Bu Blogda Ara

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Bergüzar Korel - "Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel"

SADE, DURU VE SAKİN



‘70’lerden bu yana sayısız oyuncu şarkıcılığa soyunmuş, gazino sahnesine çıkmış, albüm yapmışken ve de sayısız Sezen Aksu şarkısı defalarca ama defalarca yeniden söylenmiş iken ne yalan söyleyeyim, “Bergüzar Korel, Sezen Aksu şarkılarından oluşan bir albüm yapıyor” haberi benim açımdan çok da heyecan verici değildi. İşin içinde Aykut Gürel olduğunu duyunca da şaşırdım ve açıkçası pek de konduramadım. Bir gece vakti posta kutuma düşen albümü dinlemeye başlayınca ise tam anlamıyla ters köşeye yattım.


Geçtiğimiz günlerde İrem Records etiketiyle piyasaya sürülen “Aykut Gürel Presents Bergüzar Korel” adlı albüm, Sezen Aksu’nun 1977-2008 yılları arası, yani 30 yıllık bir zaman diliminde yazdığı şarkılar arasından seçilmiş 12 şarkı ile oluşturulmuş evet ama bu şarkılar bildiğimiz hallerinden oldukça farklı bir formda, bir biçimde çıkıyor karşımıza. 2006 yılında bir albüm dolusu Sezen Aksu şarkısı tamamen Batılı bir bakış açısıyla düzenlenmiş bir biçimde ve İngilizce sözlerle Kanadalı şarkıcı Karine Hannah tarafından seslendirilmişti. Yakın zamanda ise İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası’nın Aksu bestelerinden oluşan konserine şahit olduk, konserin albümünü dinledik. Ağırlıklı olarak alaturka tınılar taşısa da Aksu şarkılarının evrensel müzikal formalara aktarılabilirliği konusunda iyi kötü bir fikrimiz vardı. Söz konusu şarkıların caz kalıplarında çalınıp söylendiğini duymak ise bu albüme nasip oldu.       


Bu şarkıları caz formunda düzenlemek neresinden baksanız tek başına bir iddia. Ve projenin fikir babası Aykut Gürel, albümde birlikte çalıştığı Cem Tuncer, Ediz Hafızoğlu, Siney Yılmaz ve de Volkan Topaloğlu ile birlikte bu iddiayı üstleniyor haliyle. Gelin görün ki albümün baş aktristi Bergüzar Korel, son derece iddiasız bir biçimde adım atıyor şarkıcılık macerasına. Bırakın bir caz vokali, bir şarkıcı olduğu iddiasına bile kalkışmadan, alabildiğine sade, duru ve sakin bir biçimde ses veriyor şarkılara.


Caz dediysem de öyle atışmalı emprovizasyonlar, enstrümanistlerin virtüözitelerini sergilediği uzun uzun sololar, karmaşık akor düzenleri, çoklu ritimler filan gelmesin hemen aklınıza. Tam tabiriyle “smoothjazz” bir albüm bu. Kolay dinlenilebilir, gündelik hayatın herhangi bir diliminde, mesela gece saatlerinde, belki bir kadeh bir şey içip sevdiklerinizle sohbete koyulmuşken, bir akşamüstü kulağınızda kulaklık, şehrin caddelerini turlarken ya da kumsalda şezlonga uzanmış kitap okurken size eşlik edebilir bir albüm. Tam da bu niyetle yola çıkılmış zaten ve sonuç amacı karşılamış.


Bu pencereden baktığınızda düzenlemeler ve icralar şahane. Bergüzar Korel pürüzsüz, çapaksız bir solist olarak projeyi bütünlüyor. Elbette bu acılı, ağrılı, hatta kimisi kanlı bu şarkılar çok başka bir biçimde de (sözgelimi Korhan Futacı ve Kara Orkestra’nın “Ben Sana Vurgunum” şarkısına yaptığı gibi) düzenlenebilir, söylenebilirdi. Elbette Bergüzar Korel’in temiz şarkı söyleme çabası içerisindeyken oyunculuğunu büsbütün unutmak yerine şarkı sözlerinin ruh halini sesine yansıttığını duymak işe başka bir ruh katabilirdi (misal “hani büklüm büklüm boynunda, hani paramparça ruhunda” cümleleri bu kadar mütebessim dökülmezdi ağzından o vakit.) Çünkü proje ne kadar “easy listening” olsa da, şarkıların kimi öyle değil; özellikle de sözler bakımdan. Yani işin o noktasında (belki sadece şarkı sözleriyle bencileyin patetik bir ilişkisi olanların umursayacağı) bir çelişki var ki bu çelişki dediğim şey, “İzmir’in Kızları”, “Kaçın Kurası” gibi kimi şarkılarda zerre kadar söz konusu değil; tam tersine solistin pozitif tınısı bir avantaja dönüşüyor.  


Kaldı ki Bergüzar Korel’den bir Billie Holiday, Bir Nina Simone acı sosu beklemek de snopluk olur. Şimdilik ses rengi ve kalitesini, derli toplu şarkı söyleme biçimini ve bunların da ötesinde bu projede yer alma cesaretini önemsemek lazım. Üzerine daha fazla konuşmak için, müzikte bundan sonra yapacaklarını beklemek durumundayız. (İlla acı sos sevenler de Muazzez Abacı’nın yine tamamı Sezen Aksu şarkılarından oluşacak albümünü beklemek durumunda.)   


Alkışın büyüğü ise cesaretin büyüğünü gösteren Aykut Gürel’e aslında. Popüler piyasasının içinde bilenmiş bir müzisyenin şimdi aynı piyasaya böylesi bir alternatif öneri sunması, hele ki bu zamanda, hiç de hafife alınacak bir şey değil.

Müzikal niteliği yüksek, kapağından kartonet tasarımına dek incelikli, özenli, usta işi ve sıra dışı bu albümün benzer yeni albümlere, farklı denemelere, cesur başka işlere kapı açması ise bırakın müzik yazarlığını bir tarafa, bir dinleyici olarak benim en büyük dileğim.

MAYIS 2016 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder