Bu Blogda Ara

14 Mayıs 2017 Pazar

Bubituzak - "Boyutlar"

YENİ DÜNYA MÜZİĞİ


(27 Şubat 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

‘60’ların ortasından aşağı yukarı 70’lerin ortasına kadar süren bir dönemde Türkiye’de saykodelik müziğin en iyi örnekleri yapıldı. İmkânlar çok kısıtlıydı ama ve durum yaratıcılığı alabildiğine körüklemiş, cesareti olabildiğince artırmıştı. Yakın zamanda önce dünyada, sonra nedense Türkiye’de farkına varılan ve kıymete binen o dönemin müziğinin izdüşümleri ise bugünün alternatif müziğinde her geçen gün daha fazla kendini gösteriyor.


Güzel olan şu ki Batı müziğini ne kadar benzer şekilde taklit edersek o kadar iyi anlayışı yavaş yavaş yerini kendi kaynaklarımızı eşeleme çabasına bırakıyor. Halk müziği, alaturka ve arabesk yeniden keşfediliyor, biçimlendiriliyor ve bundan gocunanların sayısı giderek azalıyor.

Ali Güçlü Şimşek, Görkem Karabudak ve Emrah Atay’dan kurulu Bubituzak da böylesi gruplardan biri. Kreş’ten ve Çilekeş’ten tanıdığımız grup elemanları şu sıralar Gaye Su Akyol’a da eşlik ediyorlar. Grubun yeni albümü “Boyutlar” da Gaye Su Akyol ile birlikte kurdukları Dunganga Records tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı.


Bubituzak’ın ilk albümü “Uzay Yolları Taşlı”, 2013 yılında piyasaya sürülmüştü. Aradan geçen dört yılda zaten neredeyse hazır olan yeni albüm şarkılarını üzerine yeni bir şeyler kata kata işlemiş ve şimdi dinlediğimiz noktaya getirmişler. İlk albüme kıyasla daha renkli, daha cafcaflı, daha görkemli bir albüm bu. Ve hatta daha eğlenceli. Oyuncaklı sözler, melodik zenginlik ve türler arasında dans edişlerle dinleyiciyi tepe sersemi etme noktasına getiren, adrenalini yüksek bir albüm “Boyutlar”.


11 şarkıdan oluşan albümdeki şarkıların büyük kısmı Ali Güçlü Şimşek tarafından yazılmış. “Cehennem Dediğin”in bestesi Görkem Karabudak tarafından yapılmış, “Olan Olur” da ise Ali Güçlü Şimşek’in yanı sıra Gaye Su Akyol’un imzası var. Şarkıların düzenlemeleri ise grubun ortak çalışması ile yapılmış.


Sadi Güran’ın illüstrasyonları ve Aylin Güngör’ün grafik tasarımı ile ortaya çıkarılan kapak ve kartonet, grubun müziğine dair göndermeler içeren zengin bir görsellik taşıyor.

Albümü dinlerken enstrümantal bir beste olan “İpimle Kuşağım”da olduğu gibi retro gitarların arasından ‘70’lerin orkestra müziğini anımsatan nefeslilerin çıkıverişini, Gaye Su Akyol’un da sesiyle eşlik ettiği “Olan Olur”da olduğu gibi bir İspanyol bolerosunun ansızın alaturkaya bağlanıvermesini ve benzeri nice füzyonu duymak mümkün.


’60 ve ‘70’lerde saykodelik müziğin doğuş ve yayılış dinamikleri bambaşkaydı. Onu yeniden keşfedişimizin, tekrar dolaşıma girmesinin ve yeniden işlenmesinin saikleri ise bambaşka. Artık dünyanın müziği (gelmişi geçmişi ile) avucumuzda tuttuğumuz cep telefonunun içine sığdırılmış vaziyette. Her an her şeyin değiştiği, devindiği, hızın çağın tanrısı olduğu bir zamanda durağanlığa, yeknesaklığa tahammülümüz yok. Hâl böyleyken şarkıların da kendi içinde devinmesi, yer yer bipolar bir ruh halinde gidip gelmesi, dinleyeni fiziki haritalardaki sınırlar ve tarih kitaplarındaki dönemler arasında ışınlayarak dolaştırması şaşırtıcı değil. Bubituzak, yakın dönemde adından söz ettirmiş çok sayıda alternatif müzisyenin peşinde koştuğu bu yeni nesil dünya müziğine (world music) bu topraklardan sunulmuş parlak önerilerden biri olabilir.

ŞUBAT 2017 

Işın Karaca & Sefa Cheshmberah - "Sevmekten Anladığım"


(15 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Işın Karaca ve kardeşi Akın Büyükkaraca’nın birlikte kurduğu Akış Production’ın ilk ürünü bir tekli oldu. Bugüne dek Karaca’ya birçok şarkı vermiş ve bir dönem vokalistliğini de yapmış Sefa Cheshmberah, bu defa şarkıcı olarak karşımıza çıkıyor ve söz ve müziği kendisine ait bir şarkıyı Karaca ile birlikte seslendiriyor. “Sevmekten Anladığım” adlı şarkı geçtiğimiz günlerde WediaCorp Music etiketiyle dijital platformlarda yerini aldı.


Bir kere şunu söylemek lazım ki şarkıcıların kendini ve markalarını idame ettirmekte zorlandıkları bir dönemde birinin yeni bir isme destek vermesi alkışlanacak bir durum. Popta yeri sağlam isimlerle yaptığım röportajlarda mutlaka sorduğum “Yeni isimlere prodüktörlük anlamında destek vermeyi düşünür müsünüz?” sorusuna genellikle “gücüm yok” cevabını alıyorum nicedir mesela. Bilenler bilir Zeki Güner gibi bir değerin Türk popunda yer bulmasında da Karaca’nın yadsınamaz bir payı vardır. Sefa’nın şarkı yazarlığı kadar şarkıcılığıyla da tanınmasında Işın’ın üstlendiği rol önemli ve değerli.


Söz ve müziği Sefa Cheshmberah’a ait şarkının düzenlemesini Akın Büyükkaraca ve Turan Güçnar birlikte yapmış. Sözü, müziği ve düzenlemesiyle standart üstü, temiz bir iş çıkmış ortaya. Yıllardır birbirine aşina iki sesin uyumu da yeri yerinde. Belki Sefa bu şarkıyı solo söylemek istediğinde söyleyeceği ton bu olmaz çünkü nakaratlarda bir hayli pes kalıyor ama düetlerin de cilvesi bu işte.


Bu arada Işın Karaca’nın haykırmadığı ve sertleşmediği tonlarda (mesela bu şarkının A kısmında) sesinin ne kadar etkili tınladığını da bir kez daha duymuş olduk. Hep yazdım, bir kez daha yazacağım. Bir sahne ritüeli olarak sesin volümünü ve rezonansını yüksek tutmak çok alkış getirse de, bunu bir alışkanlık haline getirip stüdyo kayıtlarına da taşımak her zaman çok parlak sonuç vermeyebiliyor. Dinleyeni yoruyor, bezdiriyor. Özellikle “Arabesque” albümlerinde bu durum zirve yapmıştı ki ben şahsen bir dinleyici olarak Işın Karaca’dan hâlâ ilk albümlerindeki sükûneti bekliyorum.

Sefa Cheshmberah ise hafife alınmayacak bir ses ve şarkıcı olduğunu daha bu ilk şarkısında hemen belli ediyor. Bakalım arkasını nasıl getirecek?

ŞUBAT 2017

Altan Çetin - "Buraya Kadar"


(15 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Altan Çetin 2016 sonbaharında “Sahibinden” adlı proje albümüyle karşımıza çıkmıştı. Bu albümde Çetin’in popüler müzik tarihine yazılmış nice şarkısı yeni versiyonlarıyla, bu kez sahibinin sesinden resm-i geçit yapıyordu. İlk kez Volkan Konak’ın 2015 çıkışlı albümünde seslendirdiği “Aleni Aleni” ise 2016 boyunca en çok çalınan ve söylenen pop şarkılarından biri oldu ki “Sahibinden” albümünde bir kez de Altan seslendirmişti şarkıyı.

Popun matematiğini tamamen sezgisel yöntemlerle çözmüş, geçen yıllara rağmen kalemini güncel, etkisini hep güçlü tutmayı başarmış, enteresan bir şarkı yazarı Altan Çetin. Yeni şarkısı “Buraya Kadar” da bunu bir kez daha tescilliyor.


Ben popüler arenada at koşturan bir şarkıcı olsam bu şarkıyı Altan’dan alıp da kendim söyleyemediğim için epeyce dertlenirdim. Zira geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle tekli formatında yayımlanan “Buraya Kadar”, nice şarkıcının arayıp da bulamadığı kadar sağlam bir pop şarkısı.


Şarkının düzenlemesi yakın dönemin en yetenekli ve donanımlı genç müzisyenlerinden biri olan Ali Tolga Demirtaş tarafından yapılmış. Demirtaş bu güçlü şarkıyı tam da olması gerektiği gibi işleyerek nefis bir müzikal tat yakalamış. Yaylıların eşliği, vokaller ve akustik davul şarkıyı pop klişelerinin dışına ve ötesine taşıyor. Ayrıca Altan’ın şarkıcı olarak bugüne dek duyduğumuz en iyi performanslarından biri olabilir.

ŞUBAT 2017 

Zerrin Özer - "1 Şarkı 2 Zerrin"


(15 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Zerrin Özer’in arabesk sevdası bitmiyor, galiba hiç de bitmeyecek. Türk popunda tüm zamanların en iyi 100 albümü sıralaması yapılsa Özer’in ilk iki albümü rahatlıkla girebilirdi o listeye. Öyle yüz akı iki albümle başlamıştı kariyeri. Sonra yıllarca “Firmam bana zorla okuttu,” dediği arabesk şarkılar girdi repertuvarına. Allah için onları da hakkını vererek, taş gibi söylüyordu. Ama albüm repertuvarı oluşturma, şarkı seçme konusunda hep gelgitli, doğrusu kadar yanlışı da bol bir çizgide yürüdü yıllar boyu.


Şöyle bir bakınca, 1997’de yayımlanan albümünden çıkmış Şehrazat bestesi “Kıyamam”dan bu yana Zerrin Özer’in dişe dokunur bir “hit” çıkardığını söyleyebilmek zor. O zaman bu zaman Özer diskografisi denemeler ve genellikle yanılmalarla dolu ki bence bu dönemin en iyi ve dahi Özer kariyerinin en parlak işlerinden biri olan “Zerrin Özel” albümü de her nedense güme gitmişti. Zaten o albümden, yani 2007 yılından beri de yeni albüm yapmadı, teklilerle idare etti.

Zerrin Özer’in yeni teklisi “1 Şarkı 2 Zerrin”, geçtiğimiz günlerde Ajlan Records etiketiyle yayımlandı. Teklide "Duygularım" adlı şarkının iki farklı versiyonu yer alıyor.


Söz ve müziği Doğu Kılıç’a ait “Duygularım”, Azer Bülbül’ün ölümünden önce yayımlanan son albümüne adını veren şarkı imiş. Şarkı ilk kez bestecisinin 2005 yılında yayımlanan “Susuyorum” adlı albümünde kullanılmış, 2014 yılında ise bu defa Erkam Aydar seslendirmiş. Zerrin Özer ise şarkıyı Azer Bülbül’den dinlediğinde çok etkilenip, biraz da onun anısına hürmeten bu şarkıyı yeniden söylemek istemiş.


Buraya kadar her şey iyi hoş da ben kendi adıma şarkıyı duyduğumda Zerrin Özer’in etkilendiği kadar etkilenemedim. Zira bu, Zerrin Özer’den duyduğumuz bilmem kaçıncı aynı tarzda şarkıdan biri. Orta halli bir arabesk şarkı. Bu haliyle şarkının arabesk versiyonu (en azından arabeskin hakkını veren Selim Çaldıran düzenlemesiyle) daha iyi olsa da, içine bir miktar sert gitar serpiştirilmiş versiyonu, iddia edildiği gibi asla “rock” değil; zaten olması da mümkün değil.  


Özel hayatı, sıkıntıları, sorunları nedeniyle mesleğine bir türlü odaklanamamış, bu nedenle de dünyada bile eşi benzeri az bulunur sesini hak ettiği şarkılara verememiş olsa da kıymetlidir Zerrin Özer. Onun sesi ve şarkıcılık tekniğinin bir eşi daha çıkmadı bu topraklardan bu güne kadar (her ne kadar son 20 yıldır her ikisi de bir hayli deforme olmuş olsa bile.)


Yakın dönem röportajlarından anladığım kadarıyla Zerrin Özer başka Azer Bülbül şarkılarını da yeniden söylemeyi planlıyormuş önümüzdeki günlerde. Hiç gerek yok oysa. Keşke şöyle sağlam pop şarkılarla dolu bir albüm yapsa artık. Ona şarkı verecek besteci mi yok memlekette? (Her ne kadar malum sebeplerle pek mümkün görünmese de ilk aklıma gelen Sıla oluyor mesela.) Keşke şarkıları dövmeden, boğmadan, tıpkı eskisi gibi pırıl pırıl söylediği bir albüm olsa bu. Belki bu teklide prodüktörlüğünü üstlenen Özgür Aras, Zerrin Özer’i buna kanalize eder de biz de geç de olsa özlediğimiz Zerrin’e kavuşuruz artık.

ŞUBAT 2017

Sadık Karan - "O Yıllar"


(15 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Popun ana akım kulvarında birçok erkek solisti geride bırakacak yeterliliğe sahip olmasına rağmen kendi bildiği yolda ilerlemeyi ve kalabalığa karışmamayı tercih etti Sadık Karan. Kendi şarkılarını yazıyor, biriktirdiği sözleri kendi üslubunca söylüyor. Sadık Karan’ın yeni teklisi “O Yıllar”, geçtiğimiz günlerde Ossi Müzik etiketiyle yayımlandı.


Teklide söz ve müzikleri Sadık Karan’a ait iki şarkı var. (Hem “tekli” diyorsunuz hem iki şarkı var diyeceklere hatırlatayım: İcat olunduğundan beri 45’lik plaklar ve içinde aynı şarkının birden fazla “remix” versiyonun olduğu CD’lere “single” denilmektedir. Bu, kelime anlamı değişmiş olsa da kabul görmüş bir tabirdir.)


Teklideki iki şarkıdan biri olan “O Yıllar”ın düzenlemesi Ender Çabuker’e, diğer şarkı “Unutacağım”ın düzenlemesi ise Mert Ali İçelli’ye ait. Her iki düzenlemede de şarkıların doğası gereği akustik öğeler ön planda.


“O Yıllar” hem melodik yapısı hem de sözleri ile “orta yaşlı” bir şarkı. “Bugünkü aklım olsaydı” diyor özetle Sadık Karan. Herkesin hayatının bir döneminde aklından geçirdiği, geçireceği bir düşüncenin şarkı hâli yani. İster bireysel algılayın, ister içinde yaşadığımız ülkenin değişimin, dönüşümüne yorun. Her halükarda dokunaklı, bir o kadar da naif.


Şarkının bugünün popüler müziği içerisinde, mevcut pop listelerinde karşılığı pek yok gibi. Çünkü pop müziğin çarkının döndüren ergen ve ergenin bir üstü kitleye hitap eden cinsten değil. Ama başta da söylediğim gibi Sadık Karan bu kaygıları zaten geride bırakmış bir müzisyen.


Bununla birlikte hazır bu derece efkârlanmış iken oldu olacak şarkının dokusuna uygun, alaturkası daha koyu (belki tamamen alaturka sazlarla çalınmış) bir versiyonu daha olsa idi bu şarkının diye düşünmedim değil. Hatta bu şarkıyı keşke Sibel Can fark etse de alıp söylese bile dedim içimden. Çok yakışırmış onun sesine.

Teklideki diğer şarkı “Unutacağım” ise klasik gitar yürüyüşü ve inceden arabesk melodisiyle, ‘90’lar tadında, kulağı dolduran bir aşk/ayrılık şarkısı.

ŞUBAT 2017 

Tuna Kiremitçi - "Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları"

FARKLI BİR PROJE ALBÜM


(13 Şubat 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Uzunca bir süre bir parçası olduğu Atlas macerasının sona ermesinden sonra Tuna Kiremitçi’nin müzikte nasıl bir yol izleyeceğini öğrenmemiz için çok zaman geçmesine gerek kalmadı. 2016 Temmuz ayında Pamela ile düet yaptığı “Uçmak İstiyorsan” adlı şarkı servis edildi önce, sonra arkası geldi. Periyodik bir biçimde sunulan düet şarkılar, “Tuna Kiremitçi ve Arkadaşları” projesinin parçalarıydı. Projenin aynı adlı albümü ise Ocak 2017’de Pasaj Müzik etiketiyle yayımlandı.


Albümde yer alan 10 şarkının 5’i tanıdık. Kiremitçi’nin ilk grubu Kumdan Kaleler döneminden “Bu Aşk Burada Biter” ve “Sana Dair”, ilk ve tek solo albümünden “Birden Geldin Aklıma”, Atlas döneminden “Bana Sebepsin” ve “Bu Kaçıncı Sonbahar” daha önceden bildiğimiz Kiremitçi şarkıları. Bunların tamamı gibi diğer 5 şarkının söz ve müzikleri de Tuna Kiremitçi’ye ait (Ataol Behramoğlu’nun şiiri “Bu Aşk Burada Biter” hariç.)


Düetlerde ise sırasıyla Pamela, Özge Fışkın , Öykü Gürman, Gülçin Ergül, Jehan Barbur, Yıldız Tilbe, Sena Şener ve Gülay’ın yanı sıra oyuncu olarak tanıdığımız Gonca Vuslateri ve Gökçe Bahadır var.


Yazarlığı, köşe yazarlığı, sinemacılığı ve şarkıcılığı hakkında olumlu ya da olumsuz bir şeyler söylenebilir, söylenmiştir belki ama kabul etmeli ki Tuna Kiremitçi iyi bir şarkı yazarı. Güzel ve etkili melodiler, şiirli sözler buluyor, yazıyor ve bunu daha çok genç olduğu ilk dönemlerinden beri yapıyor. Haliyle bu albüm de öncelikle şarkılarının gücü, Hüseyin Cebişçi, Cihangir Aslan, Efe Demiryoğuran ve  Evren Arkman’ın imzaları bulunan akustik düzenlemeleri ve elbette renkli bir skaladaki konuk solistleriyle dinleyeni başından sonuna dek avucunda tutmayı başarıyor.


Bir kere proje albüm kategorisinde bu albüm tek başına fikir olarak bile çok zekice ve farklı. Albümü birden ortaya sürmektense şarkıları tek tek servis ederek ilgiyi sıcak tutmak fikri de öyle. Şarkılar için çekilen kliplerin birbirine çok benzer olması, albümle birlikte verilecek bir DVD için makul olsa da, periyodik olarak servis edildiğinde o benzerlik algısının dezavantaja dönüşme riski ise bence işin aksayan tarafı idi. Bir de kliple servis edilen şarkıların tüm dijital platformlarda eşzamanlı satışa sunulmaması da kafa karışıklığı yaratttı.


Bununla birlikte her bir şarkının (düetin) tek başına servis edilebilecek güçte olması, projenin en büyük avantajı oldu kuşkusuz. Çok kişinin “Bu da çok iyi,” dediğine, yazdığına şahit oldum bu süreç içerisinde.


Şarkı yazarlığında çıtayı daha en baştan yüksek tutmuş Tuna Kiremitçi’nin şarkıcılık anlamında ise Kumdan Kaleler’den bu yana çok farklı bir noktaya geldiğini söylemek mümkün. Aşağı yukarı Atlas ile birlikte başlayan daha olgun, daha gevrek ve kırçıllı şarkı söyleme biçimini bu albümde de sürdürüyor Kiremitçi. Bu “old school rock star” edası yakışıyor da şarkılarına. Tabii bu defa Atlas şarkılarındakine kıyasla daha yumuşak ve daha sakin. Bu haliyle de yer yer İlhan Şeşen’i anımsattı bana (“Bana Sebepsin” de özellikle.)


Albümde en çok Pamela düeti “Uçmak İstiyorsan” ve Gülay düeti “Varsın Bu Dünyada”yı sevdim. Pamela da Gülay da söyledikleri her şarkıya katma değer ilave eden şarkıcılar ve Kiremitçi ile ortaklıkları da müthiş sonuç vermiş. Yanı sıra Özge Fışkın düeti “Bana Sebepsin” ve Yıldız Tilbe düeti “Yine Sevebilirim” favorilerim arasında yer aldı. Hem Gonca Vuslateri hem de Gökçe Bahadır’ın değme şarkıcıları aratmayan performanslarını sevdim. Buna karşın içeriğin bütününde ayrık otu gibi duran Öykü Gürman düeti “İyi Şeyler”, albümde en az sevdiğim şarkı oldu. Öykü Gürman şüphesiz iyi bir şarkıcı ama bu klasmanda doğru yerde değilmiş gibi duruyor.


Yavuz Meyveci’nin kapak fotoğrafı ve Berkcan Okar’ın beyaz rengin hâkim olduğu minimalist kartonet tasarımı ile satışa sunulan albüm bir bütün olarak günümüzde giderek azalmakta olan albüm konseptinin ne kadar doyurucu, ne kadar dolgun ve de müzikseverler için ne kadar vazgeçilmez olduğunu hatırlatıyor bir kez daha. 

ŞUBAT 2017 

Simge - "Prens & Prenses"


(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Melodi kıtlığı var artık. Azıcık dişe dokunur bir melodi bulan “beste yaptım” diye seviniyor. Aranjörler “intro” melodisi yazmaya zaten gerek duymuyor, şarkının melodik örgüsü ne kadar basit ve kısa olursa kopyalayıp yapıştırması o kadar kolay olacak diye memnun oluyor.


Neyse ki hâlâ yaptığı işi severek yapan, müziğe kafa yoran, emek harcayan müzisyenler var. Simge ve Ozan Bayraşa ikilisi bu kategoriye giriyor. “İkili” diyorum çünkü bugün Simge’nin bulunduğu kulvarda koşuyor olmasında Ozan Bayraşa da azımsanmayacak bir pay sahibi. Zaten yollarına beraber devam ediyorlar uzunca bir zamandır. Her yaptığı işle görüyoruz ki Ozan Bayraşa yetenekli ve donanımlı bir müzisyen olmasının yanı sıra, yaratıcı, yeniliklere açık ve zeki bir aranjör. Simge’nin ne istediğini bilen, yerini sağlamlaştırmak için kısa ve ucuz yolları tercih etmeyen bir solist olmasını da üzerine koyarsanız, bu ikilinin yakın gelecekte neler yapabileceğini tahmin etmek zor olmaz.


Daha önce de ortak şarkılara imza attıkları Ersay Üner’in yeni bir şarkısını seslendirmiş bu defa Simge. “Prens & Prenses” adlı şarkı geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.


Ersay Üner sadece “atarlı” şarkıların yazarı olmadığını, hatta bu türü yazdığı şarkılarla neredeyse tek başına yaratmış olmasına rağmen, uçucu ve eğlenceli şarkılar kadar kalıcı ve sağlam şarkılarla kendi kendinin anti-tezi de olabileceğini çoktan ispat etti. “Prens & Prenses” tam da bu minvalde bir şarkı. Melodisi güçlü, etkili, sözleri dokunaklı, sağlam bir pop şarkısı.


Ozan Bayraşa’nın daha “intro”da kulağı kavrayan, etnik sazları tam dozunda kullanırken bir yandan da dünya standartlarında bir ritim ve armoni anlayışının peşinde koştuğu düzenlemesi ve Simge’nin son derece yalın, temiz, abartısız ve şarkının duygusunu dinleyiciye birebir geçiren yorumu ile “Prens & Prenses” genel geçerin çok üzerinde bir yerlerden ses veriyor.


Şarkıya yine iddialı ve belli ki pahalı bir klip çekilmiş tıpkı “Miş Miş”, “Yankı” ve “Kamera”da olduğu gibi. Klipte yaratılan atmosfer (bu zamanda çekilen nice klibin tam aksine) şarkıya doğru ve güçlü bir efekt veriyor ki bu da büyük bir avantaj olmuş.

Simge bu şarkıyla kendi kulvarında biraz daha önce çıkıyor. Hatta “Yankı” ve “Prens & Prenses”i yan yana koyarsak kendine yeni bir kulvar açıyor bile diyebiliriz.  

ŞUBAT 2017

Selami Bilgiç Feat. Soner Arıca - "Dönsen Bile"


(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

‘90’larda işe radyoculukla başlayan Selami Bilgiç, doğduğu şehir Eskişehir’den İstanbul’a geldikten sonra kulüpler de “dj”lik de yapmaya başlamış. O zaman bu zaman her iki alanda çalışmaya devam ederken kendi sektörlerinin önemli isimleri ve markaları ile bir araya gelmiş. 2014 yılında Serdar Ayyıldız ile birlikte hayata geçirdiği İstanbul Dj Akademi ise halen faaliyetini sürdürüyor.


Bugüne dek bir çok albümde “remix”lerini gördüğümüz Selami Bilgiç, geçtiğimiz yıl ise yine Serdar Ayyıldız ile beraber “Çocuk Diskosu” projesine imza atmıştı. Selami Bilgiç’in yeni projesi ise bir “cover oldu. Soner Arıca’nın seslendirdiği “Dönsen Bile”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.


Teklide sözleri Ülkü Aker’e, müziği Yunan besteci Yannis Markapoulos’a ait şarkının üç farklı versiyonu yer alıyor. Orijinal ve “Lounge” versiyonların yanı sıra, Selim Öztürk tarafından yapılmış bir de “Akustik” versiyon var.


“Dönsen Bile” ilk kez Nilüfer tarafından seslendirilmişti. Nilüfer’in 1982 yılında yayımlanan “Sensiz Olmaz” adlı albümünde 5 “cover” ve 6 yeni şarkı vardı. Bu albüm öncesi 1979 ve 1980 yıllarında alaturka – arabesk türlerini kendi tarzınca deneyen Nilüfer, bu albümün “cover”larıyla o denemelerine devam ederken, yeni şarkılarıyla da ‘70’li yıllarda onu meşhur eden formülü uyguluyor, Ülkü Aker’in Türkçe sözlerini yazdığı yabancı (ağırlıklı Grek) orijinli şarkılarla alışageldiğimiz Nilüfer tarzını sürdürüyordu. “Dönsen Bile” o şarkılardan biriydi işte.


Şarkıyı Ferdi Özbeğen, Şehriban Gül, Seren Serengil, Nila, Nejat Alp ve Seda Sayan da seslendirdi daha sonra. Nilüfer ise, nedendir bilinmez, 1982 yılından bu yana hiç tekrar seslendirmedi.

Bu Ege havalı, sıcak melodili, kıvrak ritimli şarkının Selami Bilgiç tarafından yapılmış yeni versiyonu ise doğal olarak kulüp müziği mantığında kurgulanmış. Temiz, gürültüsüz, şarkıyı tepetaklak etmeyen bir düzenleme. “Akustik” ve “Lounge” versiyonlar ise bugüne dek yapılmış onca versiyondan farklı olarak şarkıyı yavaş tempoda sunuyor dinleyene ki bence çok akıllıca olmuş bu versiyonları yapmak.


Vurgulanması gereken bir detay da Soner Arıca’nın farklı yorumları. Malum, bir şarkının farklı versiyonları genellikle aynı “vocal edit” üzerine yapılır. Tempo yavaş da olsa, hızlı da, ritim oryantal de olsa “house” da, şarkıcıyı aynı biçimde duyarız. Olsun olsun sesin “pitch”i artırılır bazen. Oysa Soner Arıca bu şarkının yavaş ve hızlı versiyonlarını farklı biçimlerde okumuş. Hızlıda daha dinamik, daha sert ve agresif, yavaşta ise tam aksine gayet “soft” ve romantik. Bir şarkının nasıl farklı biçimlerde yorumlanabileceğine dair güzel bir örnek çıkmış ortaya.

ŞUBAT 2017

Derya Uluğ - "Canavar"


(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

Çok şahane bir kelime buldum, “canavar”. Hadi bundan bir şarkı yazalım.

Nefis bir atar cümlesi buldum, “ensem ona dönük, oraya konuşsun.” Hadi bundan bir şarkı yazalım.


Ayıp değil. Pop müzikte pekala bu formülle de şarkı yazılır, yazılmıştır, yazılacaktır bundan sonra da. Ama bu formülde mesele, bulduğunuz slogan kelime ya da cümleleri şarkıya yedirmektir. Yediremezseniz sırıtır, havada kalırlar çünkü. Tıpkı Derya Uluğ’un yeni şarkısı “Canavar”da olduğu gibi.


Uluğ’un ilk şarkısı “Okyanus”, 2016’nın “hit” pop şarkılarından biri olmakla kalmadı, Derya Uluğ ismini de doğrudan tanınır kıldı. Amenna. Öyle ki “Okyanus” hemen arkasından gelecek ikinci bir şarkıyı da şüphe götürmeden önüne katacaktı, bu çok açıktı. Oysa Derya Uluğ (ya da prodüktörü, ekibi) ikinci şarkı için acele etmedi hatta geç kaldı. Rüzgârın etkisi azaldı, ülke gündemi değişti, mevsim döndü vesaire… Hepsinden önemlisi beklenti yok yere yükseldi.


DMC etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan, söz ve müziği Derya Uluğ ve Asil Gök, düzenlemesi Ozan Çolakoğlu imzası taşıyan “Canavar”, dijital verilere göre güçlü bir çıkış yapmış gözükse de “Okyanus” gücünde bir şarkı değil. Çünkü “Okyanus”a güç kazandıran neler varsa “Canavar”da onlar eksik.


Derya Uluğ’un sesi teknik olarak benzesin ya da benzemesin nicedir sesi soluğu çıkmayan ve bu anlamda o kulvarda bir boşluk yaratan Ebru Gündeş’i ve özellikle onun çok sevilmiş ‘90’lı yıllarını anımsatıyordu “Okyanus”. Söz ve müziğin çok iyi örtüştüğü, öpüştüğü, bu nedenle de dile kolay gelen, kolay söylenen, ezberlenebilen bir şarkıydı. Poptan büsbütün uzağa düşmeden, dozunda alaturka-arabesk havası, Uluğ’un vokal biçiminin de etkisiyle geniş bir dinleyici kitlesini aynı şarkının çatısı altında toplayabilmişti.


Oysa “Canavar” öncelikle söz ve müziğindeki uyumsuzlukla zorluyor dinleyeni. “Kendime bir canavar ediniverdim,” neresinden baksanız bir popüler şarkı cümlesi için çok zorlama, sadece “canavar” kelimesini kullanmak için yazılmış gibi. “Elime sağlık ben ne halt ettim,” çok sevimsiz. “O canavar benim şaheserim,” çok tıka basa söz. Tüm bu sözler geçip giderken duyduğunuz melodi ve ritim ise  (Ozan Çolakoğlu düzenlemesine rağmen) ortalama bir pop-arabesk-alaturka şarkının üzerine çıkmıyor. Klipteki şatafatlı görsellik ise şarkıyla en ufak bir ilgisi olmaksızın, tamamen başka bir telden çalıyor.


Derya Uluğ tam da bu ülkenin seveceği bir ses. Bugün tutsa, eskiden sevilmiş şarkılardan oluşan bir albüm yapsa, birçok “star”ın albümünden daha fazla satabilir. Bu tamamen onun ses tınısı ve şarkı söyleme biçimi ile ilgili bir artı. Ancak bunun üzerine şarkı yazarlığını da koymak istiyorsa (ki “Okyanus” şüphesiz bu cesareti verdi ona) daha özenli ve dikkatli davranması gerekiyor. Ben her şeye rağmen Uluğ’un “artık ne yapsam tutar” düşüncesine kolay kapılmayacak kadar donanımlı ve akıllı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de “Canavar”ı es geçiyor, bir sonraki hamlesini bekliyorum.

ŞUBAT 2017

Deniz Tuzcuoğlu - "Kader İzmir'den Yana"


(6 Şubat 2017 tarihinde www.hayatmuzik.com 'da yayımlanmıştır.)

“İçi beni dışı seni yakar” bir şehir İstanbul. Sevenine de şarkı yazdırıyor, sevmeyenine de bu yüzden. İzmirli müzisyen Deniz Tuzcuoğlu da 1998’den bu yana yaşadığı İstanbul’a karşı hissettiklerini İzmir’e gönderme yaparak anlatmış.


“Kader İzmir’den Yana”, uzun süredir müzik piyasasının içinde olan, dizi ve filmlere yaptığı müziklerin yanı sıra Dört X Dört grubunun solisti olarak tanınan Deniz Tuzcuoğlu’nun ilk solo teklisi. Tekli geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı.


Aslında Tuzcuoğlu’nun hikâyesinde tam tersi bir durum söz konusu. Yani kader İstanbul’dan yana olmuş ve nice İzmirli meslektaşı gibi o da valizini alıp İstanbul yollarına düşmüş yıllar önce. Özellikle içinde doğup büyüyenlerin fanatizm seviyesinde sevdiği, farklı bir şehirdir İzmir. Havası, suyu, kültürü, hatta dili ile bir başkadır. Deniz Tuzcuoğlu’nu yakından tanıyanlar iyi bilir İzmir sevdasını. İlk solo teklisi için kendi yazdığı bu şarkıyı seçmesi de şüphesiz tesadüf değil.


Kaldı ki bence mesele İzmir ya da İstanbul da değil. Şarkı bu iki şehrin adını kullanırken aslında “İzmir mi İstanbul mu?”dan daha derin bir soru soruyor çünkü. İnsanların kaderi doğdukları şehirde midir, yoksa doydukları şehirde mi? Ya da bir şehirde yaşamak için “doymak” yeterli midir?


Tuzcuoğlu’nun yıllardır birlikte müzik yaptığı Dört X Dört bir “rock” grubu. Bu şarkı ise tamamen başka bir müzikal formda, alaturka pop havasında, demlenmelik, dinlerken kadeh tokuşturmalık bir şarkı. Böylesi şarkıları “rock” grubu olarak tanıdığımız gruplar da yapıyor artık biliyorsunuz. Deniz Tuzcuoğlu ise grubun müziğinden tamamen bağımsız bu şarkısını gruba adapte etmek yerine solo seslendirmeyi tercih etmiş. Olması gereken de bu değil midir zaten? Solo yaptığınız işin grupla yaptığınız işten farkı olmayacaksa ne gerek var?


Deniz Tuzcuoğlu’nun dolgun ve tok vokali, Tuzcuoğlu’nun yanı sıra Alp Tiner’in de imzası bulunan temiz düzenlemesi ve farklı şarkı sözleriyle “Kader İzmir’den Yana” Deniz Tuzcuoğlu’nun solo kariyeri için parlak bir başlangıç olacak gibi görünüyor.

ŞUBAT 2017

Aşkın Nur Yengi - "Aşk'tan Olsa Gerek"

HER YILA BİR ŞARKI


(6 Şubat 2017 tarihinde Milliyet Sanat dergisi internet sitesinde yayımlanmıştır.)

Türk popunun 90 sonrası kuşağında en iyi şarkıcılardan biri olduğuna kimsenin şüphe duymadığı Aşkın Nur Yengi, kendi kulvarında ön saflarda koştuğu ‘90’lar geride kaldıktan sonra ne yazık ki aynı ivmeyi gösteremedi. En son ne zaman bir Aşkın Nur Yengi şarkısı herkesin diline düştü, liste başlarından inmedi diye bir dönüp baksak, epeyce gerilere gitmemiz gerekiyor. Elbette “hit” şarkı çıkarmak, çok satmak, çok gündemde olmak başarı için tek kriter değil ama popüler müziğin kantarı bunları da tartıyor ne çare.


Kaldı ki iki albümün arasını altı yıl açmak bile tek başına günü kaçırmak anlamına gelebilir popüler müziğin takvimine baktığınızda. 2010 yılında son albümünü yayımlayan Aşkın Nur Yengi, yeni albümünü 2016 Kasım ayında piyasaya sürdü. Sony Müzik etiketiyle yayımlanan albüm “Aşk’tan Olsa Gerek” adını taşıyor.


Aslında beş şarkıdan oluşan bir mini albüm bu ve geride kalan altı yıl içerisinde Aşkın Nur Yengi her yıl ancak bir şarkı bulabilmiş gibi bir yargıyı ve hayal kırıklığını da beraberinde getiriyor. Milliyet Sanat dergisi için röportaj yapmaya oturduğumuzda yüzlerce şarkıyı eleye eleye beş şarkılık bir albüm yapma noktasına geldiğini anlatmıştı Yengi. Anlaşılan oydu ki ‘90’lardan bu yana çok değişmiş müzik piyasası ilişkileri, anlayışlar, bir şarkı ya da albümün oluşum sürecine dair karşılaştıklarıydı buna sebep. Aynı Aşkın Nur Yengi seçtiği bazı şarkıları ve o şarkıların aranje biçimlerini de güne uyum sağlamak için seçtiğini saklamıyordu. Sektörün bugününe uyum sağlamadan müziğin bugününe uyum sağlamaya çalışmak pek mantıklı değildi oysa.


Nitekim albüm de bu ikilemin izlerini fena halde taşıyor. Bir yanda ‘90’lardaki çizgisinde (bir adım önde ya da geride de değil) bir Aşkın Nur Yengi, bir yanda gençleşmeye çalışan bir Aşkın Nur Yengi var bu albümde. Sözleri Şebnem Sungur’a, bestesi Gökhan tepe’ye ait “Çağırma Lütfen” ve söz ve müziği Ayla Çelik’e ait “Elin Oğlu”, klasik Aşkın Nur Yengi formatını sevenleri kalbinden vurabilecek güçte şarkılar. Yengi’nin 2000’lerin ortalarında kapılmaya başladığı tiz vokal tekniğinden bu defa kaçındığı da göz önüne alınırsa, pekala ‘90’lı yıllar Yengi şarkılarının tadını almak mümkün bu iki şarkıda. Her iki şarkının Erhan bayrak düzenlemeleri de bu minvalde zaten.


Ancak albümün açılışında yer alan ve (Yengi’nin söylediğine göre gençleri yakalamak adına) çıkış şarkısı olarak seçilen Soner Sarıkabadayı şarkısı “Altın Kaplama”, yüklendiği misyonu taşıyabilecek güçte bir şarkı değil. Sertab Erener de ciddi anlamda düşüşe geçtiği bir dönemde Soner Sarıkabadayı şarkıları ile tekrar parlak bir çıkış yakalamış ve sahiden de ibreyi dönemin genç kitlesine doğru çevirmeyi başarabilmişti. Ama Sarıkabadayı – Yengi işbirliğinin aynı sonucu vermesi pek mümkün görünmüyor. Hem şarkının gücüyle ilgili bir şey bu, hem de Yengi’nin duruşuyla. Mesela şarkıya çekilen klipteki Aşkın Nur Yengi’nin görüntüsü bile tek başına genç bir imaj vermekten çok uzak (ki Yengi uzun yıllardır işli, süslü kostümlerle Günay sahnesine çıkan assolist görünümünde malumunuz.)


Benzer sebeplerle söz ve müziği Ayla Çelik’e, düzenlemesi Erdem Kınay’a ait “Hafta Sonu” da radyoların, kulüplerin “playlist”lerine girmeye uzak görünüyor ki albümde Yengi’nin gençleşme misyonu yüklediği bir diğer şarkı da bu.

Düzenlemesi Erhan Bayrak tarafından yapılan bir diğer Ayla Çelik şarkısı “Bi’ Sebepten” ise 20 yıl kadar geç kalmış bir “hit” adayı. ’95-’96 yıllarında çıkmış bir kasette A1 olabilecek bu şarkının ne çare ki bugün pek bir şansı yok.


Sözün özü, iyi bir şarkıcıdan eli yüzü düzgün beş şarkı dinlediğimiz bir albüm bu. Söz konusu Aşkın Nur Yengi olmasa bu kadarına da razı olabilirdik belki ama özellikle yıllardır Yengi’yi hak ettiği yerde tekrar görmek isteyenler için ne heyecan yaratıcı ne de tatmin edici.

Her zaman iyi fotoğraflar çekmiş Tamer Yılmaz’ın Photoshop estetikli Aşkın Nur Yengi fotoğraflarına ise hiç girmiyorum.

Kontrol kaygılarınız profesyonelliğinizin önüne geçiyorsa ne iş yaparsanız yapın işiniz zordur. Sosyal medya kullanmayı reddetmek dâhil, olan bitenle, gündemle bu kadar kopuk, bu kadar steril yaşamak ve bir yanda popüler müzik yapmak da zordur. Aşkın Nur Yengi’nin de işi zor görünüyor. Kendisi bunun ne kadar farkında, o da ayrı mesele.

ŞUBAT 2017