Bu Blogda Ara

24 Haziran 2016 Cuma

Murat Boz - "Janti"

SIFIR RİSK, YÜZDE YÜZ GARANTİ


(27 Nisan 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Murat Boz’un sezonlar boyu O Ses Türkiye jüri koltuğuna oturmasını ve bu süreçte, beş yıl boyunca yeni bir albüm yapmamasını her fırsatta eleştirdim. Boz hayranları fena kızdı. Öyle ya, yarışmanın Amerika versiyonunda, Shakira’dan Pharrell Williams’a, Christina Aguilera’dan Usher’a kadar, Murat Boz bizde ne kadar meşhursa Amerika’da o kadar meşhur şarkıcılar jüri üyeliği yapmış idi. Öyle ya, eskidendi o erişilmez, dokunulmaz “star” kavramı, şimdilerde “görünür olmak” üzerine yapılıyordu “star”lık hesapları. Öyle ya, sadece şarkı söyleyerek olamayacağı kadar popüler olmuştu bu yarışma sayesinde. Kazanamayacağı kadar da para kazanmıştı üstelik. Bana neydi? (Bu arada bazen filmlerde oynama konusu da gündeme geldi ama ben filmlerde oynamasına hiç karşı çıkmadım, yeri gelmişken söyleyeyim.)


Bütün bunlara cevap vermek için beş yıldır yolu gözlenen albüm piyasaya çıkana dek bekledim. Belki de tezim çürür, mahcup olurdum. Belki de yanıldığımı kabullenmek zorunda kalırdım. Öyle bir albümle çıkardı ki karşımıza, beş yıl aranın lafı dahi edilmezdi. Olamaz mıydı? Olabilirdi. Ama olmadı.


Neden olmadığına geçmeden önce yukarıdaki “öyle ya”lara karşılık bir şeyler söylemek isterim. Bir kere hiçbir ülkede yapılan ses yarışması formatlı televizyon şovları bizdeki kadar uzun sürelerde yayınlanmıyor. Sözgelimi The Voice’ın bir bölümü taş çatlasın 90 dakika sürer, bizdeki gibi özetli mözetli toplam beş buçuk saatten haftanın bilmem kaç günü değil. Elbette Murat Boz müzikte adını kabul ettirmiş bir şarkıcı olarak, sempatikliği, esprili ve neşeli tavırları ve dahi yakışıklığı da hesaba katıldığında, böylesi bir yarışmada jüri iyeliği yapmak için biçilmiş kaftan, az bulunur bir ekran yüzüdür. Ama dünyanın en sevilen ekran yüzü bile hafta sekiz gün dokuz, saatler boyu süren yayınlarla ekranda görünmenin yüzünü eskiteceğinden endişe eder. Hele ki o saatler boyu süren yayınların reklam aralarında da bu defa reklam yüzü olarak ekranda görünüyorsa. Bakın dizi oyuncularına; o reyting üstüne reyting rekorları kıran dizilerin her bir bölümü üç saat sürmeseydi bu kadar çabuk tüketir miydik Kıvanç Tatlıtuğ’un, Meryem Uzerli’nin, Beren Saat’in ekran karizmalarını? Mehmet Ali Erbil niye artık ne yapsa tutmuyor mesela? Örnekler o kadar çok ki.


Bu bir şarkıcı için çok ciddi bir stratejik hatadır ve dahası Murat Boz orta halli bir şarkıcı değil, Tarkan’dan sonra piyasanın görüp gördüğü en karizmatik, “star” ışığı en yüksek erkek şarkıcılardan biridir. Bu geride kalan beş yılda müzikte çok daha fazla yol alabilirdi nitekim. Ama o, su akarken küpünü doldurmayı seçti ve bunun eleştirilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ha Boz bu eleştirileri çok mu taktı, hayır. O da onun kendi bileceği iş. Böyle devam etsin zaten çünkü müzikte daha ileri gidemeyeceğini de son albümüyle görmüş olduk.


Bakmayın bu kadar sert konuştuğuma; kötü bir albüm değil Murat Boz’un albümü. Hangi açıdan derseniz ticari açıdan derim. Yani hem bunca zamandır bekleyen hayranlarını memnun edecek, hem de satışlarıyla yapımcısını. Radyolarda çalınacak şarkılar, televizyonlarda klipler dönecek; alan memnun satan memnun olacak velhasıl. Çünkü Murat Boz, tam da bu nedenlerle, en ufak bir risk almamış bu albümü kotarırken. Önüne de hiç bakmamış. Arkasına bakmış sadece. Bu yüzden de albümün müzikal çizgisi onun zamanında bıraktığı yerde kalmış ve hatta “Vazgeçmem”le “İltimas”a kadar bile gelememiş.  


