Bu Blogda Ara

24 Haziran 2016 Cuma

Hilal Nesin - "Dağarcık"

KARDEŞLİĞİ, BARIŞI, AYDINLIĞI ARAR GİBİ



Hilal Nesin, Ahmet Nesin’in eşi, yani Aziz Nesin’in gelini. Ama onu salt böyle tanımlamak haksızlık olur. Zira Çamşıh’lı bir ailenin halk türküleri ve ozanları arasında büyümüş çocuğu olan Hilal Nesin, konservatuarın halk müziği bölümünden mezun olduktan sonra Müjdat Gezen Sanat Merkezinde tiyatro eğitimi de almış, tiyatro oyunlarında sahneye çıkmış, oyunlar yazmış, bir de tiyatro topluluğu kurup sanat yönetmenliği, yönetmenlik yapmış, dahası altı da kitap yayımlamış. Yani müzik, edebiyat, tiyatro gibi sanatın ayrı ayrı ama birbiriyle her daim ilintili disiplinlerinde yıllar süren bir uğraşı var Nesin’in.


Hilal Nesin’in ilk albümü “Dağarcık”, geçtiğimiz günlerde Çimen’s Yapım etiketiyle yayımlandı. Nesin bu albümde 10 türküye sesiyle hayat verirken, şahane bir kadroyu da bir araya getirmiş; daha doğrusu kartonetteki teşekkür yazısından da anlaşıldığı üzere, şahane bir kadro ona destek vermek için bir araya gelmiş.  Bir halk müziği icrası olmasının ötesinde akademisyen kimliği ile de tanınan Necip Yılgın’ın aranjörlüğünü yaptığı albümde Mazlum Çimen, Hasan Yükselir, Müjdat Gezen gibi usta isimleri görmemiz boşuna değil.


Sivas katliamından kıl payı kurtulan Aziz Nesin ile aynı katliamda babası Nesimi Çimen’i kaybeden Mazlum Çimen, fakat aslında tüm o katliam kurbanlarının aileleri yıllardır bir acı akrabalık bağıyla bağlı birbirine. Nitekim albümün açılışında Mazlum Çimen’in bestesi üzerine Müjdat Gezen’in seslendirdiği Aziz Nesin mısraları da “Sivas Acısı”nı anlatıyor. “Suç ne sende ne bende, suç seni karanlıklara gömende,” diyor Aziz Nesin. Sonra ardı ardına memleketin her köşesinden türkülerle Hilal Nesin alıyor sözü. Bunca kinin, öfkenin, cehaletin, düşmanlığın ortasında, ortak sözün, ortak dilin, ortak yaşanmışlıkların türkülerinde kardeşliği, barışı, aydınlığı arar gibi. İyi geliyor dinledikçe, iyileştiriyor bu yüzden… Hem seçilen türkülerin duygusu, ruhu, hem de o türkülerin icrasında ve yorumundaki katıksız safiyet.


Pek çok ismin ama en çok da Ruhi Su’nun sesinden kulaklarımıza yer etmiş “Deveyi Deveye Çattım” ve “Topal (Koşma)”, Hasan Yükselir’in sesiyle eşlik ettiği “Yârim Derdini Ver Bana, İskeçe’den “Penceresi Yola Karşı”, Trakya’dan “”Biber Ektim”, Ege’den “Muğlalı”, Antep’ten “Değirmen”, Kerkük’ten “Baba Bugün Dağlar Yeşile Boyandı”, Erzurum’dan “Çıkrık” ve Nesimi Çimen’in “Sor Nazlı Yar”ı ile albüm başından sonuna bir zenginlik, cömertlik içinde akıp gidiyor. Her bir türkünün bir öyküsü, bir anlattığı var ve o öyküler, hiçbir süse püse, gösterişe mahal vermeden, olanca sadeliğiyle sunuluyor dinleyene. Hilal Nesin’in bu işin eğitimini almış olmasına karşın ne TRT usulü bir akademik soğukluğu, ne de piyasaya teamülü abartılı gırtlak oyunları var. Tam da bu toprakların kokusunu, demini almış ses rengi, pozitif ve ferah tınısı ve de iddiasız şarkıcılık biçimiyle kendini dinlettiriyor.


Kapağında da belirtildiği üzere, albümün tüm gelirinin Nesin Vakfı’na bırakılacağını da hatırlatayım. Bir albümün geliri ne kadar olur bu zamanda bilinmez ama büyük büyük firmaların uçsuz bucaksız karanlıklara, kötülüklere sponsor olduğu bu zamanda, aydınlığa bağışlanacak üç kuruş bile değerli, kıymetli şüphesiz.   

Son zamanlarda dinlediğim en iyi halk müziği albümü “Dağarcık”. Halk müziğini misketten, horondan, sonradan üretilmiş acıklı ama hikâyesiz Karadeniz şarkılarından ibaret sanmıyorsanız şayet, bu albümü bağrınıza basabilirsiniz. Ya da ne hacet; zaten dinledikçe o bağrına basacak sizi.    

NİSAN 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder