Bu Blogda Ara

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Sıla - "Mürekkep"

ARAFTA BİR DİSKO KRALİÇESİ


(Milliyet Sanat dergisi Haziran 2016 sayısında yayımlanmıştır.)

“O münferit  benimdir, haksız da değilimdir…”

“Cemali sözüyle, hissi celaliyle…”

“Göster hadisene sual ettim, maharetini aşk hayal ettim…”

Hayır, dersimiz Divan şiiri değil; yukarıdaki cümleler de Nedim’den, Nefi’den ya da Nabi’den mısralar değil. Geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan en yeni Sıla albümünün şarkı sözlerinden alıntılar bunlar.


Arada kalmıştı bizim kuşak. Ortaokulda, lisede “mecburiyet” desek mesela, öğretmenin biri çıkıp “Ne gerek var Arapçadan gelmiş kelime kullanmaya, onun öz Türkçe köklerden türetilmişi var,” diye bizi azarlar, bir başka öğretmense “gereklilik” dediğimiz için veryansın ederdi “Bu uydurma kelimeleri nereden öğreniyorsunuz?” diye. Ben şahsen babamın kütüphanesindeki ‘60’lı, ‘70’li yıllarda basılmış kitapları okuyarak edindiğim kelime dağarcığım nedeniyle eski kelimelerle haşır neşir idim. Haberlere “ajans” dendiğini de bilirdim, yatılı okula “leyli mektep” dendiğini de. Peki ya Sıla? 1980 doğumluymuş. Bizim kuşaktan sayılmaz. Bu kelimelere, tabirlere aşina olmadığı halde sadece şarkılarında kullanmak için özellikle arayıp bulduğu söylenebilir mi o halde? Onu Sıla’ya sormak lâzım. Bana soracak olursanız, öyle bile yapıyorsa, iyi yapıyor derim. Türkçe pop müziğin otuz beş kelimelik lisanına her katkı kabulümdür (yar, ten, beden, yürek, ateş… bakın beşini saydım bile.) Kaldı ki her evde Osmanlıca sözlük olmasa bile Google Hazretleri denilen bir bilge var elimizin altında artık. Açar bakarız en kötü ihtimalle (“olasılıkla” mı demeliydim?)


2007 yılında yayınlanmış ilk albümünden itibaren sayarsak, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle piyasaya sürülen “Mürekkep” isimli yeni albüm, Sıla’nın yedinci albümü. On bir yeni şarkı ve bir farklı versiyondan mürekkep (oluşmuş) bir albüm bu. Sıla en başından bu yana olduğu gibi yine sadece şarkıcı değil, şarkı yazarı olarak da çıkıyor karşımıza. Yine başından beri alışık olduğumuz Sıla terminolojisine yukarıda bahsi geçen yeni (ya da eski) sözcükleri de katarak ve yüzünü biraz daha alaturkaya dönerek.


Albümün prodüktörleri de olan Sıla ve Efe Bahadır, şarkıları da yine birlikte yazmışlar; daha doğrusu sözlerin tamamını Sıla yazar, bestelerin bazılarını Efe Bahadır yaparken, kimi bestelere de ortak imza atmışlar. Bu ortaklığa bir şarkıda Fatih Ahıskalı da dâhil olmuş. Bir şarkının bestesi ise tamamen Ahıskalı’nın elinden çıkmış. Bir de Türkçe sözlerini Sıla’nın yazdığı Arnavut şarkısı var ki o şarkı albüm çıkmadan önce servis edilen ve ilk klip şarkısı da olan “Afitap”. Zaten “Afitap” tek başına albümün bütün seyri konusunda yeterince ipucu vermişti ilk dinlediğimizde. Bakmayın Sıla’nın Afitap’a “Az şekerli bir kahve yap,” diye buyurduğuna… Belli ki efkârlanılmış, yenilmiş, içilmiş ve hatta demlenilmiş çoktan. Otuzların ortasını bulmuş arkadaşların buluştuğu masada birbirine vurulan kadehler çınlıyor zira albüm boyunca; “Afitap”dan önce ve sonra da. Sıla içini döküyor, kimi zaman işi espriye vuruyor, latifeler (şakalar) yapıyor, kimi zaman içinde birikmiş “engerekten çok” zehri akıtıyor, kimi zaman can dostuna dert yanıyor.


“Lacivert” adı verilmiş kısa bir enstrümantal “intro” ile açılıyor albüm. Bu aslında hemen ardından gelecek olan “Ziyan” şarkısının laciverdi. İskender Paydaş’ın senfonik düzenlemesi ve koro vokalleriyle tüyler ürperten, çok etkili bir şarkı “Ziyan”. Ona keza, peşi sıra gelen “Can Dostum” da bu defa Ozan Bayraşa’nın düzenlemesi ve Prag Filarmoni Orkestrası’nın eşliğiyle ikinci bir senfonik pop şarkısı olarak albümde yerini alıyor. Bu yüksek tansiyon ardı ardına üç eğlenceli şarkıyla, “Engerek”, “Afitap” ve “Müstehcen”le ritmini buluyor sonra. “Engerek” ve “Afitap” birbirini tamamlayan, birbirinin içinden çıkmış gibi duran şarkılar. Bana kalsa albümün çıkış şarkısı olarak çapkın sözlü, muzip melodili “Müstehcen”i seçerdim ama bu zamanda “Müstehcen” isimli bir şarkının (sadece adından dolayı, içeriğinden bağımsız olarak) radyo ve televizyonlarda yayınlanıp yayınlanmayacağının garantisi yok tabii.


Albümün ikinci yarısı alışık olduğumuz Sıla tarzına daha yakın. Ritim yürüyüşü ve ud sesiyle bir parça Sezen Aksu’nun “Tutuklu”sunun yakınlarından geçen “Yan Benimle”, onun bir devamı gibi ilerleyen “Bırak”, yukarıda bahsi geçen masada kadehlerin en çok tokuşturulduğu iki şarkı olabilir ki o noktadan sonra “Münferit”le “koy ver dünyanın yükünü hep mi biz çekeceğiz” durumuna gelmek kaçınılmaz.  “Kurşun”la Sıla romantizminin dibine vururken, “Günaydın Sevgilim”le albümün başındaki senfonik havayı bir kez daha solumak mümkün. Albümün son noktasını ise “Engerek”in Bedük tarafından yapılmış “remix”i koyuyor. Bütünüyle akustik bir albümün her ihtimale karşı elektronik bir “remix”le kapanması kuşkusuz ticari bir tercih ki bir önceki albümünde de aynı formülü kullanmıştı Sıla.


Buraya kadar her şey iyi, hoş. “Mürekkep”, Sıla’nın en iyi albümlerinden biri olarak müzik tarihine geçebilir. Şarkıların tek tek pazarlandığı, albümlerin de bu mantıkla kotarıldığı bir dönemde başından sonuna müzikal bir bütünlüğü, bir hikâyesi, şöyle ya da böyle bir iklimi olan bir albüm yapmış olması da Sıla’yı alkışlamak için tek başına sebep olabilir. Yalnız iki mesele var ki tartışmaya çok açık. Birincisi Sıla’nın şarkı söyleme biçimindeki efelenme hallerini iyiden iyiye abartmış olması. Bu “külhan” tavrı yerine göre sevmiştik evet ama her şarkıda aynı dominant ve hatta kimi zaman agresif şarkı söyleme biçimi, kelimelerin üzerine bu denli ağır vurgularla basmak bir yerden sonra dinleyiciye gerginlik hissi olarak geri dönüyor. İkinci mesele ise Sıla’nın bu albümle büründüğü “disko kraliçesi” imajı ile şarkıların ruhu arasındaki doku uyuşmazlığı. Bu müzikal formun tam karşılığı ancak Yedi Kocalı Hürmüz kostümleri mi olabilirdi onu bilmiyorum ama klipte ve albüm görselinde gördüğümüz Sıla’nın bu şarkıları yazan ve söyleyen Sıla’ya benzemediğini söyleyebilirim hiç çekinmeden.


Divan şiiri, alaturka filan demişken sözü Ergüder Yoldaş’a bağlamamak olmaz. Yakın zamanda kaybettiğimiz bu deha müzisyenin divan şiirinden ve de Attila İlhan şiirlerinden alaturka makamlarla bestelediği ama batı müziği normlarında düzenlediği şarkılara dönüp bir bakmakta fayda var. Bugün hâlâ yolunu, yönünü arayan Türk pop müziğine neredeyse 35 yıl önce sunulmuş çok ciddi bir öneridir o şarkılar çünkü. Belki Sıla’ya da başka bir ilham verir, hep birlikte yürür, “Sadabad”e gideriz bir sonraki albümde.    

MAYIS 2016

Yeşim Salkım Feat. Serdar Ayyıldız - "Erkeğin Zillisi"


(20 Mayıs 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Tıpkı Soner Arıca gibi Yeşim Salkım da ‘90’lardan bu yana müzik kariyerine aralıksız sürdürüyor. Onun farkı şarkılarını kendisinin yazmıyor olması. Bu açığı ise her şarkıcıya kolay nasip olmayan bir “şarkı avcılığı” meziyetiyle kapatıyor. ‘90’larda henüz kimselerin pek tanımadığı Tamer Özkan’ın bir dolu şarkısını albüm yapan da oydu, 2010’ların hemen başında biz Zeki Güner’in ismini yeni yeni duyuyor iken tamamı Zeki Güner bestelerinden oluşan bir albüm yapan da. Sezen Aksu’dan şehrazat’a, Cenk Taşkan’dan Onno Tunç’a, popüler müziğin klasikleşmiş bestecilerinin şarkılarını da seslendirdi, günü geldi Gülşen gibi Serdar Ortaç gibi gündemdeki şarkı yazarlardan şarkı da aldı.


Yeşim Salkım yeni teklisinde ise bu defa söz ve müziği Sadettin Dayıoğlu’na ait bir şarkıyı seslendiriyor. “Erkeğin Zillisi”, geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının düzenlemesi, Salkım’ın bir önceki teklisinde de birlikte çalıştığı Serdar Ayyıldız’a ait.


Sadettin Dayıoğlu aslında müzik çevrelerinin yakından tanıdığı bir avukat. Ama onun müzikle ilgisi hukuksal boyunun ötesinde. Bugüne dek çok sayıda şarkı yazmış ve yazdığı şarkıların bazıları Betül Demir, Erkan Güleryüz, Günce Koral gibi isimler tarafından seslendirilmiş. Arkadaşım olduğu için yakından biliyorum; Sadettin’in elinde daha gün yüzüne çıkmamış sayısız iyi şarkı var. Mesela bunlardan birini, sözlerini yazdığı “Büyümedim” adlı şarkıyı çok yakında Işıl Yücesoy’un sesinden duyacaksınız ki o şarkının popun son dönem klasikleri arasına gireceğini şimdiden söyleyebilirim.


“Erkeğin Zillisi”, gayet eğlenceli, esprili, “atarlı” bir şarkı ve Yeşim Salkım’ın müdanasız tavrı ve tarzına çok yakışmış. Salkım’ı güncellemiş, gençleştirmiş, hatta “Göz Kör Olası” dönemlerindeki enerjisine döndürmüş. Serdar Ayyıldız’ın şıkır şıkır düzenlemesi de şarkıyı radyo-kulüp-plaj üçgeninde popüler kılacak tüm trüklere sahip. Böyle şarkılara da ihtiyacımız var. Hele ki bugünlerde.

MAYIS 2016

Ayşegül İnci - "Seni Görmemem Lazım"


(20 Mayıs 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Teoman ve Yalın’a sahnede bas çalarak ve vokal yaparak eşlik eden Ayşegül İnci 2013 yılında ilk albümü “Zamanı Tamir Eden Adam”la adından söz ettirmişti. Ayşegül İnci, üç yıllık bir aradan sonra yeni teklisi “Seni Görmemem Lazım”ı Pasaj Müzik etiketiyle yayımladı. Şarkının söz ve müziği Ayşegül İnci’ye, düzenlemesi ise Koray Erkan’a ait.


Ayşegül İnci’nin ilk albümünü yazdığımda şu cümleleri sarf etmişim: “Nicedir Türkçe “rock” müzikte vokal tekniği hep birbirini andıran kadın sesler duyuyoruz. Hatta buradan yola çıksak, “Şebnem Ferah’a benzeyenler” ve “Fatma Turgut’a benzeyenler” diye iki kategori yaratmak mümkün; bir üçüncüsü neredeyse yok. Yer yer kafa seslerini kullanmaları ortak  özellikleri olsa da, Şebnem Ferahgillerde daha yırtıcı, daha dominant bir tutum, Fatma Turgutgillerde ise daha edilgen, daha içli ve “tiki genç kız” telaffuzu temel özellikler olarak ayırt edilebiliyor. Sıkıcı mı? Evet! Ama gerçek bu.


Sadece bu yukarıdaki genelleme bile Ayşegül İnci’nin bu ilk albümüne kulak kabartmak için yeterli sebep olabilir. Zira Ayşegül İnci bu iki kategorinin dışında durmayı başaran açık, net ve temiz vokal tekniğiyle dikkat çekiyor öncelikle. Elbette “rock” müzik kadın şarkıcıları için artık bir dünya standardı haline gelen kafa seslerini o da kullanıyor ama en azından yerinde ve dozunda. Hatta biraz da abartmak gerekirse, şarkılarda ne dediğinin anlaşılıyor olmasının dinleyici için büyük lüks olduğu bile söylenebilir.”


Nitekim bu yeni şarkısında da bu yazdıklarımı doğruluyor Ayşegül ve hatta ileri de götürüyor. Şarkı yazarı olarak, çok naif, çok dokunaklı bir şarkı yakalamış ve şarkıyı aynı naiflikte bir yorumla seslendirmiş. Tam tabiriyle içinize oturuyor şarkının sözleri. Düzenleme de son derece yerli yerinde; ne çok gürültülü ne de arabesk/alaturka sularına giriyor. Şarkının klibi ise Gökçe tarafından çekilmiş.  

Yakın dönemde yayımlanmış ve kesinlikle ıskalanmaması gereken şarkıların başında geliyor “Seni Görmemem Lazım”. Dinleyin, dinlettirin.

MAYIS 2016 

Dilek Ay - "Kurşun Masum"


(20 Mayıs 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Dilek Ay, müziğe profesyonel olarak 2005 yılında başlamış, 2008-2012 yılları arasında ENBE Orkestra’sında solistlik yapmış. Sonrasında kendi orkestrasını kurarak çalışmalarına solo olarak devam eden Dilek Ay’ın ilk teklisi “Kurşun Masum”, İda Müzik ve Seyhan Müzik ortaklığıyla birkaç ay önce servis edildi aslında ama yeterince tanıtılamadı. Bu tanıtım sorunu özellikle “noname” tabir edilen şarkıcılar için bir kâbusa dönüşmüş durumda. Profesyonel “PR” firmalarıyla anlaşsanız bile, televizyon ve radyoların tekellerini kırmak çok ama çok zor. Dinleyici deseniz, bu karambolde kendisine dayatılanın dışında bir şeylerin farkına varmak için çaba göstermeye zaman bulamıyor. Arada bir sürü harcanmış emek, çaba, bir sürü güzel şarkı ve iyi şarkıcı güme gidebiliyor.  


Nitekim söz ve müziği Adnan Fırat’a ait “Kurşun Masum”, pop kalıpları içinde gayet iyi bir şarkı. Dilek Ay ise hiç de yabana atılmayacak bir şarkıcı. Hem duygusu kalbe dokunan bir ses rengi, hem de sağlam bir şarkıcılık tekniği var. Okan Akı’nın nefesli enstrümanlarla işlediği, su gibi akan düzenlemesi de nefis. Şarkının bir tek kusuru varsa o da ilk kelimelerinin (“sen benden”) dinleyicide “Ben Sevdalı Sen Belalı” şarkısının başladığı yanılgısını yaratması. Hem kelimeler, hem notalar (saniyelik de olsa) aynı çünkü.


Dilek Ay’ı bundan birkaç yıl önce bir konserde (ENBE konseri değildi ama neydi hatırlamıyorum) vokalist olarak sahnede izlemiş ve sahne enerjisinden etkilenerek “Kim bu kız?” diye aramış taramış, takibe almıştım. Bu şarkısını dinleyince boşa dikkatimi çekmediğini anladım. Daha profesyonel bir strateji izleyebilirse (işin şarkılardan ve şarkıcılıktan azade kısımlarından bahsediyorum)adını çok daha fazla duyacağımız garanti. Bekleyip görelim.

MAYIS 2016

Soner Arıca - "Bir Yanım Gitti"


(20 Mayıs 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Yeni bir albüme doğru yol aldığını öğrendim Soner’den ama o, tam da bugünlerde yapılması gerektiği gibi, belirli aralıklarla yeni şarkılarını servis ediyor ve arayı soğutmuyor. Bu konuda çok zorlanmadığı da kesin çünkü yıllardır onun ne kadar üretken ve çalışkan olduğu bir sır değil.

“Bir Yanım Gitti”, Soner Arıca’nın Arıca Müzik etiketiyle yayımlanan yeni şarkısı. Söz ve müziği Soner Arıca’ya ait şarkının düzenlemesi ise Enver Günen tarafından yapılmış.


Sosyal medyada şarkının ilk anonslarını gördüğümde, hem teklinin kapak fotoğrafı, hem de şarkının adı bende bu defa yavaş ve romantik bir Soner Arıca şarkısı duyacağımız kanısını uyandırmıştı; ancak tam tersi oldu. Evet, bir ayrılık şarkısı ama gayet ritmik ve hatta bir dans şarkısı aynı zamanda. Aslında akustik bir kayıtla pekala yavaş bir versiyonu da yapılabilecek bu şarkıyı Enver Günen, 70’ler disko müziğinin izlerini taşıyan bir düzenlemeyle mevsime uydurmuş. İyi de yapmış. Şarkı bu haliyle hüzünden çok umut barındırıyor; sözlerde geçen “hallederim ben tek başıma” cümlesi boşuna değil.


Yıllardan beri yaptığı bütün albümleri/şarkıları, tamamen kendine münhasır bir görsel estetikle paketlemeyi iyi biliyor Soner Arıca. Bu şarkının Gökhan Özdemir imzalı klibi de bunun bir kez daha altını çiziyor. Rengarenk görsel efektlerle bezeli klip amaca çok doğru hizmet ediyor ve Soner Arıca’nın 2010’lu yıllardaki yürüyüşüne hızlı adımlarla eşlik ediyor.

MAYIS 2016 

Nazan Şoray - "Steril Sevda"


(20 Mayıs 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Sadece şöhretinin, popülerliğinin, soyadının arkasına sığınmamış, yaptığı işi başından bu yana çok ciddiye alarak müziğe çok emek harcamış bir yıldız Nazan Şoray. Gazino dünyasının kendine has kuralları içinde yetişip sonra ‘90’lar müziğinin bambaşka düzenine ayak uydurmak, oradan 2010’lu yıllara uzanıp kendini güncelleyebilmek, güne ayak uydurabilmek de başka türlü olacak şey değil. İşte yine yepyeni bir şarkı, güncel bir “sound” ile pırıl pırıl bir Nazan Şoray var karşımızda. Şoray’ın yeni teklisi “Steril Sevda”, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlandı.


Teklide söz ve müziği Selahattin Erhan’a ait “Steril Sevda” adlı şarkının iki farklı versiyonu var. İkinci versiyonda Nazan Şoray’a Yunan pop yıldızı Stergios eşlik ediyor ve şarkıyı Türkçe-Yunanca bir düet olarak dinliyoruz. İlk versiyonda ise Nazan Şoray şarkıyı solo olarak seslendiriyor. Düzenlemeler Erdem Kınay tarafından yapılmış. (Şarkılarda duymaya pek de alışık olmadığımız “steril” kelimesinin şarkının içindeki anlamının yanı sıra şarkının bestecisi ve söz yazarı Selahattin Erhan’ın doktor olmasından kaynaklı saklı bir esprisi de var bu arada.)


Tam da yaz üzeri kulüplerin, plajların, radyoların “playlist”lerine rahatlıkla girebilecek, hareketli ritmi ve eğlenceli melodisi, gelip geçici, gündelik aşklara inat “steril sevda” arayanların diline slogan olacak sözleriyle bu şarkı Nazan Şoray’ın kendine has ses rengiyle de kulaklara yer edecek gibi görünüyor. Teklinin kapağından şarkının klibine dek her zamanki titizliğinin izlerini taşıyan bu yeni çalışmasıyla Nazan Şoray, yine nokta atışı yapıyor.

MAYIS 2016

Gülay - "Mucize Şarkılar"

BİR MUCİZE YARATMAK



2004 yılında yayımlanan Gülay albümü “Adı Yok” için şu cümleleri kurmuşum: “Rahatlıkla yurt dışına da pazarlanabilecek bir etnik müzik albümü aslında bu. Gülay vardığı noktada artık bu tarzın üzerine gitmeli ve böylesi çalışmalara imza atmalı.”

Albümlerini yurt dışına pazarlama konusunda bildiğim kadarıyla bir çabası olmadı ama o albümün üzerine 2010 yılında “Aşkname” gibi bir nefis bir albüm daha koyarak, bu konuda ne kadar haklı olduğumu bir kez daha gösterdi Gülay. (Tabii arada 2006 yılında yayımlanan ve onun sesinden türkü dinlemeyi sevenleri memnun edecek “Dalgalar” albümü de var.)


Beş yılı aşkın bir aradan sonra piyasaya sürülen yeni albümünde ise Gülay bir kez daha, daha önce söylenmiş şarkılardan oluşan bir repertuvarla çıkıyor karşımıza. Geçtiğimiz günlerde Pasaj Müzik etiketiyle yayımlanan albüm “Gri Şarkılar” adını taşıyor.

Herkesten değil ama Gülay’dan bildik şarkıları dinlemek asla can sıkıcı değil; aksine heyecan verici. Zira diğer albümlerinden de aşina olduğumuz üzere Gülay en eskitilmiş şarkıyı bile yeni kılmayı, kendine has ve farklı hale getirmeyi başarıyor. Hem çok iyi müzisyenlerle çalışarak, çok iyi düzenlemeler ve icralarla sağlıyor bunu, hem de şahsına münhasır şarkı söyleme stili ve o stilde doğru tınlayacak şarkıları seçebilmesiyle.


Bakın mesela albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Mucize”ye. Ajda Pekkan gibi niteliği tartışılmaz bir yorumcudan, Müslüm Gürses gibi karakteristik bir sesten ve de şarkının asıl sahibi, yazanı ve haliyle de duygusunu en iyi bileni Tuna Kiremitçi’den sonra Gülay, kelimenin tam anlamıyla yeni bir “Mucize” yaratmış ve şarkı asıl şimdi söylediklerini anlatabilir hale gelmiş gibi. Bir başka örnek daha vereyim: Hadi koyun Özcan Deniz’i bir kenara, Nükhet Duru gibi üzerine asla gül koklamayacağım bir şarkı anlatıcısından sonra kim söylese dinleyebilirdim “Beni Affet”i? Ya da söylene söylene sahiden suyu çıkarılmış “Kimse Bilmez” bir kez daha dokunabilir miydi kalbe?


Hüsnü Arkan’ın “Kadınımsın, ecemsin, yarınımsın, nazımsın…” gibi “erkek ağzı” kelimeler barındıran “Senin Gibi”si, Ortaçgil’in ismi Ege olan kızına yazdığı “adı denizden gelen kızım” cümlesinden anlaşılan “Kızıma”sı gibi asıl sahibinin kimliğini açık eden şarkıları da albüme almış Gülay. Bu bir cesaret. Buna karşın şahsen benim bir “cover” albüm için kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek Keremcem şarkısı “Son Bir Kez” ile Burak Aydos şarkısı “Beni Verme Ellere”yi repertuvara almak da bir başka cesaret. Alpay’dan bu yana her nedense kimsenin yeniden seslendirmediği  “Yanımda Kal”ı bu albümde görmek ise benim için sürprizin büyüğü oldu. Bir şarkının nasıl baştan ayağa yeniden yaratılabileceğinin en “baba” örneklerinden biri olabilir “Yanımda Kal”ın bu düzenlemesi ve yorumu.


Cemali’nin artık klasikleşmiş “Duymak İstiyorum”u, İlhan Şeşen’in yine epeyce dilde dolaşmış “Sensiz Olmaz”ı, Grup Merdiven’in “Hasretler Ayrılıklarla Başlar”ı ise albümdeki diğer şarkılar.
Albümün düzenlemelerine Hüseyin Cebişçi, Gökhan Varol, Cihangir Aslan ve Evren Arkman imza atmış. Tamamen akustik düzenlemeler ve kayıt, albümü başından sonuna iyi bir ses düzeninin olduğu bir salonda, canlı bir konser izlermişçesine dinlemenizi sağlıyor.

Çok farklı iklimlerde müzisyenlerin şarkılarından derlenmiş bu seçkide, o farklılığı kendi ortak paydasında bir bütünlüğe ulaştıran rengin gri olduğuna kanaat getirmiş olmalı ki, albümün adını “Gri Şarkılar” koymuş Gülay. Kerem Yılmaz tarafından çekilmiş fotoğraflar ve Berkcan Okar’ın kartonet tasarımı da bu temayı bütünlüyor. Renkbilimciler gri rengi için iyi şeyler söylemezler ama bu albüme bundan daha yakışan bir başka isim bulunabilir miydi onu bilmiyorum.

Gülay’ı ve albüme emek veren tüm müzisyenleri tebrik etmek lazım. Hem müzikal niteliği yüksek, hem de kişilikli ve kalıcı bir işe imza attıkları için.

MAYIS 2016 

Bergüzar Korel - "Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel"

SADE, DURU VE SAKİN



‘70’lerden bu yana sayısız oyuncu şarkıcılığa soyunmuş, gazino sahnesine çıkmış, albüm yapmışken ve de sayısız Sezen Aksu şarkısı defalarca ama defalarca yeniden söylenmiş iken ne yalan söyleyeyim, “Bergüzar Korel, Sezen Aksu şarkılarından oluşan bir albüm yapıyor” haberi benim açımdan çok da heyecan verici değildi. İşin içinde Aykut Gürel olduğunu duyunca da şaşırdım ve açıkçası pek de konduramadım. Bir gece vakti posta kutuma düşen albümü dinlemeye başlayınca ise tam anlamıyla ters köşeye yattım.


Geçtiğimiz günlerde İrem Records etiketiyle piyasaya sürülen “Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel” adlı albüm, Sezen Aksu’nun 1977-2008 yılları arası, yani 30 yıllık bir zaman diliminde yazdığı şarkılar arasından seçilmiş 12 şarkı ile oluşturulmuş evet ama bu şarkılar bildiğimiz hallerinden oldukça farklı bir formda, bir biçimde çıkıyor karşımıza. 2006 yılında bir albüm dolusu Sezen Aksu şarkısı tamamen Batılı bir bakış açısıyla düzenlenmiş bir biçimde ve İngilizce sözlerle Kanadalı şarkıcı Karine Hannah tarafından seslendirilmişti. Yakın zamanda ise İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası’nın Aksu bestelerinden oluşan konserine şahit olduk, konserin albümünü dinledik. Ağırlıklı olarak alaturka tınılar taşısa da Aksu şarkılarının evrensel müzikal formalara aktarılabilirliği konusunda iyi kötü bir fikrimiz vardı. Söz konusu şarkıların caz kalıplarında çalınıp söylendiğini duymak ise bu albüme nasip oldu.       


Bu şarkıları caz formunda düzenlemek neresinden baksanız tek başına bir iddia. Ve projenin fikir babası Aykut Gürel, albümde birlikte çalıştığı Cem Tuncer, Ediz Hafızoğlu, Siney Yılmaz ve de Volkan Topaloğlu ile birlikte bu iddiayı üstleniyor haliyle. Gelin görün ki albümün baş aktristi Bergüzar Korel, son derece iddiasız bir biçimde adım atıyor şarkıcılık macerasına. Bırakın bir caz vokali, bir şarkıcı olduğu iddiasına bile kalkışmadan, alabildiğine sade, duru ve sakin bir biçimde ses veriyor şarkılara.


Caz dediysem de öyle atışmalı emprovizasyonlar, enstrümanistlerin virtüözitelerini sergilediği uzun uzun sololar, karmaşık akor düzenleri, çoklu ritimler filan gelmesin hemen aklınıza. Tam tabiriyle “smoothjazz” bir albüm bu. Kolay dinlenilebilir, gündelik hayatın herhangi bir diliminde, mesela gece saatlerinde, belki bir kadeh bir şey içip sevdiklerinizle sohbete koyulmuşken, bir akşamüstü kulağınızda kulaklık, şehrin caddelerini turlarken ya da kumsalda şezlonga uzanmış kitap okurken size eşlik edebilir bir albüm. Tam da bu niyetle yola çıkılmış zaten ve sonuç amacı karşılamış.


Bu pencereden baktığınızda düzenlemeler ve icralar şahane. Bergüzar Korel pürüzsüz, çapaksız bir solist olarak projeyi bütünlüyor. Elbette bu acılı, ağrılı, hatta kimisi kanlı bu şarkılar çok başka bir biçimde de (sözgelimi Korhan Futacı ve Kara Orkestra’nın “Ben Sana Vurgunum” şarkısına yaptığı gibi) düzenlenebilir, söylenebilirdi. Elbette Bergüzar Korel’in temiz şarkı söyleme çabası içerisindeyken oyunculuğunu büsbütün unutmak yerine şarkı sözlerinin ruh halini sesine yansıttığını duymak işe başka bir ruh katabilirdi (misal “hani büklüm büklüm boynunda, hani paramparça ruhunda” cümleleri bu kadar mütebessim dökülmezdi ağzından o vakit.) Çünkü proje ne kadar “easy listening” olsa da, şarkıların kimi öyle değil; özellikle de sözler bakımdan. Yani işin o noktasında (belki sadece şarkı sözleriyle bencileyin patetik bir ilişkisi olanların umursayacağı) bir çelişki var ki bu çelişki dediğim şey, “İzmir’in Kızları”, “Kaçın Kurası” gibi kimi şarkılarda zerre kadar söz konusu değil; tam tersine solistin pozitif tınısı bir avantaja dönüşüyor.  


Kaldı ki Bergüzar Korel’den bir Billie Holiday, Bir Nina Simone acı sosu beklemek de snopluk olur. Şimdilik ses rengi ve kalitesini, derli toplu şarkı söyleme biçimini ve bunların da ötesinde bu projede yer alma cesaretini önemsemek lazım. Üzerine daha fazla konuşmak için, müzikte bundan sonra yapacaklarını beklemek durumundayız. (İlla acı sos sevenler de Muazzez Abacı’nın yine tamamı Sezen Aksu şarkılarından oluşacak albümünü beklemek durumunda.)   


Alkışın büyüğü ise cesaretin büyüğünü gösteren Aykut Gürel’e aslında. Popüler piyasasının içinde bilenmiş bir müzisyenin şimdi aynı piyasaya böylesi bir alternatif öneri sunması, hele ki bu zamanda, hiç de hafife alınacak bir şey değil.

Müzikal niteliği yüksek, kapağından kartonet tasarımına dek incelikli, özenli, usta işi ve sıra dışı bu albümün benzer yeni albümlere, farklı denemelere, cesur başka işlere kapı açması ise bırakın müzik yazarlığını bir tarafa, bir dinleyici olarak benim en büyük dileğim.

MAYIS 2016 

Redd - "Mükemmel Boşluk"

ÇITAYI ÇOK YÜKSELTİYOR



2005 yılında piyasaya çıkan ilk albümü “50/50” ile tanıştığımız Redd, o zaman bu zaman hep iyi albümler yapmakla kalmadı, her albümde müziğinin üzerine bir şeyler katarak ilerledi. 2012’de yayımlanan “Hayat Kaçık Bir Uykudur”, grubun başından beri değişmemiş kadrosunun son albümü oldu. Biraz da kavgalı gürültülü bir süreçten sonra Redd yoluna üç kişi olarak devam etme kararı aldı ve Doğan ve Güneş Duru kardeşler ile Berke Özgümüş’ten oluşan bu kadronun yayımladığı ilk albüm, geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. “Mükemmel Boşluk” adı verilmiş albüm, Pasaj Müzik etiketi taşıyor.


Redd’in en önemli özelliği, bizim memlekette her nedense çok da dert edilmeyen “albüm bütünlüğü” meselesini en başından bu yana sürdürebiliyor olması. Her albüm hem müzikal içerik, hem de “sound” olarak bir başka iklim, bir başka doku, bir başka atmosfer taşıyor. “Şu albümdeki şarkıyı bu albüme de koysak fark etmezdi,” diyemiyorsunuz mesela. Bu, Türkiye şartlarında müzik yapan bir grup için altı kalın kalın çizilmesi gereken bir kifayet. Bakın Ekşi Sözlük’te bibidubabidu “nickname”li kullanıcının şu cümlelerine:  “Bu adamlar şarkı, yapmıyor, albüm yapmıyor; bu adamlar yeni dünyalar yaratıyorlar içine girmemiz için. Her bir şarkı, her bir albüm ayrı dünyalar. Kendimi Redd'in yarattığı paralel evrende yaşıyorken buluyorum çokça.” 


Grubun eksilmesinden sonra müziğinin de eksilmesi muhtemeldi elbette. Nitekim üzerine çok fazla yazılıp çizilen “Mükemmel Boşluk” albümü ile ilgili okuduğum yorumların büyük kısmı bu albümün diğer Redd albümlerinden farkını buna bağlıyor. Oysa grubun 2005’ten bu yana yaptıklarına baktığınızda, bu değişimi grubun eksilmesinden bağımsız bir doğal sürecin sonucu olarak görmek de mümkün ki aslında “Hayat Kaçık Bir Uykudur” albümü bunun sinyallerini ziyadesiyle veriyordu.


Bir kere her şeyden önce en ince detayına kadar düşünülmüş, hiçbir ânı “bu da böyle oluversin,” diye geçiştirilmemiş, tabiri caizse oya gibi işlenmiş bir albüm bu. Teknik açıdan handiyse kusursuz ve dünyadaki emsallerini aratmayacak kalibrede. Doğan Duru az bulunur nitelikte bir solist ve şarkı yazarı; bunu teyit etmek için bırakın bugüne dek yazdığı ve söylediği şarkıları bir kenara, sadece “Kanıyorduk”u dinlemek bile yeterli (özellikle de Duru’nun adeta kendi kafa sesiyle düet yaptığı nakarat kısmı her babayiğidin harcı değil.)


Bazı şarkı sözleri, alışageldiğimiz Redd şarkılarına kıyasla daha “light” dursa da, albüm başından sonuna distopik bir atmosferde ilerliyor. “Bugün Herkes Ölsün İstedim”, “Sextronot”, “Boşlukta Dans” bu atmosferin en yoğun hissedildiği şarkılar. Ona keza albümün kapak tasarımı ve çıkış şarkısı olan “Aşk Virüs”ün klibi de öyle (grubun sosyal medyada ilk paylaştığı kapak tasarımı bence daha çarpıcıydı bu arada.) Elektronik öğelerin ağır bastığı düzenlemeler, bu distopik, fütüristik atmosferin baş tetikçisi kuşkusuz.   


“Aşk Virüs” ve “Kalpsiz Romantik”, ortalama dinleyiciye daha yakın durabilecek şarkılar. Bir önceki albümün bence paha biçilmezi “Beni Sevdi Benden Çok” un bu albümdeki karşılığı “Hâlâ Seni Çok Özlüyorum” olabilir. Rahatlıkla bir senfoni orkestrasınca çalınabilecek nitelikte bir şarkı bu.  


Öte yandan şarkılar her kadar aşk temasını odak almış gibi gözükse de, ince göndermelerle bezeli. Misal Kafka etkisi sadece “Kafakafka” adlı şarkıda kendini göstermiyor, bütün albüme sızıyor (ki bu şarkı albümdeki en belirgin politik göndermeli şarkı ayrıca.) “Sextronot”daki “Space Oddity” göndermesi ve “Bugün Herkes Ölsün İstedim”de apansız karşımıza çıkan Laurie Anderson’ın sesi ise küçük sürprizler yapıyor dinleyene.

Yılın en iyi albümleri listesine şimdiden dâhil edilebilir “Mükemmel Boşluk”. Çıta bu kadar yükselmişken listeye başka neler koyabileceğimizi ise açıkçası merak ediyorum.

MAYIS 2016