Hatırlarsınız, “Aşkı Bulamam Ben”le yaptığı çıkışı, “Maksimum” albümüyle sürdürmüş ve o albümde Tarkan’ın söz ve müziğini yazdığı “Püf” diye bir şarkı da söylemişti. Bir dönem Tarkan’a vokal yapmıştı, şarkı söyleme biçimi Tarkan etkisindeydi ve daha yolun başındayken bu durum hoş görülebilir bir şeydi. Yıl 2016 ve Murat Boz’un yeni albümünün çıkış şarkısı ve albüm sıralamasında hemen ardından gelen “Üzüm” (yani en iddialı ilk iki şarkı) yine birer Tarkan şarkısı. Hayır, söz ve müziklerinde Tarkan’ın imzası yok bu şarkıların ama ruhlarında var; melodilerinde, söz kullanımlarında, ritimlerinde, Murat Boz’un söyleme biçiminde var. Hem de 2000’lerin Tarkan’ının. Karıştırın “Püf”ü, “Hüp’e, “Bounce”a mesela, olsun size “Üzüm”; denemesi bedava.


“Janti”ye bakalım bir de. Çok havalı kelime, albüm adı olarak da şahane. E bir de şarkı, Alper Narman – Onur Özdemir’in elinden çıkmış ki son dönemde birden fazla parlak, güncel şarkı yakaladı bu ikili. Ama Allah’ınızı severseniz, Murat Boz’a jilet gibi takım elbiseler giydirip, “jazzy” bir klip çektiğiniz şarkının sözlerine bir bakar mısınız: “Sana benden nasıl janti bir yar olur”… “Yar” derken? “Yoluna kul köle gönül” derken? “Ah be gülüm” derken, “acı kuluna” derken?.. Hâlâ mı halk edebiyatı? İyi hoş da bu klişelerin hepsi ‘90’larda (en çok da Tarkan şarkılarında) tepe tepe kullanılıp tüketilmedi mi?


Boz’un daha önce de şarkılarını seslendirdiği Soner Sarıkabadayı ve ilk kez birlikte çalıştığı Sıla’nın yani iki “hit garantili” ismin birer şarkısı var albümde. “Kim bilir nasıl bombadır şarkılar,” diye bir heves dinliyor ve şaşkınlığa uğruyorsunuz. Sarıkabadayı “Bir Dünya”adlı şarkısını sadece “belki bi’ dünya kırgınım sana” cümlesinin sırtına yüklemiş gibi. Sadece o cümlede vuruyor ve kaçıyor çünkü. Kalanını, özellikle de “sen beni bıraktın ya, ağlamayı da bırak ağlama” cümlelerini (hem müzik hem söz bakımından) zoraki yazmış gibi.


Ona keza Sıla ve Efe Bahadır’ın ortak şarkısı “Temelli” de (herkesin bahsettiği “Adımı Kalbine Yaz” benzerliği bir yana) vasat bir alaturka şarkı olmaktan öteye gidemiyor. Sıla’nın Murat Boz’a en uygun şarkısı bu muydu diye düşünmeden edemiyor insan. “Bu adamın böylesi koyu bir alaturka-arabesk tarafı yok, hiç olmadı, bu saatten sonra gerek var mı?” gibi bir sorgulamayı değil Sıla, Murat Boz da yapmamış belli ki. Yapmış olsa düpedüz arabesk bir şarkı olan “Gün Ağardı”nın bu albümde ne işi vardı?


Ha şunu da söylemek lazım, bu albümün en büyük “hit”i muhtemelen “Gün Ağardı” olacaktır. Zira kim söylerse söylesin, bu ülkede “damar” şarkıların her daim bir “gideri” var ve popçuymuş, Avrupai bir tipmiş filan demeden bağrımıza bası basıveriyoruz. Ajda bunu bin yıl önce fark etmiş ve en Fransız kadını olduğu zamanlarda tutup “Kaderimin Oyunu”nu plak yapmıştı mesela. Kaldı ki “Gün Ağardı”da Boz, jüriden arkadaşı Ebru Gündeş’le düet yapıyor. Damar damar üstüne yani.

Hayır, sağına dönüp baksa Hadise vardı orada. Şöyle genç işi bir şey çıkmaz mıydı ikisinin ortaklığından? Ya da en sağdaki Gökhan ve Hakan’la bir ortaklık Boz’u hiç uçmadığı bir yerlere uçurmaz mıydı illa bir jüri üyesi desteği lazımsa? Dedim ya, risk almak yok, garantiye almak var bu albümde en çok. Bir başka deyişle “sıfır risk, yüzde yüz garanti”.


Söz ve müziği Murat Boz tarafından yazılmış iki şarkı var albümde. “Elveda Deme”, son derece sıradan bir “B yüzü” şarkısı. “Siyah Gün” ise Gürsel Çelik’in düzenlemesiyle albümde bugünün “sound”unu yakalayan nadir şarkılarından biri olarak bence doğru yerde duruyor.

Sözleri Kadir Mutlu’ya, bestesi ise Kadir Mutlu ve Fotios Stefos’a ait “Adını Bilen Yazsın”ı ‘bu bir şaka olmalı’ diye düşünerek dinliyorsunuz çünkü şarkının nakarat melodisi, Boz’un en bilinen “hit”lerinden biri olan “Özledim”le neredeyse birebir aynı. Kimse fark etmedi mi bu durumu albüm kaydı süresince yoksa bilerek mi yapıldı anlamak çok zor.

