak durabilirdi.


Simge’nin “Miş Miş”i bu yazın en çok ses getiren şarkılarından biri olarak albümün adındaki “hit” kelimesinin karşılığını verenlerden.


Tuğba Yurt’un seslendirdiği “Oh Oh” da iki farklı versiyonuyla CD formatında da yayımlanan tekliler arasındaydı. Bu albümde Serkan Balkan düzenlemesi kullanılmış. Tuğba Yurt yeni kuşak arasında dikkat çekici şarkıcılardan biri ama henüz tam olarak yolunu çizebilmiş değil; hâlâ deneme yanılma aşamasında. “Oh Oh”, belli ki epeyce ses getirmiş “Sakin Ol”un başarısını tekrarlaması için düşünülmüş bir ikinci “cover” ama düzenleme, Sezen Aksu versiyonuna o kadar benzer ki, şahsen ben dinlerken en ufak bir heyecan duymadım. Aksu’nun 2000’lerin başındaki o epeyce yorgun sesinin yerini Tuğba Yurt’un genç ve gürül gürül sesi almış almasına ama sanki aynı altyapı üzerine söylenmiş şarkı; dolayısıyla da bugüne güncellenmemiş.


Birinci diskin sekizinci sırasında “Ayıp Yani” adlı şarkısıyla Sinan Akçıl var. Şubat ayında neredeyse tamamı yavaş şarkılardan oluşan “Best Of Aşk” albümünü yayımlamıştı Akçıl. Şarkıcılık kariyerinin en eli yüzü düzgün albümü olmasına rağmen üzerine fazla oynamadı ve yazı kaçırmamak için iki şarkı ve bir farklı versiyondan oluşan “Ayıp Yani” teklisini yaz başında piyasaya sürdü.


Orijinali 2010 yılında Mısırlı şarkıcı Mohamed Hamaki tarafından seslendirilen “Fe Hodn Enek” adlı şarkının Türkçe versiyonu “Ayıp Yani”nin sözleri Sinan Akçıl tarafından yazılmış. Türkiye’de kolaylıkla kulaklara yer edebilecek melodisi, ritmi, düzenlemesi ve Akçıl’ın hedef kitlesinin kullandığı türden, “tiki” bir Türkçeyle yazılmış sözleri, şarkıyı kolaylıkla radyo-kulüp-plaj üçgeninde çalınır kıldı haliyle. Ama bir müzik şaheseri değil takdir edersiniz ki. Üst başlığımız “hit” olunca, albümde bu şarkının yer almasının yadırganacak bir durumu yok.


Nitekim 2014 yılında yayımlanan Ozan Doğulu “130 BPM Moderato” albümünün Ajda Pekkan, Kenan Doğulu ve Gülşen gibi isimleri geride bırakarak en büyük “hit”i haline gelen “Hoşuna mı Gidiyor?” da bu sebeple albüme konulmuş olmalı. Şarkı o kadar tuttu ki, etinden sütünden ne kadar faydalanılsa o kadar kâr getirir oldu. Yoksa Ece Seçkin’in 2015 yazında çok çalınan ve dinlenilenler arasına giren “Aman Aman”ı yerine bu şarkının seçilmiş olması başka türlü açıklanamaz.


Sırada ardı ardına daha önce yayımlanmamış iki şarkı var. İlki Melis Kar’ın seslendirdiği “Yerin de Dolmuyor ki”. Söz ve müziği Süleyman Billor’a ait bu şarkının düzenlemesi Ozan Doğulu tarafından yapılmış. Arabesk esintili sözleri ve melodisiyle kolay akılda kalıcı bu şarkıya Ozan Doğulu da belli ki üzerinde fazla zaman harcamadan, son derece basit bir düzenleme yapmış. Nasılsa şarkı kendi kendine yürür diye düşünmüş olmalı. Yoksa en basitinden, şarkının sonlarına doğru nakaratı bir kez de “flanger” efektiyle geçmek gibi 10 yıl öncesinde kalmış bir numaraya neden ihtiyaç duysun?


2014 yılında yayımlanan ilk albümüyle dikkat çeken Melis Kar, bu şarkıda da ne kadar iyi bir sese ve şarkıcılık yeteneğine sahip olduğunu bir kez daha gösteriyor ki şarkıdan yanımıza asıl kâr kalan da bu oluyor.


İlk diskin son şarkısı, yine daha önce yayımlanmamış bir şarkı. Oyuncu Tuvana Türkay’ı şarkı söylerken  ilk kez yine bu yıl piyasaya sürülen ENBE “2015” albümünde duymuştuk. Üstelik o albümde seslendirdiği “Ara Ne Olursun” adlı şarkının söz ve müziği de kendisine aitti. Hafif, naif, küçük ama kulağa hoş gelen bir şarkıydı “Ara Ne Olursun”. Ne var ki Tuvana Türkay’ın şarkıcı olarak kendini ispat için epeyce çalışması gerektiğini düşündürüyordu dinleyene. Bu albümde ise Türkay’ı Levent Yüksel’in meşhur “Tuana”sını söylerken dinliyoruz.


Kendi adını taşıyan bir şarkıyı seslendirmenin bir esprisi var, kabul ama şarkı da alelade bir şarkı değil ne çare. Haliyle düzenlemeyi yapan Mustafa Ceceli, Paco De Lucia’nın bu delibozuk bestesini Tuvana Türkay’ın şarkıcılık sınırları içine çekebilmek için olabildiğince ehlileştirmiş. Şarkının giriş kısmını tamamen çıkarmış mesela. Nakaratları bolca vokalle desteklemiş. Şarkının bütün ihtişamını gitmiş bu yüzden de; sıradanlaşmış. Maksat hâsıl olmuş o ayrı. Tuvana Türkay’ın şarkıyı bu haliyle seslendirmesinde kulak tırmalayan bir durum yok. Eğer şarkıyı ilk defa duyuyor gibi dinlerseniz, hoşunuza da gidebilir. Ama Levent Yüksel versiyonunu bilen ve sevenler için bu versiyonun ne tadı var ne tuzu.


Albümün ikinci diskinin ilk şarkısı Sibel Can’dan. Bu aralar Sibel Can’ın (ya da bağlı bulunduğu DMC’nin onun adına) nasıl bir strateji izlediğini anlamak mümkün değil. 2014 yılının Temmuz ayında “Kış Masalı”nın bir “remix”i yayımlanmıştı; 2015’deki ilk Sibel Can işi ise “Hangimiz Sevmedik” şarkısının dijital teklisi oldu. Ne oldu ne bitti demeden bu defa da iki şarkılık bir teklinin haberi geldi ama o iki şarkının biri, Tarkan bestesi “Bir Parmak Bal” çıktı piyasaya sadece. Diğer şarkı hâlâ beklemede; “Bir Parmak Bal” ise fena mı fena…

Ben Sibel Can’dan “İncir”i söylemesini beklerdim ama herhalde onu Linet kapınca cazip olmaktan çıktı; yoksa kaçırmazdı, adım gibi eminim. Nitekim “Kış Masalı”ndan sonra Sibel Can’a yeni bir hazır “hit” lazımdı ki, “Hangimiz Sevmedik?” imdada yetişti.


Biliyorsunuzdur, sözleri Ali Tekintüre’ye, bestesi Ali Osman Erbaşı’na ait “Hangimiz Sevmedik?”, Müslüm Gürses tarafından 1994 yılında seslendirilmişti aslında. Gürses’in o yıl yayımlanan ”Senden Vazgeçmem” adlı albümünde yer alıyordu. O yılların pop furyası içinde sıkı arabesk takipçileri dışındakilerin pek de dikkatini çekmeyen şarkıyı daha sonra şarkının söz yazarı Ali Tekintüre, sonra Oğuz Yılmaz, Niran Ünsal aldı albümlerine. Müslüm Gürses’e saygı albümü “Baba Şarkılar”da ise Kubat söyledi. Belki başka söyleyenler de olmuştur arada; arabesk şarkılar öyle ağızdan ağza çok dolaşır malum. Ancak enteresan bir biçimde şarkı asıl patlamayı 2015 yılında yaptı.


Hangisi daha önce ona çok emin değilim ama birbirlerine çok yakın tarihlerde, yani Şubat 2015 sularında “Hangimiz Sevmedik?” hem Beş Kardeş dizisinin jenerik müziği oldu, hem de içinde Zafer Algöz, Hakan Altun ve Umut Kurt’un da bulunduğu bir ekibin çektiği ev videosu sayesinde şarkının “intro” melodisinden türetilmiş “Demba Ba”lı versiyonu bir anda dillere düştü, tribün sloganı haline geldi. Haliyle de her şarkıcının sahne repertuarına hemen girdi. Albümlere girmesi de kaçınılmazdı. Sibel Can da hiç vakit kaybetmedi.

Şarkının bestecisi Ali Osman Erbaşı tarafından yapılan bu düzenlemesi son derece güzel. Sibel Can’ın abartısız, sakin ve telaşsız yorumu da öyle. Adeta bir pop şarkısına dönüşmüş “Hangimiz Sevmedik”. Hatta denilebilir ki, piyasadaki birçok pop şarkısından daha pop olmuş.


Sırada Cem Belevi’nin “Sevemez Kimse Seni”si var. Söz ve müziği Suat Sayın’a ait bu popüler alaturka klasiği, bizim kuşak için epeyce eskitilmiş olsa da, kabul etmek lazım ki bu ve benzeri şarkılara çok da aşina olmayan bir kuşak da yetişti. Emirhan Cengiz’in düzenlemesi ile şarkı, günümüz Türk popu içerisinde derli toplu bir “hit” adayına dönüşmüş. Belevi’nin doğru pazarlanamamış ilk albümünden sonra yola yeniden koyulmasının ilk adımı ENBE “2015” albümüyle olmuş ve o albümde söz ve müziği kendisine ait “Günaydın Sevgilim”, yeni bir düzenleme ile yer almıştı. Ondan önce bir de Ayshe ile yapılmış “Kim Ne Derse Desin” düeti var ama onu saymıyorum bile. 


Bugünlerde yeni bir şarkısı daha yayımlanacak olan Cem Belevi’nin bu şarkı ve özellikle de şarkının Santorini’de çekilmiş afili klibiyle arttırdığı tanınırlık yüzdesi, yaz aylarında başrolünde oynadığı dizi ile daha da yükseldi. Bundan sonrası nasıl devam edecek, ben de merakla bekliyorum.


ENBE “2015” albümünün lanse ettiği genç yıldızlardan biri de Haydar Yılmaz’dı. İşte o albümdeki Haydar Yılmaz şarkısı “Hiç Halim Yok”, bu albümde de çıkıyor karşımıza. Söz ve müziği Yılmaz’a ait bu şarkının düzenlemesi Alişan Göksu tarafından yapılmış. Haydar Yılmaz, “Kangren” adlı şarkısıyla internette kıyametler koparmıştı bir dönem. O şarkı daha sonra Doğa tarafından seslendirildi ve Haydar Yılmaz da ona eşlik etti. Yılmaz’ın iki şarkılık ilk solo teklisi ise 2014 yılının sonunda DMC etiketiyle yayımlanmıştı. Ancak o iki şarkıdan ziyade “Hiç Halim Yok”un daha fazla ses getirdiği söylenebilir. Her ne kadar “Hiç Halim Yok”, çok bildik kalıplar üzerine inşa edilmiş bir şarkı olsa da, kendine has ses rengi ile popta farklı bir erkek şarkıcı profili çizeceğini düşündüğüm Haydar Yılmaz’ın ilk albümü de merakla beklediklerim arasında.   


Albümün ağır toplarından biri var sırada: Ayşegül Aldinç’in uzun zamandır beklenen yeni şarkısı “Bir Tek Gördüğüm”. Bu şarkıya varana dek, benim de bir kısmına şahit, bir kısmına ise dâhil olduğum bir süreçten geçti Aldinç sahiden de. İnce eleyip sık dokudu, kılı kırk yardı; bu arada biz onu sevenlere de oturup beklemek düştü.


İyi ki öyle yapmış ama. Çünkü Mabel Matiz’in söz ve müziğini yazdığı ve kayıtlarda da vokal yaparak eşlik ettiği “Bir Tek Gördüğüm”, Ayşegül Aldinç’in hem o hep temiz kalmış, hiç yanlış yola sapmamış müzikal çizgisi içerisinde doğru bir yerde duruyor, hem de bugünün dinleyici eğilimlerini kendi meşrebince çok doğru bir yerden yakalıyor. Uzun sürmüş bir müzik kariyerini sırtlananlar için çok zordur bu denklemi kurabilmek. Gerek son yılların en yaratıcı ve karakteristik şarkı yazarlarından biri olan Mabel Matiz’in şarkısı, gerekse Aldinç’in o şarkıyı sesi, kimliği ve görselliğiyle taşıma biçimi, benzeri az bulunur bir mükemmel uyumun izlerini sürüyor.


Albümün üç yeni şarkısından bir diğeri de ikinci diskin beşinci sırasında çıkıyor karşımıza. Murat Dalkılıç ve Zeynep Bastık, Dalkılıç’ın söz ve müziğini yazdığı “Ben Kalp Sen adlı şarkıyı birlikte seslendiriyorlar. Bu ikiliyi daha önce Murat Dalkılıç’ın 2012 çıkışlı “Bir Güzellik Yap” albümünde, “Lüzumsuz Savaş” adlı şarkıda dinlemiştik. Şarkı epeyce de ilgi görmüştü o dönem. Sonra Zeynep Bastık, “Fırça” adlı şarkısıyla solo olarak da çıktı karşımıza. Emrah Karaduman’ın “Toz Duman” albümünde ise bir Fatih Erkoç “cover”ı olan “Cefalar”ı seslendiriyordu Bastık.


“Ben Kalp Sen” de tıpkı “Lüzumsuz Savaş” gibi Batı formunda, bir parça “rock” tınıları taşıyan bir şarkı. Ancak onun kadar “hit” potansiyeli taşıdığı söylenemez. Zeynep Bastık teknik açıdan iyi ama duygusu eksik, soğuk bir şarkıcı. Dalkılıç ise bütün o civcivli pop şarkılarının arasına serpiştirdiği bu tarz şarkılarla müzisyenliğine vurgu yapıyor.


Reyhan Karaca, 2014’ün sonlarında yayımlanan “Sobe” teklisiyle kelimenin tam anlamıyla bir “yeniden doğuş” sürecine girmiş ve gerçekten ben dâhil herkesi şaşırtmıştı. “Sobe”nin ardından yayımlanan “Şans” ise bu sürecinin ikinci aşaması olarak planlanmış ve hakikaten şarkının klibi, Karaca’nın görselliği bu planı bütünlemişti. Ne ki söz ve müziği Ayla Çelik’e ait “Şans”, ortalama bir pop şarkısı ve James Hayden Gallagher’ın düzenlemesine rağmen Türk popu sularının dışına çıkamıyor. Sanırım fazla Batılı “Sobe”den sonra “Şans”la bir denge kurulmak istenmiş ama böylesi şarkılardan o kadar çok var ki etrafta, ben kendi adıma pek de heyecan duymadım dinlerken.


Reyhan Karaca’nın ardından Selen Erkmen’in “Yenisine Sağlık” ve Ece Gürsel’in “Aptal Olma” adlı şarkılarıyla devam ediyor albüm. 


Her iki şarkı hakkında da tekli olarak yayımlandıkları günlerde fikir beyan etmiştim; o yüzden tekrara düşmüyor, meraklısına yine bu siteden okuyabileceklerini söyleyerek sıradaki şarkıya geçiyorum.


Barış Erdem’in ilk solo teklisi “Kafam Güzel”, 2014 sonunda yayımlanmıştı. Şarkının Armageddon Turk tarafından yapılmış “Discopathe Mix”i ise geçtiğimiz Temmuz ayında iTunes üzerinden satışa sunuldu. Bu albümde işte o versiyon yer alıyor.


Barış Erdem, yeni nesil Türk popunun (Türk popuna benzemeyen Türk popunun) öncülerinden biri olmaya aday. Nitekim “Kafam Güzel”in özellikle bu versiyonu bu iddiayı doğrular nitelikte. Armageddon Turk, yani Orkun Tunç ve Doruk Öztürkcan, daha önce Nazan Öncel ve Teoman gibi isimlere yaptıkları “remix”lerle dikkatleri üzerine çekmişti. İkili, Pet Shop Boys gibi dünyaca ünlü bir gruba “remix” yapmış ve albümlerine girmiş olmalarıyla da biliniyor. Türkiye’de pek yazılıp çizilmese de, yurt dışına yönelik çok sayıda çalışma içerisindeler. Bu da Türkiye’de yaptıkları işlere yansıyor haliyle. Tamamen yüzü Batıya dönük, taze soluklu… Hâl böyle olunca, “Kafam Güzel”, albüm içerisinde son sıralarda yer almasına rağmen, havayı değiştiren şarkılardan biri olarak göz dolduruyor.


Ve “20 Hit” albümünün kapanışını Ayşe Özyılmazel ile yapıyoruz. Söz ve müziği kendisine, düzenlemesi Bora Uzer’e ait “Roket”, tipik bir Özyılmazel şarkısı olarak umduğumuzdan fazlasını vermemişti. “Hit” miydi? Bence değildi ama bu albüme girmesine de şaşırmamak lazım. Ne de olsa reklam ve pazarlama “gücü” nedeniyle şirketi tarafından sevilen bir “gazeteci-şarkıcı” Ayşe Özyılmazel.


Sözün özü, gerçek “hit”ler ve “hitçik”lerle oluşturulmuş, toplamda 2014-2015 yıllarının ana akım Türkçe popu konusunda bir fikir verebilecek, meraklısını da memnun edecek bir albüm “20 Hit”. Bu, albüm kıtlığında buna da razı olabiliriz galiba.

EYLÜL 2015

Esen Şeyda - "Esen Şeyda"

O BİR “İZMİRLİ”


(25 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

İzmir’de doğup büyüyen Esen Şeyda Özkulalı, ailesinin karşı çıkması üzerine konservatuara girememiş ama içindeki müzik tutkusu galip gelmiş ve lise eğitimi sonrası kendini sahnede bulmuş. Bir dönem İzmir Kent Orkestrası’nın solistliğini yapmış, Müfit Bayraşa’dan müzik dersleri almış, İzmir Büyükşehir Belediye Bandosu’nda hem solist hem de flütist olarak görev almış. Bir dönemse Türk pop müziğinin önemli isimlerinden biri olan Neco’ya sahnede eşlik etmiş. Halen devam eden bu süreçte, bir yandan da kendi şarkılarını yazmakta imiş. Esen Şeyda’nın kendi adını taşıyan ilk albümü 2015 Mart ayında Arpej Yapım etiketiyle yayımlandı.


Her ne kadar son yıllarda Türkiye müzik sektöründe ciddi bir kriz süregeliyor olsa da, sayısız yeni isim de ilk albümleriyle boy göstermeye çalışıyorlar. İşin doğası bu çünkü… Genç müzisyenler yetişiyor, üretim devam ediyor. Esen Şeyda da bunlardan biri. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım sayısız deneyimden sonra, ürettiklerini bir albümle dinleyiciye sunmuş. Zaten bunu albümü dinlemeye başlayınca da anlıyorsunuz. Bir anlık hevesle ya da aceleyle yapılmış bir albüm değil bu. Buna karşın bir anda satış rekorları kıracak, kıyametler koparacak bir albüm de değil. Zaten sektörün bu şartlarında hangi ilk albüm bunu başarabilir ki?


Albümde söz ve müziği Esen Şeyda tarafından yazılmış 7 şarkı var. Düzenlemeleri ise Serkan Ölçer yapmış. Belli ki kayıtlar kısıtlı şartlarla yapılmış ama buna rağmen kolaya kaçılmamış. Bütün şarkılar akustik çalınıp söylenmiş. Bu bile tek başına alkışlanası bir çaba. Çünkü şarkılar tam da bunu isteyen türden şarkılar. Piyasadaki genel geçer pop algısının dışında, daha ziyade ‘90’ların o çok daha yaratıcı, söze de melodiye de çok daha fazla değer veren müzik anlayışı hâkim çünkü Esen Şeyda’nın bestelerinde.

Bu haliyle albümün, Yıldız Tilbe’nin ilk albümünü çağrıştırdığı da söylenebilir. Hem müzikal açıdan böyle bu, hem de Esen şeyda’nın sesi ve şarkı söyleme biçiminde Tilbe’nin erken dönemlerini hatırlatan bir tını var. Rahatsız edecek kadar benzer değil ama… Sadece anımsatacak kadar.


İlk klip şarkısı olarak seçilen ve albümün açılışında yer alan “Kopyam Yok”, bence albümün en zayıf şarkısı. Oysa “İçini Serin Tut”la çok daha etki bir çıkış yapılabilirmiş. Tek bir piyanoyla söylenmiş bu şarkı, bir klip ve biraz da destekle kolayca dillere dolanabilir. Albümdeki bir başka etkili aşk şarkısı olan “Beni Affet” ve caz tınıları taşıyan “Aşk Polisi” de heyecan verici şarkılar. İspanyol yürüyüşündeki “Saltanat Şehri”, bildik Fettah Can - Eflatun şarkıları çizgisinde. Yukarıda bahsi geçen ‘90’lar ekolüne en yakın duran şarkı ise hiç kuşkusuz “Mavi”. Bu şarkıda sözü ve melodisiyle tek başına etki yaratabilecekler arasında.

Albümün son şarkısı “İzmirli” ise alaturka melodisi ve eğlenceli sözleriyle ilk dinleyişte kulağa yer ediyor. Bu şarkı da ilk klip şarkısı olabilirmiş pekala.


Uzun zamandır bu kadar umut vaat eden bir ilk albüm dinlememiştim. Buna karşın Mart ayından bu yana Esen Şeyda isminin çok daha fazla duymamış olmamız olsa olsa strateji hatası olabilir. Albümün gerek ilk klibi, gerekse kapağı görsel açıdan dikkat çekmediği gibi, ters bir izlenim de yaratıyor. Ben ilk bakışta bir türkü albümü sanmıştım mesela. Klipte de olduğundan çok daha tecrübesiz görünen, kamerayı kullanmayı, vizöre bakmayı bilmeyen bir şarkıcı var.



Yine de henüz çok geç değil. Albümde Esen Şeyda’yı daha fazla tanıtacak, birden fazla dikkat çekici şarkı var. Bir stil değişikliği, daha özenli bir klip ve doğru seçilmiş bir şarkıyla devam edilirse, Esen Şeyda isminin hafızalara yer etmemesi için hiçbir sebep yok. En azından böylesi şarkılar yazan bir şarkı yazarı daha fazla şansı hak ediyor.

AĞUSTOS 2015 

Grup Yorum - "Ruhi Su"

GRUP YORUM’UN 30. YILI


(17 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Grup Yorum’un hikâyesi, Ruhi Su’nun hikâyesinin bittiği yerde başlıyor. Ruhi Su’nun son yolculuğuna uğurlandığı 1985 yılında Grup Yorum kuruluyor. Ve ne enteresandır ki, Ruhi Su’nun hayatı boyunca yaşadıklarına çok benzer süreçlerden geçerek bugünlere geliyor Grup Yorum. Siyasi görüşleri, savundukları ve söyledikleri yüzünden baskılar, yasaklamalar, hapisler, tutuklamalarla geçiyor 30 yıl.

Bugüne dek çok sayıda müzisyenin gelip geçtiği Grup Yorum her şeye rağmen ayakta durmayı başardı ve günümüzde de devam eden baskılara rağmen müziğini geniş kitlelerle bir şekilde buluşturuyor hâlâ. Grubun 20. Albümü “Halkın Elleri”, 2013 yılında piyasaya çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle piyasaya sürülen yeni albüm ise “Ruhi Su” adını taşıyor.


Kartonet yazısından da anlaşıldığı üzere “Dünden Bugüne Ustalarımız” alt başlığıyla dinleyiciye sunulan bu albüm, Grup Yorum’un önümüzdeki dönemde hazırlayacağı “ustalara saygı” albüm serisinin ilki olma özelliğini taşıyor. Bu serinin ilk albümü için, Grup Yorum ve daha onlarca müzisyene/gruba öncü, yol gösterici olmuş Ruhi Su’nun seçilmesi boşuna değil. Anadolu müziğini, türküleri, deyişleri, semahları, zeybekleri, bu müziği “ilkel ve çağdışı” bulan kitlelere dahi sevdirmekle kalmamış, araştırmış, bulmuş, derlemiş, notaya almış, icra etmiş ve gelecek nesillere aktarmış, bununla birlikte siyasi duruş ve tavrından, hayatı boyunca ona tüm yaşatılanlara rağmen vazgeçmemiş, onurlu bir müzik adamının mirası, Grup Yorum’un sazında, dilinde, elinde emanet durmuyor; tersine yüceliyor.


Albümde Ruhi Su türküleri sadece bir malzeme olarak kalmamış. Grup Yorum, Ruhi Su’yu kâh kendi sesi, kâh şiiri, kâh derlediği, kâh bestelediği şarkılar, türkülerle başköşeye oturtmuş, hatta grup olarak tıpkı kapak tasarımında olduğu gibi, gölgede, geride kalmayı tercih etmiş. Albüm Ruhi Su’nun kendi sesinden “Ezgili Yürek” şiiriyle başlayıp, “Sonsöz”le noktalanıyor. Bu iki şiirin arasına ise bu toprakların binlerce yıllık yaşanmışlıklarından başka, yakın tarihimizden gelip geçmiş hikâyeler, acılar, katliamlar, öfkeler, isyanlar ve zaman zaman da Ruhi Su’nun kişisel tarihinden öyküler sığıyor.

Su’nun Dadaloğlu’ndan bestelediği “Aydost (Avşar Elleri)”, Pir Sultan Abdal’dan bestelediği “Gelin Canlar Bir Olalım” ve “Uyur İdik Uyardılar”, Muhyi’den bestelediği “Zahit Bizi Tan Eyleme”, Karacaoğlan’dan bestelediği “Mert Dayanır Namert Kaçar” onun halk ozanlarına dair yaptığı çalışmaların ürünleri. Erkan Ocaklı’nın sözlerinden bestelediği “Almanya Acı Vatan”, Almanya’ya işçi göçü günlerinin acılarından dem vuruyor.


Su’nun İstanbul’a tutuklanıp Sansaryan Han’da hücreye atıldığı ve işkence gördüğü günlerde yazdığı “Bu Nasıl İstanbul”, cezaevinde iken hayatını birleştirdiği Sıdıka Su için yazdığı “Mahsus Mahal” ve Adana Cezaevine nakli sırasında yazdığı “Hasan Dağı”, onun kişisel tarihindeki acıların ve ülkenin içinden geçtiği dönemlerin izlerini taşıyor.

“Dinleyin Arkadaşlar”, “Annem Beni Yetiştirdi”, “Ellerinde Pankartlar” ve “El Kapıları” yakın tarihi yaşayan ya da bilenlerin yabancısı olmadığı günlerin portrelerini çiziyor. Ruhi Su’nun şiirini yazdığı, Alaattin Us tarafından bestelenmiş “Baladız Ağıdı” ve Ruhi Su’nun, Nazım Hikmet’in “28 Kanunisani” adlı şiirinden yola çıkarak yazıp bestelediği “On Beşler’e Ağıt”, bu toplumun vicdanında derin izler bırakmış hikâyeleri anlatıyor. Anonim türküler “Drama Köprüsü” ve “Zeybek İle Yörük” de öyle.


Albümdeki her bir şarkı, türkü, şiir, Grup Yorum tarafından son derece usta işi bir biçimde işlenmiş, çalınmış ve söylenmiş. Ruhi Su tarafından kurulan ve bugün de varlığını devam ettiren Dostlar Korosu’nun, bir dönem Grup Yorum’da çalmış söylemiş Efkan Şeşen’in, Hilmi Yarayıcı’nın ve Tuğrul Karataş başta olmak üzere, Eylem Pelit, Ediz Hafızoğlu, Özer Arkun gibi ehil müzisyenlerin katkıları da cabası.


Hem müzikal anlamda çok nitelikli, hem de belgesel niteliğiyle arşiv değeri yüksek, önemli bir albüm bu. Bunlar bir yana, içinde yaşadığımız günlerin boğucu ve karanlık atmosferinden biraz olsun sıyrılıp umut yeşertmek için bile dinlenebilir. Nice hükümdarlara, hükümranlara, padişahlara, zorbalara karşın fikrin, düşüncenin ve duygunun ve bunları şiirle, müzikle, sanatla ifade edebilme gücünün nasıl eninde sonunda galip geldiğini hatırlamak için. Albüm kitapçığında Ruhi Su’dan alıntılanan cümleler tam da bunu anlatıyor zaten: “Bir düzen, türkülerinden korkamaya başladı mı, artık o düzeni kimse ayakta tutamaz. Nesimi’nin derisi yüzülmüş, Pir Sultan Abdal asılmış; fakat bütün bu asmalara kesmelere rağmen ne o düzen kalmış, ne de o debdebeli sultanlardan kimse kalmış.”

AĞUSTOS 2015 

4 Ekim 2015 Pazar

Ozan Ekici - "Rüzgârın Rengi Var"

SESSİZ VE DİNGİN, AKUSTİK VE SADE


(10 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türkiye’de müziğe sayısız isim kazandırmış Adana’dan bir yeni müzisyen daha çıktı geldi bu yıl. 17 Yaşından bu yana gitar çalıp beste yapan Ozan Ekici, Adana ve İstanbul’da barlarda sahneye çıkarak sahne tecrübesi kazanmış. İlk albümünün kayıtlarına ise Eylül 2014’te başlamış. Ekici’nin “Rüzgârın Rengi Var” adını taşıyan albümü, 2015 Mayıs ayında Benart Production etiketiyle yayımlandı.


Albümde söz ve müziği Ozan Ekici’ye ait 10 şarkı var. Üç şarkının prodüktörlüğünü Demir Demirkan yapmış; diğer yedi şarkının prodüktörü ise Volkan Başaran. Yani ilk adımını sağlam atmış Ozan Ekici. Bu iki deneyimli müzisyen, genç bir ismin el değmemiş şarkılarını işlerken ustalıklarını konuşturmuş ve Ozan Ekici’nin kendine has dünyasını dinleyiciye olduğu gibi (yersiz yere cilalamadan) yansıtmayı başarmışlar.


Nasıl tanımlanır Ozan Ekici’nin müziği? Kendisi “soft rock” ya da “akustik rock” tabirlerini kullanıyor. Biraz Ortaçgil, biraz Feridun Düzağaç’ın ilk dönemleri, Fikret Kızılok, belki bir parça da Pinhâni. Eğer bir kulvara sokmak gerekiyorsa, bu isimlerin/grupların yanında yer alabilir. Ancak onu hepsinden ayıran bir şey varsa o da şarkı sözleri.


Henüz 30’lu yaşların başında olmasına rağmen, hayatla hesaplaşmasını bitirmiş, iç huzurunu ve sükûneti bulmuş bir adamın kaleminden çıkmış şarkı sözleri var bu albümde. Çok az şarkıda hüzün ve aşk acısı var ama onlar bile karamsar değil. Zaten bu durumu “İyimser” adı verilmiş şarkı tek başına özetliyor. “Hayat her gün yeniden başlar” diyor Ozan Ekici o şarkıda. “Epey düşüp kalktım, artık adım iyimser,” diyor sonra da.


Başından sonuna dek akustik, sade, duru, temiz bir “sound” ve ince müzikal tatlar barındıran bir albüm bu. Hayatın telaşından el çektiğiniz bir gün, bir an, belki bir tatil yolculuğunda, belki yorgun bir iş gününün akşamında, vakit gece yarısını geçmişken bir gece ya da bir sabah erken uyandığınızda… Dinledikçe kendinizi iyi hissettirecek, kulağınızın pasını silecek 10 şarkı…

Benim önceliklerim tam da bu sebeple “Sessiz ve Dingin”, “İyimser” ve “Yolculuğa Çıkarken” oldu albümde. “Gayri İhtiyari”nin umutsuz ama umutlu aşk hikâyesine, “Masal”ın Ortaçgil’in ilk albümünden çıkıp gelmiş gibi duran naif duygusuna, ona keza “Düş”teki Fikret Kızılok iklimine, “Neredeyim Ben?”in melodikliğine bayıldım. Albüm boyunca yer yer duyduğum retro gitar tonlarına, Hammond org sesine de öyle…


Ancak bu albümü şarkılara ayırmak pek zor. Zaten giderek azalmakta olan 10 şarkılık albüm mantığı tam da bu yüzden kıymetli kalacak hep. Bazı albümler başından sonuna bir bütündür ve bir tek şarkısıyla o müzisyenin hikâyesine vâkıf olamaz, müziğinin sırrını çözemezsiniz. Bu nedenle haksızlık ettiğimiz ne çok müzisyen vardır kim bilir. Yeni bir isim için bugünün müzik piyasası şartlarında çok zor olanı tercih etmiş olsa da, iyi ki Ozan Ekici, şarkılarını bir albüm halinde sunmuş dinleyiciye. Bu albüm başından sonuna dinlenilmeyi hak ediyor zira.

Albümün kartonet ve kapak fotoğrafları Taner Çalışaner tarafından çekilmiş, kartonet tasarımı ise Benart Porduction imzası taşıyor.


“Rüzgârın Rengi Var”, Ozan Ekici’nin uzun vadede kalıcı olacak ve önümüzdeki yıllarda adından çok söz ettirecek bir müzisyen olduğunun habercisi gibi.

AĞUSTOS 2015 

Nükhet Duru - "Aşkın N Hali"

BİR YORUMCULUK DERSİ


(5 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

İyi kötü bir müzik kulağı ve ritim duygusu olan herkes, sesi yeterli olsun veya olmasın, şarkı söyleyebilir. Söylüyor da zaten, görüyoruz. Hatta günümüzün teknolojik imkânları sayesinde şarkıcı bile olabilir, bu işi meslek edinip para kazanabilir. Oluyorlar da zaten, görüyoruz. Ama “yorumcu” olmak başka bir şey... O öyle herkese nasip olmuyor. Nükhet Duru daha acemilik günlerinden başlayarak bu payeyi hak edebilmiş ender isimlerden biri. Bence bu ülkede şarkı söyleyen herkesin ondan öğreneceği çok şey var. Şarkı nasıl söylenir değil sadece, şarkı nasıl anlatılır, hatta şarkı nasıl yaşanır…


Yıllardır albümlerinde istikrarlı bir çizgi tutturamamış, öyle 7’den 70’e herkesin diline düşecek “hit” şarkılar söylememiş olsa da ayrıdır onun yeri. Zaten albümlerini dinleyerek ancak yarı yarıya bir fikir edinebilirsiniz onun hakkında; mutlaka sahnede izlenmesi gerekenlerdendir. Çünkü enerjisini ona bakan gözlerden, onu alkışlayan ellerden alır, stüdyoların elektronik ve mekanik ortamlarında, yalıtılmış odalarında duygusundan çok şey kaybeder.

İşte nihayet, uzun yıllar sonra sahnedeki “yorumcu” Nükhet Duru’yu albüme taşıyan bir projeyle çıktı karşımıza. Nükhet Duru’nun “Aşkın N Hali” verilmiş yeni albümü, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde 11 şarkı var. Tamamı “cover” bu şarkıların 10’u daha önce başka şarkıcılar tarafından seslendirilmiş, biri ise eski bir Nükhet Duru şarkısı.

Aslında şarkıları kronolojik sıraya dizdiğimizde, albümü 1990 öncesi ve 2000 sonrası şarkılar diye iki kısma ayırmak mümkün.  “Sessiz Gemi”, “Sarhoşum Ben”, “Söyleyemedim”, “O Günler”, “Hayat Umutla Başlar” ve “Yalnızlığım” ilk kısma ait şarkılar. “Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler”, “Sonbahar”, “Beni Seni Çok Sevdim”, “Döneceksin Diye Söz Ver”, “Beni Sevdi Benden Çok” ise ikinci kısmı oluşturuyor. Ama elbette albüm sıralamasında böyle bir ayrım söz konusu değil.


Albümün şarkı seçimi esnasında bana da danışıldığı vakit (kartonette “motivasyon” diye tabir edilen durum), ben birinci kısım şarkıları pek de benimsememiş, önermemiştim. Yıllarca o şarkıları yeterince dinlemişliğimden ve radyolarda, mekânlarda çalmışlığımdan olsa gerek pek heyecan verici bulmamıştım bir kere daha seslendirilmelerini. Hele ki söyleyen şarkıcıların imza şarkıları olmuş, “Yalnızlığım”, “Sessiz Gemi” gibi şarkıları… Ama benim bile unuttuğum bir gerçek vardı: Onları bu kez söylediği her şarkıyı kendine ait kılabilen Nükhet Duru söyleyecekti.


Sözün özü, bunca yıllık kadim hayranlığıma, Nükhet Duru sevdama rağmen, beni bile şaşırtan bir albüm bu. Bir “yorumcu”nun daha önce söylenmiş bir şarkıyı alıp ona nasıl bambaşka bir anlam yükleyebileceğinin, ondan nasıl yeni bir şarkı yaratabileceğinin ders kitabı. Bilmeyen birisi “Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler”in aslında bir Şebnem Ferah şarkısı olduğunu, “Ben Seni Çok Sevdim”in aslında bir Cem Adrian şarkısı olduğunu anlayabilir mi? Asla anlayamaz. Çünkü sadece bunların değil, albümdeki tüm şarkıların adeta genetik kodlarını değiştirmiş Nükhet Duru. “Yalnızlığım” çok söylendi mesela ama asla böyle söylenmedi. Nasıl mı? Şarkının ismi de olan kilit kelimesindeki prozodi hatası düzeltilerek… Ya da “Beni Sevdi Benden Çok”u bir Redd’den dinleyin, bir de Nükhet Duru’dan. Biri iyi öteki kötü anlamında değil bu kıyas; şarkıdan şarkı doğurma anlamında. “Doğurma” çok doğru bir tabir oldu galiba zira albümdeki her bir şarkıda, “Sonbahar” gibi en maskuleninde bile Duru’nun dişil enerjisi ele geçiriyor kelimeleri. “Aşkın N Hali” denilen tam da bu olsa gerek.


Albümü müzikal açıdan çok kıymetli kılan şeylerden biri de canlı çalınıp kaydedilmiş olması. Ne kes yapıştır var, ne üst üste kayıt, montaj. Hâl böyle olunca Osman İşmen’in nefis düzenlemeleri de, Nükhet Duru’nun birinci sınıf yorumu da ayan beyan ortaya çıkıyor, gürültüye gitmiyor.


Belki bu yaz zamanı bunca yeni şarkı/albüm çıkmışken kıdemli bir yorumcunun bu “olgun” albümü görüş mesafesinin dışında kalacaktır hem medya, hem de ortalama dinleyici nezdinde. Ama siz siz olun, alın, dinleyin, saklayın bu albümü. Pişman olmazsınız.

AĞUSTOS 2015

Demet Akalın - "Pırlanta"

“ATAR”, “GİDER” VE DAHA FAZLASI…


Demet Akalın’ın en büyük avantajı, albüm yaparken bir formül aramak zorunda olmaması. Zaman içerisinde yarattığı, kendinden patentli bir formülü var çünkü. Onu dinleyenler ne beklediğini biliyor, ona şarkı yazanlar da ne yazması gerektiğini… Hâl böyle olunca, ona düşen her defasında aynı formülü başka başka kostümlerle vitrine çıkarmak oluyor. Bir müzikal kaygısı yok, çünkü eğlence müziği yapıyor ve bunun bilincinde. İddiasını da o noktada ortaya koyuyor zaten.


Akalın’ın yeni albümü “Pırlanta”, bu iddiayla geldi ve kısa sürede satış listelerinin üst sıralarına oturdu, şarkılarını dillere düşürdü. Uzun yıllar sonra ilk kez müzik firmasını değiştiren ve DMC’ye transfer olan Demet Akalın, bu durumdan hiç etkilenmiş görünmüyor zira albümlerinin süpervizörlüğünü de kendisi yapıyor. Yani bu albüm hangi firmadan yayımlansa aynı etkiyi yaratırdı; bu aşikâr.


Albümde 13 şarkı ve bir “remix” versiyon var. Yine müzik piyasasının popüler kanadında Akalın formülüne uygun şarkı üretebilecek ne kadar söz yazarı, besteci, aranjör varsa bir araya gelmiş. Nitekim albüm, bir Sinan Akçıl şarkısıyla açılıyor. Düzenlemesini Volga Tamöz’ün yaptığı “Ders Olsun”, albümdeki en etkili ve en vurucu şarkı değil. Ancak albüme bir son dakika şarkısı olarak girmiş. Albüm kaydederken son dakikada gelen şarkılar genellikle “A1” olur. Zira en tazesidir, diğerleri stüdyoda işlene işlene eskimiş, heyecan vericiliğini yitirmiştir. Sanırım tam da bu nedenle “Ders Olsun” albümün ilk klip şarkısı olarak seçildi. Kötü bir şarkı mı? Hayır. Aksine, kendi kulvarı içerisinde doğru bir şarkı. Misyonunu da yerine getirdi üstelik. Daha ne olsun?


“Dert Olsun”un ardı sıra iki ayrı “hit” adayı arka arkaya geliyor ki bence albümün hareketli şarkıları arasındaki en büyük iki kozu da bunlar. Biri, söz ve müziği Elif Nun’a ait, düzenlemesi ise Erdem Kınay tarafından yapılmış “Gölge”, diğeri ise yine Erdem Kınay düzenlemesi ile bir Soner Sarıkabadayı şarkısı “Şerefime Namusuma”.


Arabesk nağmeli melodisi ve slogan sözleriyle “Gölge”, albüm çıkar çıkmaz dile düşmüştü bile ki ikinci klip de vakit geçirmeden bu şarkıya çekildi. “Gölge”, olanca basitliğiyle yeni nesil şarkı formuna örnek teşkil edebilir; hatta edecektir, önümüzdeki yıllarda görürüz. Nedir bu form?.. Birkaç mezürlük, kısacık bir melodi cümlesi buluyor, o cümleyi yine çok az sayıda söz öbeği ile döndürüp duruyorsunuz. Öyle A’ya, B’ye, C’ye, “intro”ya ayrı, “ara intro”ya ayrı melodiye filan gerek yok. Zaten radyolar artık “intro” da istemiyorlar. Sadece nakarat olsun yeter. Mesela bu mantıkla, Sezen Aksu’nun “Hovarda” adlı şarkısından bugün beş ayrı şarkı çıkarabilirsiniz. Kısaca böyle özetleyebilirim. “Gölge” tam da böyle bir şarkı. Ne besteciyi yormuş, ne aranjörü. Dinlerken dinleyiciyi de yormuyor doğal olarak. Aynı şeyi tekrar et dur.


“Şerefime Namusuma” ise Demet Akalın’ın üzerine çok iyi oturmuş bir Soner Sarıkabadayı şarkısı. Tüm Sarıkabadayı şarkıları gibi kolay akıla yerleşiyor, dile dolanıyor. Ama daha önemlisi, şarkının sözleri Demet Akalın’ın hedef kitlesini on ikiden vurabilecek cümleler içeriyor.

Yine Demet Akalın şarkılarını sevenlerin baş tacı edeceği “Özüme Döndüm” ise Gökhan Özen tarafından yazılmış ve Erdem Kınay tarafından düzenlenmiş. Ancak çok fazla formüle edilmiş bir şarkı bu. Sözlerinin her bir satırı ve melodik yürüyüşü Demet Akalın’ın yıllardır söylediği şarkıların bir toplamı/özeti gibi. Hiçbir yeni espri barındırmıyor.


Yine benzer bir biçimde çatılmış çatısına rağmen (“aman giderli olsun, aman posta koysun”), sözleri Cansu Kurtçu tarafından yazılmış, bestesi Cansu Kurtçu ve Fettah Can tarafından yapılmış ve düzenlemesi Fettah Can imzalı “Seven Sever” ise çok daha sıcak ve samimi geliyor kulağa.  

Albüme adını veren “Pırlanta” da bu kategorideki bir diğer şarkı. Kelime kelime çalışılmış, Demet Akalın’ın ağzından yazılmış, yukarıda bahsi geçen formüle sonuna kadar sadık kalınmış. Sözleri Gökhan Şahin’e ait, bestesi İrfan Özata tarafından yapılmış ve Enver Günen tarafından düzenlenmiş “Pırlanta”, iddialı ismine ve pırıltısına rağmen albüme ismini verecek güçte bir Demet Akalın “hit”i değil aslına bakarsanız. (Meraklısına not: Türkçe müzik tarihinde “Pırlanta” isimli ilk albüm, 1973 yılında Zeki Müren tarafından yapılmıştır. Albümlerin içinde bu adı taşıyan bir şarkı olmamasına rağmen, Müren böyle iddialı isimleri pek sevdiğinden, bu adı taşıyan dört albümlük bir seri yayımlamıştır.)   


Albümde “Gölge” kadar ses getirecek ikinci bir “hit” varsa, o da “Çalkala” olmalı. Enteresandır ki, “Çalkala” da tıpkı “Gölge“ gibi bütün bir şarkı formu taşımıyor.”İntro” filan hak getire… Ancak “Eller Havaya” diye başlar başlamaz niyetini belli eden, ritmiyle dinleyeni yakalayan, basit ve akılda kalıcı, kısacık melodi cümlesiyle anında kulağa yer eden bir şarkı. Sözleri Aslızen ve Elif Nun tarafından yazılan, bestesi Aslızen ve Burak Yeter imzası taşıyan şarkının düzenlemesini de Burak Yeter yapmış. Akalın’ın “giderli” şarkılarından sıkılanlar için farklı, alternatif bir eğlencelik olabilir; hatta şimdiden oldu bile.

Benzer bir biçimde dillere marş olsun diye yazılmış iki hareketli şarkı ise, aynı güçlü etkiyi yaratmıyor. “Günaydın Abla” ve “Matmazel”den bahsediyorum, evet.


“Günaydın Abla” her ne kadar kulüplerde çok çalınacak, çalınırken de bir ağızdan eşlik edilecek, sözleriyle de “gecelere akan”ların milli marşı olacak bütün malzemeye sahipse de bütün bunlar şarkının bir ilkokul tekerlemesinden bir gömlek üstün olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Söz ve müziği Özhan Jan tarafından yazılmış, düzenlemesi Erdem Kınay tarafından yapılmış “Günaydın Abla”, 16 yaş altı Demet Akalın dinleyicisine belki daha fazla hitap edebilir.


“Matmazel”in ise bambaşka bir kusuru var ki o da duyar duymaz herkesin fark ettiği üzere, şarkının “Sebastian” ile benzerliği. Ne şarkıyı yazan Aslızen, ne de düzenlemeyi yapan Burak Berberoğlu, “Sebastian”dan ilham aldıklarını inkâr edebilir sanırım. Olabilir; poptur bu, bazen tutmuş formüle de sırtınızı yaslarsınız. Ama bu şarkıyı Hande Yener söylese bir nebze anlardım; en fazla kendini tekrar ederdi. Oysa en büyük rakibi Demet Akalın söyleyince durum tatsızlaşıyor. Ben Akalın’ın yerinde olsam bu topa hiç girmezdim, üstelik de albümün bu şarkıya hiç mi hiç ihtiyacı yokken.


Albümün bence en dikkat çekici taraflarından biri, Demet Akalın’ın önceki albümlerinde sıkça rastladığımız müzikal dengesizliğin bu defa hissedilmemesi. Öyle ki, önceki albümlerinde hareketli şarkılarda ne kadar modern, pop bir Demet varsa, yavaş şarkılarda o kadar arabesk ve alaturka bir Demet görürdük hep. Oysa bu defa yavaş şarkılar da arabesk formundan çok popa yakın duruyor.

Gelin görün ki ben onların arasında yine en arabeske yakın duranını sevdim daha çok. Sözleri Ayla Çelik, bestesi ise Ayla Çelik ve Bertan Aslani imzası taşıyan, düzenlemesi Erhan Bayrak tarafından yapılan “Gidenlerin Kalanları”, bence albümün yavaş şarkıları arasında en parlak ve uzun vadede en çok hatırlanacak olanı. Tek bir çekinceyle… Eski kafalı diyebilirsiniz belki ama bir şarkının içinde “şerefsiz” kelimesini duymak beni rahatsız ediyor. Bunu sevimsiz, amiyane ve kaba buluyorum.


“Gidenlerin Kalanları”nın yanı sıra Sezen Aksu’nun söz ve müziğini yazdığı, Mustafa Ceceli tarafından düzenlenmiş “Bekleyemedin mi?” de albümün iyi yavaş şarkılarından biri. Daha önce Adnan Şenses tarafından seslendirilmiş bu şarkı, sözleri itibariyle Şenses’in sesinde daha doğru tınlıyordu kuşkusuz. Zira Akalın’ın albüm boyunca diğer şarkılarından savunduğu tezlerin tersini savunan bir felsefesi var şarkının. Buna rağmen Demet Akalın şarkının hakkını vermiş ve bence diskografisine tadı tuzu yerinde bir yavaş şarkı daha eklemiş.


Sözleri Ayla Çelik’e, bestesi Ayla Çelik ve Nezih Üçler’e, düzenlemesi ise Erhan Bayrak’a ait “Ya Sana Bir Şey Olursa”, albümün en pop yavaş şarkısı. Bir parça ‘90’ların İzel şarkılarını anımsatan bu şarkı, albümdeki gayet eli yüzü düzgün işlerinden biri.

Bu üçü de yeterince sağlam üç şarkıya karşın, albümün yavaş şarkıları arasında en çok dikkat çekenin “Beş Yıl” olması kaçınılmaz gözüküyor. Çünkü bu şarkı, Berkay tarafından yazılmış ve Berkay şarkıda Demet Akalın’a eşlik de etmiş. Berkay ve Akalın, hedef kitleleri açısından birbirine çok yakın iki şarkıcı. Dolayısıyla ikisinin bir araya gelmesi, şarkı ne olursa olsun etki yaratırdı ama Akalın bu şansını yavaş bir şarkıdan yana kullanmış. Miksaj marifetiyle İki şarkıcının seslerinin birbirinin içinden çıkması, Çağrı Telkıvıran’ın akıllıca düzenlemesi de şarkıyı parlatıyor. Ayrıca şarkıcılık performansı açısından Demet Akalın’ın bu şarkıda hiç de hafife alınmayacak bir çizgiye çıktığını da söylemek lazım. Bir tek 4’üncü dakika 23’üncü saniyesindeki sesin Demet Akalın’a ait olup olmadığı konusunda şüpheye düştüm; o da benim işgüzarlığım olsun.


Albümün kapanışında “Ders Olsun”un Ufuk Ayyıldız tarafından yapılmış “Club Remix” versiyonu var. Şarkıyı sevenler, bu versiyonu da sevecektir muhtemelen.        

Albüm fotoğraflarını Sedat Doğan çekmiş, kartonet tasarımını ise Ebru Aydemir yapmış. Kitapçığın bir sayfasına ise Demet Akalın hayranlarının hazırladığı kapak tasarımlarından oluşan bir kolaj konulmuş. Doğrusu, hayranları onore etmek adına yapılmış akıllıca bir jest bu. Kapak, kartonet ve fotoğraflar, bütünüyle Demet Akalın’ın zihnimizde yarattığı pop-star algısına oynuyor ve üzerine düşeni de yerine getiriyor bu bakımdan. 


Toplamda hiç fena bir albüm yok elimizde; tabii güncel pop penceresinden bakarsak. Demet Akalın’dan beklenen “atar” da var içinde, “gider” de… Ve daha fazlası da… Bu tür albümlerin başarısı uzun vadede çıkardığı “hit” sayısı ile ölçülecekse, bir önceki albümden, “Rekor”dan çok daha iyi bir albüm olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Zamanlaması doğru, ticari manevraları doğru, Akalın’ın kariyer çizgisinde konumlandırması doğru. Müzikal açıdan bir başyapıt değil belki ama başta da söylediğim gibi, Demet Akalın’ın böyle bir iddiası da yok zaten.

TEMMUZ 2015