Bu Blogda Ara

26 Aralık 2016 Pazartesi

Erol Evgin - "Altın Düetler"

CAN SİMİDİ ŞARKILAR



Eski şarkıları boşuna özlemiyoruz. Bırakın melodisini, sözünü, düzenlemesini, icrasını bir yana, en çok duygusu, hikâyesi, yaşanmışlıkları eksik şarkılar sardı dört bir yanımızı nicedir. Bu yoklukta ister istemez geriye dönüp bakmak, geçmişten duygu, hikâye, yaşanmışlık devşirmek kaçınılmaz oluyor. Her şeyden evvel, o şarkıların anlattığı gibi yaşamıyoruz artık ama ya o vakitler yaşadıklarımızı kâr sayıyor ya da öyle yaşayabilmeyi, hissedebilmeyi hayal ediyoruz.


Erol Evgin şarkıları tam da bu yüzden can simidimiz oldu yıllar yılı. Hep iyi geldi, hep mutlu etti, duygulandırdı; nezaketli, zarif, ince, temiz ve masum aşkları, hayatları anımsattı, yaşattı, bazen de özletti. Hiç dikkat ettiniz mi bilmem ama ben de çok geç fark ettim ki kahırlı, isyankâr, nefret eden, lanet okuyan ve dahi o beylik tabiriyle “atarlı – giderli” bir tane bile şarkısı yok Erol Evgin’in. Hiç yakıştıramamış kendine belli ki ve hiç söylememiş.


Müzikte 40 yılı geride bırakmış, ama bu 40 yıl boyunca bulunduğu yerden bir basamak bile aşağı inmeyerek hem müzikal duruşunu hem de saygınlığını hiç yitirmemiş Erol Evgin, 2016 yılı Mayıs ayında eski şarkılarını yeni düzenlemeler ve düetlerle seslendirdiği bir albümle çıktı karşımıza. Erol Evgin Prodüksiyon ve EMI işbirliği ile yayımlanan bu albüm, “Altın Düetler” ismiyle yayımlandı.


Bugünlerde plak formatıyla da piyasaya sürülen bu arşivlik albümde 10 unutulmaz Erol Evgin şarkısında Evgin’e, sahiden “altın” tanımlamasının karşılığını veren bir kadro eşlik ediyor: Hande Yener, Sıla, Emel Sayın, Sezen Aksu, Candan Erçetin, Aşkın Nur Yengi, Nükhet Duru, Zuhal Olcay, Şevval Sam ve Göksel.


Bir dönem birlikte de çalıştığı, onun kuşağından sayılabilecek isimlerin yanı sıra, o ve onun kuşağının açtığı yoldan yürüyerek bugünün yıldızları haline gelmiş kadın solistlerden kurulu bu kadro, bu değerli şarkılara başka bir değer katıyor bu defa.


Albümün bütün düzenlemeleri İskender Paydaş tarafından yapılmış. Paydaş, şarkıları Evgin’in de isteği ve tercihiyle, orijinal düzenlemelerinin ışığında bugüne güncellemiş. Doğrusu ben orijinal düzenlemelerdeki incelikleri, o müzikal tadı yeniden duyunca çok mutlu oldum. Zira Evgin şarkıları pek çok kez kendisi de dâhil olmak üzere pek çok kişi tarafından yeniden seslendirildi bunca yıldır ama hiç bu tadı vermedi bugüne dek.


Yaylı kompozisyonları, kontrşanlar, vokaller, hatta ‘70’lere mahsus o muzır elektronik sesler bile yerli yerinde olunca, şarkıların ilk hallerine tutulmuş benim gibiler bile yadırgamıyor dinlerken. Tek fark, epeyce de zor bir iş olan kadın-erkek düetlerinde ortak tonu yakalayabilmek maksadıyla kimi şarkılarda alışageldiğimiz tonundan başka bir tonda şarkı söyleyen bir Erol Evgin duymak. Ne hoş ki bu da bir eksiye değil artıya dönüşmüş ve Evgin’in yorumculuğu daha ön fazla plana çıkmış.


Albümü daha piyasaya çıkmadan dinlediğimde beni ilk çarpan hiç kuşkusuz Sıla ve Erol Evgin düeti “Ateşle Oynama” oldu. ‘90’ların o klavye ağırlıklı “sound” anlayışında orijinal versiyonu pek zayıf kalmış, daha sonra şöyle oturaklı bir “cover”ı yapılamamış bu şarkı, bu albümle adeta yeniden doğmuş. 


Evgin’in bir başka ‘90’lar “hit”i olan “Ben İmkânsız Aşklar İçin Yaratılmışım” da aynı şekilde yeniden keşfedilebilecek şarkılardan biri olmuş. “İşte Öyle Bir Şey” de Emel Sayın’ın, “Bir de Sana Sor”da Nükhet Duru’nun seslerini duymak da bu seslere yıllarca hayran kalmışlar için kocaman bir hediye gibi. Zira Erol Evgin özellikle Nükhet Duru ile yıllarca ortak sahne programları, şovları yatı ama birlikte kaydedilmiş ve yayımlanmış bir tek şarkıları bile yoktu.


Artık belki de bir parça sıkıldığımızı zannettiğimiz “Hep Böyle Kal” gibi, “Söyle Canım” gibi yıllardır çok söylenmiş, çok çalınmış Erol Evgin şarkılarını sanki ilk defa duyuyormuş gibi dinleyebilmenin keyfi de cabası.


Uzun zamandır çok sayıda saygı albümü, düet albüm, geçmişe dönük proje yapılıyor ama bu kadar “a plus” bir iş hiç yapılamadı. Belki bir tek Bülent Ortaçgil saygı albümünü bu genellemenin dışında tutabiliriz. Bunda Evgin’in titizliğinin ve özeninin payı çok büyük elbette. Bu albüm sürecinde, şarkıların ve şarkıcıların bir araya getirilmesinde nasıl kılı kırk yardığını, düet yapacak solistlerin kayıtlarına her defasında mutlaka katılacak kadar işine saygı gösterdiğini ben biliyorum.


Yaşar Saraçoğlu’nun fotoğrafları ile süslü, Fatih Özden imzası taşıyan kartonet tasarımı da hem Erol Evgin hem de “Altın Düetler” isimlerini taşıyabilecek kadar şık ve özenli.

Arşivlerin başköşesine konulmalık, kıymetli ve özel bir albüm bu. Ben şahsen bu albümün plağını arşivimdeki eski Erol Evgin plaklarının yanına sevinç ve mutlulukla koyacağım.      

EKİM 2016

Cumali Özkaya - "Yol"

HALK MÜZİĞİNDE BİR TENOR



Konservatuar eğitimi almış bir müzisyen olan Cumali Özkaya, adını önce TRT tarafından açılan beste yarışmasında birinci olarak, peşi sıra ise X Factor yarışmasına katılarak duyurmuş. Sesinin oktav genişliği ile dikkatleri üzerine çeken Özkaya, bu yarışmadan bir süre sonra bu defa TRT Altın Mikrofon yarışmasında birinci olarak adından söz ettirmiş. Halen Hakan Aysev’le birlikte Tenorca Türküler ve Umut Akyürek ile birlikte Toprağın Sesi adı verilmiş sahne projelerine devam ederken, bir yandan da 2016 yılının başlarında piyasaya çıkan ilk albümü ile müzik dünyasında ismini duyurmaya devam ediyor.


Cumali Özkaya’nın Hasan Basri Yapım etiketiyle piyasaya çıkan ilk albümü “Yol” adını taşıyor. “Yol” bir Türk halk müziği albümü. Neşet Ertaş, Davut Sulari ve Hasan Kapani gibi ozanların yanı sıra, anonim türkülerin de yer aldığı bu albümün müzik yönetmenliğini ise Mehmethan Dişbudak üstlenmiş.


Kubat’la da çalışmakta olan Mehmethan Dişbudak, Cumali Özkaya’nın albümünü de benzer bir şekilde modern ve zengin türkü düzenlemeleriyle işlemiş. Zaten Özkaya da gerek şarkı söyleme biçimi, gerekse görüntüsü ile gelenekselin yolundan ayrılmadan modern bir çizgi yakalama çabasında olduğunu fark ettiriyor. Bu anlamda yakın dönemin bu işi en iyi yapanları arasında sayılabilecek Mehmethan Dişbudak çok doğru bir seçim olmuş.


‘80’lerin çok popüler olmuş ve hepimizde izler bırakmış “Ayağında Kundura”, “Yaktın Yandırdın Beni”, “Bağa Gel Bostana Gel”, “Yürüyorum Dikenlerin Üstünde” gibi türkülerini 2016 yılında bir kez de Cumali Özkaya’nın sesinden dinlerken, ister istemez o günleri de yâd ediyorsunuz. “Kurusa Fidanın” türküsünün albümde hem Umut Akyürek’le düet hem de Cumali Özkaya’nın solo versiyonları var. “Hüsnün Senin Ey Dilber” türküsü ise hem uzun, hem de “Radyo Edit” adı verilmiş kısa versiyonuyla yer alıyor albümde. Özellikle bu türküde Cumali Özkaya’nın sesini kullanış biçimi, ses tınısı hiç benzemese bile İbrahim Tatlıses’in kıvraklığını anımsatıyor.


Son yıllarda halk müziğinde ardı ardına bir dolu yeni ses ve güzel albümler dinledik. Bu albümü onlardan ayıran ise akıllıca kotarılmış repertuvarı ve Cumali Özkaya’nın ses rengi hiç kuşkusuz. Halk müziğinde pek sık tenor sese rastlanmıyor zira. Ayrıca ustalardan kurulu bir müzisyen kadrosunun çaldığı albüm, güçlü altyapısı ile de dikkat çekiyor.


Zeynel Abidin Ağgül tarafından çekilmiş fotoğrafları ve Sercan Özen imzalı grafik tasarımıyla albüm kartoneti de şık ve özenli. Şayet daha ticari düşünülseydi, bir arabesk şarkı (tercihen bir Tatlıses şarkısı) ile Özkaya çok daha kolay görünür olabilirdi belki. Neyse ki bu kolay yola sapılmamış ve Cumali Özkaya ilk albümünde, aldığı müzik eğitiminin ve donanımın da etkisiyle olsa gerek, müzikal yönden sağlam bir adım atmayı tercih etmiş. İyi ki de öyle yapmış zira halk müziğinin iyi örneklerinin dinleyicisi her şeye rağmen ve hâlâ, sanıldığından çok daha fazla.

EYLÜL 2016

Simge - "Kamera"


(20 Eylül 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bir Hint şarkısına Türkçe söz yazmak mı? Allah yazdıysa bozsun! Ben olsam katiyen yanaşmazdım. Ama olmuş mu? Olmuş. Alper Narman, Onur Özdemir, Ghost Writer (artık kimse o) ve Sezen Aksu vermişler kafa kafaya, “Badtameez Dil”den “Kamera”yı çıkarmışlar. Bu kadar laf kalabalığından iler tutar bir hikâye türetmek de marifet, Sezar’ın hakkı Sezar’a.


Simge’nin İda Muzik ve DMC ortaklığıyla yayımlanan yeni şarkısı “Kamera”, bir Hint filminin şarkısıymış aslında. Ben de bu vesileyle izledim orijinalini. Pek eğlenceli, pek fıkır fıkır, bir dans, bir coşku sormayın gitsin. Artık Simge de orijinalinin altında kalmamak için mi nedendir bilinmez yönetmen Bedran Güzel’in de marifetiyle şarkının klibine vermiş coşkuyu. Zaman makinesi, uzay kostümleri, apaçiler filan derken hareketli, bereketli, belli ki yüksek maliyetli bir kliple iddia çıtasını yükseltiyor Simge.


Şarkının orijinalini ve ardından Simge versiyonunu izleyip dinleyince “Evet, iyi bir uyarlama olmuş,” diyorsunuz ama orijinali yokmuş gibi davranırsak tek başına “Kamera” ne kadar etkili, güçlü bir şarkı ona emin olamadım. Simge çizgisinin seyrinde biraz hafif kalmış olabilir ve belki de biz klibin o şaşaasından, şarkının o fırlama havasından fark etmemiş olabiliriz. Simge değil de bir başkası, sözgelimi bir “noname” şarkıcı çıkmış olsaydı bu şarkıyla, ne kadar ciddiye alırdık o da belli değil öte yandan.


Belki “Yankı” gibi bir büyük lokmadan sonra böylesi bir kolay lokmaya ihtiyaç duyulmuştur. Belki “Miş Miş”den sonra “Yankı”nın yarattığı ters köşe etkinin ikinci raundudur bu, orasını bilemem. Tıklanma oranlarına bakınca şarkının ticari açıdan başarılı olduğu da söylenebilir rahatlıkla. Ama benim Simge’yi koyduğum yeri bu şarkı doldurmadı sanki. Şuradan pay biçin: “Miş Miş” ve “Yankı” çaldığında bir yerlerde, eşlik ettiğimi biliyorum kaç kere ama kendimi “Kamera Kamera ” derken bulamadım hiç, tıpkı “Bip Bip” derken bulamadığım gibi. Öyle işte.

EYLÜL 2016

Onurr - "Ruj"


(20 Eylül 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Şarkı başlar başlamaz, Sezen Aksu’nun “Şanıma İnanma”sındaki “A aaa”ları (farklı tondan) duyar gibi oluyorsunuz ve bu biraz kafa karışıklığı yaratıyor ama sözler girdiğinde tipik bir Alper Narman – Onur Özdemir şarkısı çıkıyor karşınıza. Alper Atakan’ın düzenlemesini yaptığı “Ruj”, yeni Onurr şarkısı ve geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle tekli formatında yayımlandı.


Vurup kaçıyor Onurr. Süresi (minutajı) kısa ama o kısacık süreye slogan laflar, etkili melodiler sığdırılmış, “hit” kumaşından biçilmiş şarkılar söylüyor. Bir önceki şarkısı “Âşıklar Ölmez”i çok sevmiştim ben. İki dakikada derdini anlatıyor, dinleyenin hafızasına çengelini de atıyordu. “Ruj” da bir 53 saniye fazlayla aynı şeyi yapmayı deniyor. Çapkın, seksi bir şarkı “Ruj”. Ölçülü, biçili, akıllıca yazılmış ve hedef kitlesine nokta atışı yapıyor. 


Ne ki şarkının klibi tüm bu çabanın anti tezi gibi. Çok daha iddialı, havalı, seksi (en azından şarkının adı hürmetine kırmızı rujlu) olabilecekken, alabildiğine sade, gündelik, tesadüfen oraya gelmiş gibi bir Ayşe Hatun Önal bir yana, Onurr’un “üçüncü kuşak Al(a)mancı rapper” saçı, kılığı ve tavrı da şarkıyı fena halde aşağı çekiyor.


Klibi bir yana koyarsak, tam da radyoların seveceği türden bu eğlenceli şarkının bizi eğlendirmemesi, kanımızı kaynatmaması için bir sebep yok.   

EYLÜL 2016

Aziz - "Efso"


(20 Eylül 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Aziz Kiraz, son dönem yetenek yarışmalarından çıkmış en farklı, en kişilikli, en dikkat çekici isimlerden biri oldu. Henüz 18 yaşında olmasına rağmen hem oktavı geniş sesi, hem de gayet oturmuş, olgunlaşmış şarkı söyleme biçimi ile dinlerken kulak kesildiğimiz Aziz, sempatikliği ve güler yüzü ile de hafızalara yer etti. Müziğin eğitimini alıyor olması, opera öğrencisi olması da yeteneğinin altını dolduruyordu üstelik.


Bu hızla Aziz kapanın elinde kaldı ve ilk teklisi “Efso”, vakit geçirmeden piyasaya sürüldü. EMI Müzik etiketiyle yayımlanan şarkının söz ve müziği Alper Narman – Onur Özdemir ortaklığında yazılmış, düzenlemesi ise Osman Çetin’e ait.


Fakat o da ne? Bu Aziz, O Ses Türkiye’de seyrettiğimiz Aziz değil. Her gün bir yenisiyle karşılaştığımız genç erkek popçulardan biri. Yarışmada farklı kostümleri, saçları ile dikkatimizi çeken çocuksu genç gitmiş, sokağa çıksak on dakikada en az on tane göreceğimiz görünümde bir delikanlı gelmiş yerine. Şarkısı deseniz, onda da Aziz’i ara ki bulasın. Başından sonuna o dek o kadar Onurr gibi söylemiş ki Aziz, kendisinden eser kalmamış.


Aslında şarkı tam da Aziz yaşında bir gencin söyleyeceği türden. Onun yaş ortalamasında sevilmemesi için de bir neden yok. Belli ki buradan yola çıkılmış. Ama yarışmadaki Aziz’i az ya da çok izlemiş herkes biliyor ki gerçek Aziz bu değil. Bu şarkı da bu imaj da Aziz’e “küçük” gelmiş, onu sıradanlaştırmış.


Aziz’in çok sıcak bir ekran/sahne enerjisi var. Sesini kullanmayı, şarkı söylemeyi de iyi biliyor. Bu niteliklere sahip olduğu sürece sırtı kolay yere gelmez kuşkusuz. Bu şarkıyla da gelmeyecektir büyük ihtimalle. Ama biz, yarışmadan edindiğimiz izlenimle, ondan çok daha fazlasını beklemek durumundayız. Yine de enseyi karartmıyoruz tabii, Aziz daha çok genç. Belki de bu çekingen bir ilk adımdır ve devamı daha iddialı gelecektir; bekleyip görmek lazım.


Bu arada Aziz ismini soyadı olmaksızın kullanmak da doğru bir taktik değil sanki. Bu internet çağında tek isim kullanmak zaten çok riskli. Basit bir örnekle, bu satırları yazarken Google hazretlerine “Aziz” diye sual ettiğimde ancak dokuzuncu sayfada, o da Aziz Kiraz olarak bir videosuna denk gelebildim. Oraya kadar Rutkay Aziz’den Bulgar şarkıcı Azis’e kadar kimler kimler çıktı karşıma. Oysa “Aziz Kiraz” diye aradığımda doğrudan ulaşabildim. Kiraz çok sevimli ve de artistik bir soyadı kaldı ki; bir “Sağıroğlu” değil yani.

EYLÜL 2016

Edis - "Dudak"


(20 Eylül 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Edis ilk iki şarkısıyla epeyce dikkat çekti ve 2015’in en iyi çıkış yapanlarından biri oldu. Ama arayı gereğinden fazla soğuttu sonra. “Her Şey Aşktan” filmi için seslendirdiği ve Ocak 2016’da yayımlanan Sezen Aksu’nun “Vay” şarkısını bir kenara koyarsak, 2016 Eylül ayına dek piyasaya yeni bir şarkı sürmemiş olması bir taktik hata. Biliyorum ki o, bu süreyi stüdyoda albüm çalışmaları ile geçirdi ama yine de tüketimin bu kadar hızlı olduğu bir arenada bu kadar uzun süre ortalarda olmamak, hele ki adını yeni yeni duyuran biri için epeyce riskli.


Edis’in yeni teklisi “Dudak”, geçtiğimiz günlerde PDND Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz ve müziği Edis’e, düzenlemesi ise Ozan Çolakoğlu’na ait.

Uzun yıllardır ülkenin gördüğü en sıkı “star” adayı Edis. Bunu başından beri söylüyorum. İzleyeni/dinleyeni kısa yoldan etki altına alan bir ışığı var her şeyden önce. Kendi şarkılarını yazıyor ve bu şarkılar piyasa standartlarının üzerinde seyrediyor. Sesi farklı, ayırt edilebilir. Yanı sıra sosyolojik açıdan da bir “star”ın sahip olması gereken en önemli şeylerden birine sahip; aynı anda hem kışkırtıcı hem de masum bir profil çizebiliyor.


Bütün bu artıları bir kazanıma dönüştürmek ise elbette doğru stratejiden geçiyor. Buradan bakıldığında Edis, “Dudak”la bir parça risk almış gibi görünüyor. Biraz daha sert, biraz daha “bad boy” bir Edis var bu defa. Hem şarkının “sound”u bu yönde, hem de Edis’in şarkı söyleme biçimi, klipteki hali, tavrı. Kesin olan bir şey var ki, kimselere benzemiyor. Yıllardır üç numaralı bakışından öte bir numarası olmayan bir türlü olamamış “star”larımızdan biri gibi değil mesela. Ya da çok aykırı, çok farklı bir şey yapacağım derken ana akımın trenini  kaçıracak gibi değil. Kendine başka bir kulvar açıyor aslında. Bu da henüz üçüncü şarkısını duyduğumuz biri için bir başarı.


Çok kolay algılanabilir, ha deyince eşlik edilebilir bir şarkı değil “Dudak”. Bu nedenle belki biraz ağır ilerleyecektir. Buna karşın Edis’in ilk albümüne giden yolda dinleyici ve hayran beklentisini bir tık daha yukarı taşıdığı söylenebilir. 

EYLÜL 2016

Emrah Karaduman Feat. Aleyna Tilki - "Cevapsız Çınlama"


(20 Eylül 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Aleyna Tilki, Yetenek Sizsiniz yarışmasında şarkı söyleyerek adından söz ettirmiş, çok genç, neredeyse çocuk denecek yaşta bir yetenek. Emrah Karaduman ise genç yaşına rağmen Türkçe popun ana akımında ses getiren işler yapmış bir prodüktör ve şarkı yazarı. Tilki ve Karaduman’ın bir araya geldiği “Cevapsız Çınlama” adlı şarkı, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle servis edildi. Şarkının sözleri Gökhan Şahin’e, beste ve düzenlemesi ise Emrah Karaduman’a ait.


Popüler bir “sound”, “club”ları çınlatacak bir elektronik düzenleme, slogan sözler ve genç bir imajla iki ismin bir araya gelişi kendi kulvarında doğru bir iş gibi görünüyor. Aleyna Tilki’nin sahiden enteresan bir ses tınısı ve geniş bir ses aralığı var. Fiziği de “teenage” bir pop yıldızı olmaya çok müsait; üstelik dans da ediyor. 


Buraya kadar her şey tamam, kimya tutmuş. Ne var ki irice bir sorun var. Aleyna Tilki henüz şarkı söylemeyi ve sesini doğru kullanmayı bilmiyor. Diksiyon, artikülasyon, prozodi gibi doğru şarkı söylemenin olmazsa olmazlarından belli ki habersiz. Bu yüzden de şarkıda ne söylediği hemen hiç anlaşılmıyor. Yarışma performanslarını da izledim ve 2014’ten bu yana bu konuda hiç yol almamış olduğunu gördüm. Basın bülteninde yazdığına göre Aleyna bu şarkı için Emrah Karaduman’la birlikte aylarca stüdyoya kapanmış. Keşke o aylar boyunca bir vokal koçu da eşlik etseymiş çalışmalarına.


Henüz 16 yaşındaki bir genç kızın hevesini ve hayallerini kırmak istemem asla. Aleyna bu işi doğru yapmaya başladıktan sonra şayet doğru da yönetilirse, adından sıklıkla söz ettirebilecek, dünyada da örnekleri çok olan “teenage” bir yıldız olarak rahatlıkla parlayabilecek potansiyelde; bu çok belli. İş ki doğru şarkı söylemeyi öğrensin.

EYLÜL 2016 

25 Aralık 2016 Pazar

Sertab Erener - "Kırık Kalpler Albümü"

SERTAB DİYORUM, KİME DİYORUM?


(29 Ağustos 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Tazelenmiş Sertab Erener. Yenilenmiş, gençleşmiş. Müzik dünyasında uzun süreli iş-aşk ortaklıklarının bir zaman sonra müzikal verimi düşürdüğü bir sır değil. Örnekleri çok. Sertab’ın da “demire büründüm aşk ile” diyerek “post-Sezen Aksu” dönemine attığı ilk adım çok güçlü, çok sağlam olmuş, uzun süre de öyle devam etmişti. Şimdi ise Emre Kula var Sertab’ın hayatında. Hem yeni bir aşk, hem de yeni bir müzikal ortaklık bu. Belli ki Sertab’a iyi gelmiş. Bunu hem yeni albümünde hem de sahnedeki enerjisinde hissetmek mümkün.      


Sertab Erener’in GNL etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni albümü “Kırık Kalpler Albümü” adını taşıyor. Emre Kula, albüme başlayacakları zaman Sertab’a artık yeniden “Lâl” ve “Sertab Gibi” albümlerinin kalibresinde bir albüm yapması gerektiğini söylemiş. İşin çıkış noktası da bu öneri olmuş. Ve popüler kulvarda at koşturmaktan biraz geri durup, kendi popülerliğini yaratacak karatı yüksek şarkılardan oluşan bir albüm yapmak üzere kapanmışlar stüdyoya. Emre Kula’nın prodüktörlüğünde Mehmet Demirdelen, Eser Ünsalan, Tunç Çakır, Orhan Deniz, Çağrı Sertel gibi isimler bir araya gelince de yapılan iş amacına ulaşmış. İyi şarkılar, akustik kayıtlar ve Sertab’ın sapasağlam şarkıcılık performansı “Kırık Kalpler Albümü”nü Sertab kariyerinin en iyileri arasına sokmaya yeter de artar bile.


Albümde on şarkı ve bir de farklı versiyon var. Aslına bakarsanız Emre Kula dışında albümde şarkısı olan besteci ve söz yazarları Sertab’ın ilk kez çalıştığı isimler değil. Ancak düzenlemeler ve seçilen şarkıların müzikal bütünlüğü çıtayı bu defa çok yükseğe çıkarıyor.

Şarkılar kulaklığımda İstiklal’de yürüyor iken geçenlerde, dayanamadım ve albümde dört bestesi bulunan Ersel Serdarlı’yı aradım. “Bugünün pop müziğine okkalı bir tokat atmışsınız,” dedim o heyecan ve coşkuyla. Emre Kula’yı tanıyor olsaydım ya da Sertab ulaşılabilir bir “star” olsaydı, çekinmez, onları da arar, tebrik ederim.


Bakmayın çıkış şarkısı olarak seçilen “Kime Diyorum”un hareketli ve eğlenceli bir şarkı oluşuna, bu albümde başka bir hareketli şarkı daha yok. Yaz ortasında piyasaya sürülecek bir albüm için ciddi bir risk demek bu. Belli ki umurunda olmamış Sertab’ın. İyi ki de olmamış. Zaten söz ve müziği Ersel Serdarlı’ya ait “Kime Diyorum” da standart Türk pop metronomunda ve yürüyüşünde bir hareketli şarkı değil. Basbayağı retro, hatta “surf rock” tadı veren bir şarkı. Albümün sonunda şarkının bir de “Pop Remix” versiyonu var ki, bir tek onda kulağımızın alışık olduğu elektronik sesleri duyabilmek mümkün (o da radyolar için yapılmış olsa gerek.) Zaten albümün plak baskısında o versiyon kullanılmamış, yani bir nevi “CD Bonus Track” olmuş ki bence olmasa da olurmuş.


Sertab’a cuk oturan, zekice yazılmış sözleri ve muzır melodisi ile “Kime Diyorum” albümün mutlu sonla bitmesini sağlıyor sağlamasına ama oraya varana dek aşkın epeyce çetrefilli hallerinden geçiyoruz şarkıdan şarkıya gezinirken. Müziğini Emre Kula’nın yaptığı açılış melodisi, “Sertab Gibi” müzikalitesinde bir albüm dinleyeceğimizin habercisi oluyor. Sonra bir Yıldız Tilbe şarkısı olan “Aşk Beni” geliyor. Tilbe’nin bildik şarkı kalıplarını altüst eden, ölçülere, vuruşlara, kafiyelere sığmaz şarkı yazarlığı tekniğinin, bereket ki yıllar sonra nihayet yolu vasat arabeskten geçmemiş bir örneği bu şarkı.


1991’i ‘92’ye bağlayan yılbaşı gecesi TRT 1 ekranında özel bir Sezen Aksu konseri yayınlanmış, o günlerde “Gülümse” albümüyle müzik sektöründeki bütün rekorları egale etmiş Sezen Aksu, albümdeki şarkılarından birkaçını söylemekle kalmamış, yılbaşı hediyeleri olarak üç genç ismi çıkarmıştı sahnesine. Birisi henüz küçücük bir çocuk olan Tuğba Özerk’ti. Diğer ikisi ise konser boyunca vokalist mikrofonlarının arkasında duran Sertab Erener ve Yıldız Tilbe’ydi. Sonrasında olanları biliyorsunuz. Yıldız Tilbe mezun olmadan ayrılmıştı belki ama her ikisi de bir dönem Sezen Aksu okulunun tedrisatından geçmişti. Buna rağmen Sertab ve Yıldız’ın yolu o zaman bu zaman hiç kesişmemişti. Ta ki bu şarkıya kadar.


“Aşk Beni” sıkı bir performans şarkısı ama öyle kolay dile düşecek, bir ağızdan söylenecek türden bir şarkı değil. Buna karşın hemen ardından gelen “Olsun” ve “Karbeyaz”, albümün iki güçlü “hit” adayı. “Olsun” özellikle Can Bonomo’nun şiirli sözleriyle ilk dinleyişte dokunan şarkılardan. Model’in belkemiği ve şarkı yazarı Can Temiz de bugüne dek yazdığı en iyi şarkılardan birini Model için saklamak yerine Sertab’a vermiş.


Söz ve müziği Ersel Serdarlı’ya ait “Kâfi” de onlardan aşağı kalmayan, güçlü bir başka şarkı. “Kâfi”nin ince alaturka havasına Derya Türkan’ın kemençesi şöyle bir dokunup geçerken, Sertab’ın ne kadar iyi bir şarkıcı olduğuna bu şarkıyı dinlerken bir kez daha ikna oluyorsunuz. Bir tek nağme fazla ya da eksik değil, bir tek kelime gereğinden uzun ya da kısa tınlamıyor.


Albümün B yüzü (evet, plaklar sayesinde nicedir unuttuğumuz “B yüzü” kavramı geri geldi) “Şiirin Bir Üstü” ile açılıyor. Sertab’ın albüm lansman konserinde anlattığına göre, Soner Sarıkabadayı bu şarkıyı Sertab’a uzun süre önce vermiş ama düzenlemesinin nasıl olması gerektiği konusunda epeyce çelişki yaşamış ve bir türlü oturtamamışlar. Hatta bu nedenle albüme koymamayı bile düşünmüşler. Sonra bu duyduğumuz sakin flamenko düzenlemede karar kılmışlar. Gerçi Flamenko şarkılardaki yüksek perdeden haykırışlar yok ama şarkının yürüyüşü o hissi veriyor dinleyene. Ve  “Koparılan Çiçekler”, “Açık Adres”, “Bu Böyle” örneklerinde olduğu gibi bir kez daha Sertab Erener – Soner Sarıkabadayı ortaklığı çok parlak sonuç veriyor.


Söz ve müziği Ersel Serdarlı’ya ait “Tek Başına”, “My Way”i anımsatan sözleriyle, derin bir yaşanmışlığın, hesaplaşmanın şarkısı. Aynı zamanda barındırdığı “rock” tınıları ve elektro gitar solosuyla da “Sertab Gibi” albümünün sularında yüzen şarkılardan biri. Peşi sıra gelen “İnsanım Nihayetinde” ise, “Tek Başıma”daki o güçlü kadının güçsüz yanlarını, zaaflarını, kusurlarını anlatır gibi. Sözlerini Sibel Algan’ın yazdığı, bestesini Emre Kula ve Sertab Erener’in birlikte yaptığı bu şarkıda “kusursuz değil kimse,” diyor Sertab… “Sarılmaya muhtaç insanım nihayetinde.”


Yine bir Ersel Serdarlı şarkısı olan “Gitsem” var sırada. Şarkının büyük kısmını tek bir piyano eşliğinde seslendiriyor Sertab ve adeta resital veriyor. Gitar ve davulun girdiği noktada ise şarkı yükselerek büyüyor. Klasik bir yapısı olan bu performans şarkısının senfonik bir düzenlemeyle de seslendirildiğini duymak isterdim ben kendi adıma. Belki bir konserde… Neden olmasın?


Albüm, niteliğine yakışır bir kompozisyonla, Özer Şahin’in grafik tasarımı ve Alper Tüzün’ün “canlı” (konser esnasında çekilmiş) fotoğrafları ile satışa sunulmuş. Bir de genellikle pek de tercih edilmeyen bir şey yapılmış ve albümün CD ve plak baskılarında farklı fotoğraflar kullanılmış.


Hiçbir detayın es geçilmediği, her bir notasının, kelimesinin oya gibi işlendiği, çalındığı, seslendirildiği, hiçbir ticari kaygı gözetmeksizin, sadece müzikal kaygılarla yapıldığı başından sonuna dek belli, dört dörtlük bir albüm bu. Sadece Sertab Erener kariyerinin değil, Türk popunun son yıllarının en iyi albümlerinden biri. “Sample”larla “loop”larla, derme çatma cümlelerle, hece hece şarkı söylemelerle üretilen sanayi tipi Türk popunun içinde bu albüm ne kadar ilgi görür, ne kadar dinlenir, satar, tıklanır orasını kestirmek çok zor ama uzun vadede bir klasik olacağını öngörmek hiç de zor değil. Ben söyleyeyim de benden gitsin. Dinleyiciyi de azıcık dürtmek lazım tabii: “Bak ‘iyi müzik’ diyorum, Sertab diyorum, pşşşttt kime diyorum?”

AĞUSTOS 2016

İrfan Özata - "Yazı Tura"


(26 Ağustos 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

İrfan Özata yeni nesil pop yıldızı tanımının içine alınabileceklerden. Gerçi o, destekli bir proje olarak değil, tamamen kendi emeği ve çabasıyla bir yol açtı kendine. Birikiminin ve müzisyenlik deneyiminin gücüyle adını duyurdu. İyi pop şarkıları yazıyor, iyi şarkı söylüyor. Gelin görün ki fizik olarak bir erkek pop-star prototipine hiç uymuyor. Uzun boylu değil, kaslı değil, davetkâr ve çapkın bakışlar atmayı bilmiyor. Ne gam… İrfan bu eksiğini (bu bir eksikse şayet –ki bence değil, olmamalı) müziğiyle olduğu kadar sıcak, komik, sempatik hali ve tavrıyla pek güzel kapatıyor. Hatta artıya geçiriyor. Bunu görmek için sosyal medyada İrfan Özata takipçisi olmak yeter.


İrfan Özata’nın geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle piyasaya çıkan mini albümü “Yazı Tura” adını taşıyor. 2015 yılında “Emir Büyük Yerden” teklisi ve aynı adlı filmin “soundtrack”i olarak kullanılan “Git Başımdan” adlı teklisini yayımlamıştı İrfan Özata. Demet Akalın’ın ses getiren “Pırlanta” adlı şarkısının bestecisi olarak da duyduk adını bu yıl. İlk teklisi “Yanlış Fotoğraf” ve ilk albümü “Hayat Okulu” ise 2013 yılında dinleyici karşısına çıkmıştı.


“Yazı Tura”da “Git Başımdan”ın yanı sıra dört yeni şarkı ve bir de farklı versiyon var. Dört ayrı hedef kitleye yönelik dört yeni şarkı demek daha doğru olur belki. Bu anlamda biraz stratejik bir albüm bu. İlk albümünde tamamen kendi bildiğini yapmış ama istediği çıkışı tam anlamıyla yakalayamamış bir müzisyenin yol arayışı da denilebilir.


Albümün çıkış şarkısı olarak seçilen “Örf” işin romantik tarafında duran yavaş tempolu bir şarkı. Sözlerini Yazgın Kaçak yazmış, bestesini İrfan Özata yapmış, düzenleme ise Serkan Ölçer’e ait. Gökhan Şahin’in sözleri, İrfan Özata’nın bestesi ve Enver Günen’in düzenlemesiyle “Hır Gür” slogan sözleri, kolay tekrar edilebilir melodisi ve elektronik düzenlemesi nedeniyle tam bir “playlist” şarkısı. “Beach” olur, “club” olur, radyo olur ama mutlaka ayakta dinlenir cinsten... Ardından gelen “Meşrep” ise tam aksi istikamette, rakı masasında uzun oturmalık bir demlenme şarkısı. Sözler Yazgın Kaçak’ın, beste İrfan Özata’nın elinden çıkmış bu defa, düzenleme ise Altuğ Öncü tarafından yapılmış. Bu tür şarkılara bayıldığım bir sır değil. Öznel olmak gerekirse albümde en çok bu şarkıyı sevdiğimi de saklayacak değilim.


Yine bir Yazgın Kaçak – İrfan Özata şarkısı olan “Yazı Tura”, bu defa daha genç bir kitleyi hedefliyor. Daha Batılı, daha pop ve hatta daha “teen-age” bir şarkı çünkü. “Karşında sussam bile atasözü olur” gibi sıkı bir slogana yaslanan şarkının Osman Çetin imzalı düzenlemesi çok dinamik ve eğlenceli. Albümde şarkının daha kısa bir “Radio Edit” versiyonu da var.

“Git Başımdan” ise albümün tek bildik şarkısı. Gökhan Şahin ve İrfan Özata imzalı bu şarkının düzenlemesi Bahadır Tanrıvermiş tarafından yapılmış. Bir film müziği olması nedeniyle mi bilinmez ama teatral yönü ağır basan, bir müzikal şarkısı tadı veren türden bir şarkı “Git Başımdan”.


İrfan Özata’nın ses aralığı geniş, ses tınısı ise dinleyene pozitif enerji yüklüyor. Aslında kişiliğinin sesine yansıması demek daha doğru belki (tanıdığım için söylüyorum bunu.) Tam da bu sebeple eğlenceli, hatta bir parça esprili şarkılarda sesini ve ismini daha fazla parlatabileceğini söylemek yanlış olmaz. Belki bu albüm için her ne kadar ticari şansı yüksek olsa da bence “Örf” doğru bir çıkış şarkısı değildi. Ben olsam “Yanlış Fotoğraf”la yakaladığım çizginin üzerinden bir süre daha devam ederdim ve bu nedenle de bu albümün ilk klip şarkısı olarak “Yazı Tura”yı seçerdim. Tabii bu işler hiç belli olmuyor. Yarın öbür gün İrfan öyle güçlü bir yavaş şarkı yakalar ve öyle de iyi söyler ki benim bu fikrimi yerle yeksan ediverir. Müzik bu sonuçta, hiçbir zaman bir tek doğrusu olmaz.

Sedat Doğan tarafından çekilmiş fotoğrafları ve Melek Boçoğlu’nun grafik tasarımıyla özenli kartonet de albümü bütünlüyor. Eli yüzü düzgün pop sevenlere bu mini albüm tavsiye olunur.

AĞUSTOS 2016

Ece Seçkin - "Zamanım Yok"


(26 Ağustos 2016 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Yerleşik pop-star algısının tamamen değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Kusursuz ve mükemmel görünmek, illüzyon yaratmak, steril kalmak, gizemli ve erişilemez olmak gibi kendilerinden önceki kuşakların yer yer müziklerinden bile daha çok önemsedikleri kaygıları pek de umursamıyor artık yeni nesil pop-starlar. Daha doğal, daha samimi, daha yakın durmayı/gözükmeyi tercih ediyor, kartlarını daha açık oynuyorlar. Böylece hedef kitlelerinin nabzını daha kolay tutabiliyorlar. Plan, proje ve marka yönetimi gibi olmazsa olmazları ve profesyonellik gerekliliklerini de göz ardı etmeden sürdürülebilir bir kariyer çizgisi çizme konusunda, kendilerinden fersah fersah kıdemli pop-starları yaya bırakmaları da cabası.


Bu konuda birkaç belirgin örnek vermek gerekirse İrem Derici, Ece Seçkin ve Mabel Matiz’i ilk ağızda sayabilirim. Her biri birer proje olarak, profesyonel ekiplerce desteklenip sunulmuş olmalarına ve kısa sürede uzun yol almalarına rağmen kendileri gibi olmaktan hiç vazgeçmediler. Bu samimiyetin dinleyici cephesinde kabul gördüğü de açık bir gerçek.

Pop-star olmanın ve kalmanın kuralları yeniden yazılıyor ve görünen o ki önümüzdeki dönemde buna ayak uydurabilenler kazançlı çıkacak.


Harbiye Açık Hava’da Bengü konserinin kulisinde Ece Seçkin’le sohbet ettik. “Sizin kuşak da 15-20 yıl bekleyecek mi Açık Hava’ya çıkmak için?” diye kışkırtıcı bir soru sordum Ece’ye. “Ben beklemeyeceğim abi,” dedi kendinden gayet emin ve kararlı. Olmayacak bir hayal, boş bir iddia gibi gelmedi kulağıma.

Ece Seçkin’in yeni mini albümü “Zamanım Yok”, geçtiğimiz günlerde DGL ve DMC ortaklılığıyla piyasaya sürüldü. Albümde üç yeni şarkının yanı sıra, daha önce dijital formatta yayımlanmış Kolpa & Ece Seçkin ortak çalışması “Hoş Geldin Ayrılığa” da yer alıyor.


Sözleri Ayşen, bestesi Kemal Şimşekyay imzası taşıyan “Adeyyo”, çıkış şarkısı olarak servis edilir edilmez kendi kitlesini buldu. Bugünlerde her yerde duyuyorum bu şarkıyı. Doğru tutturulmuş oryantal dozu, kıvrak melodik yapısı, Ozan Çolakoğlu imzalı modern düzenlemesi ve pek sevdiğimiz türden “atarlı” sözleri ile kafadan “hit” bir şarkıydı zaten “Adeyyo”. İlk dinleyişte kulağa yerleşen, hatta yapışan şarkılardan.


Bu ülkenin popüler kültür dinamiklerinden besleniyor ve ona hizmet ediyorsanız avama kaçma riski her daim başınızın ucundadır. Ece Seçkin başından beri o ince ayarı doğru yapabilenlerden. Görünümü, stili, dans ediş ve şarkı söyleyiş biçimiyle de böyle bu, seçtiği (ya da onun için seçilen) şarkılarla da. “Adeyyo” bu anlamda da amaca hizmet eden bir şarkı.

Bu arada albüm kartonetindeki teşekkür yazısında Ece Seçkin’in Yıldız Tilbe’ye neden teşekkür ettiğinin (albümde bir Tilbe şarkısı yok zira) sırrı da bu şarkıda saklı. Şarkının kayıtları esnasında tesadüfen stüdyoya gelen Yıldız Tilbe, nakarattaki bazı cümlelere katkıda bulunmuş. Bu bir sır mıydı bilmiyorum ama Ece’den öğrendim ve yazmadan edemedim.


Bu arada Tilbe’nin katkısı olsun olmasın Ayşen ve Kemal Şimşekyay çiftinin şarkı yazarı olarak günümüz popüler müziği içinde gözle görülür bir biçimde yükselmekte olduğunu “Adeyyo” bir kez daha gösteriyor.

Nitekim albüme adını veren “Zamanım Yok” da bir Ayşen & Kemal Şimşekyay şarkısı. Her ne kadar “Adeyyo” gibi ilk bakışta “hit” kokusu vermese de, Emrah İş ve Nurettin Çolak’ın “club” düzenlemesi ve slogan sözleriyle listelere girebilecek güçte bir şarkı. Bu şarkıda ve bir sonraki sırada karşımıza çıkan “Olsun”da Ece, bugüne dek duyduğumuz Ece Seçkin şarkılarından ve hatta “Adeyyo”dan da farklı olarak, şarkı söyleme biçiminin vardığı noktayı daha açık hissettiriyor. Şarkıların verdiği avantajla olsa gerek, vurguları, kelimelere sesiyle dokunma biçimi ve duygusu çok daha belirgin ve yerli yerinde çünkü.


Söz ve müziği Gülden Mutlu’ya ait “Olsun” etkili ve vurucu bir şarkı. Kolayca alaturka kıvama getirebilecekken, gerek Mustafa Ceceli’nin düzenlemesi, gerekse Seçkin’in yorumuyla pop sınırlarının dışına çıkmamış şarkı, özellikle nakarat sözleri ve melodisiyle kolayca dile düşecektir muhtemelen.

“Hoş Geldin Ayrılığa” şarkısını tekli olarak yayımlandığı zaman yazmıştım, burada tekrar etmeyeceğim. Şarkıların dijital âlemin kaosu içinde kalmasındansa böylesi formüllerle bir şekilde basılı formata aktarılması arşivcilerin her daim desteklediği bir şey. O bakımdan bu albümde bu şarkının da yer alması sevindirici. Kaldı ki “Hoş Geldin Ayrılığa” müzikal olarak da albümü tamamlıyor.


Ece Seçkin’in başından beri tercih ettiği stilize görsellik ve genç imajla örtüşen, Aytekin Yalçın imzalı kapak fotoğrafları ve Bülent Şengül’ün grafik tasarımıyla bu dört şarkılık mini albüm, basamak basamak inşa edilen kariyerinde Seçkin’e bir adım daha yukarı çıkma şansı verecek gibi görünüyor.

AĞUSTOS 2016