Bu Blogda Ara

22 Haziran 2016 Çarşamba

Tarkan - "Ahde Vefa"

AFERİN TARKAN’A! AMA…


(17 Mart 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Galiba tüm pop şarkıcıları için günün birinde alaturka söylemek aynı şeyi ifade ediyor: Rüştünü ispat etmek. Çünkü alaturka, pop müzikten birkaç fersah daha deneyim, birikim, donanım istiyor. Öyle mi sahiden? Aslında hem öyle, hem de değil.


Bence alaturka dediğimiz şey Türk musikisi sazları ile icra edilen makamsal müziğin tamamını kapsıyor olsa bile, Türk sanat müziği denilen şeyi ayrı bir yerde tutmak lazım. Batının klasik müziği diye tanımladığımız müziğin karşılığı bizdeki Türk sanat müziği olabilir. Yani teknik olarak çok farklı olsa da Bach’ın, Mozart’ın karşılığı bizde Itrilere, Dede Efendilere, Hacı Arif Beylere denk gelebilir. Ama sözgelimi bir Suat Sayın’a, bir Teoman Alpay’a denk gelmez. Bugün sanat müziği diye dinlediğimiz çok ama pek çok şarkının aşağı yukarı ‘50’lerden bu yana bestelenmiş, popüler şarkı formunda makamsal eserler olduğu bir gerçek. Benzer şekilde pop müzikte de yapılmış sayısız makamsal şarkı var. Kaldı ki bu alaturka eserler, bestelendikleri dönemde de tutucu sanat müziği çevrelerinde kabul görmemiş, küçümsenmiş, hafife alınmış, hatta sanat müziğinden sayılmamış. O dönemleri yaşayanlar daha iyi bilir. Bu nedenle ben bu tip eserleri “alaturka” diye tanımlamayı ama Türk sanat müziği tabirini farklı bir anlamda kullanmayı tercih ediyorum yıllardır.


Birçok pop şarkıcısı “Türk sanat müziği söylüyorum” derken, aslında sadece popüler alaturka şarkılar seslendirdiği gerçeğini es geçiyor. Ama bu ayrımı yapmak lazım çünkü Türk sanat müziği, derin bilgisine vakıf olunmadan, makam bilgisi, Divan edebiyatı bilgisi edinmeden, o kültürü hatmetmeden kolayca icra edilecek bir müzik türü değil. Tıpkı Batının klasik müziği gibi, ayrı bir donanım, eğitim gerektiriyor. Ancak popüler alaturka şarkılar, pop şarkılarının bazen aynı dozda, bazen biraz daha nağmeli hali. Az çok şarkı söyleyebilen biri sözgelimi bir “Ağlama Değmez Hayat”ı, bir “Aşkın Kanunu”nu rahatlıkla söyleyebilir ama “Yine Neşe-i Muhabbet”i söyle deseniz tökezler. Tıpkı Tarkan gibi…


Tarkan’ın alaturka albümünü yazmaya başlamadan bu uzun açıklamayı yapmam gerekiyordu. Zira albümdeki şarkıların kısa kısa tanıtımları servis edildiğinde kulağıma çalınan şeyi beğenmiş, hatta “Aferin Tarkan’a, nasıl da temiz söylemiş,” demiştim. Fakat albümü başından sonuna, kulaklıkla, dikkatle dinlediğimde beni şaşırtan şeyler oldu.


Bazı şarkılar net bir biçimde belli ki, tek bir seferde söylenmemiş. Kim bilir kaç kez söylenmiş ve sonra o okumalardan cümle cümle, hatta bazen kelime kelime montajlanmış. “Ne var bunda?” diyebilirsiniz. Bu, stüdyolarda artık neredeyse olmazsa olmaz bir yöntem. Şarkıcılar şarkıları defalarca okuyor, sonra en iyi, detonesi en az cümleler, kelimeler seçilerek montajlanıyor. Hatta şarkıcı bir kerede düzgün okumuş olsa bile, aranjörler bu montaj işini illa ki yapıyor, kim bilir belki de “Abi o hale getirene kadar ne uğraştık,” demek için, bilemem. Bu durum dinleyici tarafından ya anlaşılıyor ya anlaşılmıyor. Çoğunlukla anlaşılmıyor ama bu albümde mesela “Olmaz İlaç”da çok belli. Nefes aralıkları, ses volümündeki farklılıklar, cümlenin, kelimenin bütünündeki vurgu ve duygu farklılıkları o kadar belirgin ki. Daha şarkının başında, “olmaz ilaç”ın ayrı “sine-i sad”ın ayrı “pareme”nin ayrı okumalardan alınmış olduğu fark ediliyor. Albümdeki bazı başka şarkılarda da kimi kez çok belirgin, kimi kez dikkatle dinlenince anlaşılacak şekilde böylesi montaj hileleri var. “Rindlerin Akşamı”nda da var mesela. Daha ziyade yukarıda bahsi geçen popüler alaturka şarkıların dışında kalan, ağır şarkılarda.


Peki Tarkan o şarkıları tek bir seferde söyleyemeyecek kalibrede bir şarkıcı mı? Zorlandı mı söylerken? Detone mi oldu? Canlı canlı alaturka okuduğuna çok şahit olduk oysa. Taş gibi de söylüyordu. O halde?..

Albümün bütününde görülüyor ki Tarkan, pop çizgisine yakın ve özellikle de kendi çizgisine yakın şarkılarda son derece başarılı. “Kadehinde Zehir Olsa”, “Zeytin Gözlüm”, “Islak Daha Islak Öp Beni”, “Söyleme Bilmesinler”, “Aşk Bu Değil mi?” gibi şarkılardan bahsediyorum. Ki albümde çoğunlukla böylesi şarkılar var. “Nasıl Geçti Habersiz” gibi munis bir şarkının nakaratını neden bu derece yüksek perdeden, haykırarak söylediğini anlayamadım bir tek. Onun dışındakilerde, hatta albümün tamamında pop şarkılarından alışık olduğumuz ve hatta kendi adıma biraz da sıkıldığım yerli yersiz vibratolarını yapmamış, üstelik de zemin bu kadar müsaitken yapmamış, buna özellikle dikkat etmiş, sanki bir parça Zeki Müren’in ilk dönemlerini örnek almış, oradan çalışmış bir Tarkan var. Bu çok güzel, çok da akılcı… Fakat…


Evet, bir fakat var burada. Albümün aranjörü ve müzik direktörü Ali İhsan Kısaç’ın müzisyenliğini sorgulamak ya da yargılamak bana düşmez elbette. Haddimi aşacak değilim. Ama Kısaç’ın özellikle Muazzez Ersoy’la yaptığı 12 nostalji albümünde hep aynı “piyasa işi” formülü yinelediği bir gerçek. Bu albümde de Ersoy’a yaptıklarından farklı bir şey yok (ki Ersoy’un o albümlerinde Ali İhsan Kısaç müzik direktörü olsa da Osman İşmen, Turhan Yükseler gibi farklı aranjörler de vardı.) Ersoy’un  zamanında söylediği “Veda Busesi”, “Nasıl Geçti Habersiz” gibi şarkıları Ersoy’dan ve Tarkan’dan arka arkaya dinleyince bunu daha net duyuyorsunuz. “Intro”larda çalan ana saz birinde klarnetse diğerinde gitar olmuş gibi bir takım farklılıklar var sadece. Ama bütünde değişen pek fazla bir şey yok ve bu anlamda Tarkan’ın albümü pekala Muazzez Ersoy’un “Nostalji 13”ü de olabilirmiş gibi duruyor.


Oysa ‘70’lerde yapılmış çok enteresan, çok orijinal ve çok otantik alaturka icralar var. Muazzez Abacı’nın 1974 kaydı “Söyleme Bilmesinler”indeki enstrüman zenginliği, her bir sazın ayrı ayrı tertemiz duyulduğu o nefis kayıt bir örnek olabilirdi mesela. Ya da çok çarpıcı bir örnek olarak Emel Sayın’ın yine 1974 kaydı, “Pencereden Kuş Uçtu”su… Neşe Karaböcek’in “Kadehinde Zehir Olsa”sındaki bas yürüyüşü, kemanlarla piyanonun sağ ve sol ses kanallarındaki karşılıklı serenadı müthiştir mesela bir başka örnek olarak. Buna benzer çok ama çok örnek vardı ilham alınabilecek. Ya da söyle söyleyeyim; koskoca Tarkan’ın bu bakımdan izinden gideceği isim Muazzez Ersoy olmamalıydı.


Bir başka mesele de radyolara yaranma meselesi. Şarkıların radyolarda çalınmasının albüm satışlarını arttırdığı istatistiki olarak ispat edildi mi bilmiyorum ama öyle bile olsa, yine aynı tabiri kullanarak diyeceğim ki, “koskoca” Tarkan’ın bu alaturka şarkılar radyolarda çalınsın (ki Tarkan değil başkası olsa çalmazlar normalde katiyen) diye taklalar atmasına bir mana veremedim. Her şarkı için özel anonslar yapıp radyolara göndermeler, aynı gün ve aynı saatte “teaser” yayınlatmalar filan… Neredeyse bir panik halinde radyolara yaranma çabası. Bu bir prestij albümü değil mi sonuçta? Beş yıldır yeni albüm yapmamış Tarkan, bu şarkılarla mı radyolara, listelere girmek derdine düştü? Buna gerek var mıydı? Daha üçüncü albümünde Adele, tüm dünyada artık kabullenilmiş dijital müzik piyasasına tabiri caizse “posta koyabiliyor” ama bizim dünya starlığına en yakın adayımız olmuş Tarkan, Türkiye’deki üç beş radyodan medet umuyor.


Konu Tarkan olunca biraz daha ince eleyip sık dokumak farz oluyor haliyle. Kaldı ki pop müzik şarkıcısı olup da alaturka albüm yapan sayısı hiç az değil. Funda Arar’dan Hakan Peker’e, Candan Erçetin’den İzel’e kadar çok şarkıcı denedi ama hiçbirinin kıyamet kopardığını söyleyemeyiz. Oysa Tarkan ne söylese dinleyecek, sevecek bir hazır kitle var ve bu anlamda Tarkan’ın alaturka söylemesinin bir misyonu da var. Bence bu albüm o misyonu yerine getirecek ve alaturkaya hiç meyletmemiş bir dinleyici kitlesini de kendine çekecek. Bunu önemsiyorum. Albümün zamanlamasını doğru bulmuyorum ama. Önce yeni albüm çıkmalı, belki bir iki sene sonra bu albüme sıra gelmeli, bu bir “ara albüm” olmalıydı. En çok bu tartışılabilir, bir de albüm için seçilen şarkılar ki onun da sonu yok tabii.       


Yine de albümün adına yaraşır bir biçimde, bir olgunluk ve ağırbaşlılık içerisinde hazırlanmış, paketlenmiş ve sunulmuş bir Tarkan çalışması var elimizde. Tartışılması çok doğal ve fakat beğenilmeyeceğini, ilgi görmeyeceğini söylemek kötümserlik olur.

MART 2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder