Bu Blogda Ara

14 Ağustos 2016 Pazar

Kenan Doğulu - "İhtimaller"

KENAN DOĞULU'NUN CAZ YAPMA "İHTİMAL"İ


(Milliyet Sanat dergisi Temmuz 2016 sayısında yayımlanmıştır.)

Evvel zaman, kalbur saman içindeydi… Bir yanımız kahır kıyamet arabesk filmlerin video kasetleriyle yaprak döker, bir yanımız şakkıdı şukkudu taverna kasetleriyle bahar bahçe iken, takvimler ‘80’leri 90’lara bağlayıvermişti bile. Ortalama bir oturma odası büyüklüğündeki ışıklı, bol düğmeli kompüterlerin hayatlarımıza karışıvermesi, binalardaki kapıların yakınına geldiğimizde kendiliğinden açılıvermesi, hatta PTT’ye başvurup yıllarca sıra bekleyerek evlerimize bağlatabildiğimiz, sonra da başköşelerde üzerine dantel örterek muhafaza ettiğimiz telefonların nereye gitsek yanımızda götürebileceğimiz, nerede istersek konuşabileceğimiz akıl almaz cihazlara dönüşüvermesi, yani bilim-kurgu televizyon dizisi Uzay 1999’un gerçek oluvermesi an meselesiydi. O sıra döküldü terütaze popçularımız şeker şurup şarkılarıyla ortalığa. Renkli kostümleri, bir o yana bir bu yana savurduğu fönlü saçları ve kendine has dans stiliyle şirin mi şirin Kenan Doğulu’yu da o sıralar tanıdık.


1993 yılında ilk albümü “Yaparım Bilirsin” yayınlandığında Kenan Doğulu henüz sadece 19 yaşındaymış. O albümde “Jazz Yapma” (evet, caz değil; “jazz”) diye bir şarkısı da varmış (mış diyorum çünkü diğer şarkıların arasında biraz sönük kalmış olmalı ki bugün ancak görünce hatırladım.) Aradan 23 yıl geçmiş. Kenan Doğulu artık 42 yaşında ve “Jazz yapma, kafa karıştırma” diyen 19 yaşındaki Kenan’a kafa tutuyor. Kenan Doğulu şimdi caz yapıyor. 20 küsur yıl içerisinde pop formunda hafızalarımıza yer etmiş, sevilmiş, dile düşmüş Kenan Doğulu şarkılarının caz formunda düzenlemelerinin ve bir de sıfır kilometre şarkının yer aldığı “İhtimaller” adı verilmiş albüm, geçtiğimiz günlerde DGL Müzik ve DMC ortaklığı ile yayınlandı.


Kenan Doğulu mahallenin kızlarına “Hepsi senin mi?” diye laf atan bıçkın delikanlılardan değildi. “Benimle oynama söyledim sana,” diyerek kızları peşinden koşturan bebek yüzlü yakışıklı da değildi. Olsa olsa o kızların yanında gezdirdiği, arkadaş bildiği, sırrını paylaştığı, annelerin de bu tehlikesizliği nedeniyle pek bir sevip kabul günleri üzeri peçeteyle örtülü tabaklarda poğaça, börek gönderdiği, gördüğü yerde “Ah canım, çok şeker,” diye yanaklarını sıktığı yeni yetme olabilirdi. Oldu da nitekim. Konserlerinde “Ben ailenizin sanatçı Kenan Doğulu,” demesi boşuna değildi. Kaldı ki anne babaların ilk gençlik yıllarındaki mahalle arası aile çay bahçeleri, tahta sandalyeli yazlık sinemalarda filizlenmiş uzaktan bakışmalı mahcup aşklarına fon müziğini Kenan’ın babası Yurdaer Doğulu çalmıştı yıllar yılı elinde gitarıyla.


Genç Kenan’ı emsallerinden ayrı kılacak olan sadece bu fiziksel farklılık değildi şüphesiz. Babadan sirayet etmiş müzikal birikimin üzerine konulmuş eğitim, erken yaşta kazanılmış vizyon ve öngörü ve dahası, en az onun kadar donanımlı, yetenekli bir ağabeyin ortaklığı da cabasıydı. Görünen köy kılavuz istemedi nitekim. Öyle ki zaman zaman “Ben sana hayran, sen cama tırman” düzeyinde seyreden şarkı sözlerine rağmen yan yana getirilmesi her zaman çok kolay olamayan iki kelimeyi, “popüler” ve “nitelikli”yi aynı pakete sığdırarak adını ‘90’lardan 2000’lere, oradan da 2010’lara hasarsız ve ziyansız bir şekilde taşımayı bildi.


Hani artık bahis konusu işi biraz da hafife almak maksadıyla kullanır olduğumuz “olgunluk dönemi eseri” tabiri tam karşılığını bulabilir böylesi bir albümle. Yukarıdaki imaj analizlerinden yola çıkarsak yakın zamanda Tarkan’ın yaptığı türden alaturka formda bir albüm beklenebilirdi 40’lı yaşlarına gelmiş bir Kenan Doğulu’dan. Kim derdi ki mahalle kızlarının ve komşu teyzelerin favori gürbüz çocuğu, yıllar yılı popun ana akımına boca ettiği şarkılarını 2010’ların ikinci yarısında beklenmedik bir kararla rezidansların, plazaların, büyük bankaların adını taşıyan küçük sanat merkezlerinin “creme de la creme” nüfusunca iştahla tüketilecek bir formda yeniden düzenleyecek, çalacak ve söyleyecek. Bunu yaparken yanına Ozan Musluoğlu, Ferit Odman, Mehmet İkiz, Ercüment Orkut, Can Çankaya, Bulut Gülen, Şenova Ülker ve Engin Recepoğulları gibi caz müzisyenlerini alacak ve “caza öykünen” değil, “harbiden caz” bir albüm yapacak. Ben demezdim şahsen, ihtimal vermezdim. Hem de yakın zamana kadar “ben hâlâ yirmili yaşlarımdayım” iddiasını görünümünden ve müziğinden hiç eksik etmemiş bir Kenan Doğulu tanıyor iken.


Albüm bir “en iyileriyle” albümü olmadığı için şarkı seçimi popülerlik kriteri ile değil, şarkıların caz formuna uygunluğu kriterine göre yapılmış belli ki. Bu yüzden albümde “olmazsa olmaz” diyeceğiniz kimi şarkılar yokken, “olmasa da olur” dediğiniz kimi şarkılar var. İlk üç albümden ikişer şarkı, 1993 yılından “Aşk Oyunu” ve “Yazmışsa Bozmak Olmaz”, 1995 yılından “Sımsıkı” ve “Can Bebeğim”, 1996 yılından ise “Gelinim” ve “Koca Çınar” erken dönem Kenan Doğulu şarkılarının örnekleri olarak olgunlaşmış versiyonlarıyla bu albümde yer alıyor. 1999 yılından “Kıyamam”, 2001 yılından “Ex Aşkım”, 2006 yılından “Baş Harfi Ben”, 2009 yılından “Aşkkolik” ve nihayet bugüne ait, yeni bir şarkı “İhtimal” ile toplamda 11 şarkılık bir seçki dinliyoruz.



Dünyada yaygın olarak pop şarkılarının caz versiyonları yapılır. Çoğu kez kendileri söylememiş olsalar bile Michael Jackson’dan Madonna’ya dek, üstelik pek de ihtimal verilmeyecek şarkılarına caz yorumları getirilmiş sayısız pop şarkıcısı vardır. Bizde ise başarılı olabilmiş bir ya da iki örnek dışında, az denenmiş ve pek de ilgi görmemiş bir müzikal biçemdir bu. Her ne kadar caz, kökeni itibarıyla bir çeşit halk müziği olsa da, hem enstrümanist hem de solist anlamında yüksek virtüözite, dinleyiciden ise ortalamanın üzerinde bir kulak dolgunluğu isteyen bu tür, Türkiye’de hiçbir zaman halka inememiş, genelin ilgi alanına girememiş, aksine çok iyi caz müzisyenleri kimi zaman karınlarını doyurabilmek için istemeye istemeye popüler müziğe yanaşmak zorunda kalmıştır. 


Bugün dahi, yurt dışında da tanınan nice caz müzisyenimiz olmasına rağmen böyledir bu. Yani Türkiye’de caz yapmak her zaman riskti; bugün de risk. “Caz yapmak” fiilinin öncelikle boşa konuşmak, gürültü yapmak, aykırı sesler çıkarmak olarak algılandığı başka ülke varsa da ben bilmiyorum; oradan pay biçin. Sadece bu nedenle bile Kenan Doğulu’nun bu cesareti göstermesi alkışlanabilir bir şey. Kaldı ki albümün enstümanist anlamında bir virtüözite eksikliği de yok. Elbette Kenan Doğulu bir caz şarkıcısı gibi şarkı söylemiyor. O kadarını beklemek hata olurdu. Yine kendi gibi ya da belki bir parça daha bir pop şarkıcısının şımarıklığından, yersiz ve şuursuz neşesinden, kırılıp dökülmelerinden arınmış gibi ama hepsi bu. Ötesi, kariyerini bir yere kadar düşürmeden taşımış bir şarkıcının keyfekeder bir denemesi, hak ettiği bir lüksün tadını çıkarması ve şaşırtmak pahasına biz vasat pop dinleyicisine önermesi olarak dikkate alınabilir.  

HAZİRAN 2016

Hande Yener - "Hepsi Hit - Vol.1"

HİT ÇIKMAZSA PARA YOK!


(30 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Mevzu o kadar saçma bir yerde ki şu an, birisi çıkıp bir sonraki albümünün adını “Hit Çıkmazsa Para Yok” koyarsa şaşırmayacağım. Öyle bir Salı pazarı jargonuna doğru yol alıyor rekabetin getirdiği iddia. Hande Yener’in yeni albümünün adı “Hepsi Hit”. Alıp eve geldiğimizde “hepsi hit” çıkmazsa kime şikâyet edeceğimizse belli değil.


Ne yalan söyleyeyim; şimdiki zamanların promosyon taktikleri beni heyecanlandırmıyor; aksine soğutuyor çıkacak albümden. Önce sosyal medyada “bomba”, “olay” filan gibi içi çoktan boşaltılmış kelimeler eşliğinde şarkı adlarını bir bir faş etmeler, sonra ufak ufak şarkı sözlerini paylaşmalar, oradan “teaser”lar, albüm kapağı eşliğinde 15 saniyelik Instagram videoları, sonra tek bir şarkının, ardından da albümün önce ve sadece iTunes’da ön siparişe çıkması ve nihayet satışa sunulması. Gösterip de vermemek, ucundan koklatmak ya da ne derseniz deyin. Çok naz âşık usandırır diye de bir laf var. Hah işte ben usanıyorum bu yersiz uzatmalardan. Şöyle ya da böyle, albümünüz iyiyse zaten bir kere de şak diye çıkarsanız da dinleyici görür, duyar, alır. Yakın zamana kadar sosyal medya mı vardı Allah aşkınıza? Aksine, albümü çıktığını hiç bilmeden birdenbire rafta görmenin verdiği bir başka heyecan vardı ki, alır almaz dinlemek için eve nasıl gittiğimi bilmezdim.


Hande Yener bu promosyon taktiğini fazlaca benimseyenlerden. Bu albüm aylardır sosyal medyada adıyla sanıyla anons ediliyor bizzat Yener’in kendisi tarafından. Merak etmedik mi? Ettik ama bir o kadar da beklenti büyüttük. İşin en tehlikeli tarafı da o zaten.

Mesela albümden ilk servis edilen şarkı “Mor”, bende ilk hayal kırıklığı oldu. Evet, eğlenceli, şıkır mıkır bir şarkı. Kısa yoldan bu yazın çok çalınanlarından biri olmaya da aday. Ama bunca iddianın yükünü kaldıracak bir şarkı değil. Her şeyden önce “sana kırmızı çok yakışıyor” un laciverdi (pardon moru.) Kabul, Hande Yener’in “Kırmızı” ve benzeri şarkılarını mumla aradığımızı kaç kere yazdık ettik, söyledik ama bunca yıl sonra o şarkının bir benzerini yap demedik sanırım.


Kaldı ki “Mor”, “Kırmızı”nın kusurlu bir kopyası. Şöyle ki… Hande Yener’in bu albümde de şarkı aldığı Altan Çetin ve Ersay Üner’in yıllardır popüler şarkı yaratmaktaki becerilerinin en önemli sırrı, şarkı sözlerinin müzikle uyumu, dile kolay söylenişleri, kalabalıklarca bir ağızdan söylenmeye müsait fonetik yapılarıdır. “Kırmızı” bunun doruk noktasındaki örneklerinden biridir. O kadar uzağa gitmeye de gerek yok; bu albümdeki “Deli Bile”ye, “Emrine Amade”ye bakmak bile yeter. Bir de “Mor”a bakalım sonra. “Yakıştı ama sana mor renk çok” cümlesi mesela. İlk kelimenin sonundaki harf ile ikinci kelimenin başındaki harfin, “ı” ve “a”nın çakışması, “mor renk” teki üst üste iki “r” harfinin sertliği filan cümleyi neredeyse eşlik edilemez bir hale getiriyor. Şarkının nakarat kısımlarının kaydedilirken tek bir seferde söylenmediği de çok belli zaten. Her cümle bir sonrakinin yolunu tıkıyor zira, şarkıcıyı zorluyor. “Hit” olması için yazılıp çizilmiş bir şarkıda bu aslında küçük kural hataları ister istemez göze kocaman görünüyor. “Hit” yazmak o kadar kolay değil çünkü. O işler o kadar kolay olmuyor.


Şarkının sözlerinin ne anlattığı da ayrı muamma. Birilerine “giydirmek” için yazıldığı kesin. Artık eski sevgili midir yoksa en dişli rakip mi onu bilemiyoruz. Peki, şarkı boyunca birine (tutun ki karşındakine) hitaben söylenen sözler neden ikinci dörtlükte bir üçüncü kişiye yönelip gıybete (“aman çabalasın dursun, onun da işi zor valla” şeklinde) dönüyor? Bu şarkıda kaç kişi var? Anlayan beri gelsin.

Ha bir de böylesi hafif bir şarkıya bu kadar karanlık, demir parmaklıklı, klostrofobik bir klip çekmekteki amaç neydi, onu da klibin yönetmeni Gülşen Aybaba’ya sormak lazım sanırım.


“Mor”, söz müzik ve düzenlemesi Mert Ekren’e ait bir şarkı. Albümdeki bir diğer Mert Ekren şarkısı olan “Vah Vah” ise tesadüf bu ya, bu defa Hande Yener’in Sinan Akçıllı döneminde kalmış “Atma”nın epeyce yakınlarından geçiyor. Özellikle de şarkının giriş kısmı (metronomu biraz düşürdüğünüzde.)

Dahası da var. Yine söz ve müziği Mert Ekren’e ait “Kavuşabilir miyiz?” ise bir başka eski Hande Yener şarkısı “Acı Veriyor”u andırsın diye yazılmış düpedüz.


Sözün özü albümdeki üç Mert Ekren bestesinin üçü de eski birer Hande Yener şarkısının yavan birer replikası. Buna takılmazsanız seversiniz bu şarkıları da belki. En azından Hande Yener’in artık kelimeleri yaya yaya, geniş geniş şarkı söyleme alışkanlığından artık tamamen vazgeçtiğini duymak hatırına. (Bu arada Hande Yener’in “Acı Veriyor”daki gürül gürül sesi ile “Kavuşabilir miyiz?”deki stüdyoda üzerinde epeyce oynanmış, deforme ses kıyaslanamaz bile, o da ayrı mesele.)


Albümde iki de Ersay Üner şarkısı var. Gürsel Çelik düzenlemesiyle “Emrine Âmâde”, albümün büyük balıklarından biri olabilir. Çünkü söz ve müziği bir dinleyişte akla takılıyor, düzenleme ise çok güçlü, çok dinamik. Kafaya kafaya vurmadan, işi kuru gürültüye boğmadan da güçlü ve dinamik düzenleme yapmanın mümkün olduğunu da bir kez daha görüyoruz böylece. Ayrıca “Bangır Bangır” ile başlayan popta kaşık havası modasının izleri de var şarkının özellikle nakarat melodisinde ki modaysa moda, sırf buradan bile yürüyebilir bu şarkı.

Yalnız enteresan bir biçimde bu şarkıda da bir özne karışıklığı söz konusu. Sözlerin akışında nakarata kadar Hande bir üçüncü kişiye o pek ayılıp bayıldığı adamdan bahsederken nakaratta hızını alamayıp direkt o adama seslenmeye başlıyor (belki de bunu medeni cesaretine yormak lazım, bilemedim.)   


Albümdeki diğer Ersay Üner şarkısı olan “Bu Kafayla”nın düzenlemesi de Ersay’ın elinden çıkmış. Hadi itiraf edeyim, ben dans şarkılarında “loop”larla,” sample”larla elde edilmiş elektronik sesleri de seviyorum yerine göre (bunun müzik sözlüğünde bir karşılığı var mı bilmiyorum ama “muzır bir biçimde kullanıldığı zaman” diye açabilirim “yerine göre” şerhini.) Bu şarkının düzenlemesini sevdim bu yüzden. Amaca hizmet ediyor, tatil yerlerinde çalınmayı, dans ettirmeyi filan garantiliyor. Şarkının kendisi ise (söz ve müziğinin Ersay Üner’e ait olduğunu bilmediğimizi var saysak bile) tipik bir Demet Akalın şarkısı; özellikle de nakarat kısmı. Biliyorum bu, Hande Yener’e kavgada bile söylenmez ama iki kere iki de dört işte, yapacak bir şey yok.


Hande Yener’i “star”lık mertebesine eriştirmiş Yener-Altan çetin ortaklığının en son ürünleri, üç yeni şarkı albümde ardı ardına sıralanıyor. “Deli Bile”, yukarıda bahsi geçen, dile kolay gelecek, kalabalıklarda birlikte söylenebilecek bir şarkının nasıl olması gerektiğine dair iyi bir örnek. Biraz tekerleme gibi mi, evet. Ama amacımız belli, “mood”umuz da bu ise doğru formül böyle bir şey. Altan Çetin ve Catwork (Baran Akın ve Burak Keskin yani) ortak düzenlemesiyle “Deli Bile”, albümdeki bir diğer büyük balık gibi görünüyor.


Albümdeki diğer iki Altan Çetin şarkısının düzenlemelerini Gürsel Çelik yapmış. “Seviyorsun”, Yener’den epeydir duymaya alışık olmadığımız türden, oryantal esintili bir şarkı. İlginçtir ki, ilk üç albümündeki Hande Yener’i en çok bu şarkıda yeniden duymak mümkün. Yakın zamanda Sibel Can’ından Berkay’ına çok kişinin seslendirdiği, adeta tekrar moda olan eski arabesk şarkıları yeniden düzenletmek için Gürsel Çelik’in kapısını çalsaymış birileri keşke. Yaylıları, nefeslileri ve ritim kompozisyonuyla bu şarkının düzenlemesi ‘80’ler arabeskinin nefis bir uyarlaması olmuş çünkü (Nathasca Atlaslara filan kadar gitmeye hiç gerek yok.)

“Seviyorsun”un hemen ardından gelen “Bilmiyor” ise tam aksine, batılı formda bir yavaş şarkı. Yine çok iyi bir düzenlemeyle, Hande Yener’in kulak dolduran vokaliyle albümün iyi şarkılarından biri “Bilmiyor”.


Söz ve müziği Murat Dalkılıç’a, düzenlemesi Serkan Ölçer’e ait “Görev”, her şeyden önce farklı hikâyesi, şarkı sözleriyle dikkat çekiyor. Bu da batılı formda bir yavaş şarkı, iyi bir şarkı ama “hit” olur mu derseniz, pek ihtimal vermiyorum. Daha içe kapanık, özel, geniş kitlelere mal olmayacak bir şarkı çünkü.

Albümün kapanışında yer alan “Biri Kaybediyor”, enteresan ve sürpriz bir deneme olmuş. Okay Temiz’in ‘70’lerde Yeşilçam filmlerinde, reklamlarda, televizyon yayını arıza nedeniyle kesilip ekrana necefli maşrapa görüntüsü getirildiğinde filan dinlemelere doyamadığımız “Denizaltı Rüzgârları” adlı enstrümantal eserinden alınan “sample”ın kullanıldığı bir şarkı “Biri Kaybediyor”. Bu “sample” kullanma işinin dünyada modası geldi geçti ama bizde pek rağbet görmedi. Şarkıda tanıdık bir melodi duyan herkesin “sample” mıdır, değil midir, izin alınmış mıdır alınmamış mıdır bakmadan “çalıntı” diye ortalığı velveleye vermesindendir muhtemelen. İşte bu şarkı, o çok tanıdık, adeta beynimize kazınmış melodinin üzerine Berksan tarafından inşa edilmiş, düzenlemesini ise Çağın Kulaçoğlu yapmış.


Daha önce yazdığım bir Hande Yener yazısına tepki olarak Çağın Kulaçoğlu sosyal medyada benim “müzikten anlamadığımı” ima eden bir şeyler yazmıştı. Bir yavrunun annesini koruma içgüdüsüne yormuş, görmezden gelmiştim. Şimdi yeri geldi diye yazıyorum. Ünlü bir annenin oğlu olarak başladığı “dj”lik macerasını yine annesinin albümlerinde düzenleme yaparak devam ettiren Çağın’ın imzasını ileride bilgisayarın değil, gerçek enstrümanların çalındığı, çalan her enstrümanın partisyonlarını bizzat kendisinin yazdığı bir düzenlemenin altında görmek beni ziyadesiyle mutlu edecektir, emin olsun. Ülkemizin yeni yeni Onno Tunçlara, Attila Özdemiroğlulara, Garo Mafyanlara filan ihtiyacı had safhada malumunuz.


“Mix”ini Ümit Kuzer’in yaptığı (bunu niye belirttiysem) “Biri Kaybediyor”, bence çok iyi bir şarkı, hatta belki de sürpriz bir “hit”. Yalnız şarkının “Nasıl koyduk adını” diye başlaması talihsiz olmuş biraz. Zira kaç kere dinlediysem, her defasında “Nasıl koydu kadını” diye anladım ben. Ötesi uçuk, eğlenceli, çarpıcı.


Gelelim şu imaj meselesine… Çünkü vokal tekniği ile beraber imajını da yerle yeksan etmiş bir Hande Yener gördük geçtiğimiz yıllarda. Sonra tam toparlandı dedik ki bu albümün kapak fotoğrafı düştü sosyal medyaya. George Clooney buna benzer bir fotoğraf vermiş bir vakitler, yazıldı, çizildi. 


Bana ise direkt Kusama’yı çağrıştırdı doğal olarak. Sanırım Hande Yener’de giyim kuşam konusunda bir Bülent Ersoy damarı var ve çarpıcı olacağım derken ifrata kaçıyor, abartının dipsiz kuyularına düşüyor. Sonra gelsin “drag queen” estetiği, gitsin “freak show” kafası. Şova, gösterişe hiç karşı değilim, popun zemini bundan mamul zaten. Kast ettiğim başka bir şey. Şimdi birileri de kalkıp modadan da anlamadığımı söylerse nerelere kaçarım onu bilemiyorum.


Albümün konsept tasarımı Hakan Akkaya’ya, fotoğrafları Cem Talu’ya, kartonet tasarımı ise Ahmet Terzioğlu’na aitmiş bu arada, onu da belirteyim.

Sözü özü (ortalama bir pop dinleyicisi olduğumu varsayarsak) ben bu albümü (en azından) bu aralar dinlerim. Zaten dinlemesem de yaz boyu gittiğim yerlerde maruz kalırım, eğlenirim, hatta yeri gelir coşarım. Daha fazlasını beklemem çünkü beklediğimle kalırım. Hande Yener de bu durumdan memnunsa, ortada sorun yok demektir. “Hepsi hit”miş değilmiş, kimin umurunda?

HAZİRAN 2016

Fettah Can - "Sen En Çok Aşksın"

FETTAH CAN STİLİ


(28 Haziran 2016 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Adını 2000’lerin ilk yıllarında şarkı yazarı olarak hafızaya aldık. Fettah Can, o dönem Alper Narman ile birlikte sayısız “hit” şarkıya imza attı, Emel’den Sezen Aksu’ya, Levent Yüksel’den Sibel Can’a, sektörün lokomotif isimlerinin albümlerinde yer alan şarkılarıyla tanınırlığını perçinledi. Gülben Ergen’e verdiği “Yalnızlık” adlı şarkıda ilk kez onun sesini de duyduk ve aslında müziğe başladığı ilk yıllarda da şarkı söyleyen Fettah Can, 2010 yılından itibaren solo çalışmalarıyla şarkıcı olarak da karşımıza çıkmaya başladı.


Geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlanan “Sen En Çok Aşksın”, Fettah Can’ın dördüncü albümü. İlk albümünden bu yana, yeni şarkılarının yanı sıra daha önce başkalarına verdiği şarkılara da yer veriyordu Fettah Can. Bu son albüm ise daha önce tekli formatında yayımlanmış iki şarkı haricinde tamamen yeni şarkılardan oluşuyor.


2013 yılında yayımlanan “Yalanlar Cumhuriyeti” adlı albümden sonra, 2015 yılını “Delirme” ve “Yalan Bu Dünya” teklileri ile geçirmişti Fettah Can. CD baskısı yapılmayan o iki şarkı, bu albümde yer bulmuş. Geriye kalan sekiz yeni şarkı ise yıllardır dinlemeye alışık olduğumuz Fettah Can stilinin yanı sıra daha farklı denemeler de içeriyor.


“Hayata Merhaba De” bu farklı denemelerden biri. Hem senfonik, hem de alaturka öğelerin ustaca bir araya getirildiği bu Fettah Can bestesi ve düzenlemesi, Cansu Kurtçu’nun etkileyici sözleri ile albümün en iyi şarkılarından biri. Akdenizli bir şarkı olan “Sağanak Gibi” de ilk dinleyişte dikkat çekenlerden. Keşke Fettah Can bu şarkıyı böylesi ağdalı bir biçimde değil de, daha sakin, hatta belki fısıldar gibi söyleseymiş. Çok ters köşe bir şey çıkabilirmiş ortaya.


Bildik Fettah Cah stilinde yürüyen (evet böyle bir stilin varlığından söz edebiliriz artık; sıkça da izinden gidiliyor üstelik) “Sen En Çok Aşksın”, albümün çıkış şarkısı ve elbette en ticari şarkı. İlan-ı aşk eden şarkılar (düğün şarkısı formunda ya da değil) her zaman en sevdiklerimiz arasında zira. “Olan Bize Oldu” da alaturka nağmeleriyle dinleyeni yakalayabilecek bir başka ticari gücü yüksek şarkı. “Bahardan Kalma”nın A kısmı ile “Olan Bize Oldu”nun nakarat melodisinin (oktav farkıyla) aynı kalemden çıktıkları biraz fazla belli.


Söz ve müziği Onur Koç’a ait “Dipsiz Kuyu”, türün çok tipik bir örneği. Başka bir açıdan “Ben Söyledim Sen Anla” da öyle. Mısır’dan İspanya’ya uzanan, bizim de kıyısından köşesinden dâhil olduğumuz coğrafyanın yıllar yılı dinlemekten ve sevmekten bıkmadığımız müziğinden ilham almış, aynı coğrafyanın biri biraz daha doğusundan, diğeri ise batısından yürümüş iki şarkı. Albümün kapanışında yer alan “Kalbime Güvendim” ise ferah, hafif ve iddiasız bir şarkı.


Fettah Can’ın şarkıcı olarak ilk kez karşımıza çıktığı zamandan bu yana şarkıcılık tekniği açısından çok daha iyi bir noktaya geldiğini bu albümle bir kez daha anlamak mümkün; onu da söylemek lazım.

Lara Sayılgan’ın çektiği fotoğraflar ve WBR İstanbul’un grafik tasarımıyla albüm kartoneti çok da iyi ve özenli bir baskıyla dinleyiciye sunuluyor. Hatta son zamanlarda gördüğüm en özenli kartonet baskısı da diyebilirim.

HAZİRAN 2016 

Pul - "Bu Hikâye Senin"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Denizli çıkışlı bir “rock” grubu olan Pul, ilk albümü “Sana Şarkılar Yazdım”ı 2013 yılında piyasaya sürmüştü. Albümün çıkışından bir süre sonra ise grubun kadrosu, kurucusu Yasin Aydın dışında tamamen değişti. Pul, uzunca bir aradan sonra yayımladığı yeni teklisinde Yasin Aydın’ın yanı sıra Özkan Yılmaz ve Kemal Eren’in de olduğu yeni kadrosuyla karşımıza çıkıyor. “Bu Hikâye Senin” adlı şarkının yer aldığı tekli, geçtiğimiz günlerde Artıproject etiketiyle vitrine çıktı.


Grubun ilk albümünün en belirgin eksiği, Pul adını hafızalara yerleştirecek kadar güçlü bir şarkının var olmaması idi. Bu yeni şarkı, bu eksiği geç de olsa giderebilir. Çünkü bir parça Emre Aydın şarkılarını anımsatmakla beraber, “Bu Hikâye Senin”, sözü, müziği ve temiz “sound”u ile hem eli yüzü düzgün, hem de ticari şansı da olabilecek bir “rock” şarkısı. Bu kulvarda nicedir yeni gruplar, yeni şarkıcılardan yana aman aman ses getiren bir iş düşmedi önümüze. Pul’a dikkat kesilmek için bu bile bir gerekçe olabilir.


HAZİRAN 2016 

Cem Belevi - "Alışamıyorum"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bir dizi şarkısı olarak kalan ve klip çekilmeyen “Hayat Belirtisi” 2015’in son günlerinde yayımlanmıştı. Cem Belevi’nin yeni teklisi “Alışamıyorum” ise geçtiğimiz günlerde Ozinga Müzik etiketiyle dinleyici karşısına çıktı. Belevi, müzikten oyunculuğa transfer olanlardan. Şu sıralar da yeni bir romantik komedi formatlı dizide bir kez daha oyuncu olarak karşımıza çıkıyor. Görünen o ki, bir anlamda ağır işçilik olan dizi oyunculuğundan fırsat buldukça da müziği ihmal etmiyor.


Teklinin etiketinden de belli olduğu üzere Cem Belevi bu defa Ozan Çolakoğlu ile güç birliği yapmış ve söz ve müziği kendisine ait “Alışamıyorum” adlı şarkısını hem aranjör, hem de prodüktör olarak ona emanet etmiş. Şarkıyı dinleyince zaten başka da bir alternatif düşünemiyor insan. Zira “Alışamıyorum”, sözleri, melodik yapısı, yürüyüşü ile neresinden baksanız tipik bir Gülşen şarkısı. Şarkının künyesini görmesem bu konuda hiç tereddüt etmezdim.


Resitatif başlayıp sağlam bir köprüyle arabesk etkili, akılda kalıcı bir nakarata bağlanan “Alışamıyorum”, Ozan Çolakoğlu’nun imzası çok belirgin düzenlemesiyle de her bakımdan ticari şansı yüksek bir şarkı. Cem Belevi’nin şarkıcı olarak adını daha faza duyurması açısından doğru bir yerde duracaktır bu nedenle. Ancak umarım bu şarkı onun “erkek Gülşen” olarak anılmasına sebep olacak bir müzikal tercihin başlangıcı olmaz ve burada kalır. Çünkü Belevi’nin özellikle “Günaydın Sevgilim ve “Sor”la yakaladığı çizgi daha genç, daha taze bir nefes vaat ediyordu.

HAZİRAN 2016

Jilet - "Değmez mi?"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Jilet, ilk albümü “Misk-i Amber”i 2012 yılında yayımlamış, o günlerde Bülent Ersoy’un “Maazallah” şarkısına getirdikleri eğlenceli yorum ve Bülent Ersoy’un Swarovski taşlı mikrofonun başrolde olduğu kliple dikkat çekmişlerdi. 2013 yılında iki şarkılık bir tekli yayımladı grup ve Beyaz Show’un jeneriklerini de yapmaları hasebiyle, “Çileli Masal” adlı şarkılarında Beyazıt Öztürk gruba eşlik etti.


2016 model Jilet ise epeyce farklı. Önce gitarist Alparslan Türer’in, sonrasında ise solist Taha Gürbüz’ün gruptan ayrılması ile başka bir dönemece giren Jilet, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan yeni teklisinde yoluna yeni solistleri Özcan Ak ile devam ediyor. Bu değişiklik, grubun müziğine de yansımış. Her şeyden önce Taha Gürbüz’ün Kaan Tangöze ekolünden gelen nağmeli şarkı söyleme biçimi ve grubun müziğine hâkim olan alaturka tınılar artık yok. “Değmez mi?” adını taşıyan bu şarkı, basbayağı pop, hatta “teenage” pop hattından yürüyor.


Şu sıralar pek bir moda olan, genç, yakışıklı, zengin ve küstah patron ile güzel ama salaklık derecesinde sakar, yoksul değilse de orta halli kızın yalanlı, dolanlı, oyunlu, yanlış anlamalı aşklarını anlatan sayısız televizyon dizisinin, o da olmazsa gişe garantisi yüksek bir tozpembe romantik komedi filminin rahatlıkla jenerik müziği olabilecek bir şarkı “Değmez mi?” (hatta belki olmuştur da benim haberim yoktur, takip edemiyorum artık.) Çok genç işi, mutluluk, neşe, eğlence saçan, hafif, uçucu bir şarkı sözün özü. (Bu arada şarkıda geçen “korkma seni ısırmam” lafını çok sevmediğimi de söyleyeyim. Ya da bu nevi ısırma ihtimalli ilişki biçimini anlamak için fazla yaşlıyım. “Korkma seni kaçırmam” olsa daha sevimli olmaz mıydı mesela?) 


Teklide şarkının akustik versiyonu da yer alıyor ki o da pek ferah, pek yazlık. Al gitarını eline, kumsalda söyle, ıslığını da çal.

Şarkıyla ilgili ilginç bir not da var. Söz ve müziği Arif Dirençer’e ait “Değmez mi?”, 2009 yılında Kıbrıs’ta düzenlenen bir şarkı yarışmasında Buray tarafından seslendirilerek ikincilik ödülüne layık görülmüş. Nitekim interneti biraz karıştırırsanız şarkının o versiyonunu bulmanız da mümkün. Dahası aynı şarkının yakın zamanda Jilet tarafından yapılmış bir de “Milli Takım Marşı” versiyonu var.    

HAZİRAN 2016

Derya Uluğ - "Okyanus"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Dinleyici şarkıyı severse eğer, ne söyleyenine bakıyor, ne promosyonuna, ne de radyo ve televizyonda yayınlanma sıklığına. Dinliyor, yükseltiyor, baş tacı ediyor; bize de durup düşünmek kalıyor. İşin başı şarkı. İki kere iki dört. Bakınız 2016 yılında beklenmedik bir şekilde “hit” mertebesine yükselen iki şarkıya: “Bağdat” ve “Günah Benim”. İyidir, kötüdür, şahanedir, vasattır tartışmaları bir kenara, insanlar bu iki şarkıyı sevdi. “Günah Benim”in klibi ana akım müzik kanallarında yayınlanmadı, “Bağdat”ın klibi şarkı alıp yürüdükten çok sonra çekildi ama bu durum insanların bu şarkıları sevmesine engel olamadı.

Bu yılın beklenmedik bir başka “hit”i ise yine beklenmedik bir isimden geldi: Derya Uluğ tarafından seslendirilen “Okyanus.”


Derya Uluğ ismini ilk duyduğumda, doğrusu bu ya, çok kişi gibi bana da bir şey ifade etmedi. Biraz eşeleyince daha çocuk yaşlarda başlayan bir müzik eğitimi ve deneyiminin hikâyesini okudum. Yakın zamana dek sürmüş Ebru Gündeş’e vokalistlik macerası ise son noktayı koydu. “Okyanus”, Ebru Gündeş’i ‘90’ların ikinci, 2000’lerin ilk yarısı boyunca kendi alanında zirvede tutmuş şarkılarını boşuna andırmıyordu demek ki. Ebru Gündeş nicedir o ayarda bir şarkı bulup da seslendirememiş iken Derya Uluğ’un sesi hiç benzemediği halde Gündeş’e benzetilmesinin sebebi de bu olmalıydı. Şarkı çok doğru bir yere oturdu, adeta bir boşluğu doldurdu.


Dünyanın en saçma tanımlaması olsa da, her nedense ve nasılsa “fantazi” müzik olarak adlandırılmış arabesk, alaturka, pop karışımı müzik türünün her daim gideri vardır bu memlekette. Pop diye, “rock” diye servis edilmiş nice şarkının içinden aslında “fantazi” müziğin çıkması da bundandır. Severiz biz. “Tıpkı “Okyanus”u sevdiğimiz gibi.


Derya Uluğ (en azından bu şarkıdan anladığımız kadarıyla) temiz şarkı söyleyen, iyi bir ses. Akılda kalıcı, karakteristik de bir yüzü var. Bu avantajını, şarkısının melodik gücü, kolay ezber edilirliği ve yukarıda bahsi geçen boşluk doldurma meselesi ile de perçinleyince bu beklenmedik çıkışın nedenini anlamak zor değil. Benzer bir ivmeyi yakın zamanda Merve Özbey de yakalamış ama çıkışının arkasını benzer işlerle devam ettirmeye çalışarak pek de ileri gidememişti. Derya Uluğ’un ne yapacağını ise zamanla göreceğiz. En büyük avantajı bu şarkıyı kendisinin yazmış olması (Asil Gök ile birlikte.) Çünkü sadece şarkıcı olarak değil, şarkı yazarı olarak da umut vaat ettiği düşünülebilir. Sonrasına bakmak lazım.


DMC etiketiyle yayımlanan “Okyanus”un düzenlemesini Burak Yeter’in yaptığını ve Yeter’in hiç kasmadan, zorlamadan, şarkının akışını (türün kıstasları içerisinde) alabildiğine doğru bir biçimde şekillendirerek, “hit “olmasında önemli bir rol oynadığını da belirtmeliyim.    

HAZİRAN 2016

Ajda Pekkan Feat. Volga Tamöz - "Ayrılık Ateşi"


(23 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Ajda Pekkan’ın 1993 yılında yakalandığı Ebru Gündeş gibi şarkı söyleme hastalığı, ne yazık ki durup durup nüksediyor. Arada “Hah tamam düzeldi, eski Ajda’ya kavuştuk,” dediğimiz oldu ama ne çare hastalık giderek ağırlaştı. Sesini bir içine içine çekmeler, bir kalınlaştırmalar, kelimeleri boğmalar, abartılı vurgulamalara doyamamalar…

Bakın son şarkısına…


Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle tekli formatında yayımlanan “Ayrılık Ateşi”, sözleri Murat Güneş’e, bestesi ve düzenlemesi Volga Tamöz’e ait bir şarkı. 


“Bulun bana o kalleşi” gibi Ajda’nın ağzına hiç mi hiç yakıştıramadığım maskulen ve sert bir cümleye rağmen şarkı, söz ve melodi örgüsü ve özellikle de düzenlemesiyle bir yaz şarkısının bütün gereklerini yerine getiriyor. Şunu artık kabul ettik ti Ajda’nın bunca yılın ardından müzikte kıdemini ve deneyimini konuşturarak müzikal değeri yüksek bir işe imza atmak gibi bir derdi de, niyeti de yok. Günü yakalamak istiyor, genç kalmak istiyor, listelerde başa güreşmek istiyor ve bunun için ne gerekiyorsa yapıyor. 


Niyet bu iken, böylesi şarkıların etrafında dönüp durması nispeten anlaşılabilir oluyor. Nitekim en çok “Resim” ve “Yakar Geçerim”le ve bir miktar da “Arada Sırada”, “Ara Sıcak” gibi şarkılarla bu amacına ulaştığı da söylenebilir. Bu nedenle sözgelimi Demet Akalın ya da Gülşen söylese yadırgamayacağımız bir şarkıyı Ajda söyleyince de yadırgamamız gerektiğini artık öğrendik. Orasına takılmıyorum nicedir de, Ajda’nın bu şarkı söyleme biçimini ne yapacağız?


Hayır, alaturka albüm de yaptı, yetmedi “Yakarım Canını” gibi alaturka bazlı bir şarkı da söyledi ama bu şekil şarkı söyleme hevesi geçmedi bir türlü. Başta da dediğim gibi bu artık iyileşmesi zor bir hastalığa dönüşmüş durumda. Ajda’yı bu haliyle de kabullenip, sevmeye devam edebiliyorsanız, “Ayrılık Ateşi”ni son birkaç yıldır yayımlanmış en eli yüzü düzgün yeni Ajda şarkısı olarak bağrınıza basabilirsiniz. Aksi biraz zor.

HAZİRAN 2016

Cemil - "Dokunamadık Hayata"

DOĞU-BATI ARASINDA



Adını ilk kez duyduğumuz bir müzisyen Cemil Türkocağı. Geçtiğimiz günlerde RNZ Müzik etiketiyle piyasaya çıkan “Dokunamadık Hayata” adlı ilk albümünde soyadını kullanmamayı tercih etmiş. Haliyle merak edip arattırdığınızda, internette hakkında bir şey bulmak hiç kolay değil. Eğer CD kartoneti varsa elinizde, orada yazılan linklerden yola çıkarak taslak halinde kalmış, tamamlanmamış bir “web” sitesine ve yine hakkında hiçbir bilgi edinemeyeceğiniz sosyal medya hesaplarına ulaşabiliyorsunuz. İşin bu kısmında görünen o ki bir strateji hatası var. Bu zamanda adınızı duyurabilmeniz için her şeyden önce internette görünür olmanız gerekiyor çünkü.


Buna karşın müziğini nerede duysanız kulak kabartacağınız bir müzisyen Cemil. Farklı bir şey yapıyor çünkü ve bu yüzden ilk dinleyişte dikkat çekiyor. Biraz eskinin Anadolu pop müziğini, biraz Mazhar-Fuat-Özkan’ın o minvaldeki şarkılarını anımsatan ama eski de tınlamayan, sıcak bir müziği var Cemil’in. Nitekim tanıtım konserinde ilk kez izlediğim Cemil, sahiden de tavrı ve tarzıyla sahne üzerinde Özkan Uğur sempatisi ve enerjisini anımsatan bir genç adamdı.


Müziğin eğitimini alarak çıktığı yolda, henüz 18 yaşında bile değilken icat ettiği 4 telli gitar-sazı ile kendi müziğini üretmeye başlayan Cemil, yıllardan beridir yazdığı şarkıların yedisini bu albümde toplamış. Albümde ayrıca iki şarkının akustik versiyonları da var. Şarkı sözlerinin büyük bir kısmı Ayşe Engür tarafından yazılmış. Cemil’in düzenlemelerini yaptığı bir şarkı ve iki akustik versiyon dışındaki tüm düzenlemeler ise Oya Erkaya’ya ait.


İlk kez Feridun Düzağaç’ın “Kül” adlı albümündeki düzenlemeleri nedeniyle yaptığı işlere dikkat kesildiğim Oya Erkaya, Cemil’in o kendine has tarzını, güçlü melodik yapılarını, doğu-batı arasında gezinen müzikal tavrını dört dörtlük bir işçilikle düzenlemiş. Şarkılar olanca sıcaklığıyla geçiyor dinleyene bu sayede; abartısız, iddiasız ama etkileyici bir biçimde. Daha albümün açılış ve çıkış şarkısı “Aşk Meşk”i dinlerken şarkıda “brass”ların ve vokallerin kullanım biçimine kapılıp gittim ben mesela. Buna benzer müzikal tatlar albüm boyunca sürüp gidiyor sonra.


Albümün en vurucu şarkılarından biri olan “Dokunamadık Hayata”daki ve hemen ardından gelen “Biliyorum Elbet”deki “brass” soloları, bas gitar yürüyüşleri nefis. “Harbiden mi?”deki klavye sesi sizi alıp ta ‘70’lere götürebilir. İnsan eli nasıl enstrüman olarak kullanılır ve elle nasıl solo yapılır duymak için “Kimi”yi dinlemelisiniz. Otantik Ankara havalarını anımsatan kıvrak yapısıyla “Ayşem”, albümün en ticari şansı yüksek şarkısı gibi gözüküyor.

Cemil’in bestelerindeki en belirgin özelliklerden biri, şarkı içindeki ritim değişiklikleri. Bu durum ortalama dinleyici için çoğu zaman bir dezavantaj olsa da, düzenlemeler sayesinde bu bir handikap olmaktan çıkmış. İlk dinleyişte Cemil’in şarkı söyleme ve sesini kullanma biçimini de yadırgıyor ama dinledikçe bunu bir karakteristik olarak benimsiyorsunuz.


Öyle ki ben bu albümün içine girdikçe, tıpkı çok sevdiğiniz bir kitabı bitirdikten sonra bir başka kitaba başlayamamanız gibi, bir süre başka bir albüm dinlemekte zorlandım. Hatta keşke bu albüm biraz daha uzun olsaydı diye hayıflandım.

Nedim Zeper’in yapımcılığını, Serkan Ayman’ın prodüktörlüğünü üstlendiği bu albümün kapak fotoğraflarını Bari Baykal çekmiş, kartonet tasarımını ise Kağan Özdemir yapmış. Cemil’in kapakta ve kartonet kitapçığının kapağında kullanılan fotoğrafı aynı ama kapaktaki her nedense olması gereken ölçülerde değil ve bir parça orantısız gözüküyor (Basın bülteni ile servis edilen dijital kapaktan değil, CD baskısından söz ediyorum.) Bu da kapak için talihsizlik olmuş.

Yeni bir ses, yeni bir şarkı yazarı, iyi düzenlemeler, iyi icralar, yüksek müzikal tatlarla bezenmiş yeni şarkılar keşfetmek için son zamanlarda yapabileceğiniz en doğru tercih, Cemil’in “Dokunamadık Hayat””sını dinlemek olabilir. Iskalamayın.

HAZİRAN 2016

Esma Er - "Bilmiyorsun"


(10 Haziran 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

İlk albümünü 2008 yılında yayımlayan Esma Er, 2012 yılında iki şarkı ve iki de farklı versiyondan oluşan bir mini albümle çıkmıştı karşımıza. Aradan bir dört yıl daha geçti ve Esma Er’in yeni teklisi “Bilmiyorsun”, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.


Söz ve müziği Tamer Gürsoy’a ait şarkının düzenlemesi Gürsel Çelik tarafından yapılmış. Teklide şarkının üç farklı düzenlemesi daha var. “Hot Versiyon” ve “Slow Versiyon” Genco Arı, “Remix Versiyon” ise İlker Ergül imzası taşıyor.

“Bilmiyorsun”, nefis bir disko şarkısı. ‘70’lerin sonları, ‘80’lerin başlarında dünyada Donna Summer’ın Gloria Gaynor’ın, Ami Steward’ın, Türkiye’de Ajda Pekkan’ın bize sevdirdiği türden şarkılardan biri gibi sanki. Esma Er de sapasağlam vokal tekniği ve sesiyle kendisine çok yakışan bu şarkıyı şaha kaldırıyor. Ajda eski Ajda olsaydı bu şarkı tam onun için olabilirmiş aslında ama ne Ajda eskisi gibi şarkı söylüyor artık, ne de böyle şarkılar söylüyor ne çare.  


Şarkının promosyon kiti bir Midi LP (45’likle 33’lük arası ebatta, 33 devirde çalan, bir dönem denenmiş ama çok tutmamış bir format) ölçeğinde bir ambalajla geldi. Plak niyetine yuvarlak bir karton bir tablayı kabından çıkarıyorsunuz ve CD’ye ulaşıyorsunuz. O yuvarlak tabla aynı zamanda CD künyesinin ve Esma Er’in uzunca bir yazısının bulunduğu bir kartonet. Bu tasarımı o kadar sevdim ki (daha önce birkaç kez daha benzer promosyon kitleri hazırlanmış, ben atlamışım sonradan öğrendim bu arada) keşke CD’ler başından itibaren hep böylesi ambalajlarla yayımlansaymış diye düşündüm. Hem muhafazası daha kolay, hem geniş yüzeyi sayesinde kapak görselleri daha işlevsel hale geliyor. Ama artık böyle şeyler düşünmek için çok geç tabii. CD devri çöküş dönemini yaşıyor malum.


Bu tekli CD olarak yayımlanmadı henüz ama sadece Esma Er’in o uzun ama çok etkileyici kartonet yazısı için bile yayımlanmalı. O yazıyı okuyunca “Bilmiyorsun” kelimesi sadece bir şarkı adı olmaktan çıkıyor çünkü.

Her şey iyi hoş ama bu teklinin bir ses kalitesi, bir “sound” sorunu var. Bunun çalışılan stüdyo ya da son kertede yapılan “mastering” ile bir ilgisi olmalı. Özellikle gümbür gümbür duyulması gereken üç hareketli versiyonun üçünü de bu kadar cılız duymamızın başka bir açıklaması olamaz.


Merve Hasman tarafından çekilmiş, son derece stilize kapak fotoğrafı ve kompozisyona bayılmakla birlikte, basın bülteni ile birlikte servis edilen diğer Esma Er fotoğraflarının ayarı kaçmış Photoshop efektleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, onu da ilave edeyim.

HAZİRAN 2016