Bu Blogda Ara

12 Aralık 2017 Salı

Nur Yoldaş - "Masal"

ADI GİBİ BİR ŞARKI


(27 Kasım 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Sanki aradan 30 küsur yıl geçmemiş gibi. Tek kanallı siyah beyaz televizyonun yerini YouTube, çıtır çıtır plakların yerini dijital müzik almış ne gam. Nur Yoldaş’ın sesinin yankılandığı her an ‘80’lerin ilk yarısı. Masumiyet yılları. Ortaokul çağlarındaki küçük bir çocuk müziğin o güne dek bildiği, duyduğu, sevdiği şarkılardan ibaret olmadığını fark ediyor önce. Sonra önünde açılan o büyülü kapıdan içeri giriyor. Enstrüman sesiyle, insan sesiyle, notalarla, kelimelerle neler yapılabileceğini anlıyor, keşfe koyuluyor. Nur Yoldaş’ın sesini, Ergüder Yoldaş’ın notalarını başucuna koyuyor ve öyle büyüyor.


O zaman bu zaman Türk müziğini, makamları evrensel armoniyle bu kadar tutkulu öpüştüremedi hiç kimse. Şiirin içindeki müziği kimse bu kadar namusuyla çıkaramadı açığa. Tek tük denemeler oldu; iki şarkı, üç şarkı, teknik anlamda başarılı olanlar da oldu ama o vakit bu vakit Ergüder Ve Nur Yoldaş birlikte yarattığı o iki albümün üzerine bir albüm daha konulamadı.

Mübalağa etmiyorum. Etsem ne çare. Görünen köy kılavuz istemiyor.

Ergüder Yoldaş’ın müziğe ve de herkese, her şeye küsüp gitmesinden sonra Nur Yoldaş ve onun kusursuz şarkıcılığı, sesi de düştü gündemimizden. Keşke düşmeseydi ama onun için de hiç kolay değildi o iki albümün üzerine yeni bir şeyler koyabilmek.


Nur Yoldaş’ın yeni teklisi “Masal”, geçtiğimiz günlerde Arpej Müzik etiketiyle yayımlandı. Şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Ergüder ve Nur Yoldaş çiftinin oğulları Tunç Devrim Yoldaş’a ait. Tunç Devrim Yoldaş, babasından devraldığı bayrağı yine annesiyle birlikte taşımaya devam ediyor. Bu yola çıkışın üçüncü durağı bu şarkı. Daha önce, 2014 yılında “Bir Gamlı Hazan” ve “Sahiden” isimli şarkılar yayımlanmıştı.

“Masal”ın servis edildiği haberini görür görmez açıp dinlemeye koyuldum. İşte bu yazının ilk paragrafı da o vakit düştü aklıma.


Kuşkusuz Tunç Devrim Yoldaş babasının güçlü ekolünün izinden olabilecek en doğru biçimde yürürken, kendi bilgi, birikim ve müzisyenlik deneyimini de katıyor bu harmanın içine. Nur Yoldaş ise yine benzersiz sesi ve şarkıcılık tekniğiyle kelimenin tam anlamıyla büyülüyor. “Masal” hakikaten masal gibi bir şarkı. Ve bu üçüncü şarkı da gösteriyor ki Yoldaş imzası üçüncü bir albümü doğurmaya doğru gidiyor (Nur Yoldaş’ın ‘90’larda yaptığı ve dönemin “sound”una yenik düşmüş “Sakine” adlı albümü konu dışı tutuyorum.)


Tek bir yerde takılı kalıyorum. Ergüder Yoldaş “Sultan-ı Yegah”ı yaptığında yapıldığı dönemin çok ilerisinde, çok ötesinde, yepyeni, bambaşka bir şeydi karşımıza çıkardığı. Bir yanıyla da güncelin içinde yer bulabilecek kadar moderndi ve nitekim liste başlarına çıktı kısa sürede. Oysa “Masal” ve ondan öncesinde yayımlanmış iki şarkı o dönemin izlerini sürerken bugünü yakalamak konusunda ister istemez zorlanıyor. Bu belki bilinçli bir tercih ama artık bir yerinden bugüne, hatta yarına da dokunmalı bir sonraki iş. En azından bugünün ortaokul çağındaki çocuklarına müzikte yeni keşifler yapabilmeleri için cesaret vermesi adına (tıpkı Ergüder Yoldaş’ın bana yaptığı gibi.) Tunç Devrim Yoldaş’ın bu donanım ve yeterlilikte bir müzisyen olduğuna dair şüphe duymadığım için bunu da rahat rahat yazabiliyorum.    

KASIM 2017

Funda Arar - "Aşk Olsun"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Bu kendini tekrar etme, zaman içerisinde edindiği konfor alanının dışına çıkamama meselesini çok fazla dillendiriyorum ama ben yazmaktan sıkıldım, yapanlar yapmaktan sıkılmadı ne çare. Funda Arar da son albümünde farklı bestecilerle de çalışmış olmasına rağmen yine aynı yerden ses veriyordu. Dedim ya; konfor alanı. Her hal ve şartta alıcısı var. Ki Funda Arar ne yapsa belli bir satış garantisini verebiliyor. Bu da kolay vazgeçilebilecek bir şey değil.


Albüm henüz soğumadan araya bir tekli aldı Funda Arar. Bunu daha önce de yapmıştı. Bu yöntemin doğruluğu çoğu zaman tartışılır ama bu defa işe yarayacak gibi zira Arar’ın yeni şarkısı albümün genel seyrinin dışında ve ötesinde.


Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan “Aşk Olsun” adlı şarkının söz, müzik ve düzenlemesi Eflatun’a ait. Tüm Eflatun şarkıları gibi bu şarkının da iskeleti sağlam, sorunsuz. Bir de gayet modern ve güncel ama ortalama Türkçe pop klişelerinden azade bir düzenleme ile işlenmiş ki dinlerken şöyle bir rahat nefes alıyorsunuz. Gitar duyuyorsunuz, basgitar duyuyorsunuz, ne bileyim, keman var ama alaturka makamdan çalmıyor filan derken “pop gibi”, ferahfeza bir pop şarkı dinliyorsunuz. 

KASIM 2017

Mahmut Çınar - "Güz Geçer"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Kulüplerin, “beach”lerin, radyolar, müzik televizyonları ve tıklanma kaygılarının dayattığı “sanayi tipi” şarkılar popüler müziği bir bataklığa çeviredursun, bu döngüyü reddeden dinleyiciler ve müzisyenler, topyekun “alternatif” diye adlandırdığımız şemsiyenin altında nefes alıyor nicedir. Akım kendi yıldızlarını yaratıyor ve ne dinleyicisi ne de üreteni milyarlarca tıklanmayı, günde bilmem kaç kere radyo döngüsüne girmeyi filan dert ediyor.


Alternatif akımın kaçınılmaz yükselişinde alternatif televizyon yayıncılığı yapan YouTube platformlarının etkisi büyük. Garaj Stüdyo da bu platformlardan biri. Pasaj Müzik’in bir oluşumu Garaj Stüdyo ve uzun süredir sektöre taze kan pompalıyor.


Mahmut Çınar’ın ilk resmi klibi “Satır Satır”, Kasım 2016’da Garaj Stüdyo’da yayınlanmıştı. Söz ve müziği kendisine ait olan ama Bülent Ortaçgil kokusu bir hayli hissedilen bu şarkıyı Gözde Öney’le beraber seslendiriyordu Mahmut Çınar. Sonrasında yine Gözde Öney’le bir düet, “Eski Bahar Şarkısı (Sen Oku)” yayımlandı. Çınar’ın bu defa solo olarak dinleyici karşısına çıktığı “Güz Geçer” ise Eylül 2017’de servis edildi.


Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesi olduğu dışında bir bilgiye ulaşamadım hakkında. Yani işin “PR” kısmı henüz işletilmemiş görünüyor. Buna karşın sadece bu üç şarkıyla kendine bir kitle edindiği aşikar. Her şeyden önce iyi bir şarkı yazarı Mahmut Çınar. Alternatif müzik üretmenin şartıymış gibi (hele ki bir de elinde gitar varsa) yaya dağıta şarkı söylemek yolunu seçenlerden de değil. Doğru düzgün şarkı söylüyor, şarkılarının bir derdi var ve o derdi inandırıcı bir biçimde dillendiriyor. Ve dinleyende daha fazla şarkısını duyma, dinleme hissi uyandırıyor.

Henüz dinlemediyseniz mutlaka dinleme listenize ve takibe alın. Kârlı bir keşif olacaktır. 

KASIM 2017

Kibariye - "İstanbul Saklasın Bizi"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Kibariye’yi özlemiş miyiz? Özlemişiz. O da uzun yıllardır şarkı söyleyen ama kendi şarkılarını yazmayan diğerleri gibi bir yerde tıkandı, ne söyleyeceğini bilemedi. Bu arada sesi yorulmuştu, abartılı şarkı söyleme biçimine kendini fazlaca kaptırmıştı derken şöyle ağız tadıyla dinlenebilecek bir albüm yapmayalı çok oldu. En son Yaşar Gaga albümünde “Sevdam Ağlıyor” ve “Onursuz Olmasın Aşk”ı söylemişti ki (bence) “keşke söylemeseydi” dedirten yorumlardı onlar.

Kibariye, geçtiğimiz günlerde Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisinde bu kez “İstanbul Saklasın Bizi” adlı şarkıyı seslendiriyor. “Aşk ve Ceza” adlı dizide kullanılan ve 2010 yılında yayımlanan aynı adlı dizi müzikleri albümünde yer alan “İstanbul Saklasın Bizi”, söz ve müziği Aysuda Ülkü Zeren’e ait bir şarkı. Şarkının o versiyonunu Kıraç seslendirmişti. Şimdi ise Kibariye, Erhan Bayrak düzenlemesi ile yeniden seslendiriyor.


Erhan Bayrak düzenlemesi dedim ama siz bu bilgiyi buradan başka bir yerde göremeyeceksiniz zira şarkı servis edilirken basın bülteni de dâhil olmak üzere hiçbir yerde Erhan Bayrak’ın adı geçmiyor. Geçenlerde yazdım Twitter’a. Bundan bir beş on yıl sonra bu yılların müziğini araştıran biri hangi şarkıyı kim yazmış, kim düzenlemiş asla bilemeyecek. Müzik dijitalleşmeye başladığından bu yana albüm / şarkı künye bilgileri, gereksiz bir şeymiş gibi algılanmaya başladı ve beni en çok şaşırtan da şarkı üretenlerin buna razı geliyor olması.


Kıraç’ın sesini verdiği şarkıları uzun uzadıya dinleyemeyen bir dinleyici olarak bu şarkıyı zamanında es geçmiş olduğuma üzüldüm desem yalan olmaz. Derin, oylumlu, incelikli bir şarkı çünkü. Kibariye’ye de çok yakışmış. Kendisi de sevmiş olacak ki tıpkı eski günlerdeki gibi söylemiş; çok abartmadan ve zorlamadan. Erhan Bayrak da nasılsa Kibariye söyleyecek diye kolaya kaçmamış, şarkıcıya sırtını yaslamamış, özenle işlemiş şarkıyı. Bir de Kiboş’u şarkının bulduğu her boşluğunda “lalalilala” yapma alışkanlığından vazgeçirebilse çok iyi olacakmış.

Kibariye’yi bu şarkıda dinleyince popun yakın dönem modası uyarınca “techno” ritim üzerine tiz perdelerden çığlık çığlığa arabesk nağmeli şarkılar söyleyen genç kadın şarkıcılara selam edesim geldi. Suyunun suyunun suyunu çorba diye içenlere de. Müsaadenizle çocuklar!

KASIM 2017

Derya Uluğ - "Nabız 180"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Derya Uluğ yakın dönemde tanış olduğumuz genç kadın şarkıcılar arasında şarkıcılık performansı açısından açık ara iyi. Sahnede seyretmeden söyleyebiliyorum bunu zira stüdyolarda yoktan var edilmiş şarkıcılarla sağlam şarkı söyleyenler arasındaki fark her şekilde hissediliyor. Nitekim Uluğ’un yeni şarkısı “Nabız 180” de bunu tek başına gösteriyor.


Derya Uluğ ve Asil Gök ortaklığıyla yazılmış ve yine bildik yollardan ilerleyen bir şarkı dinliyoruz. Popun arabeskle sarmaş dolaş olduğu bir şarkı. “Nabız oldu 180” gibi, “eller nasıl da mutlu ya da ne güzel rol yapıyor” gibi bugünün pop dinleyicisinin algısına hemen dokunacak (ve nispeten farklı) sloganların yanında “kalbimde bir migren” gibi farklı olma çabasında kantarın topuzunun kaçtığı bir yer de yok değil (bir önceki şarkı “Canavar”ı hatırlayınız.) Buna karşın sakin ve şarkıcının performansını öne çıkaran düzenlemesi, standart dışı (en azından şarkının ana melodisini tekrar etmeyen) “intro”su ve belli ki uğraşılmış kontrşanları filan bana iyi geldi. Nicedir Ozan Çolakoğlu’nun böylesi bir düzenlemesini duymamışsam demek.


Daha ikinci şarkısını yayımlamışken üçüncü şarkısında ne yapmış acaba diye merak ettirmek bir başarıdır, bunu kabul etmek lazım. Üçüncü şarkıda ilk iki şarkının etki alanının dışından ses vermek de bu zamanda risk almak demek. Bundan sonrası ne olur bilemem ama “Canavar”ın bana düşündürdüklerini bu şarkı için düşünmediğimi söyleyebilirim en azından.

KASIM 2017 

İrem Derici - "Bazı Aşklar Yarım Kalmalı"


(13 Kasım 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

“İrem Derici şarkıları” diye bir şey var mı? Henüz yok. Belki erken, belki de değil. Tartışılır. Ajda Pekkan da hayatı boyunca popüler, çok popüler, en popüler olmanın peşinde koştu ama “Ajda Pekkan şarkıları” diye bir kavram oluştu yıllar içinde ve Pekkan’ın son bilmem kaç yıldır saçmalamasına rağmen etkisini yitirmedi. Hadi o kadar uzağa gitmeyelim; “Demet Akalın şarkıları” diye de bir şey var; beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı.

Onu da geçtik… Bir Rihanna şarkısı ile bir Beyonce şarkısını ilk dinleyişte ayırt edebilir misiniz? Rahatlıkla. Şarkıcının sesini duymadan hem de.

Örnekler çok uzak gelebilir ya da fazla yakın. Sorun da burada başlıyor zaten.


İrem Derici’nin yeni şarkısı “Bazı Aşklar Yarım Kalmalı” geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. İspanyol yürüyüşlü, Akdeniz ezgili, kulağa hoş gelen, çok tanıdık, bildik bir melodik örgüyle dinleyeni kolay yakalayan bir şarkı. Sözleri Ayla Çelik yazmış, besteyi Gökhan Tepe yapmış, Erhan Bayrak da düzenlemiş. Amenna. Hepsi kulvarında garantör isimler. Şarkının klibinin altına yazılan yorumlarda bahsi geçtiği üzere, İrem’in hafif nezleli şarkı söyleme hâli geçirdiği burun operasyonlarının sonucu mu yoksa sahiden nezleli miydi stüdyoya girdiğinde onu bilemem ama ilk şarkısından bu yana şarkıcılığının bir yanı rayına oturdu, orası kesin. Vurguları ve prozodisi bu şarkıda nihayet yerli yerinde.


Yazının başında yazdıklarıma geri dönmek gerekirse… Sorun şu ki bu şarkıyı pekala Ziynet Sali ya da Funda Arar da söyleyebilirdi. Hiç yadırgamazdık. İkisinden de ve çok daha fazla sayıda nicesinden de benzer şarkılar çok duyduk yıllardır. Hani ortada bir havuz var ve o havuzdaki herhangi bir şarkı o sıra kime denk gelirse o söylüyor gibi bir durum. Ya da o söylemezse öbürü söyler gibi. Sav ileri sürmüyorum; gerçeğin ta kendisini dillendiriyorum.


Buradan bakıldığında bu şarkı uzun vadede İrem’e ne kazandırır bilinmez. Ama bir şey kaybettirmez de; orası kesin. Şu sıra popüler piyasada “iş yapan” bütün şarkıcılar aynı formüllerle ilerliyor. Bir tane cesur çıkmadı kaç zamandır. İrem niye alsın bu sorumluluğu üstüne diye de düşünebilirsiniz. E siz de haklısınız. 

KASIM 2017

Emre Altuğ - "Yıldırım Gürses Şarkıları"

PAHALI BİR PROJE ALBÜMÜ


(6 Kasım 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Epeyce “pahalı” bir proje albümü olmalı bu. Zira Yıldırım Gürses’in hayattayken bestelerinin başkaları tarafından seslendirilmesi konusunda gösterdiği telif hassasiyetini ölümünden sonra oğlu Beyazıt Gürses’in de devam ettirdiği ve bir Yıldırım Gürses şarkısını yeniden söylemek istemenin piyasa şartlarında hatırı sayılır bir maliyeti getirdiği bir sır değil. Buna karşın Yıldırım Gürses şarkıları bunu sonuna kadar hak ediyor mu? Ediyor, o ayrı. Zira her biri birer “hit”, her biri aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ sıcak onlarca şarkı var Gürses diskografisinde.


Haliyle değil Emre Altuğ, kim Yıldırım Gürses şarkılarından oluşmuş bir albüm yapmaya niyetlense akıllıca bir iş yapmış olacaktı. Buradan bakınca Emre Altuğ’un geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle yayımlanan yeni albümü “Yıldırım Gürses Şarkıları” (keşke bu isim daha yaratıcı bir albüm adının alt başlığı olsaydı; Yıldırım Gürses ismini bilmeyen genç nesil için bir parça akademik görünüyor zira göze), neresinden baksanız doğru bir proje.


“Proje doğru da Emre Altuğ ne alaka?” diye düşünebilirsiniz. Bence o alaka da doğru. Zira uzun süredir popüler kulvarda dişe dokunur bir iş çıkaramamış, bu anlamda yarışın gerisinde kalmış bir şarkıcı Emre Altuğ. Şu sıralar tuttuğunu ya da sevildiğini varsaydığımız türden şarkıları seslendiren genç erkek şarkıcı profiline bürünmesi ya da onlarla rekabete girmesi gereksiz ve yersiz ki zaten başından beri de hep ortalamanın üzerindeydi Emre Altuğ’un müziği. Bir proje, bir prestij albümü neden olmasında bu noktada?


Aslına Yıldırım Gürses’in popla alaturkayı ustaca harmanlamış hatta bu yüzden statükocu alaturkacılar tarafından bir hayli de eleştirilmiş, hafife alınmış şarkıları yıllarca çok sevildi, çok dinlendi, söylendi. Özellikle ‘80’li yıllarda “Hoş Sadâ” adlı televizyon programıyla Gürses’in başlattığı furya, çok sesli ve çok sazlı alaturka müziğin “hafif Türk sanat müziği” adı verilmiş bir akıma dönüşmesine sebep oldu. İşte bu albümde yer alan “Güller Ağlasın”, “Affetmem Asla Seni”, “Çal Kanunum Çal” gibi kimi şarkılar, tam da o dönemin şarkıları. Yanı sıra daha eskiler, özellikle Yeşilçam filmleriyle hafızalarda yer etmiş “Sonbahar Rüzgârları”, “Kırık Kalp”, “Feryat” gibi şarkılar birden fazla kuşağın ezberinden silinmedi yıllardır.


Bir de ilginç detay var bu albümle ilgili. 1981 yılında Ajda Pekkan’ın Eurovision hezimetinden sonra bir süre ara verip tekrar ülkeye döndüğünde yerli bestecilerle çalışma arzusu sonucu ortaya çıkan “Sen Mutlu Ol” adlı albümünde tam beş tane Yıldırım Gürses bestesi vardı. Bunlardan dördü Emre Altuğ’un bu albüme de girmiş. Tesadüf değil muhtemelen zira “Felek” gibi ilk 10 Yıldırım Gürses “hit”i arasında asla sayılamayacak bir şarkı ancak bu nedenle seçilmiş olmalı. 


Şarkıların düzenlemelerinde Selim Çaldıran, Erkin Aslan ve Ceyhun Çelikten imzaları var. Kimileri birebir Gürses’in “Hoş Sadâ” döneminin izlerini taşıyor, kimileri ise “Kırık Kalp”de olduğu gibi tamamen yeni bir düzenleme anlayışıyla güncellenmiş. Öyle ya da böyle şarkıların hiçbiri eski tınlamıyor, kulağa demode gelmiyor ki bunda Gürses bestelerinin dinamizmi en büyük etken şüphesiz.


Emre Altuğ “Gurbet” gibi bazı şarkıların alaturka gırtlak nağmesi gerektiren kimi cümlelerinde zorlansa da şarkıcı olarak Yıldırım Gürses şarkılarını taşımayı bilmiş. Tabii “Feryat”ı Emel Sayın’dan, “Çal Kanunum Çal”ı Muazzez Abacı’dan, Sonbahar Rüzgarları’nı Handan Kara’dan dinleyerek büyümüşseniz onlardan gayri kim söylese eksik duyabilirsiniz, o ayrı.

KASIM 2017 

Zeliha Sunal - "Geçti"


(20 Ekim 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Sahnede yerine göre “performer” yerine göre “entertainer” olabilen, adeta sahne için yaratılmış bir şarkıcı Zeliha Sunal. O kalibrede az şarkıcı albümlere, stüdyo kayıtlarına sığdırabilir performansını. Nükhet Duru da öyledir mesela. Ne yapsa milyonlar satan albümleri olmamıştır hiç. Onu illa ki sahnede izlemek gerekir.


Zeliha Sunal’da da biraz bu durum var. Bugüne dek bir dolu albüm, şarkı yaptı ama işin o tarafında sahnedeki gücünü tam anlamıyla gösteremedi. Çünkü sahne üzerinde iki-üç saat boyunca, geniş bir repertuvar, şov ve performansla yaratılan o etkiyi iki-üç dakikalık bir şarkıyla, tek bir türle, tek bir stille kısıtlamak, sınırlamak neresinden baksanız zor. Bundandır ki albümleri milyonlar satmasa da yıllardır sahne için en çok talep gören isimlerin başında gelir Zeliha Sunal.

Sunal’ın yeni teklisi “Geçti”, geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı. Sirel’in söz ve müziğine imza attığı şarkının düzenlemesi Murat Yeter tarafından yapılmış.


Şarkı sözleri kırık, buruk, can acıtıcı bir hikâye anlatıyor aslına bakarsanız. Ama tuhaf bir şekilde üzmüyor dinleyeni. Hani üç cümle daha devam etse, “geçerse geçsin, bunun daha yarını var,” diyecekmiş gibi. Bunda düzenlemenin payı büyük. Çok ağdalı, çok ağır, tabiri caizse “damar”dan girmek yerine, tam ters köşeden yürümüş Murat Yeter düzenlemeyi yaparken. Onun artık alamet-i farikası haline gelmiş vurmalı ve nefesli sazlarla yarattığı kompozisyon, Zeliha Sunal’ın tam dozunda yorumuyla birleşince ortaya “Akdenizli” bir şarkı çıkmış. Şarkının klibinin nefis bir Akdeniz-Ege atmosferinde çekilmiş olması boşuna değil.

Zeliha Sunal diskografisinin en parlak işlerinden biri olabilir bu şarkı. Hem sesine çok yakışmış, hem de kıdemine, müzik piyasasındaki duruşuna.

EKİM 2017

Aliye Mutlu - "Kaktüs"


(20 Ekim 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Dört başı mamur bir şarkıcı, bir müzisyen Aliye Mutlu. Dans eğitimi, Türk müziği eğitimi ve de opera – şan eğitimi üzerine bir dolu deneyim; reklam müzikleri, film ve dizi şarkıları, oyunculuk… Birinden birinde ya kendisine ya da sesine denk gelmişsinizdir mutlaka. Yanı sıra 2011 yılında yayımlanmış ilk teklisi “Aşk Kokusu”, peşi sıra gelen “Bir Düş Kurdum” adlı albüm ve 2015’te de “Emrivaki” adlı teklisiyle popüler müzik kulvarında da varlık gösterdi Aliye Mutlu.


İnternette şöyle bir gezindiğimde, Mutlu’nun Battlefield 1 adlı bilgisayar oyunu sayesinde yakın geçmişte hem yurt içi hem de yurt dışında epeyce popülerlik kazandığını gördüm. Bilgisayar oyunlarıyla hiç ilgim olmadığı için anlamakta zorlandım önce. Sonra gördüm ki bu oyunda Mutlu’nun seslendirdiği Makedonca bir şarkı kullanılmış. Aslında bundan kendisinin de sonradan haberi olmuş zira Hollandalı bir firmanın ses kütüphanesine bıraktığı kayıtlardan biriymiş bu ve ticari kullanıma açık bu kayıt, oyunu üreten firma tarafından tercih edilmiş.

Aliye Mutlu Bulgaristan doğumlu. Bundandır ki Balkan gırtlağını kullandığı şarkılar sesinde çok farklı, çok etkileyici tınlıyor. Nitekim Battlefield oyununda kullanılan “Zajdi Zajdi” de dinleyenin tüylerini diken diken eden türden bir ağıt.


Aliye Mutlu’nun geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Kaktüs” ise bir pop şarkısı ve popun kendi matematiği doğrultusunda yazılmış, seslendirilmiş bir şarkı. Buna karşın Mutlu, müzikal becerisiyle bu şarkıyı da sıradan pop şarkılarından farklı bir yere taşımış.

Öncelikle Aysuda Ülkü Zeren’in sitemkâr ama “atarlı” değil, kızgın ama “çemkirmeyen” şarkı sözleri… Sonrasında akılda kalıcı ama pop şarkılarının yegane döngü ve tartımlarından çok farklı bir melodik yapı… Üstüne temiz bir şarkıcılık ve şarkının sonlarına doğru karşımıza çıkan doğaçlama ses oyunu.


Popüler piyasanın içinden bir yerden ses verirken bunu ucuza kaçmadan yapabilmek de mümkün. Aliye Mutlu “Kaktüs”le en çok bunu gösteriyor. 

EKİM 2017

Uğur Etiler - "Yaktım Gemileri"


(20 Ekim 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

2012 yılında O Ses Türkiye’nin ikinci sezonunda yarışmacı olarak boy gösterdiğinde henüz 17 yaşında bir lise öğrencisiymiş Uğur Etiler. İlk performansında sesi ve şarkı söyleme biçimiyle Murat Boz ve Hadise’nin ilgisini çekmeyi ve Murat Boz’un ekibine girmeyi başarmış.


O ilk gecede hayatına müzikle devam etmek istediğini söyleyen Uğur Etiler, aradan geçen beş yılın sonunda ilk teklisiyle, profesyonel bir şarkıcı olarak çıktı karşımıza. Garaj Müzik etiketiyle yayımlanan “Yaktım Gemileri” adlı şarkının söz ve müziği Uğur Etiler’e ait, düzenleme ise Birkan Şener ve Gökçe Turan imzası taşıyor.


Halen konservatuar öğrencisi olan Etiler, Fazıl Say’ın kurduğu Nazım Hikmet Korosu’nun da bir üyesiymiş ve hatta (gelen basın bülteninden anladığım kadarıyla) bu yüzden Fazıl Say, sosyal medyada paylaştığı bir iki övgü cümlesiyle bu ilk şarkının “PR”ına küçük bir katkıda bulunmuş.


Daha “ergen” denebilecek yaşta kurduğu hayalleri milyonlarca insanın izlediği bir televizyon şovunda anlatmış ve sonrasında gerçekleştirebilmiş olması mutluluk verici. O ilk görüntülerini izleyip sonra bir de bugün geldiği noktaya bakınca ben oturduğum yerde sevinç duydum. Buraya kadar her şey şahane. Kaldı ki Uğur Etiler hiç müzik eğitimi yokken dahi, o acemi haliyle bile çok doğru düzgün şarkı söylüyor imiş. Bugün geçen zamanın üzerine kattıklarıyla da birlikte yine gayet iyi şarkı söylüyor. Ancak “Yaktım Gemileri” onun bu vasfını aman aman gösterebileceği bir şarkı değil.


Buram buram ‘90’lar kokan, ‘90’ların “ciklet” şarkılarını andıran bir şarkı “Yaktım Gemileri”. Öyle ki “Gözünü seveyim,”dediği yerde “seni gidi fındıkkıran,” diye devam etmesini bekliyorsunuz. Buna karşın düzenleme tam da bugünlerin “sound”undan izler taşıyor. Belli ki Uğur Etiler, hayranı olduğunu söylediği Gökhan Türkmen’den ziyade Murat Boz’un yolundan gitmeyi tercih etmiş bu ilk teklisinde. Öyle olunca da onu emsallerinden ayıracak, dikkat çekecek, ilgi uyandıracak bir fark, bir çeşni yaratamamış. Müzik bu kadar hızlı pazarlanıyorken fark yaratmak giderek zorlaşıyor belki ama bir o kadar da zorunlu hale geliyor. Buna kafa yormak lazım.   

EKİM 2017

Sena Şener - "Sevmemeliyiz"


(20 Ekim 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Sesi güzel, aralığı geniş, tınısı farklı olmak, sesini iyi kullanmakla “iyi şarkı söylemek” aynı şey değil. Bunu bin kere yazsam yeri. Özellikle son dönemde alternatif müzikte tanış olduğumuz gencecik çocukları övgüye boğarken bu cümleyi de araya sıkıştırmak lazım zira.

Ben Sena Şener’i dinleyemiyorum. Başından beri sesini çok sevdim, sesinin en sakin şarkıda bile yırtıcı tınısını, sesini kullanma biçimini, karakteristik vurgularını çok sevdim. Ama ya diksiyon? Bütün sesli harfleri kulağa batacak kadar bozuk. Özellikle de “e” ve “a” harflerini telaffuzu. Sosyal medya hesaplarında hakkında yazılan bilgilere baktığım zaman bir yurt dışı macerası göremedim. Şayet yoksa gerçekten, bu diksiyon sorununun da bir mazereti yok demektir. Artık “amatör” olarak da adlandıramayacağımıza göre, Sena Şener’in benzersiz ve çok parlak bir şarkıcı olma yolundaki bu handikabı bir an önce bertaraf etmesi gerekmez mi?


Bunu bir kenara koyalım… Sena Şener, bundan yaklaşık iki sene önce internet üzerinden adını duyuran genç isimlerden biri. Önce amatör video ve ses kayıtları, ardından Sofar ve B!P performansları ve 2016 başlarında Mahmut Orhan’la birlikte kaydettiği “Feel”le gelen tanınırlık. İlk profesyonel anlaşma ve Pasaj Müzik etiketiyle piyasaya çıkan ilk tekli “Bak Bana” ise 2016 sonuna tekabül ediyor. Sonrasında “Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları” projesinde Kiremitçi ile birlikte seslendirdiği “Birden Geldin Aklıma” Şener’in tanınırlığına biraz daha ivme kazandırdı. 2017 Mayıs ayında ikinci teklisi “Ona”yı yayımlayan Sena Şener’in geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan üçüncü teklisi ise “Sevmemeliyiz” adını taşıyor.


Daha önceki iki şarkısı gibi bu şarkının da söz, müzik ve düzenlemesi Sena Şener’e ait. Her şeyden önce çok etkileyici, çok çarpıcı, ilk dinleyişte iz bırakan şarkılardan. Sena Şener’in söylediği her şarkı sesinin duyulduğu ilk anda dinleyiciyi kavrayıp içine alabiliyor; bu da çok ender bulunan bir şarkıcılık mucizesi ki bu şarkıda da aynı şey oluyor. Şarkının melodik yapısı pekâlâ “blues” ama düzenleme yerli kulaklara daha yatkın bir yerden ilerliyor.


İlk paragraflarda bahsettiğim çekince üzerine çalışır ve “Sena Şener müthiş yaaa”cıların yarattığı “oyuncak zaferlere” itibar etmezse (ki o yaşta bunun kolay olmadığını kabul ediyorum), Sena Şener’in yakın geleceğin en parlak yıldızlarından biri olması an meselesi. “Söylemişti,” dersiniz.

EKİM 2017

Işıl Yücesoy - "Hayat Herkese Aynı"

BİZİM ONA İHTİYACIMIZ VAR


(2 Ekim 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Müziğe o kadar uzun süre ara verdi ki bir nesil onu sadece tiyatro oyuncusu olarak tanıdı, bildi; aynı zamanda şarkıcı da olduğunu ancak eski plaklara meraklı olanlar keşfedebildi. Hatta, çok iyi hatırlıyorum, 2005 yılında eski şarkılarının yeniden basıldığı “En İyileriyle Işıl Yücesoy” albümü çıktığında yapılan tanıtım gecesinde “Kızım bu gece beni ilk kez sahnede şarkıcı olarak seyrediyor,” diyerek herkesi duygulandırmıştı. Şarkı söylemeyi, sahnede şarkıcı olarak da var olmayı çok sevdiğini o gece görmüş, sonrasında da defalarca buna şahit olmuştum.


2016 yılında yepyeni bir albümle şarkıcılığa geri döndü Işıl Yücesoy. Zamanı geri sardı, kaldığı yerden devam etti. Onun şarkı söylemesinin hem dinleyiciye hem de müziğe nasıl bir kazanç olduğunu bir iyice anlayıverdik o sıra. Ve geçtiğimiz günlerde bu defa iki şarkıdan oluşan bir tekliyle çıktı karşımıza. Ossi Müzik etiketiyle yayımlanan tekli “Hayat Herkese Aynı” adını taşıyor.


Tekliye adını veren şarkının söz yazarı ve bestecisi Sadettin Dayıoğlu. Yücesoy’un albümünün açılış şarkısı “Ben Daha Büyümedim” de ona aitti ve o şarkı tek başına Dayıoğlu’nun nasıl yetkin bir şarkı yazarı olduğunu gösteriyordu. Nitekim bu şarkı da şüphe götürmüyor; Sadettin Dayıoğlu kalemi, üslubu, duygusu ve felsefesiyle her bakımdan çok sağlam şarkılar yazıyor. Bunun kadar önemlisi de yazdığı şarkı şarkıcısına cuk oturuyor. Tıpkı “Hayat Herkese Aynı”da olduğu gibi.


Şarkıyı duyduğum ilk anda tüylerim diken diken oldu ve ne zaman dinlesem yine aynı şey oluyor. Yaş almış, yaşamış, görmüş, duymuş, hissetmiş olmanın bütün olgunluğuyla her kelimenin hakkını veren, her cümlenin ne demek istediğini dinleyene iliklerine kadar hissettiren yorumuyla Işıl Yücesoy adeta devleşiyor. Sesinin zaten çok etkileyici rengi ve tınısı, oyunculuk gücü ve şarkıcılık performansıyla birleşip daha bugünden klasik kabul edilebilecek bir şarkıya dönüşüyor.

Teklinin diğer şarkısı (B yüzü mü demeliyim?) ise “Neden?” adını taşıyor. Sözleri Sacit Şerbetçi’ye ait şarkının bestesini Işıl Yücesoy yapmış. Düzenleme ise diğer şarkının da düzenlemesini yapan Tansel Doğanay’a ait. “Neden?” de tıpkı “Hayat Herkese Aynı” gibi melodisi güçlü, sözleri dokunaklı bir şarkı.


Ne var ki iki şarkı yetmiyor. “Daha fazlası olsa keşke,” diyorsunuz. Tadına bayıldığınız bir yiyecekten biraz daha, biraz daha yemek istersiniz, kendinizi alamazsınız ya. Bir bakarsınız bitmiş, tabak boş. İşte iki şarkıdan öyle kalıveriyorsunuz.


Dünyada örneği çok, bizde ise neredeyse yoktur. Bazı şarkıcılar müziğin güncel eğilimlerinin, dönemsel değişimlerinin dışındadırlar. Popülerlik üstüdürler artık; başka bir yerdedirler. İtalya’da Mina öyledir mesela. Amerika’da Barbra Streisand öyledir. Kimse onların pop müzik piyasasındaki gençlerle aşık atmasını beklemez. Bir yerden sonra yaptıkları her albüm prestij albümüdür, klasiktir. Bir tek rahmetli Ayten Alpman yakalayabilmişti Türkiye’de bunu, ne yazık ki devamını getiremedi. 

Işıl Yücesoy şarkı söylesin. Hep söylesin, daha çok söylesin. Bu tekliyle de bir kez daha anlıyoruz ki bizim ona çok ama çok ihtiyacımız var.

EKİM 2017

Kardeş Türküler - "Yol"

TÜRKÜLER KARDEŞTİR


(11 Eylül 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türküler siyasidir. En hoppası, eğlencelisi bile öyledir; bir derdi vardır her türkünün çünkü. Gelin görün ki türküler siyasetler üstüdür de aynı zamanda. Bu coğrafyada yerleşmiş, yaşamış, kimi hüküm sürmüş, kimi sürülmüş, öteki azınlık, beriki çoğunluk olmuş, bazen de yok olup gitmiş dilleri, dinleri, gelenekleri, adetleri, ırkları, toplulukları, kavimleri kayıttan şarttan, önyargıdan, ayrımcılıktan azade yaşar türkülerde. Ve sevilir. Ve benimsenir. Kardeş Türküler tabiri bir grup adı ya da bir proje olmanın çok ötesindedir bu yüzden. Türküler gerçekten “kardeş”tir.

Bir halay bir Egeliyi coşturabilir, bir bozlak bir Karadenizliyi nasıl üzerse. Bir Güneydoğu Anadolulu horon tepebilir, bir Çukurovalı nasıl 9/8’lik bir havayla göbek atabilirse. Kaba bir özettir bu ama doğrudur. Bu hep böyle olagelmiştir bin yıldır. İşte bizim Kardeş Türküler de yıllarca resmi ideoloji tarafından sterilize edilmeye, tektipleştirilmeye çalışılmış bu kardeşliğin gayri resmi tarihini belgeliyor her bir albümüyle. Kardeş Türkülerin yeni albümü “Yol”, geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik etiketiyle piyasaya çıktı.


İlk kez 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklör Kulübü tarafından hazırlanan bir konser çalışması olarak hayata geçen Kardeş Türküler projesi, 1997 yılında bir albümle geniş kitlelere ulaştı. O albümün ardından ikisi film müziği olmak üzere altı albüm daha yayımlayan ve hem yurt içi hem de yurt dışında sayısız konser veren, ödüller kazanan ve çok sayıda dayanışma projesine de imza atan topluluk, yeni albümünde de türkülerin kardeşliğini anlatmaya devam ediyor.

Albümde 13 türkü var bu türküler yine Kafkasya’dan Balkanlara, Mezopotamya’dan Anadolu’ya dek uzanan kadim coğrafyadan derlenmiş. Kimileri yazanı belli besteler, kimileri ise geleneksel. Hem düzenlemeler hem de icralar çok kalabalık bir ekibin elinden çıktığı için burada tek tek sıralamak mümkün değil ama bilenler bilir, Kardeş Türküler başından beri ülke müziğinin görüp göreceği en kolektif işlerden biridir ve bu bile tek başına hem çok zor, hem de bir o kadar değerlidir.


Albüm Cem Karaca’nın yazdığı ve ilk kez 1974 yılında plağa okuduğu “Beyaz Atlı” ile başlıyor. Feryal Öney’in bir çığlık, bir çığ, bir çağlayan, bir kasırga (ne derseniz deyiniz) etkisiyle çınlayan sesi ve gürül gürül akan düzenleme daha albümün ilk dakikalarında yakalıyor dinleyeni. Arkası geliyor sonra. Kürtçe “Halâle”, Çerkesçe “Kayderi Ğogum”, Ermenice “Hanene”, Bir Çerkeş Türküsü “Kalk Gidelim”, şarkıları Türkiye’de de çok sevilmiş Lübnanlı müzisyen Rahbani’nin “Ala Del’una”sı ile bizim meşhur “Evlerinde Lambaları Yanıyor” türküsünün müthiş bileşimi albümün ilk yarısını tamamlayan türküler.


Alevi dedesi Ali Murtaza’dan “Eşrefoğlu Al Haberi”, Söğüt’ten “Bir İncecik Duman Tüter”, Karadeniz Rumcası ile Aitents’ Eparapetanen, Boşnakça “Mito Bekrijo”, Kürtçe “Sebahul Xeyr”, Zazaca “Gulê” ardı ardına geliyor ve Kilis türküsü “Karanfil Deste” gider ile de albüm kapanıyor.


Tabii her Kardeş Türküler albümünde ya da konserinde olduğu gibi yine seçilen türküleri arka arkaya dinlerken ne bölge, yöre kalıyor, ne dil, ne din, ne de başka bir sınır, köşe. İnsan olmanın ortak hissinde, hüznünde, sevincinde, insanın yine insanla, kimi zaman da doğayla, hayatla verdiği sınavın derininde bir yerlerde gülerek, ağlayarak buluşuyoruz yine. Bu hayat bilgisini heybesine doldurmuş muazzam müzikal zenginliğin bugünün kayıt ve icra imkânlarıyla çalınmış, söylenmiş ve bir albüm kadarına sığdırılmış müthiş lezzetiyle.


Ortak değerlerimizin sistematik olarak aşındırıldığı, ortak hafızamızın bir plan dâhilinde silinmeye çalışıldığı, tarihin yalanla yeniden yazıldığı bir zamanda, dinlemek ve edinmenin ötesinde, sahip çıkılması gereken bir albüm “Yol”.  

EYLÜL 2017

Aylin Şengün Taşçı - "Git"

TAŞ PLAKLAR, LAMBALI RADYOLAR


(6 Eylül 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Her yıl neredeyse bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda alaturka albüm yayımlanıyor artık. Bu ülkede doğmuş herkesin daha bebekliğinden itibaren ninnilerle, ezanlarla kulağına çalınan o makamlar, nağmeler ucuz pop şarkılarında çarçur edilirken nerede çalınsa mest olduğumuz, eşlik etmekten kendimizi alamadığımız, hep ama hep sevdiğimiz alaturka müziğin bu denli gündem dışı kalması üzücü. Neyse ki Aylin Şengün Taşçı gibi birkaç “son nefer” var.


Aylin Şengün Taşçı, bir hayli yüklü müzik geçmişini albümlere taşımaya başladığından bu yana her bir albümünde farklı bir konseptle alaturkanın seçkin eserlerini dinleyiciye sundu. Kâh ‘80’lerin popüler alaturka şarkılarını seslendirdi, kâh klasik dönem eserleri. Yeri geldi yeni nesil alaturka bestecilerinin eserlerine yer verdi albümlerinde, yeri geldi Nazım Hikmet ve Yahya Kemal şiirlerinden bestelenmiş şarkılardan oluşan bir albüm yaptı. Taşçı’nın yeni albümü “Git”, geçtiğimiz günlerde Taşçı Yapım etiketiyle piyasaya sunuldu.


Bu albümde gramofonların pirinç borularından yayılan taş plak çıtırtıları, lambalı radyoların kısa dalga yayınlarından evlerimize ulaşan emisyonlar, pilli pikaplarda dönen 45’lik plaklar, yazlık sinemalarda izlediğimiz siyah beyaz Yeşilçam filmleri var. Şarkıların bir kısmı gerçekten o dönemlerden, bir kısmı ise yeni ama toplamda albümün bıraktığı hissiyat tam olarak bu. Seçilen şarkılar, düzenlemeler, icralar ve yorum şimdilerde neredeyse unutayazdığımız o harikulade zamanlara geri döndürüyor dinleyeni.

Musikimizin popüler üç makamı üzerine inşa edilmiş bu albüm: Nihavend, hicaz ve rast (ki hicaz benim de en sevdiğim makamdır.) Seçilen şarkıların bir kısmı günümüz bestekârlarının, bir kısmı ise geçmiş dönem ustalarının eserleri.


Türk müziğinin ilk sözlü Türkçe tangosu olarak kayıtlara geçen ve ilk kez Seyyan Hanım tarafından taş plağa okunan “Mazi” tangosu, birçok Yeşilçam filminde fon müziği olarak kullanılmış Erol Sayan bestesi “Geçsin Günler Haftalar”, Dramalı Hasan’ın işveli Rast şarkısı “Kalbim Seni Özler”, Radife Erten’in Nihavend şarkısı “Sevgili İstanbul” ve albümün açılışında yer alan bir başka tango “Sen Benim Güneşimdin”, tam da yukarıdaki paragrafta bahis geçen hissiyatın içinden geçen şarkılar. Ama yeni eserler de onlardan aşağı kalmıyor. Mesela Dilek Yüzlüer’in bestesi olan ve albüme adını da veren “Git”, pekala bir başka Seyyan Hanım plağı olabilirmiş, şayet o dönemde bestelenseymiş. Ya da Hüseyin Balkancı imzalı “Siyah Beyaz Sevdalar”, siyah beyaz bir filmde filmin başrol kadın oyuncusunun gazinoda şarkıcı olduğu zaman (ki mutlaka olurlardı, malum) allı pullu tuvaletiyle sahnede söyleyeceği şarkılardan biri olabilirmiş.


Tabii bu çizginin yakalanmasında şarkı seçimi kadar önemli iki husus daha var. Birincisi Aylin Şengün Taşçı’nın su gibi berrak, temiz ve iç ferahlatan yorumu, bir diğeri ise albümün müzik yönetmenliğini üstlenen Dilek Yüzlüer’in şarkıları konsept çerçevesinde çok doğru bir biçimde işlemesi.

Başından sonuna telaşsız, gürültüsüz patırtısız, sakin ama bir o kadar hisli ve içli, dokunaklı, günümüz müziğinin hengâmesi içerisinde kulakları dinlendirmek, hatta temizlemek için dinlenebilecek bir albüm bu. Mutlaka arşivlere girmeli zira sadece geçmişe ve bugüne değil, geleceğe de bir iz bırakacak, bir belge olacaktır. Umarım imkânlar elverir ve bu albümü günün birinde plak olarak da raflarda görmek mümkün olur. Böyle bir albümün plağı basılmayacak da hangi albümün basılacak?    

EYLÜL 2017