Albüm boyunca sürekli karşımıza çıkan dertlerin, kederlerin, kaderlerin, gam çekmelerin bir de orta tempo kolajını dinlemek ve dinlerken pop-arabesk estetiğine bir kez daha teslim olmak isterseniz, söz ve müziği Oğuzhan Koç’a ait “Yüzüm Yok”a kulak verebilirsiniz. Oldu olacak bu şarkıda da Boz, Gülben Ergen ile düet yapsaymış diye geçirdim içimden dinlerken ama düşünemediler herhalde. Hani Oğuzhan Koç – Gülben ergen isimlerinin yan yana bir “garantisi” de var ya.


Neden öyle yapmış bilmiyorum ama popun bir başka “hit” makinesi Ersay Üner de tıpkı Sarıkabadayı ve Sıla gibi pek de öyle “hit” olmayacak bir şarkısını emanet etmiş Murat Boz’a. Emrah Karaduman’ın düzenlemesiyle şarkı kulüplerde çalınacak bir “bmp” üzerine oturtulmuş ama hepsi bu. “Yana Döne”nin bir esprisi, bir vurucu cümlesi, akılda kalıcı bir melodisi ne çare ki yok.

Ne kaldı geriye? Cansu Koç ve Fettah Can’ın elinden çıkmış iki şarkı: “Direniyorsun” ve “Can Havli”. Yine Tarkan şarkılarını andıran bir Ozan Çolakoğlu düzenlemesiyle tipik bir Fettan Can şarkısı olan “Direniyorsun” dile düşmesi kolay bir şarkı. Sevilmesi kuvvetle muhtemel. İnceden yedirilmiş, dozunda kullanılmış bağlama da yakışmış bu armoniye. Sadece şarkının A kısmı ile B kısmı (yani köprüsü) arasında bir kopukluk var; köprü düşüyor ve siz bir an başka bir şarkıya geçtiğinizi zannediyorsunuz. Akustik bir düzenlemede bu bir sorun gibi durmazdı ama bu düzenlemede durmuş.


Albümün “teaser”ını ilk dinlediğimde albümdeki Sıla şarkısının “Can Havli” olduğunu sanmıştım. Hem şarkının ismi, hem de nakaratın yürüyüşü öyle hissettirmişti çünkü. Bakın, bu da alaturka formunda bir şarkı ama hem melodisi güçlü, hem de Murat Boz’un sesinde doğru tınlıyor; çünkü pop sınırlarını ihlal etmiyor. Son sıralara konulmuş olmasına rağmen, albümde sevdiğim şarkılardan biri de “Can Havli” oldu benim.


Albümü dinleyip bitirdikten sonra elimizde dişe dokunur ne var? Pek az şey. Bunlardan birisi, düzenlemeleri yapan Ozan Çolakoğlu ve Gürsel Çelik’in özellikle bazı şarkılarda şarkının kendisinden bile ön plana çıkan iyi işçilikleri, teknik anlamda iyi kayıtlar, temiz bir “mix”. Murat Boz çapında bir yıldız bir zahmet bu kadar masraftan da kaçınmasın zaten. Albüme yazılacak bir başka artı da, içinde on iki şarkı olması ve şarkıların tamamının sıfır kilometre olması. Murat Boz kariyeri içinde baktığımızda ise bundan önceki albümü “Aşklarım Büyük Benden”in üzerine çıktığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama tabii, bu albüm ondan iki sene sonra yapılmış olsa idi, bu durumun bir anlamı olurdu.


Albümün künyesinde prodüktörlüğü ve müzik direktörlüğünü de Muraz Boz’un üstlendiğini görüyoruz. Zaten sorunun temelinde de bu yatıyor. Belli ki Murat Boz kimselere emanet edemediği bu işleri üzerine alırken, geçen beş yılda bırakın dünyadaki pop müziği, Türkiye’de, kendi kulvarında neler olup bittiğiyle bile ilgilenmemiş. Bırakın var olanın bir adım önüne geçmeyi, en azından gerisinde kalmamayı bile dert etmemiş. Belli ki ne yapsa tutacağına, beğenileceğine, çünkü koşulsuz şartsız beğenmeye odaklı bir kitlenin varlığına yürekten inanmış (ki var), bel bağlamış. Ama ben şunu okuyorum bu albümden: Murat Boz’un müzik adına bir derdi yok. Bu bir “popülerliğini devam ettirme”, hatta bunun adına yasak savma albümü. Öyleyse mesele yok zira yasak da savıldığına göre, bir süre daha jüri üyeliğini sürdürmesi, reklamlarda oynaması filan gayet mümkün. Ta ki bıktırana kadar.

Albümün kartonet fotoğrafları ve kapak tasarımı, Boz’un imajı üzerine o kadar çok yazılıp çizildi ki bir kez de ben yinelemeyeceğim. Keşke çekinmeseler, disko topunu da koysalarmış kapağa; renk olurdu en azından.  


NİSAN 2016

1 yorum: